22 Ocak 2018 Pazartesi

Mesnevi Okumaları – 19 – Ezelde Tanışanlar Dünyada da Birbirlerini Severler


Mesnevi Okumaları – 19 – Ezelde Tanışanlar Dünyada da Birbirlerini Severler

 

Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

 

Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.







Canım kardeşim Faik Celik abisini yine parlatmışken selfie çekmek istedim. Tşörtümde onun hediyesi.
Mesleğine aşık astsubay kardeşimin aldığı tşörtün deseni bile askeri... Allah razı olsun.. - 21 Ocak 2018

(Bu resimleri koymamın sebebi yıllar sonrası hatıra olması içindir.
İlerde yeğenlerim amca/dayılarını hatırlarlar inşallah.)
 
 

 

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardır Hak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiri olan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

 

Şimdi sözü çok uzatmadan 19. Mesnevi yazısına başlamak istiyoruz:

 

 

EZELDE TANIŞANLAR DÜNYADA DA BİRBİRLERİNİ SEVERLER

 

Padişahın has bir kölesine saraya mensup adamların haset etmeleri

 

• Pâdişâhın biri, bir kölesini, lûtfundan ötürü sarayın bütün adamları arasından seçmiş idi. Onu hepsinden üstün tutuyordu.

 

• O kölenin elbise parası, yüz emîrin maaşı kadardı. Onun gördüğü itibârı yüz vezir göremiyordu.

 

 ® Bahtının, tali'inin üstünlüğünden o bir "Ayaz" kesilmişti. Onu seven pâdişâh da, vaktinin "Mahmud"u olmuştu.

 

Mesnevi’nin Farsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta Sertarik Mesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotu yazmış:

 

Yûsuf gibi hem bedeni hem ahlâkı güzel olan Türkmen kölesi, Ayaz b. Oymak, Hindistan'ı zabt eden ve oralara müslümanlığı götüren büyük hükümdar Gazneli Mahmud (969-1030)'un kölesi idi. Gazneli Mahmud, kendisine pek sâdık olan kölesini çok seviyordu. Bu bağlılık dillere destan olmuştur. Mesnevi de bu konuda hikâyeler vardır.

 

 


® O kölenin ruhu, pâdişâhın ruhu ile ezelde şu bedenler yaratılmadan önce tanışmışlar, dost olmuşlardı.

 

Yine Şefik Can dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

 

"Ruhlar hazırlanmış ordular halinde idi. Orada tanışanlar burada uyuşurlar. Orada tanışmamış olanlar da burada bozuşurlar." hadis-i şerîfi gereğince, ruhlar âleminde bir sevgi ve nefret görülür. Orada birbirlerini tanımış olanlar, burada birbirleri ile sevişirler iyi geçinirler. Bu tanışmaya, bu yakınlığa "ülfet-i ezeliye" (=ezeldeki anlaşma) denir.

 

 

® Zaten iş de, bedenden önceki iştir. Sen şu sonradan peydahlanan dünya hayatını hayat sayma, geç.

 

Yine Şefik Can dedemiz sayfanın altına bu beyitle ilgili şu dipnotu yazmış:

 

Bizim asıl hayatımız ezelde takdir buyrulmuştur. Biz orada yazılanları, takdir edilenleri, burada, bu dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden bazı arifler; "Hatimeden değil, Fâtiha'dan korkmalı; buradaki fânî hayatımızın sonundan değil, ezeldeki alın yazımızdan, levh-i mahfuzdan korkmalı." demişlerdir.

 

 

İLK EKİNİMİZİ EZELDE ALLAH EKTİ

 

( Ezel: Başı ve sonu olmayan demektir. Zaman ise, başı ve sonu olan demektir. Zaman ezel içinde bir nokta gibidir. Ezel, bir zamansızlık alemidir. - Celal)




® İş arifin işidir. Çünkü arif şaşı değildir. Gözü ilk ekilen şeyleri görür. • Oraya buğday mı ekilir, arpa mı? Gözü gece gündüz oradadır.

