15 Aralık 2013 Pazar

Muhteşem Bir Şekilde Tasarlanan İnsan


Muhteşem Bir Şekilde Tasarlanan İnsan

 

   İnsanlar şöyle bir robot yapabilir mi? :

 

   Gören, işiten, düşünen, konuşan, ağlayan, hisseden, aşık olan, yüz metreyi on saniyede koşan, yüzebilen, saçları uzayabilen, kazayla yaralansa kendi kendine yarası deriyle kapanan, araba kullanan,... 

 


Elleri ile hertür işi yapabilen, bir lokma yemekle gerekirse bütün gün çalışabilen, bilgisayar kullanan, futbol oynayan, yeni şeyler öğrenen ve öğrendiğini tatbik eden, milyonlarca anıyı fotoğrafik hafızaya alan, ...

 

Rüya gören, ibadet eden, beste yapan, şiir yazan ..... herkesin aklına yüzlerce özellik gelmiştir eminim. 

 

   İnsanlar robotları yaparken kendi özelliklerine, yani insana benzetmişlerdir.

 

Ama Allah insanları, hayvanları, tabiatı yaratırken hiçbir örnek olmadan yaratmıştır.

 


Düşünsenize, insanlar iki ayağının üstünde dik bir şekilde yürüyor. Oysa bir inek, koyun dört ayağı üzerinde yere paralel biçimde yürüyor.

 

Yılan, kertenkele gibi hayvanlar yerde sürünüyorlar. Bunlar gibi hayvanlar karada nefes alıyorlar. Ama birde denizde suyun içinde yaşayan canlılar vardır. Onlarda sudan çıkınca yaşayamıyorlar.

 

   Yukarıda saydığımız bütün bu mükemmel tasarıları yapan Yüce Tasarımcı (c.c.) acaba bunları boşuna mı yaratmıştır?

 

“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin! “ (Sad suresi, 27. ayet)

 

Hayatın gayesini ve Allah’ın biz kullarından istediği nedir öğrenmek için öncelikle inşallah Kuran’ın Türkçe Mealini okuyalım.

 

Kuran meali iki paket sigaradan ucuzdur.

 

Bazı namazını kılanlar bile Fatiha’nın anlamını bilmiyorlar...

 
 
 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

11 Aralık 2013 Çarşamba

Fıkra gibi olay


Fıkra gibi olay

 

Başlıktaki olayı anlatmadan önce şunu belirteyim:

 

Bazen, bir dostumdan aldığım HTC marka akıllı cep telefonuma yüklenebilecek güzel uygulamalara bakarım. Bunun için sık sık Google Play Store isimli uygulamayı açarım ve en çok indirilen programlara göz atarım.

 

Geçenlerde yine Google Play Store’u açtığımda Books isimli yeni bir kategori gördüm. Yani kitaplar... Laptop’ı açınca araştırdım. ABD’de artık kitaplar tablet ve android ve iphone’lar için internetten satılıyormuş.

 

Yani artık yanımızda kitap taşımayacağız. Otobüste, trende, uçakta, tatilde her yerde cep telefonumuzda rahatça kitap okuyabileceğiz. İnternetten yaptığım araştırmaya göre Türkiye’de henüz birkaç yayınevi dışında başlamamışlar.

 

Biliyorsunuz, benim internet üzerinde hayat hikayemi anlattığım bir kitabım var. Ben nasıl dijital kitap yapıldığını araştırdım, ingilizce bildiğim için okudum, öğrendim.

 

İşte ben iki haftadır sayfa üzerindeki kitabımı, resimleriyle birlikte Ebook yapmak için uğraşıyorum. Biraz vaktimi alıyor. Sanırım birkaç hafta daha devam edecek.

 


Şu an dört beş yıl önce yazdığım henüz yayınlamadığım yedek 6-7 yazım bulunuyor. Yeni yazı yazamazsam onlardan yayınlayacağım inşallah...

 

Biliyorsunuz ben bir yılı aşkın süredir haftada iki yazı yayınlıyorum. Kitabımı bitirince android ve tabletler için Köşe Yazılarım diye bir Ebook daha hazırlamak niyetindeyim Allah nasip ederse... Şu an 128 yazı yayında...

