14 Ağustos 2017 Pazartesi

Nasıl zayıfladım ve neden kilo almıyorum?


Nasıl zayıfladım ve neden kilo almıyorum?

 
Günaydın sevgili gönül dostlarımız,

Allah'ın affı, merhameti, ikramı, selamı üzerinize olsun.

İnşallah ülkemiz ve dünyamız için güzel bir hafta olur.

Dünya bizim gördüğümüz gibi büyük değildir. Bir toz zerresinin atomu bile değildir.
Evrenin genişliği 40 Milyar IşıkYılı (ışığın saniyedeki hızı 300bin km)
Evrende tespit edilen 100 Milyar galaksi var.
 
İçinde güneş gibi 400 Milyar yıldız olan en küçük galaksi içinde bulunduğumuz Samanyolunun çapı ise sadece 100 Bin IşıkYılı



Peygamber Efendimiz SAV, "Dünyanın Allah katında sineğin kanadı kadar bile değeri olsaydı, hiçbir kafire bir yudum su vermezdi." demiştir.

Bu kavgalar savaşlar kimseye kalmayan değersiz dünya için...
 

Bu haftaki yazımızda, geçtiğimiz yıllarda yazdığımız “Neden kilo almıyorum” yazısını özetleyip sonrada bu yıl nasıl zayıfladım kısaca anlatmak istiyorum izninizle.

 


NEDEN KİLO ALMIYORUM?

 

Bendeniz YATALAK engelli olmama, 7/24 yatmama rağmen, fazla kilolu değilim. Aslında nedeni çok basit; AZ YİYORUM. Ama az yemekle nasıl doyuyorum, anlatayım.

 


Öncelikle, Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendinin “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabından az yemenin faydalarını kısacık paylaşayım:
 
 

Az yemenin faydaları hakkında Peygamber Efendimiz SAV “Az yiyerek maddi manevi hastalıklarınızı tedavi ediniz” , “Az yiyiniz, sıhhat bulunuz” , “Nefsinizi aç bırakın ki, kalbinize irfan nuru doğsun” diye buyurmuştur.

 

İlahi aşk yolunda yürümenin ilk düsturu şu üç şeye uyulmasıdır. Killet-i taam, killet-i menam, killet-i kelam. Yani, az yemek, az uyumak, az konuşmak.

 

Az yemek az uyumaya, az uyumak az konuşmaya, az konuşmakta dinlemeye vesile olur.

 



Bilindiği üzere ruhumuzu beslemenin diğer bir şartı da dinlemektir. O nedenle, Kuran okumak sünnet, dinlemek farzdır. Aynı sebep dolayısıyla Hz. Mevlana da Mesnevi’sine “Dinle” diye başlamıştır.

 

ÜÇ yıldır kilom normal gidiyor. Şimdi neden kilo almadığımı DAHA İYİ anlayabilmeniz için, şu prensipleri yıllardır nasıl uyguladığımı yazmak istiyorum:

 

Öncelikle, Peygamber Efendimizin SAV tavsiyeleri uyarınca şu üç şeyi prensip edindim:

 

* Acıkmadan yemek yemem. Annem sorunca daha acıkmadım, akşam namazından sonra hazırla anneciğim, derim mesela.

 

* Tam doymadan yemeyi bırakırım. Nefsime, biz dünyaya yemek yemeye gelmedik, sabret, inşallah cennette tonlarca kebap, baklava yiyeceksin Celal, bu kadar yeter, ölmezsin, derim.

 

* Günde iki ana öğün yemek yeter. Sabah ve akşam…

 



Şimdi şeker hastasısın, iki öğünle nasıl yetiniyorsun, dediniz. Anlatayım.

 

Ve o prensipleri şu iki şeyi yaparak uyguluyorum:

 

1. İnsan, her öğün protein almazsa beynine doyduğuna dair sinyal gitmiyor. Her öğün çok az PROTEİN alırım. Et, Tavuk, kıyma, yumurta, balık, peynir, mantar, vs. birisini…

 

Bir de bildiğimiz ekmeği kesinlikle yemem, her öğün bir-iki dilim kepekli veya tam buğday ekmeği yerim. 