 

® Gece, neye gebe kalmışsa onu doğurur. Yapılan hileler, baş vurulan tedbirler, çâreler takdire karşı hevâdan ibarettir, hevâdan ibaret.

 

® Başına gelecek ilâhî takdiri, alın yazısını gören kişinin gönlü, güzel tedbirlerle o takdiri değiştirmeye kalkışmaktan nasıl hoşlanır?

 

® Kendi aklına, kendi tedbirine aldanansa, tuzak içindedir. Ama, yine de tuzak kurar. Fakat, ne bu tuzak kurtulur, ne de tuzak kuran.

 

• Yüzlerce çayır, çimen bitse, yahut kuruyup dökülse, sonunda yine Allah'ın ekmiş olduğu tohum biter.

 

® İlk ekilen ekinin üstüne ekin ekerler ama, bu ikincisi yok olur gider, ilk ekin kalır. • Olgun olan, sağlam olan, seçkin olan ekin ilk tohumdur. İkinci tohum bozulur, çürür gider.

 

©Senin tedbirin, yine Hakk'ın tedbiridir. Yâni onun takdiri eseridir. Böyle olmakla beraber, kendi tedbirini, dostun huzurunda bırak.

 

• Hakk'ın yükseltmiş ve takdir etmiş olduğu iş, esas iştir. İşe yarayandır. Önce ne ekilmiş ise, sonunda o biter.

 

• Ey Allah'ın dostu! Mademki o büyük dostun kulusun, esirisin, onun emri altındasın. Ne ekersen onun için, onun rızâsı için ek.

 

® Hayırsız nefsin çevresinde dönüp dolaşma, onun işine bulaşıp da, çırpınma. Allah için, Allah rızâsı için yapılmayan bir iş, hiçtir hiç.

 

• Kıyamet günü gelip çatmadan, gece hırsızı gibi olan nefis, mal sahibine karşı rezil rusvây olur.

 

® Hilelerle, tedbirlerle çaldığı malların vebali, kıyamet ve adalet gününde onun boynuna yüklenir.

 

® Yüz binlerce akıl bir araya gelip de, Allah'ın takdirine karşı bir tedbir kurmak istese de...

 

• Yaptıklarını pek güçlü bulurlar ama, saman çöpü rüzgâra karşı nasıl dayanır? .

 

 


O HALDE VARLIK ALEMİNİN NE FAYDASI VAR?

 

Ey inatçı kişi! Eğer bu varlık âleminin, yâni, şu görünen varlığın ne faydası vardır dersen, senin bu sorunda bile fayda vardır.

 

(Bazı insanlara cevap verecek, onlar madem herşey ezelde yazılmış bu varlık alemi neden var diye soruyorlar-Celal)

 

• Bu sorunda bir fayda yoksa bu bize gerekmez. Boş soruyu ne diye dinleyelim.

 

• Sorunda bir çok faydalar varsa, ne diye dünya faydasız olsun?

 

® Dünya bir bakıma faydasız ise, başka bakımdan faydalarla doludur.

 

• Sana faydalı olan şey bana faydasız bile olsa, mademki sana faydalıdır, yapmaktan geri durma. .

 

• Hz. Yusuf un güzelliği kardeşleri için bir anlam taşımıyordu, değersizdi. Ama dünya halkı için faydalı idi.

 

• Hz. Davud'un sesi pek güzeldi ama, güzel sesten hoşlanmayanlara a-ğaç takırtısı gibi gelirdi.

 

• Nil nehrinin suyu âb-ı hayattan daha hoştu, daha feyizli idi. Fakat ondan nasîbi olmayanlara, mahrum kalanlara, inkarcılara kan olmuştu.

 

® Şehitlik mümin için diriliktir, hayattır. İki yüzlü kişiye ise ölümdür, çürüyüştür.

