20 Şubat 2017 Pazartesi

Gizli Şirk’e Dikkat Edelim


Gizli Şirk’e Dikkat Edelim


"Bir gece uyuyamadım. Çünkü kahve uyutmadı" …

Bir ilim taşıyıcı olarak bu hafta çok önemli olan şirk konusunda yazmak istiyoruz. Şirk ve kahveyi nasıl mı bağlıyorum, yazıyı okuyun inşallah.

 
Ankara Eylül 2016

BİR HADİS


Ahmed ve Taberi, Ebu Musa el Eşari radiyallahu anh’den şöyle rivayet ettiler:


Ebu Musa el Eşari radiyallahu anh dedi ki:


"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize vaazetti ve şöyle dedi:


"Ey insanlar! Şu şirkten sakının! Muhakkak ki o, karıncanın sessiz ve yumuşak yürüyüşünden daha gizlidir."


Bunun akabinde, Allah’ın dilediği bir kimse Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle sordu:


"Karıncanın sessiz yürüyüşünden daha gizli olan bu şirkten nasıl sakınacağız?"


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:
"Şöyle deyin: Ey Allah’ım! Muhakkak ki biz, bildiğimiz şeylerde şirk koşmaktan sana sığınıyoruz ve bilmediğimiz şeylerde senin affını istiyoruz."


Hudaybi, bu hadisi delil alarak şöyle dedi :
"İşte! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hadiste bize, şirkin iki çeşit olduğunu bildiriyor:


Birincisi: Bildiğimiz şirktir.
İkincisi ise: Bizim tarafımızdan bilinmeyen ve bize gizli olan şirktir.


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizim tarafımızdan bilinmeyen ve bize gizli olan şirki işlediğimiz zaman, bundan sorumlu olmamamız için Allah-u Teâlâ'dan af dilememizi emretti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ancak Allah’ın bağışlayacağı suçlardan dolayı Allah-u Teâlâ'dan af dilememizi emreder. Bu gösteriyor ki, kulun bilmediği şirk; Allah-u Teâlâ’ın şu ayette zikrettiği ve affetmeyeceğini bildirdiği şirk değildir:



Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor :
"Allah kendisine eş koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başka dilediğini bağışlar."


ŞİRK HAKKINDA BİLGİ


Dinde şirk Cenab-ı Allah’a ve tasarrufunda ortaklık tanımaktır.


Şirk, küfür yani Allah’ı inkar etmek değildir. Şirk, alemlerin sahibi olan Allah’a inanmakla beraber faaliyetlerinde bazı şeyleri Allah’a ortak kılmaktır, eş tutmaktır.


Firavunlar, Ebu Cehiller ve şeytan elbette Allah’a inanıyorlardı. Şeytan büyüklük tasladı, Firavun kendini tanrı ilan etti. Ebu Cehil putlara Allah’a yaklaştırsın diye taptı.


Arap Müşrikleri, putlardan bir şeyler beklemişlerdi, onlara kurbanlar kesmişler, onlara dualar etmişlerdi, onların önünde eğilmişlerdi.


Bazıları Allah’la beraber ateşe, aya, güneşe, yıldızlara tapmışlardı.


Günümüzde bile insanımız Allah’a inandığını söylüyor ama nefsini, makamı, parayı, maddeyi hatta karşı cinsi putlaştırmak gibi felaketlerden kendini kurtaramıyor.


Şirk, Cenab-ı Allah’ın sıfatlarını başkasında görmektir. Şirk, Allah’a yapılanı başkasına yapmaktır, Allah’tan beklenileni başkasından beklemektir.





Allah’ı başka bir varlığa, Allah’ın yarattığını da Allah’a benzetmektir. Allah’tan başkasını tanrı edinmektir. Allah’tan başkasına dua etmek, ibadet etmektir.


SÜT İÇTİM DE O YÜZDEN KARNIM AĞRIDI


Evliyadan biri Bayezid-i Bestami hazretlerini rüyasında gördü ve sordu:

“Allah seni nasıl hesaba çekti?”


Bayezid-i Bestami Hazretleri:

Allah’ım bana sordu:

“Ey Bayezid, bana ne getirdin?”