 

Gençken bir tencere makarna yerdim ama hala açlık hissederdim. Şimdi bir tabak makarnayla doyuyorum çünkü makarnaya annem kıyma katıyor. Yani protein…

 

2. Ben yemek yerken ve de yedikten sonra, bir buçuk-iki saat kesinlikle SU içmiyorum.

 

İnsanın midesi aynen bir tencere gibidir. Yediğimiz gıda ve yemeklerin hepsi bu tencerede tekrar pişirilir, hücrelere gönderilir. Fakat çok su içince neye benzer biliyor musunuz?

 

Mesela yemek pişirirken üzerine su boşaltırsanız nolur, yemeğin besleyici özelliği kalmaz, tadı bozulur. Atasözünü bilirsiniz; “Pişmiş aşa su katmak”

 

Yemekten hemen sonra su içersek aynen bunun gibi dağılır, besleyici özelliği kalmaz ve çabuk acıkırız.

 

Yemek yerken içtiğimiz su ise, ocakta pişirirken yemeğe koyduğumuz gibi bir-iki bardak civarı olmalıdır.

 

Ben doymadan yemeyi bırakıyorum, fakat az yediğim bu yemeği, mide tencerem pişirinceye kadar sabrediyor, SU İÇMİYORUM...

 

Yemekten iki saat sonra istediğim kadar su içiyorum.

 


ASLINDA PEYGAMBERİMİZİN SAV TAVSİYESİNİ BU ANLAMDA UYGULAMALIYIZ.

 

“İnsan midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini havaya ayırsın.” Evet bu hadisi uyguladıktan sonra iki saat su içmezsek bu işlemi sonuca ulaştırmış oluruz.

 

Tabi bunlar ana öğünler. Sabah ve akşam arasında, minik ara öğünlerim oluyor. Bisküvi, hurma, meyve, yağsız kuruyemiş, vs…

 

Bir de ben ayrıca şu üç şeyi sürekli yaparım: 

 

Annem her sabah bir limon sıkar ve sıcak suyla şekersiz limonata yapar, yağlarımı eritiyor. İkincisi, kahvaltıda ve arada günde bir bağ maydanoz yiyorum.

 

Üçüncüsü, bol bol litrelerce su içerim. Yemeklerden iki saat sonra…

 

***

 

Bütün bunları, yıllardır okuduğum kitap ve yazılar, dinlediğim sohbetlerden uygulayarak yıllardır tecrübe ettim. Evet işe yarıyorki, kilo almıyorum.

 

YALNIZ ŞUNU DA BELİRTMELİYİM Kİ, KENDİME ARADA ÖDÜL VERİRİM.

 

Efendimiz SAV döneminde doktora ihtiyaç duyan çok az kişi varmış.

 

Peygamber Efendimiz SAV, az hastalanmanın sebebinin, 'Ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması' olduğunu söylemiş.

 

Günümüzde bu sünnetlere az riayet edildiğinden olsa gerek, herkes soluğu ya diyetisyenlerde ya da çeşitli sağlık problemleri yüzünden doktorlarda alıyor.

 

Uzmanlar telefonlarınızın bataryası iyice bitmeden şarja takmayın, diyorlar.

 

Laptop bilgisayarımın bataryasının ömrü iki yılda bitmişti. En son, on dakikada şarjı bitiyordu. Değiştirirken sebebini sorduk; sürekli şarj kablosu takılı kullanmamızmış.

 

Evet, bu bir ilahi kanun mudur bilemiyorum ama acıkmadan, yemek üstüne yemek de Allah bilir, ömrümüzü kısaltabilir. Zaten hastalıkların kaynağı çok yemektir.

 

NASIL ZAYIFLADIM?