 

• Dünyada hangi bir nimet vardır ki; bir ümmet, bir bölük halk ondan mahrum değildir? Söyle bakalım.

 

® Öküze ve eşeğe şekerden ne fayda var? Her canlı olanın başka gıdası vardır.

 

® Bir kimsenin gıdası iğreti ise, ona öğüt vermek, onu doğru yola getirmek demektir.

 

® Birisi hastalık yüzünden toprak yemeyi sevse, o kişi toprağı kendisine gıda sanır. . .

 

• O asıl gıdasını unutmuştur da, hastalık yüzünden gıda sandığını yemeye başlamıştır.

• Şerbeti bırakmıştır da zehir içmektedir. Hasta olduğu için zehir ona tatlı gelmektedir.

 

***

 

 

DÜŞÜNCELER

 

Hz. Mevlana, Mesnevi’nin 2. Cildinin bu bölümünde ezelden tanışanların bu dünyada da birbirlerini sevdiklerini, ezelde alnımıza yazılan şeylerin tedbir alarak değişmeyeceğini güzel örneklerle açıklamış, Allah razı olsun.

 
Mehmet Akif Ersoy - Ezelden aşinanım şiiri

Tedbir almamayı yanlış anlamayalım. Burda anlatılan şey ilahi takdirdir. Yoksa hasta olmamak için alınan tedbirler değildir. Benim FA hastası olarak yaşamam ezelde kaderime yazılmıştı.

 

Aslında Hz Mevlana, başına gelene üzülme, Allah’tan gelende bir hayır vardır, razı ol, ezelden takdir böyle idi, demek istedi sanırım. Kaderime razıyım. Bugünüme binlerce hamdolsun.

 

Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi yaşayan son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

 

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

15 Ocak 2018 Pazartesi

Hayatından Lezzet Almak için Güzel Söz Söyle


Hayatından Lezzet Almak için Güzel Söz Söyle


Merhaba sevgili gönül dostlarımız,


Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.


Geçen gün bir yazıdaki kötü ve güzel söz davranışı örneklerini okuyunca büyük islam alimi rahmetli Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin (1878-1960) sözü aklıma geldi.




“GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR, GÜZEL DÜŞÜNEN DE HAYATINDAN LEZZET ALIR.”

 
Aslında güzel düşünmenin meyvesi güzel söz söylemektir.
 

Efendim bu hafta önce internette rastladığımız bu güzel yazıyı paylaşmak istiyoruz. Muhtemelen bu yazıyı yazan ABD’li bir kişisel gelişimci… Sonrasında ise konuyla ilgili Hz. Mevlana’nın sözlerini vereceğiz.


Şimdi yine sözü çok uzatmadan yazıya başlamak istiyoruz:



90/10 Sırrını keŞfedİn


Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden olusur.

Hayatın diger %90'ı ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelisir.


Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleginizin üzerine dökülüyor.


Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek:


Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktügü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için elestiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleginizi değiştiriyorsunuz.




Asağıya indiğinizde kızınızı ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor.


Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz.


Geç kaldığınız için, saatte 30 mil hız sınırlaması olmasına ragmen saatte 40 mil hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalik gecikmeden ve hiz limitini aştığınız için ödediginiz 60$ trafik cezasindan sonra okula ulaşıyorsunuz.


Kızınız size "Hosçakal" demeden binaya kosuyor. Ofise 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttugunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir sekilde basladı! Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz.


Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz. Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!


Neden kötü bir gün geçirdiniz?


A) Kahve sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz


Cevap "D" sıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.


Sizin gününüzün kötü geçmesine 0.5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.


DİĞER SENARYO


Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi:


Üzerinize kahve sıçradı. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe "Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek" diyorsunuz.


Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleginizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra asagıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindigini görüyorsunuz.


Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz ise gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalısma arkadaslarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz.


Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.