Bayezid-i Bestami Hazretleri:

“Ya Rabbi nesne getirmedim, şirk te getirmedim”.


Cenab-ı Hak buyurdu:

“Süt içtiğin gece şirk etmedin mi?”


Bayezid-i Bestami Hazretleri:

“Meğer bir gece süt içtim de karnım ağrımıştı. Aklıma geldi ki, keşke süt içmeyeydim, karnım ağrımazdı.


Hak Teala Hazretleri:

“Karnının ağrıdığını benden değil sütten bildin, şirke girdin Ey Bayezid”  buyurdu.


***


ŞİRK SÖZÜME AF DİLEDİM


Kahve hastalığıma iyi gelmediği için nadiren içiyorum. Geçenlerde gelen bir misafirle birlikte annem bana da kahve yapmış, bende ver madem yaptın içeyim, dedim ve içtim. Erken kalkmama rağmen o gece uyku tutmadı. Bir türlü uyuyamadım.


Gece 3 oldu ama içimden hala, o kahveyi içmeyecektim, diyorum. Babam kalktı, tuvaletimi ördekle yaptırırken, kahve içtim ondan uyuyamadım, dedim.


Babam gidince birden Şirk’e düştüğüm aklıma geldi. Kahve beni uyutmadı dedim, sanki kahvenin bir gücü vardı.


Allah’tan af diledim. Başladım içimden “TEVBE ESTAĞFİRULLAH” demeye… Beş dakika mı geçti hatırlamıyorum, hemen uykuya dalmışım.


Yazıyı yazarken şimdi hatırladım: Bir kış çok ağır bir grip geçirmiştim. Bir hafta ateşim düşmemişti. Dört hafta sonra tamamen iyileştim. Hemen ertesi akşam tekrar ateşlendim.


Ben haftalarca çektiğim için yeniden hastalanmak istemiyordum. Elimi açtım, gözyaşıyla şöyle dua ettim:


“Merhametlilerin en merhametlisi Ey büyük Allah’ım!

Yarabbim daha yeni iyileştim. Allah’ım Sen Ol dersin olur, Olma dersin olmaz, herşey Sen’in elinde. Allah’ım nolur tekrar bana ateş verme. Allah’ım hastalığı sevmediğim için değil, Sen içimi biliyorsun, anne ve babama tekrar eziyet vermek istemiyorum… Lütfen …”


Gözyaşıyla ettiğim bu duadan beş dakika sonra ateşim normale düştü elhamdülillah.

19 şubat 2017 Sincan'daki evimizde kahvaltı
(diyetteyim: şekersiz çay, ekmeksiz peynir ve zeytin)

Hani şu ilaç bana şifa verdi diyerek Şirk kokan cümle kuruyoruz ya, ondan anlattım.


Geçenlerde Mutasavvuf-Yazar Cemalnur Sargut’un bir sohbetinde şunu dinlemiştim:


Peygamber Efendimiz SAV Cenab-ı Allah’ın şöyle buyurduğunu aktarmış:


“Bir hastalık (mikrobu) bir insanın bedenine girse, Ben ona izin vermedikçe hastalık yapmaz.”


Evet, Yüce Rabbimiz biz kullarından tam bir teslimiyet ve tevekkül bekliyor.


ŞİRK’E ÖRNEK


Çok basit bir örnekle Şirk’i anlatmak istiyorum, ki akılda kalıcı olsun:


Annen mutfakta çok özenip leziz bir börek yapıyor. Birisiyle odamıza gönderiyor. Biz ise odamıza getirene teşekkür üstüne teşekkür edip annemizi unutsak annemiz darılmaz mı?


Şirk’te aynen bu misal gibidir. Sebepleri yaratanı unutuyoruz. Bu ilacı iç iyileşirsin, kahve uyutmadı, Arda oynasaydı yenerdik, süt karnımı ağrıtttı, vs…


Yazının başında iki şirkten bahsedilmişti. Normal şirk, bir insanın Allah’ı inkar etmemekle beraber bir nesneyi ilah edinmesi, bir puta tapıcılıktır.