 

Yeni yıl girerken 2017’nin başında bir yazıda bu yıl aldığım yeni kararları uygulayacağımı belirtmiştim. BU YIL ALDIĞIM bir KARAR, EKMEK YEMEYİ KESİNLİKLE BIRAKMAKTI.

 

Nitekim ekmek yemeyi yedi aydır kestim. (Ağustos 2017) Ekmeksiz az yedim. Böylece hiç hareket etmeden oturduğum yerde zayıfladım ve göbeğim eridi.

 
Kasım 2016
 
Ağustos 2017


Şimdi hiç mi ekmek yemedin ve ekmek yesen ne olur dediniz?

 

Evet hiç ekmek yemedim fakat haftada birkaç kez kahvaltıda börek ve simit yiyorum.

 

Önceden kahvaltıda bir kibrit kutusu kadar peynir, 3 zeytin ve bir dilim ekmek yerdim. Fakat öğle namazından sonra midem guruldardı. Şimdi ise her zamanki gibi 10 kahvaltısında aynısını ekmeksiz yiyorum. İkindi sonrasına kadar hiç acıkmıyorum.

 

Ekmek kan şekerini hızla yükselttiği için hemen tokluk hissi veriyor. Buna rağmen mide ekmeği çabucak eritince kan şekerini hızla düşürür ve açlık hissederiz.

 

Ve Ekmek direk şekerdir diyor ünlü kalp doktoru Prof Dr Canan Karatay. Ekmeği ve şekeri hayatınızdan çıkarın, kolay kolay hasta olmazsınız diyor.



Ekmeğin içinde o kadar tehlikeli katkı maddeleri varmışki…


Peygamber Efendimiz SAV unun kepeğini elemeyi yasaklamış biliyor muydunuz. Şimdiki kepekli ekmeklerde bile kaç çeşit katkı maddesi var, kullanılan mayalar bile genetiğiyle oynanmış mayalarmış.

 
   Ben 2004’ten beri çayı şekersiz içiyorum. Çayın içine bir damla şeker koysam midem bulanır, içemem. Aynen bunun gibi şimdi bir lokma ekmek yiyemem, midem almaz, ağzımda büyür, lokmayı yutamam.

 

Bir de fakir pilav, tatlı, kızartma yemem ve her Perşembe oruç tutarım.

 

Kısacası hayatımdan ekmeği çıkardım, zayıf, zinde ve sağlıklıyım. Tavsiye ederim.

 


Şu an 82 kg yım. Kantarla tatıldım. (Tekerlekli sandalyenin ağırlığını çıkarttık.) Boyum 175.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Kul olmanın en büyük zevki


Kul olmanın en büyük zevki

 

Günaydın güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…  

 

Bu hafta başlıkta geçen kul olmanın en büyük zevki şükretmekten bahsetmek istiyoruz.

 

Bu yazıdaki bilgiler fakire ait değildir.

 

Sevgili Mevlevi Yazar Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran hocamızın tekrar tekrar tefekkür ederek okuduğum “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabının “Kul olmanın en büyük zevki şükürde gizlidir” bölümündendir.

 



Kendisinden izin alarak bu yazıda o kitaptan alıntılar yaptık. Çok teşekkür ediyoruz. Sevgili hocamız yazdığı kitaplarını fakire kargoyla yollamıştı. Allah razı olsun. Onu çok seviyorum. Fakiriniz size H. Nur Artıran’ın “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim. Benim gibi cümleleri tekrar tekrar okuyacağınızdan eminim inşallah.

 


Şimdi bu kitaptan konuyla ilgili yazı uzamasın diye sadece bazı altı çizili satırları alıyoruz, buyrun yazımızı okumaya başlayalım:

 

ŞÜKÜR NEDİR?

 

Hz. Mevlânâ, şükrü, “ele geçen nimetlerin değerini bilmek ve daha fazlasını elde etmek için gayret göstermek” şeklinde tarif etmiştir. Bunu başarabilmenin de bir tek yolu var.