Farka bakın! İki farklı senaryo.

İkisi de aynı basladi. ikisi de farklı bitti.


Neden?


90/10 sırrı inanilmazdır! Çok azımız bunun farkındadır.


Sonuç?


Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve basağrısından acı çekmektedir.


Bu sır nedir?


Hayatın %10'u, sizin basınıza gelenlerden olusur. Hayatın diğer %90'ına ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandıgınızla karar verilir.




İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar, uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s.


Bu %10'luk kısım tamamen bizim kontrolumüz dışında gerçeklesir. Diger %90'lik kısım farklıdır. Bunu siz belirlersiniz.


Nasıl?


Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiginize bağlı olarak.


*********


DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ


Aslında bu kuralı Cenabı Allah koymuştur. Sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendinin “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabının Düşüncenin öneminin anlatıldığı bölümde şöyle geçer:


“Aslında insanın aradığı her şey, her şekil, her sûret sadece düşüncelerden meydana gelir. O nedenle, iyi, güzel şeylerden başka bir şey düşünme! Çünkü düşünce, sûret dokumasının ipliğidir.”


“Beden topraktan yaratılmıştır. Düşünceler tohum gibidir,  ne ekersen onu biçersin.”

Hz. Mevlânâ





Maddi manevi tüm yaşantımızı yönlendiren, bizleri mutlu, mutsuz, başarılı, başarısız, kul veya sultan eden, insani, hayvanî cümle duyguların merkezinde sadece düşünceler vardır.


İnsanı bir anda Arş-ı Âlâ’ya çıkaran düşünce, aynı hızla esfel-i sâfiline de düşürebilir.


Kâinatta var olan her şey, küllî ve cüzî düşüncenin yeryüzüne yansıyan farklı görüntüleridir.


********

 
Yine Babacım benim, Annecim de babamın
saçını traş etti. (BABA ve OĞUL YENİ TARZIMIZ  ) - 10.1.2018
İkisinden de Allah razı olsun. 
Sağlıklı HAYIRLI uzun ömürler versin.
Ben yatalağım, babamda yaşlandı zor yürüyor, mecburen banyoda ucuz traş mak. ile traş oluyoruz.
Keşke saçımın bakımı kolay olsa da uzatsam... Aşağıda saçlı halim var merak edenler olmuştur

Saçlı halim - 1998 Karelde - 25 yaşında


Yazımızı büyük islam alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin sözüyle bitiriyoruz:



“GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR, GÜZEL DÜŞÜNEN DE HAYATINDAN LEZZET ALIR.”



Celalin Penceresinden


8 Ocak 2018 Pazartesi

Mesnevi Okumaları – 18 – Peygamberler ve Veliler


Mesnevi Okumaları – 18 – Peygamberler ve Veliler

 

Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir YIL ve HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

 

Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

 

Efendim en son Mesnevi Okumaları yazılarının 17. Sini Mayıs 2017’de yayınlamış ve ikinci kitabımızı yazmak için vakit bulamadığımızdan Mesnevi yazılarına ara verdiğimizi duyurmuştuk. Son Mesnevi yazısını müsait olunca okuyabilirsiniz:

 


 

Birkaç hafta önce bitirdik. Şu an Egemen Yayınları sahibi sevgili Fahrettin Yüksel bey bu ikinci kitabımızın editörlüğünü ve kapak çalışmalarını yapıyor, Ocak 2018 içinde çıkacak inşallah.

 


Şimdi tekrar Mesnevi yazılarına başlıyoruz, fakat geçen yıl gibi her hafta değilde, iki haftada bir olacak inşallah. Yani Pazartesi günleri, bir hafta normal yazı, diğer hafta Mesnevi yazısı…

 

Çünkü hemen üçüncü kitabı yazmaya başladık. Allah ömür verirse yazacağız. Ne kadar sürer tam kestiremiyorum. Sürekli ilerleyen FA hastalığımdan dolayı hareketlerim ve yazmam çok yavaşladı.