Eğer insan buna tövbe etmeden ölürse, müşriği Allah asla affetmiyor. (Nisa suresi,48)




Gizli şirk ise, farketmeden, bilmeden yapılan fiil ve söylenen sözlerdir.


Yatsı namazı sonrası camide imamlar Amenerrasülü diye bilinen Bakara suresinin son iki ayetini okur. Bakara suresi 286. Ayette Rabbimiz şöyle dua etmemizi istiyor:


"Ey Rabbimiz, unuttuk, yahut yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme.”


Bende hergece yatsı sonrası Amenerrasulü okurum.

Ya Rabbel Alemin! Bu duayı bilmeden düştüğümüz gizli şirk için de kabul et inşallah.


İnsan sözle de, davranış olarak da, düşünce ve inanış ile de şirke düşebilir. İnsan ciddi de olsa, şaka da olsa, bilse de, bilmese de şirke düşebilir.


Sık sık “Estağfirullah” diyerek Allah’tan af dilemeliyiz, ki Allah bunu seviyor.

 
Allah’ın her saniye bizimle olduğumuzu bilerek yaptığımız hareket ve söylediğimiz sözlere çok dikkat edelim inşallah.



Celalin Penceresinden


16 Şubat 2017 Perşembe

Mesnevi Okumaları - 4


Mesnevi Okumaları - 4

 

Çok Kıymetli Gönül Dostlarımız,

 

Gerçekten Mesnevi muhteşem bir deryaymış, kalbime şifa oldu. Yine bir hikaye özeti paylaşmadan önce kalbime şifa olan şu beyitleri paylaşmak istiyoruz izninizle:

 

Allah, birisinin perdesini yırtmak, ayıbını ortaya dökmek isterse, onun gönlüne, temiz kişileri kınama isteği verir.

 

Allah, bir kimsenin de ayıbını örtmek isterse, o kişi nefs yüzünden kirlenmiş, günahlara, ayıblara bulanmış insanların bile ayıblarını görmez, söylemez olur.

 


Allah bize yardım etmek dilerse, gönlümüze yalvarma, ağlayıp inleme isteği verir.

 

Allah aşkıyla ağlayan göz, ne mutlu gözdür. Allah aşkı ile tutuşup yanan gönül ne mübarek bir gönüldür.

 

Her ağlamanın sonu, gülmektir. Bu sebepledir ki her hadisenin sonunu gören kişi mutlu ve kutlu bir kuldur.

 

Nerede akarsu varsa, orada yeşillik vardır. Nerede göz yaşı dökülürse, oraya rahmet gelir, merhamet olur.

 

Bostan dolabı gibi inleyerek gözlerinden yaşlar saç da, can bağında yeşillikler bitsin.

 

Göz yaşı istiyorsan, gözü yaşlı olanlara acı. Acınmak, merhamete kavuşmak arzu ediyorsan, zayıflara, zavallılara merhamet et.

 


5. HİKAYE: TEVEKKÜL MÜ, ÇALIŞMAK MI? (ASLAN VE AV HAYVANLARI)

 

Hz. Mevlana, Mesnevi’nin en uzun hikayelerinden bu hikayeyi 3. Yüzyılda Hindistan’da yazılan “Kelile ve Dimne” isimli hayvan hikayelerinin olduğu kitaptan aldığını haber veriyor. Fransız yazar La Fontaine’de Fabl’larını bu kitaptan alarak yazmış.

 

Hz. Mevlana bu hikayede bir vadide avlanarak yaşayan aslan ve av hayvanlarının aralarında geçen konuşmalarını, etkili mesajlarıyla harmanlayarak okuyucuya sunuyor.

 

Bir vadide sürekli pusuyla kendilerini tuzağa düşüren aslanla, av hayvanları anlaşma yaparlar. Buna göre hergün bir hayvan kendini feda edecek ve aslana yem olacaktır.

 

Aslan avlanmaya çıkmayacak ve diğer hayvanlar bu beladan kurtulacaklardır.

 

Aslana gitme sırası tavşana gelince gitmek istemiyor. Ve aslanı hileyle yenebileceğini söylüyor, şüphe etselerde, beladan kurtuluruz diye mühlet veriyorlar.