 

O da sadece şükretmek. İbrahim sûresi, 7. ayette şöyle buyurulur: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size nimetimi artırırım, nankörlük ederseniz de azabım çok çetindir.”

 

Nimet şükürle artar, nankörlükle elden çıkar demişlerdir. “Azabım çetindir” ayeti de bu sözü ifade etmektedir. Varlıktan yokluğa düşmek, en çetin geçitlerden biridir.

 

Nisa sûresi, 147: “Eğer siz, Allah’ın nimetlerine şükredip iman ederseniz, Allah size niye azap etsin?”

 

Daha fazlasını elde etmek için gayret göstermek ise herhangi bir nimete karşı aşırı düşkünlük değil, insanı nankör olmaktan koruyan, erdemli bir davranıştır.

 

GÖKGÜRÜLTÜSÜ TESBİHTİR

 

Şükür,  Kur'an-ı Kerîm’de kendinden türeyen sözcüklerle birlikte 75 ayette geçer. Bu durum da konunun ne denli önemli olduğunun işaretlerindendir. Kimin eliyle ve ne şekilde olursa olsun, bizlere ulaşan maddi manevi her türlü nimetin aslı, kaynağı Hz. Allah’tır. O nedenle sebeplerle birlikte, sebepleri halk edeni de anmak en önemli haslettir.

 

Bazı manevi değerler sadece insana mahsustur. Şükür ise tüm evreni içine alan bir ibadet şeklidir. Gönüllere korku ve ürperti düşüren göklerin gürültüsü, şimşeklerin çakması, biz kullar tarafından çok farklı olarak algılansa da, onların da asıl maksadı Allah’a şükretmektir.

 

Ra’d sûresi, 13: “Gök gürültüsü de Allah’ı hamd ile tesbih eder. Melekler de Onu heybetinden dolayı tesbih ederler.”

 

Hz. Mevlana - Divân-ı Kebîr, cilt 2, 828: “Güneş bile gökyüzünde Onun aşkıyla dönmede, Onun aşkıyla yanıp yakılmada, hem de her an Onun aşkına şükürler etmededir.”

 

Hz. Mevlana - Mesnevî cilt 5, 2560: “Yeryüzündeki bütün ağaçlar, dallar, yapraklar, ne güzel mülk, ne geniş saha diyerek her zaman Allah’a şükretmedeler.”

 



HAMD ETMEK NE DEMEKTİR?

 

Bilindiği üzere, şükürle birlikte bir de hamd etme vardır. Hamd, bize nasip olan herhangi bir şeye teşekkür etmek değil, bize ulaşsın veya ulaşmasın, küllî iradeyle, var olan her şeyi takdis ve tesbih etmektir. Herkese ve her şeye teşekkür edebiliriz. Fakat hamd, ancak Allah’a mahsustur.

 

Çünkü her şeyi kemaliyle eksiksiz yaratmak ve hiçbir ayrım yapmadan, tüm kullara rahmetiyle tecelli etmek sadece Onun vasfıdır. Bazı nimetler çeşitli sebeplere bağlı olurken, bazı lütuflar da doğrudan Rabbimizin âli zâtından zuhur eder.

 

Bizler hiçbir zaman, ayı, güneşi, yıldızı, yağan yağmuru, çiçekleri, böcekleri, denizleri, dağları, akarsuları, taşı, toprağı, vesselâm kâinatta var olan cümle güzellikleri hak edecek hiçbir şey yapmayız. Buna hiç kimsenin gücü de yetmez zaten.

 

Fakat Cenâb-ı Hakk bunları ve daha nice ihsanları bizatihi kendi kudret eliyle cümle yaratılmışların hizmetine sunar. Elbette tüm bunların idrak ve şuuru içinde olanlar için şükür çok yetersiz kalır. Her nefeste bir değil, binlerce hamd ü sena etmek gerekir.