 

Tabi bunlar parayla satılmayacak, Free olacak, isteyen ücretsiz indirip okuyabilecek. Allah rızası için, faydalı olayım diye yapıyorum inşaAllah...

 

Kitabımı bitirince akıllı telefonunuz veya tabletinizde nasıl okuyacağınızı ve kitabımın Ebook haline nasıl ulaşacağınız hakkında yazacağım inşallah...

 

Başlıktaki olaya gelirsek, bunu Facebook’taki memleketim Ereğli-Konya sayfasında okudum. Paylaşmak istiyorum, beraber gülelim. Sanırım hemşehrim, olayın olduğu o an akıllı telefonundan yazmış bu mesajı...

 

Üyemizin fıkra niteliği taşıyan yaşamış olduğu "O AN" (bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz)

“Şuan fıkra gibi bir durum yaşıyorum. Ulusoy firmasından İstanbul'dan Konya'ya gitmek için bilet aldım.

 

Aksilik gibi her zaman kontrol ettiğim bileti bu sefer kontrol etmedim.

Normalde İstanbul-Konya 8 saat sürmesi gerekirken yolculuğumun 12 saatini aşmış bulunmaktayım,

 

Bu işte bir terslik var dedim ve biletime baktım.

Perondaki Rizeli biletçi sağolsun Konya yerine Tonya yazmış,

 

Şimdi Konya niyetine Tonya'ya gidiyorum…

Sinirden gülme krizine girdim, bu günü hiç unutmayacağım :)))) “

 

 

Celal Çelik                    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 



 

8 Aralık 2013 Pazar

Neden yanlış şıklar verilir?


Neden yanlış şıklar verilir?

 


Bu başlığın seçiliş nedenini yazıyı okuyunca anlayacaksınız inşallah.

Öncelikle, hepimiz kuşkusuz Allah’a inanıyoruz, değil mi?

 

Bir an düşünelim : Bu bilgisayarın klavyesindeki harflere rastgele basılsa, Word’de bu kelimelerin, cümlelerin, paragrafların yani bu yazının oluşması imkansızdır, değil mi?

 

Bir köy bile muhtarsız olamazken; nasıl oluyor da şu koskoca kainattaki muhteşem sanat ve kusursuz düzen kendi kendine, sahipsiz, idaresiz olur?

 

8 Mp kameralı cep telefonumuzu bile tasarlayan mühendisler varken, elbette 257 megapiksellik kusursuz gözümüzü de yaratan vardır. O yaratıcı ALLAH’tır.

 


Tamam zaten Allah’a inanıyoruz; peki Hz Muhammed’e SAV ve Kuran’a inanıyor muyuz?

 

Çevremde gözlemlediğim kadarıyla, bu konuda inancımız zayıf... Eğer Kuran’ı düşünerek ve anlayarak okusaydık, -türkçe mealini bile- Kuran’ın insan sözü olamayacağını anlar ve otomatikman peygamberimizin SAV Allah’ın elçisi olduğuna iman ederdik.

 

Yaşadığımız dünya hayatını, kime sorsak burası yalan dünya, hepimiz imtihandayız diyor. Evet öyle, zaten bu gerçeği şu ayetler açıklıyor:

 

“Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.” (İNSAN/2)

 

“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (MÜLK/2)

 

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (ENBİYA/35)

 

“Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.” (KEHF/7)

 

“Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (BAKARA/155)

 

Tamam, dünyanın imtihan için olduğunu biliyoruz. Fakat, ne için ve ne ile imtihan oluyoruz? Gerçi bilmek ayrı, ona göre yaşamak ayrıdır, neyse...

 

Allah, insanları dünyaya imtihan etmek için göndermiştir. Peki ne ile mücadele edeceğiz? İçimizdeki kötülüğü emreden nefis ve göğüslere vesvese veren şeytanlar ile ...  

 

Zaten Peygamberimiz SAV bir savaştan Medine’ye dönünce demiştir ki “Küçük cihattan büyük cihada geldik“ Yani nefis ile savaşa...

 


Ama şeytanında, nefsimizinde hiçbir gücü yok. Şeytan sadece kulağımıza vesveseler fısıldıyor, nefis ise sürekli istek ve arzu gibi dürtüler yolluyor.