 

Sonunda tavşan aslanı kuyuya mahkum ediyor ve herkes bayram yapıyor.

 


Rahmetli Şefik Can dedemiz (1909-2005) enfes Mesnevi tercümesinde bu hikayeye şöyle başlamış. Çok sade, akıcı bir dili var, Mesnevi’yi okumaya başlayacaklara bu tercüme kitaplarını almalarını acizane tavsiye ediyoruz. Yukarıdaki beyitlerde o tercümedendir.

 

Hoş bir vadide bulunan av hayvanları, arslanın korkusundan huzursuzluk içinde idiler.

Çünkü arslan, zaman zaman pusudan çıkıyor, hayvanlardan birini kapıyordu. Bu yüzden o vadi, onların hoşlarına gitmez bir yer olmuştu.

 

Hayvanlar, hileye baş vurdular. Arslanın yanına geldiler, ona dediler ki: "Biz sana her gün, ne yiyecek isen, getirir, veririz, seni doyururuz.

 

Bundan sonra avlanmaya çıkma, pusuya yatıp, bir av peşine düşüp bizi ürkütme ve bu otlağı, bu vadiyi bize zehir etme..."

 

Arslan, hayvanlara dedi ki: "Sizden hile değil de vefa görsem, dediğiniz doğru ama, ben şundan, bundan çok hile gördüm, çok ağzım yandı.

 

Ben insanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum. O yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım.

 

İçimde pusu kurmuş olan nefs ise, hilede, kin gütmede insanlardan fena, beter.

 

Benim kulağım, 'Gerçek mü'min bir yılan deliğinde iki kere sokulmaz' hadisini işitti ve Peygamberin bu. sözünü canla, gönülle kabul etti."

 

Hepsi de; "Ey her şeyden haberi olan hakîm! Sakınmayı bırak, çünkü sakınmak* insanı kader hükmünden kurtaramaz." dediler.

 

Arslan dedi ki: "Evet, kader hükmüne uymak, Allah'a tevekkül etmek yol göstericidir, ama sebeplere baş vurmak da Peygamberin sünnetidir.

 

Hz. Peygamber, yüksek sesle buyurmuştur ki: 'Devenin dizini tevekkül ile bağla...'

 

'Çalışıp kazanan Allah'ın sevgilisidir' hadisini dinle, tevekkül edeceğim diye sebeplere sarılmakta tenbellik etme."

 

Hayvanlar, arslana dediler ki: "Rızık için çalışıp kazanmak halkın i'tikâd, inanç zayıflığmdandır. İnsanların kazançları, hırsları miktarınca elde ettikleri riya lokmasıdır.

 

Gökten yağmur yağdıran Allah'ın, rahmeti ile ekmek vermeğe de gücü yeter."

 

Arslan dedi ki: "Evet dediğiniz doğrudur. Fakat Allah, ayağımızın önüne de bir merdiven koymuştur.

 

Dama basamak, basamak çıkmak gerek. Burada cebrî olmak, her şeyi Hakk'tan bilmek, ham bir ümiddir.

 

Ayağın varken, kendini nasıl topal edersin? Elin varken pençeni yapma gücünü nasıl gizlersin?

 

Efendisi kölesinin eline beli verince, söz söylemeden, efendinin ne demek istediği anlaşılır.

 

Bele benzeyen el de, Hakk'ın bir işaretidir. Çalışmamız için bize verdiği bir emirdir. İşin sonunu düşünme gücümüz ise, onun sözleri, buyruklarıdır. Her şeyi, çalışmamıza bir sebeptir."

 

Hayvanların hepsi de, arslana bağıra bağıra dediler ki: "Sebep tohumlarını eken o harîsler .........

 

Yüz binlerce kadın ve erkek, sebeplere baş vurdukları halde, ne diye zamanın faydalarından birisini elde edemediler?

 

Dünya kurulalıdan beri, yüzbinlerce devirler içinde, sayısız inşanın ağzı ejderha gibi açıldı.