 

Arap dilinde hamd, medh ve şükür kelimeleri, eş anlamlı kelimeler olmakla birlikte aralarında az da olsa fark vardır. Her hamdin içinde şükür gizlidir. Fakat her şükrün içinde hamd bulunmaz.

 

ŞÜKRETMEK NİMETTEN ÜSTÜNDÜR

 

Hz. Mevlana - Mesnevî, cilt 3, 2910:

“Nimete şükür, nimetten daha üstündür ve nimetin artıp çoğalmasına vesile olur. Nimete şükretmek can gibidir, nimet onun yanında kabuktur. Nimet, insana gaflet verir; şükür, kişiyi uyarır. Şükür, insanı dosta götüren rehberdir.”

 

Secde etmek, kişiyi Allah’a yaklaştırdığı gibi şükretmek de nimeti kullara yaklaştırır. Hasan el-Basrî Hazretleri: “Allah u Teâlâ, kullarına hüsn-i keremince sayısız nimetler vermiş, fakat kullarından halleri miktarınca şükretmelerini istemiştir” der.

 

Bu da Yüce Yaratıcının kullarına gösterdiği şefkat ve merhametin güzel bir örneğidir.

 

HAKKIYLA ŞÜKRETMEYE ACİZLİĞİMİZİ ANLAMAMIZ ŞÜKÜRDÜR

 

Şuayb Peygamber(as), bir gün ümmetine şöyle diyordu:

“Birisi size bir ayakkabı verse ona sevinirsiniz, size ayak verene ne diye şükretmezsiniz?

 

Birisi size külah verse ona dost olursunuz, size baş ve akıl verenden niçin uzak kalırsınız?

 

Birisi size yüzük verse ona âşık olursunuz, size el verip o parmakları bağışlayanı neden tanımazsınız?”

 

Bir hadis-i şerîfte ise şöyle geçer:

“Benîisrail’de bir âbid var idi. Beş yüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü Allah u Teâlâ, ‘Bu âbidi Benim ihsanımla Cennete götürün’ buyurur. Âbid, ‘Ben ihsan ile değil, yaptığım beş yüz yıllık ibadete karşılık Cennete girmek istiyorum’ der. Allah u Teâlâ meleklere emreder, hesap görülür ve âbid cehenneme gider. Çünkü Cenâb-ı Allah’ın kullarına lütfettiği bir tek göz nimeti bile beş yüz yıllık ibadetten daha ağır gelir.”

 

( BU HADİS-İ ŞERİF’İ YILLAR ÖNCE BİR YAZIDA ACİZANE AÇIKLAMIŞTIK:

 


 

Hz. Musa: “Ya Rabbi, benim için Sana şükretmek, verdiğin nimetlere şükür borcumu ödemek mümkün olur mu? Vücudumdaki her kılda Senin en az iki lütfun var” der.

 

Cenâb-ı Hakk ise ona: “Ya Musa, nimetlerime şükretmeye karşı aczini anladınsa, bu da sana şükür olarak yeter” buyurur.

 

Sonuç itibariyle, bunların hepsi, kul olmanın şükrüdür.

 


Âşığın şükrü, sadece baş vermektir! Çünkü AŞK kelimesinin ortasında bulunan “Ş” harfi tümüyle Allah’a şükretmeyi ifade eder.

 
Efkan Vural ve bendeniz
 
Bu hafta cuma namazını Diyanet işleri Başkanlığı arkasındaki Ankara Ahmet Hamdi Akseki camiinde kıldık. Eniştem Oğuz Kızıklı (solda) beni götürdü Allah razı olsun. Efkan Vural hocam ve komşumuz Cihat Baş fakire eşlik ettiler Allah razı olsun... (4 Ağustos 2017)
 
 
Cihat Bey, Müezzin bey, bendeniz, İmam Mansur hoca ve Efkan hocam


ALLAH HEPİMİZİ NİMETLERİNE ŞÜKREDEN HAS KULLARINDAN EYLESİN.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Engelli biriyle komşu olmak


Engelli biriyle komşu olmak

 

Günaydın sevgili gönül dostlarımız,

 

Bu hafta hangi konuda yazsam diye mailleri araştırırken Kasım 2013’te sevgili Eski komşumuz ve canım dostum ilahiyatçı Efkan Vural Hocamın kaleme aldığı bir yazıya rastladım.