 

Şimdi sözü çok uzatmadan 18. Mesnevi yazısına başlamak istiyoruz:

 

 

Peygamberler ve velîlerİ İNKAR EDENLER KENDİNE DÜŞMANDIR

 

® Peygamberler ve velîler hakkında söylediğimiz sözler, birini şüpheye düşürecek olursa...

 

® Eğer bir kimse çıkıp da; "Peygamberlerle velîlerin nefisleri ölmüş değil mi idi. Yâni nefsin temizleniş derecelerinin sonu bulunan 'râziye ve marziye' (Allah'tan razı olan, Allah'ın da'ondan razı olduğu) derecelere yükselen kişiler oldukları hâlde, onların da düşmanları ve hasetçileri vardı?" derse:

 

® Ey doğruyu anlamak isteyen kişi! Sen şimdi sözüme kulak ver de, şüphe ettiğin şeye vereceğim cevabı dinle.

 

® Peygamberleri ve velîleri inkar edenler, kendi kendilerinin düşmanı idiler. Böylece, onlar kendi kendilerini yaralıyorlardı.

 

® Düşman cana kast edendir. Kendisi can çekişen, düşman değildir.

 

® Zavallı yarasa, güneşe düşman değildir. O perde arkasında kalmıştır da, kendisinin düşman! olmuştur.

 

© Güneşin parıltısı onu öldürür, güneş hiç onun eziyetini çeker mi? Onun rahatsızlığına ehemmiyet verir mi?

 

® Düşman ona derler ki: Ondan bir gazap, bir zahmet gelsin; güneş ışığı ile taşın la'l olmasına engel olsun.

 

® Bütün kâfirler, peygamberlerin manevî cevherlerinin parıltısının, onların peygamberlik nurunun kendilerini aydınlatmasına, kendileri engel olmuşlardır.

 

 

DÜŞMANLIĞIN ZARARI KİME DOKUNUR?

 

® O tek kişinin, yâni nebî ve velînin gözüne halk nasıl perde olabilir? Nebî ve velîye düşman olduğu için, halk kendi gözünü kör etmiştir. Kendi gözünü şaşı, kendi kulağını sağır etmiştir.

 

® Halkın nebîlere ve velîlere düşmanlık göstermesi, hintli bir kölenin, efendisine kin güderek, inadından kendisini öldürmesine benzer.

 

® O köle, efendisini kölesiz bırakmak için, kendisini damdan baş aşağı atar. Helak olup gider.

 

® Hasta, kendisini tedavi eden hekîme düşman olursa; çocuk, kendisini terbiye edene kin güderse,

 

® Gerçekten de bunlar, kendi canlarına kast etmektedirler. Kendi akıllarının, canlarının yolunu vurmaktadırlar.

 

® Bez yıkayan güneşe kızarsa; balık suya öfkelenir, düşman olursa,

 

® Sen dikkatle bak da, gör. Bu hiddetin, bu öfkenin, bu düşmanlığın zararı kime dokunur? Sonunda, bu kızgınlık yüzünden kimin bahtı kararır?

 

® Ey hakîkati göremeyen, hasedi, çirkin huyu yüzünden nebîlere ve velîlere düşman olan kişi! Allah senin yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel, aklını başına al da, hem çirkin yüzlü, hem de çirkin huylu olma.

 

® Eğer bedenî güzelliklerin varsa, suç işleme ki, ayakkabının taşlı yollarda parçalandığı gibi, senin de günâh yollarında işlediğin suçlardan, kötülüklerden ötürü bedenî güzelliklerin yok olmasın.

 

(Yani Allah çirkin yaratmıyor, sürekli günah işleyenin yüzü çirkinleşiyor-Celal)

 

® İki kat çirkin isen, yâni hem yüzün, hem huyun çirkin ise; işlediğin suçlar yüzünden gözden düştü isen, inanç bozukluğu ve iyi işler yapamama sebebi ile çirkinliğin artmasın. Suçların dört kat olmasın.