 

O akıllı ve bilgili insanlar, öyle hilelere baş vurdular ki, hilelerinden" dağlar bile yerinden koptu.

 

Bunca tedbirlerine rağmen, gerek ava giden kişilerin, gerekse çeşitli işlerde hırsla çalışanların ellerine, ezelde verilen kısmetten başka bir şey geçmedi.

 

Bütün bu uğraşan, didinen insanların hepsi de tedbirlerinden, çalışmalarından âciz kaldılar, bir şey elde edemediler, sonra da Allah'ın emri ve takdiri ne idi ise, o oldu.

 

Ey tanınmış kişi, kazanmayı bir addan başka bir şey bilme, ey hilekâr, senin bu hileli çalışmalarını da, bir vehimden başka bir şey sanma."

 

Arslan; "Evet." dedi. "Tevekkül doğrudur. Fakat, bir de peygamberlerin ve müminlerin çalışmalarına bak.

 

O mübarek insanlar, türlü cefâlar, mihnetler çektilerse de yılmadılar, Allah, onların uğraşmalarını, didinmelerini boşa çıkarmadı.

 

Onların tedbir ve çare aramaları, her zaman hoş ve latif oldu; zâten güzelden ne gelirse güzeldir.

 

Onların tuzakları, göklerin mânâ kuşunu yakaladı. Çalışmaları yardımı ile onlar, noksanlardan kurtuldular, tamamiyle kemal mertebesi buldu lar.

 

Ey mânâ yolunun isteklisi, ey Hakk âşıkı, gücün yettikçe peygamberlerle, velilerin yolunda bulunmaya çalış."  ..........  ............................... 

 

Arslan, bu çeşit bir çok deliller getirdi." O cebrîler, yâni av hayvanları, arslanın cevaplarını dinleyip kandılar.

 

Tilki, ceylan, tavşan, çakal cebrîliği bıraktılar, dedi-koduyu kestiler.

 

Bu alış verişte ziyana düşmemek için, kükremiş arslanla anlaşmaya vardılar.

 

Her günün payı zahmetsizce arslana gidecekti. Bu suretle onun da başka bir isteği olmayacaktı.

 

Her gün kur'a, hangi hayvana düşerse, o hayvan, pars gibi koşup, arslanın yanına gidecekti.

 

Bu ölüm kadehi, bu kur'a döne dolaşa tavşana, gelince, tavşan; "Bu cefâ daha ne vakte kadar sürüp gidecek." diye bağırdı.



Rahmetli sevgili Şefik Can dedemiz, hikayedeki bir kısmını verdiğimiz bu beyitlerin ardından Mesnevi tercümesinde bu hikaye hakkında şöyle özetle yazmış:


Hz. Mevlâna, bu hikâyede, arslanın ve diğer hayvanların ağzından "çalışmanın önemi, Allah'a tevekkül, kaza, kader, irâde-i cüz'iyye" konuları üzerinde özlü, derin mânâlar, fikirler yürütmekte, bizi Mu'tezile taifesinin islâmî olmayan inançlarından kurtarmaya çalışmakta, gerçek islâmî inanca götürmektedir.

 

Konuların daha iyi anlaşılması için, birbirine zıd düşen görüşler ortaya koymakta, okuyucuyu düşünceye sevk etmekte, sonunda da onu tam Muhammedi imana götürmektedir.

 

Hikâyeden çok tatlı sonuçlar çıkarmakta, çok hoş, hayatî yorumlar yapmaktadır. Ezcümle:
 
"O arslanın kendine saldırması gibi, sen de başkalarına saldırırken, haberin olmadan kendine saldırıyorsun." 1323. beyt.
 
"Sen kendi kendine kılıç çekiyorsun." "Ey insanoğlu, başkalarından gördüğün zulümler, kötülükler, senin kendi kötü huyunun onlardan aksetmesidir, onlardan görünmesidir." 1319. beyt.

 


***

 

Yine uzun oldu. Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

13 Şubat 2017 Pazartesi

Gerçek Aşk Hikayesi


Gerçek Aşk Hikayesi

 

Yarın 14 Şubat Sevgililer günü.