 


Bu yazının sizlere engelliler ile iletişime örnek olması bakımından paylaşıyorum.

 

Allah razı olsun sevgili Efkan Vural hocam. Sizi çok seviyorum.

 

Yazının ardından hocamla tanışmamızı ve bir istatistiği hatırlatmak istiyorum.

 

Engellİ bİRİyle komşu olmak

 

Son yıllarda kurumlar engellilere karşı önemli çalışmalar yapmaktadır. Engelliler çok daha iyi şeylere layıktır. Bunun için engellilere yönelik çalışmalara daha fazla hız vermek gerekir.

 

Engellilerle dostluk ve arkadaşlık kurmak, onlarla iletişim halinde olmak onlarla birlikte hayatı paylaşmak günümüz anlayışında önem kazanmıştır. Gerçekten  engellileri  tanımak lazım.

 

Engellilerin dünyasını görmek yaşantılarına şahit olmak ve hayata dair düşüncelerini öğrenmek insana ayrı bir fark katmaktadır.

 

Engelli birisiyle arkadaş olmak veya komşu olmak çok büyük bir zenginliktir. Ben şahsen kendimi bu konuda şanslı görüyorum. Çünkü yakın komşum engelli birisidir.

 

Yıllardır aynı apartmanda oturuyoruz. Sürekli görüşüyoruz. Zaman  zaman oturup sohbet eder, zaman zaman telefonla görüşür ve mailleşiriz. O benden dini bilgiler bakımından faydalanır, ben de ondan bilgisayar programları, internet ve web sayfası bilgileri ve benzeri teknik yönden faydalanırım. 

 


Ondaki  hayata dair görüş ve düşüncelerinden daha çok etkilenirim.Ayrıca onun dua listesinde yer aldığım için çok mutluyum.

 

Engelli komşum sürekli iyi ve güzel olan şeyleri düşünür. Bunları yazıya döker. Yazdıklarını herkesle paylaşır. E- posta ile gruplara ulaşır, blog  sayfalarında yayınlar. Dini, ahlaki ve bilgiye dayalı hayata dair altın değerindeki  yazıları ve yorumları okumaya değerdir.

 

Evet arkadaşım ve komşum olan sayın Celal ÇELİK ‘in yazılarından yakaladığım düşünce ve yorumlarını sizlerle başka bir yazımda paylaşmayı düşünüyorum.

 

Engelli komşum olan Celal kardeşim sayesinde şunu fark ettim. Engelliler ve biz birbirine muhtacız. Onlar bizden biz de onlardan  bir çok şey öğrenebiliriz. Bunun için de onlarla iletişim kurmak ve arkadaş olmak için adım atmalıyız….

 

EFKAN VURAL

 

Sevgili Efkan Vural hocam yazıda bahsettiği gibi fakirin yazılarınından alıntılarla “Herşeye rağmen yaşamak çok güzel” başlıklı 100 (yüz) adet bir yazı dizisi yayınlamıştı:

 


 

(bu ilkidir - aynı sitede yazının sonunda sonraki kayıt’a tıklayıp diğerlerini de okuyabilirsiniz isterseniz)

 

ENGELLİ SEVAP MAKİNESİDİR

 

Hastalığım ilerleyince beşinci kata çıkamaz oldum. Babam birikimiyle, işe yakın diye aynı mahallede giriş kat bir daire alabildi. Yıllarca kirada oturduktan sonra hamdolsun 1998 de kendi evimize taşındık. Ev alma, komşu al diye bir atasözümüz var, bilirsiniz.