 

Allah, insana irade yani seçme hakkı verdi. İşte biz bunların telkinlerine uyma ya da uymamayı seçiyoruz. Ona göre melekler ellerindeki tablete günah yada sevap kaydediyorlar. İşte imtihanımız budur.

 

İmtihan sonucu, mahşerde büyük mahkemede belli olacak. Sevaplarımız, günahlarımızdan ağır ise cennete; değilse cehenneme götürüleceğiz... -Allah korusun-

 

“İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.” (BAKARA/82)

 

“Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.” (A'RAF/36)

 

Dünyanın imtihan yeri, ne için ve ne ile imtihan olduğumuzu da biliyoruz fakat nasıl imtihan olduğumuz ise yazının başlığı ile ilgilidir.  

 

Bir an düşünelim, üniversite sınavındayız. Soru şu: Türkiye’nin en uzun akarsuyu hangisidir?

A) Yeşilırmak B) Fırat C) Kızılırmak D) Dicle

 

Elbette doğru cevap Kızılırmak’tır. Diğer yanlış olan şıklar, öğrencinin konuya çalışıp çalışmadığı test etmek için aslında bilinçli olarak yanlış verilmiştir.

 

Rabbimiz, bizi dünya imtihanında etrafımızdaki herşeyle deniyor ve üstelik her olayla da... Kuran’da Rabbimiz mal, evlat, eş, vs. herşey imtihan vesilesidir, diyor. (Tegabün suresi, 14,15. ayet)

 

Mesela bir gencin patronu ateist biriyse, ona şirin görünmek için namazı bırakıyor. Genç, rızkını verenin patronu olduğuna inanırsa, bu şirktir.

 

Geçen Facebook’ta inançsız bir genç şunu paylaşmış: Madem Allah herşeyi bizim için yarattı. Domuz eti ve içki neden haram olsun ki? Ona yorum yazmadım ama yazsaydım şunu derdim:

 

Evet Allah herşeyi bizim için yarattı ama bazı yarattığı şeylere bizi sınamak için yasak koydu. Bunları yapmayın, dedi. Ben içmiyorum çünkü Rabbim istememiş dersin, itaat edersin. Ama helal olan içecekler o kadar çok ki...

 

Kahve, soda, meyve suyu, ayran, kola, gazoz ve ÇAY varken değil mi?...

 

Şeytan ve nefsin telkinlerine acizane birer örnek vereyim. Mesela Facebook’ta bir arkadaşımın paylaştığı güzel kadın göğüs dekoltesini gördüğüm o an:

 

Resmi gördüğüm ilk o saniye şeytan fısıldıyor, dur geçme, iyi bak şu güzelliğe... Ben hemen sayfayı kaydırıp o resme bir daha bakmıyorum...

 

Hz. Peygamber SAV Hz. Ali'ye şöyle buyurmuşlardır: "Ya Ali, ilk bakıştan sonra ikinci kez bakma. İlk bakış bağışlanabilir, ama ikincisi değil", (Tirmizi, İmam Ahmed, Ebu Davud, Darımî)

 

Nefsimiz de içimize sürekli istekler gönderir. Hadi acıktım yav, hamburger al, kola al, cips al, dondurma al, baklava al vs. ... Atalar diyor ya, insan nefsini ancak toprak doyurur.

 

Ancak Rabbimiz bizi dünyadaki bu imtihanımızda yanlız bırakmamıştır. Euzu-besmele çekip Allah’a sığınınca, şeytanın şerrinden koruyor.

 

Nefis ile mücadele etmemiz için, Rabbimiz bizi Ramazan’da bir ay kampa alıyor. Gözümüzü, dilimizi haramdan, ve nefsani dürtülerden kurtulmayı öğrenmemiz için, Allah bize, bir ay oruçla tabiri caizse idman yaptırıyor.  

 

Allah hepimize imtihanımızın sonuna kadar, doğru şıkları şeçmemizi nasip etsin..

 

Celal Çelik                    Ankara  ( Konya-Ereğli )

http://celal1973.blogspot.com/


 
*********
 
BU YAZIM İNTERNET ÜZERİNDEN YAYIN YAPAN AYLIK ESKİCİ DERGİSİNİN Aralık SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.
 

4 Aralık 2013 Çarşamba

Çalışmak ibadet midir?