 

Sevgi bu kainatın mayasıdır. İnsan sevince değişir. Asla yapamayacaklarını yapabilir. Kadın da sadece birkez aşık olur ve gerçekten severse sevdiğinden asla vazgeçmez.

 

Hep bir umutla bekler, hatta bir ömür bile… Bu yazımızda sevginin, aşkın, umudun, hasretin yaşandığı yaşanmış hüzünlü bir aşk hikayesi anlatacağız.

 

***

 

Ankara'dan ayrıldığı gün gibi yine hava yagmurluydu o gün. Gözyaşlarını saklayan Ankara yağmurunu çok seviyordu.

 

Onca yaşananlar, özlemler, hasretler… Sonunda yine kendini bir umuda bırakmıştı. Yine yeniden yollara düşmüştü. Eski aşkına gidiyordu yağmurlu bir günde…

 


Kapının önüne geldiğinde onu tekrar görme duygusu içini öyle ısıtmıştıki. Elleri Ankara soğuğundan buz tutsada içi ürperiyordu ya taşınmışlarsa, ya evde yoksa...

 

Yıllar öncesinde de çok çalmıştı bu zili. Zile bastığında kendini kaderin ve hayatın emin ellerine bırakmıştı. Zaten kaybedecek neyi kalmıştı ki…

 

Şİİr: Ya Evde Yoksan

 

Aşkınla ne garip hallere düştüm.

Her şeyim tamam da bir sendin noksan,

Yağmur yaş demeden yollara düştüm.

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

 

Yanlış mı aklım da kalmış acaba?

Muhabbet sokağı numara doksan,

Boşa mı gidecek, bu kadar çaba,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

 

Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum,

Ne olur bir yerden karşıma çıksan,

Tepeden tırnağa sırsıklam oldum,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.

 

Cemal Safi

 

Yıllar öncesinde de çok çalmıştı bu zili, ama hep umutsuzluk ve mutsuzluk olmuştu sonu, vermiyordu babası bir türlü.

 

Aşkları öyle kuvvetliydiki, öyle seviyorduki, kız ölürüm de ondan başkasına varmam, diyordu ama babasını geçemiyordu bir türlü…

 

Behice açtı kapıyı. Gençlik aşkı Ömer, yıllardır adını sayıkladığı Ömer karşısındaydı. Yıllar saçlara ak düşürse de, birtek gözleri yeterdi ona… Yılların özlemiyle ikiside çocuk gibi ağlamaya başladılar…

 

HİKAYE BAŞLIYOR

 

Bu hikayeyi, gerçek vefalı dostlarımdan, iyi kalpli, engelli dostu, yufka yürekli, güzel insan, şu an Antalya’da yaşayan Ziraat Mühendisi Hülya Keleş Hanım anlattı.  (Kendisinden izin alarak yayınlıyorum)

 

Hülya hanımla dertleşirken uzun yıllardır şifam için dua ettiğimi ve bazen karamsarlığa saplanıp dua etmekten vazgeçtiğimi anlattım. Hülya hanım dedi ki:

 


Celal kardeşim asla ümitsizliğe düşme ve asla hayallerinden vazgeçme. Senin çok temiz bir kalbin var. Bak sana vazgeçmemekle ilgili gerçek hikaye anlatayım.

 

Hülya hanımın yakın dostu Mimar Nesrin hanımın teyzesinin hayat öyküsü bu hikaye…

 

Nesrin hanımın teyzesi Behice hanım, gençliğinde iyi kalpli bir gence aşık olmuş. Ömer ismindeki bu gençte ona aşık olmuş. Ankara’da oturuyorlar. Ömer defalarca kızı istetmiş babasından…

 

Behice’nin babası eşi olmadığından kendisine yaşlılığında bakması için, bencilce davranmış, kızı Behice’yi bu temiz gence vermemiş.

 

Ömer tam beş yıl istetmiş ama yine de vermemiş.