 

Allah, -kaderde- bizi öyle güzel insanlarla komşu yaptıki, sonsuz şükürler olsun. Efkan Vural hocamgil –kızı Nihal’in deyimiyle- en iyi komşularımızdandır. Efkan hocam Trabzon Of’ludur.

 

Benim önceden hiç Karadenizli arkadaşım yoktu. Efkan hocamı tanıdıkça Trabzonlulara sempatim arttı.

 

2003 yılında Allah bana hidayet verdi. Radyoda dinlediğim bir sohbette rahmetli bir alim, Efendimizin SAV bir hadisinden bahsetti. Allah kime iman verirse ona salih dostlarda nasip eder, demişti.

 
Efkan hocam yazları kaldığımız Ereğli'de ziyaretimize gelmişti - Konya Ereğli Ulu cami avlusu 2012

İşte ALLAH’ın bana nasip ettiği salih dostların birincisi Efkan Vural hocamdır. Kendisi  Sincan-Fatih’te bir lisede Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmenidir.

 

Efkan hocam haftada mutlaka en az birgün bize gelir, sohbet ederdik. Hocam güler yüzü ve hoş sohbetiyle bana moral verir. Her konuda fikir danıştığım gerçek bir dosttur.

 


Beni yazmaya ve sayfa açmaya ısrarla teşvik eden Efkan hocam’dır. Hidayetimden sonra 2006’da namaza başlamayı çok arzu ettim. Babam abdest aldırmakta zorlanıyor, bense namazın verdiği huzuru tatmıştım. Efkan hocam teyemmüm ile ve sandalyede nasıl namaz kılacağımı öğretti.

 

Ramazanlarda eşi Hatice hanım evinde hazırladığı yemekleri ben çıkamadığım için bize indirirdi. Beraber iftar yapardık. Hocam ben camiye gidemediğim için o gün camiye gitmez, bana çocuklarıyla beraber cemaatle teravih kıldırırdı. Yaz akşamları balkonda çay sefası yapardık.

 


Beraber çok pikniğe gittik. Günümüzde güzel bir dostluk ve komşuluk örneği Efkan hocamgildir. Allah onlardan ebediyen razı olsun.

 


Efkan hocamın üç çocuğu var. Bazen hocamı üzseler bile hiç kızmaz. Çünkü Efkan hocam beş yaşında babasını kaybettiği için onlara hiç kıyamaz.

 

Efkan hocam, oğulları Furkan (kırmızı kazaklı) ve Fatih'le - Şubat 2015


Ben, Efkan hocamın kızı Nihal ve yeğenim İrem - 2012
 

Karşısındaki dairedeki komşusunu bile tanımayanların yaşadığı Ankara gibi bir büyükşehirde, Çamlık sitesinde küçük bir kasaba gibi komşuluklarımız… Her zaman ziyaretler ve hal hatır sormalar, bayanların altın günleri…

 

Yapılan bir istatistikte sorulan “Engelli komşu ister miydiniz” sorusuna % 70 Hayır, denmiş.

 

Oysaki, engelli birini gören insan, haline şükreder, ölümü ve ahireti hatırlar; Ona yardımcı olur, selam verir, sohbet eder, sevap kazanır.

 

ATM para çekme makinesidir, Engelli ise sevap çekme makinesi...

 


Efkan Vural hocam ve eşi Hatice hanım öğretmendir. Üçüncü kattaki komşumuzdu.

Malesef, Efkan hocamgil 2014’te yeni aldıkları evlerine taşındılar.

 
Babam, Efkan hocam, eşi Hatice hanım ve annem - Temmuz 2012 Konya-Ereğli

Fakat yakın olduğumuz için

Efkan hocam arada ziyaretimize gelir, çaylı sohbet ederiz…

 

Sizi çok seviyorum. Allah bizleri cennette de ebedi komşu eylesin inşallah…

 

 

Celalin Penceresinden