Çalışmak ibadet midir?

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

 

1 — Senin göğsünü açmadık mı?

2 — Yükünü üzerinden atmadık mı?.

3 — Ki o senin belini bükmüştü.

4 — Ve senin şanını yükseltmedik mi?

5 — Muhakkak ki güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

6 — Elbette güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

7 —O halde bir işi bitirince hemen (başka işe) sarıl.

8 — Ve Rabbına koş.

 

( İNŞİRAH SURESİ )

 

   Allah bir ayette insanları kendisine kulluk etsinler diye yarattığını söylüyor. Dünya bizi aldatabiliyor. Piknikler, alışverişler, eğlenceler, diziler, maçlar, magazin sohbetleri ile ömrümüz geçiyor.

 

Daha geçenlerde Isparta'da bir uçak kazası oldu (Bu yazıyı 2007 de yazmıştım) ve 57 kişi öldü. Uçağın yolcuları sanırım ölümü hemen beklemiyorlardı. Ama ölüm kaçınılmazdır ve heran olabilir.

 

Ölüm gelmeden önce günahlara tövbe edelim. Ben de 2002’de tövbe ettim ve Kuran’ın Türkçe Mealini okuyarak ve Peygamberimizin SAV hayatını okuyup dinimi öğrenmeye başladım ve hala hergün yeni şeyler öğreniyorum.

 

   Bizler çalışmanın ibadet oluşunu yanlış anlıyoruz. Peygamberimiz SAV çalışmak ibadettir derken aslında bizim kulluk ibadetlerimizi yapmanın yanında çalışmanın ibadet olduğunu söylüyor.

 

Yani namaz, oruç, zekatını veren insanın, günde mesela 12 saat dünya işlerine çalışması ibadettir.

 

Adam içki içiyor, haram yiyor. Para kazanma amacı ise arabasının modelini yükseltmek. Yani dünyalık şeyler... Sizce bu çalışma ibadet midir?

 

   Yani ibadetlerimizi yapmak asıl görevimizdir. Ben maçları seyrediyorum ama ibadetlerimi aksatmadan.

 

Ben yukarıdaki 7. ayetin dediği gibi yaptığım zaman dinleniyorum. 

 

İşten eve gelince namazımı kılıyorum sonra kitap okuyorum. Sonra bilgisayarımda düşünce yazıları hazırlıyorum.

 

Bir işten sıkılınca başka birşeye yöneliyorum. Yani bu şekilde ayette Allah’ın dediği gibi yapınca dinlenmiş oluyorum.

 

   Allah'a şükürler olsun ki, bizi Müslüman, üstelik Türkiye gibi bir cennette dünyaya gönderdi.

 


Hindistan'da öküze tapan bir babanın oğlu da olabilirdim. :)

 

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

1 Aralık 2013 Pazar

Sebepler Perdedir…


Sebepler Perdedir…

 

Bu başlığın anlamını yazıyı okuyunca ve yazının sonundaki minik hikâye ile anlayacaksınız inşaallah.

 


Yazılarım biraz uzun gibi görünüyor olabilir fakat akıcıdır, bir solukta okunuyor. Acizane ben yazılarımın üzerinde bazen üç gün çalışıyorum. Bu yazıda konu üzerinde detaylı açıklamaları silip özetledim, kısalttım. Okursanız sevinirim.

 

Öncelikle sebep ve müsebbeb kelimelerini öğrenelim. Sebep nedendir. Müsebbeb ise neticedir. Müsebbebin olması sebeplere bağlıdır. Neden – sonuç ilişkisi...

 

(müsebbip  Ar. musebbib sf. Bir şeyin olmasına, yapılmasına sebep olan, yol açan (kimse veya şey) Müsebbep: ettirgen, sebeplenmiş, nasiplenmiş

 

Örneklerle açıklarsak; Elma müsebbebdir, ağaç sebeptir. Yağmur müsebbebdir, bulut sebeptir. Başağrısının şifa bulması müsebbebtir, asprin sebeptir. Lamba ışığı-elektrik, kuş uçuşu-kanat, süt-inek, bal-arı vs... Bunun gibi herşey sebeplere bağlıdır.