 

BAŞKASIYLA EVLENMEM

        

Efendi bir genç Ömer… Kaçırmak için zorlamamış Behice’yi. Sevgi, aşk insanı böyle davranır. Ne babaymış, birbirlerini seviyorlar işte, kızının mutluluğunu istemiyor sanki…

 

Ömer beş yıl sonra bakmışki babası inadından vazgeçmiyor, bu iş artık olmayacak. Ankara’da kalamamış. Aynı şehirde olupta onu görememeye dayanamamış.

 

Memleketi Bursa’ymış, Bursa’ya dönmüş. Evlenmiş, üç çocuğu olmuş.

 


Behice zaten o zaman babasına şöyle söylemiş; Ömer olursa evlenirim, başkasıyla da evlenmem baba, diyerek yemin etmiş.

 

Ve birdaha da kimseye bakmamış ve evlenmemiş. Bir ömür dedemle yaşadı demiş, Nesrin hanım. Ama unutamamış, hep ev işi yaparken ahh Ömer ahhh dermiş.

 

Hep gözü yaşlı dualar edermiş. Kavuşamayan sevgililer beni hep ağlatır, gözlerim doldu.

 

Biz çocukken hep o ismi duyardık, demiş Nesrin hanım.

 

BİR UMUTLA ANKAYA’YA GİDİYOR

 

Behice hanımın içindeki aşk ateşi hiç sönmemiş ve asla ümit kesmemiş. Sonra ne mi olmuş? Hülya hanım anlatmaya devam etti.

 

Ömer’in eşi ve Behice’nin babası kısa aralıklarla vefat ediyorlar. Tabi başkasıyla evlenmiş olsa da Ömer de ilk aşkını hiç unutmuyor.  

 

Küllenen aşk yeniden alevleniyor. Ömer, eşinin kırkı çıkar çıkmaz, belkide evlenmiştir, belkide oralardan taşınmışlardır ama ben yine de Ankara’ya bir gideyim, diyor.

 

Yazının girişindeki gibi Ankara’ya Geliyor. Behice aynı yerde oturuyor.

 

Her ikiside 50’li yaşlarda.

 

MUTLU SON

 

Kızı bu kez Nesrin hanımın babasından istiyor, elbette veriyor, bacanak oluyorlar. Evleniyorlar. Üç çocuğa öz evladı gibi bakıyor.

 

Hikayeyi dinlerken burasında ağlamıştım. 

 

Nesrin hanımın babası ziyaretlerine gittiğinde görürmüş: Çok mutlularmış. Bir yedi sekiz yıl kadar birlikte yaşayıp kısa aralıklarla ölmüşler.

 

Gerçekten film gibi hikaye değil mi?

 

Son ilginç bişey daha var. Nesrin hanımın babası cenazeye gitmiş. Cenazeyi yıkayan kadınlar, Behice teyzenin cesedinin gülümsediğini söylemişler.

 


Efendimizin SAV hadislerinde belirttiği “Aşk Şehit’i” olarak ahirete göçtü inşallah… Yalan dünyanın hırsıyla kirlenmediler. İnşallah aşkları ebediyen sürecektir.

 

Hülya hanım, Nesrin der ki; bizim ailede gerçek bir aşk hikayesi var, dedi ve

 

Celal. Asla vazgeçme, Bak gördün, Allah ol derse, bir sebep yaratır ve gönderir, dua etmeye, gözyaşıyla, senin tabirinle baklavalı duaya ısrarla, sabırla devam et, diye bitirdi.

 

***

 

Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendi Hz. Mevlana ışığında kader hakkında;

 


Kader elbet değişir. Dua kaderi değiştirir. Cenabı Allah isteyince yazdığını siler, tekrar yazar. Yazmasını bilen elbet silmesini de bilir, değiştirmesini de, der.

 

Allah’ın istemesi için vazgeçmeden duaya devam etmeliyiz.        

 

Bu dört unsur ile, yani temiz kalp, vazgeçmemek, inanç, sevgi ile gerçekleşmesi zor görülenler değişir, kader tekrar yazılır.

 

Biz temizsek. Yaradan’a inanıyorsak, Vazgeçmiyorsak, Gözyaşıyla Dua varsa, Bu kadar şeyin üstüne zaten Yaradan kapısından geri çevirmiyor. İlahi kanun böyle…

 

 

Celalin Penceresinden