 

 

ŞEYTAN NEDEN HASET ETTİ?

 

® Sen, "Ben filan kişiden daha aşağı mıyım ki tâli'im böyle ters gidiyor?" diye ona buna haset ediyorsun.

 

® Zaten haset, bir başka eksiklik bir başka ayıp, hatta bütün aşağılıklardan aşağı beter bir şey.

 

® Şeytan da aşağılıktan utandığı, yâni Hz. Âdem'e secde etmenin ve onu üstün görmenin kendisini küçük düşüreceğini sandığı için, alçaldı; yüz lerce kötülüğe düştü.

 

© O, topraktan yaratılan Âdem'in ilâhî halife olmasına haset ederek, ona secde etmedi de, böylece kendisini yüceltmek istedi. Fakat yücelik nerede kaldı? Gözlerinden kanlı yaşlar boşaldı.

 

® Ebu Cehil de asil, fakat yetim ve servetsiz bulunan Hz. Muhammed'in, Allah'ın elçisi olmasına haset etti de, hasedi yüzünden kendisini aziz Peygamberimizden üstün tutmaya kalkıştı.

 

® Adı Ebu'l-Hakem (Hikmetin babası) iken, Ebu Cehil (Cehaletin babası) oldu. Nice ehliyetli kişiler vardır ki haset yüzünden ehliyetsiz olmuşlardır.

 

® Ben insanların çalışıp çabaladıkları, didinip durduklan bu arayış dünyasında, iyi huydan daha iyi bir ehliyet görmedim.

 


Mesnevi’nin Farsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta Sertarik Mesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotu yazmış:

 

Şeyh Sadi hazretleri de:

 

(Edep, terbiye, iyi huy Allah'ın nurundan bir tac gibidir. Onu başına koy, istediğin yere git. Her yerde itibâr görürsün.) demek istiyor.

 

 

HAK KATINDA İŞE YARAYAN AMEL NEDİR?

 

® Fazilet ve üstünlük dâvasından, dolayısıyla, kendini faziletli, başkalarından üstün, fende ve ilimde ileri gitmiş görerek; küstahlığa kapılmaktan vazgeç. Çünkü Hakk yolunda işe yarayan amel, Allah rızâsı için insanlara hizmette bulunmaktır, iyi huylu olmaktır.

 

® Gönül gözleri kapalı kişiler, peygamberleri kendileri gibi birer insan saydıklarından, onların manevî yönlerini, hakikatlerini göremediklerinden onların üstünlüklerini, sabır ve tahammüllerini kıskandılar. Onlara haset ettiler; "Onların hasedi meydana çıksın." diye Cenâb-ı Hakk peygamberleri vâsıta kıldı.

 

® Çünkü, bütün insanlar, gerçek olsun olmasın bir mabûd tanır, ona kulluk etmekten arlanmaz. Hakk'a haset eden hiç bir yerde yoktur.

 

® Fakat, halk peygamberi de, kendisi gibi bir insan sanır, onun manevî gücünü anlayamaz da, o yüzden ona haset eder.

 

® Peygamberin büyüklüğü ve kutsallığı anlaşılınca, ona uyanlardan hiç biri, onun hakkında hasede düşmez.

 

***

 

Hz. Mevlana, Mesnevi’nin 2. Cildinin bu bölümünde bazı nasipsizlerin, başta peygamberler sonra evliyalara neden haset ettiklerini ve haset edenin aslında kendisine düşmanlık ettiğini güzel örneklerle açıklamış, Allah razı olsun.

 
Muhterem Hayat Nur Artıran Hanımefendi ve Hz. Şefik Can (1909-2005)




Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi yaşayan son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

 

***

 

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

 

Celalin Penceresinden