 

Aslında herşeyi yapan Allah’tır (cc). Şifayı veren de, yağmuru yağdıran da, rızıklarımızı veren de, herşey Cenab-ı Hakk’tandır.

 

Çoğu zaman biz Allah’ı (Müsebbibi) unutup sebeplere takılıyoruz. Mesela başımız ağrıyor, ilaç içince iyileşiyor. Ama genelde insanlar bu ilaç, bana şifa verdi deyip, bilmeden affedilmez günah olan Şirk’e düşüyorlar. Şifayı veren yalnız Allah’tır (cc).

 

O ilacın aklı yok, ilmi yok, gücü yok, nereden bilsin de, mideye inince çözülüp kan hücreleriyle beyin damarlarına taşınsın... Sebepler perdedir, etkisizdir, yapan değildir. Kukla oyunu gibi... Biliriz ki perdenin arkasında kuklayı oynatan biri vardır.

 


Tabi genelde bizler bu konuda sebeplere pek takılmıyoruz. Yani şu doktor beni iyileştirdi, şu ilaç bana şifa verdi, pek demiyoruz. Hamdolsun milletimiz basiretli; hastalara ziyarete gittiğimizde hep Allah sana şifa versin, diye dua ederiz.

 

Allah her neticeyi sebeplere bağlamıştır. Sebeplere sonuna kadar sarılacağız. Çünkü Allah kainattaki düzenini öyle kurmuştur. İşte bu imtihan sırrıdır.

 

Allah sebepler olmaksızın hiçbir şey yaratmaz, çünkü dünya’da herşeyi hikmetiyle yaratmakta ve sebepler ile koyduğu ilahi kanunları uygulamaktadır... Bulutsuz yağmur yağdırmaz, annesiz bebek yaratmaz. İşte imtihan budur, elmayı bize veren odun, yani ağaçtır dersek, öbür tarafta odun gibi yanarız.  

 

Bunun için Kuran’da şirkten bu kadar çok bahsediliyor. Şirk yani Allah’a ortak koşma, sadece putperestlik değildir. Sebeplere ilahlık verip, sizce şirke düşmüyor muyuz? Patron, doktor, ilaç, müdür, başbakan, komutan, ağaç, tarla, inek, arı, vs...

 

Sebeplere müracaat edeceğiz fakat kalpteki imanımız güçlü olacak. Evet balı zahiren arı yapıyor görünüyor ama biz biliyoruz ki, arı bir sebeptir. Balı, perde arkasından bize gönderen Rezzak-ı Kerim’dir. Kuran’da Rabbimiz buyuruyor ki: "Allah izin vermeyince hiçbir sebeple yaprak bile oynamaz." (Rum Suresi :35)

 

Bazen Allah, sebepleri BEN yarattım. Dilersem onları etkisiz kılarım, der gibi bazı olayların olmasına izin vermez. Nitekim bir çok peygamberi, kurulan tuzaklara rağmen öldüremediler.

 

Günümüzde de pek çok salih kullarına da, Allah yardım ediyor. Bazen sebepleri işlettirmiyor. Çünkü o salih kullar her zaman samimi ibadetler, yakarış, Dualarla ve yaptıkları hayırlı işlerle Rabbimize kendilerini sevdiriyorlar.

 


Emekli olmadan çalıştığım yıllarda, işyerinde amirim Ender bey acil olarak bir kartın dosyalarını hazırlayıp maille göndermemi istedi. Ben maili hazırladım. “Gönder” tuşuna defalarca basmama rağmen mail gitmedi.

 

Bu iş bana uyarı olabilir diyerek, göndereceğim maili gözden geçirdim. Maile eklediğim ondört dosyadan önemli bir dosyayı unutmuşum. Eğer mail o halde gitse idi, iki haftada bitmesi gereken kart işi uzayacaktı. Düzeltip “gönder” tuşuna bastım. Bu sefer mail gitti. Sübhanallah...

 

Ama, bunları ben salih kullardanım demek için yazmadım. Yoksa yeminle ben her zaman kendimi günahkar, aciz bir kul olarak görür, nefsime pay vermem.

 

Bir de, sebepler perdedir sözünü şöyle düşünmemiz lazım. Başa gelen bir musibet ve hastalığın sebeplerine takılmayacağız.

 

Soğuk su içtim, grip oldum demek yerine, Allah bana bu hastalığı niye verdi acaba deyip hikmetini düşüneceğiz. Bazen Allah, hastalığı işlediğimiz bir günaha keffaret olarak verir, bazense ilahi ikaz niteliğinde ceza...  

 

Mesela kulağımızın biri işitmemeye başladı. Hikmetini düşüneceğiz. Haa ben yıllarca pekçok dedikodu dinledim, bu ondan olabilir deyip kendimizi sorgulamalıyız. Çok tövbe, istiğfar edip af dilemeliyiz. Rabbim ahirete bırakmadı, dünyada hastalıkla bana uyarı verdi demeli ve şükretmeliyiz.

 

Bazen de yaptığımız iyiliğe ödüldür. Mesela esnafsınız, o gün herzamankinden çok müşteriniz geldi. Haa, bu geçen yardım ettiğim fakirler hatırına, Rabbimin bana hediyesidir diye müssebbibi unutmamalıyız.

 

Yeri gelmişken, ben hastalığımı bana Allah’ın hediyesi olarak görüyorum. Hatam yok, çünkü çocukluğumdan beri var. Hastalığımı seviyorum, bu sayede nefsimin tuzaklarına kapılmıyorum. Hamdolsun hastalığım Rabbimizi tanıyıp bağlanmama vesile oldu.

 

Mesela bazen sebepler canlıdır. Zaten en çok yanılgı buradadır. Bize birisi yemek, çay ısmarladı. Ona teşekkür etmekle yetiniyoruz. Onları bize gönderen Allah’tır. Bismillah ile başlayıp sonunda hamd etmeliyiz.

 

Geçtiğimiz yıllarda bu sebeplere takılmama olayını abartan bir dost, bize yemeğe gelmişti. Annemin saatlerce uğraşıp hazırladığı yemek için tek kelime teşekkür etmedi. Oysa canlı sebebe teşekkür etmeli, eline sağlık demeliyiz. Ve sofradan kalkarken de, bize asıl rızkı veren Cenab-ı Hakk’a Elhamdülillah diyerek şükretmeliyiz.

 

Zaten Peygamber Efendimiz SAV buyuruyorlar ki:

“İnsanlara şükr (teşekkür) etmeyen Allah’a da şükretmez.” (Tirmizi Birr 35; Ebu Davud Edeb 11)

 



Yazıyı bir hikaye ile bitiriyorum:

Yaşlı kadın oldukça dini bütün bir insanmış... Her sabah kapısının önüne çıkar ve bağıra bağıra dua edermiş;

''Allah'ım bize verdiklerin için sana şükürler olsun.''

 

Ve ardından her seferinde yan komşusunun sesi duyulurmuş;

''Tanrı yok kadııın Tanrı yok!!!''

Yaşlı teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermiş, öteki komşusu da inadından her sabah öyle bağırırmış...

Neyse, bir akşam komşusu yaşlı teyzeye bir oyun etmeye kalkmış... Markete gidip bir sürü meyve sebze ekmek vs. alıp torbalara doldurmuş, yaşlı teyzenin kapsının önüne bırakmış.




Ertesi sabah teyze kapıyı açıp da yiyecekleri görünce çok şaşırmış ve sevinçle bağırmış:

 

''Sana şükürler olsun Allah'ım, bu gönderdiğin yiyecekler için sana şükürler olsun!!!''

Ve ağacın arkasından onu seyreden komşusu seslenmiş:

''Tanrı yok kadııın Tanrı yok!!! O yiyecekleri ben aldııım!!!'' Yaşlı teyze hiç istifini bozmamış:

 

''Yüce Allah'ım sana ne kadar şükretsem azdır!!! Hem bu yiyecekleri göndermişsin hem de parasını şeytana ödetmişsin!!!''

 

Celal’in Penceresinden


http://celal1973.blogspot.com/




Bu yazıyı dostum Erkan Coşkun, nam-ı diğer Dua askeri seslendirmiş ve konuyla ilgili resimlerle video şeklinde hazırlamıştır. Kendisine teşekkür ediyorum, çok güzel bir çalışma olmuş. Gerçi benim sayfamı çok ön planda tutmuş, benden ziyade yazının ön planda olması tercihimdi, eksik olma kardeşim Allah razı olsun…