12 Şubat 2018 Pazartesi

Dünyanın Yaşanmış En Güzel Aşk Hikayesi


Dünyanın Yaşanmış En Güzel Aşk Hikayesi


Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.


Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.


Bu yazımızda, bu hafta 14 Şubat Sevgililer Günü olması dolayısıyla başlıktaki en güzel aşk hikayesini paylaşmak istiyoruz. Bu Efendimiz SAV ile Hz Hatice’nin RA aşkı…



AŞK NEDİR?


Aşk hakkında yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi şunları söyledi:


“Cenab-ı Allah’ın bir kula en büyük lütfu, keremi ona Aşk’ı nasip etmesidir.“  


Kimin gönlüne aşk tohumu düşerse sarmaşık gibi insanın bütün duygularını sarar, sarmalar. Kimin gönlüne de aşk ateşi düşerse, aşktan gayrı ne varsa, hepsini yakar yandırır, der aşıklar sultanı Hz. Mevlana… 


Aşık olan insanın bütün hayatı sevdiceğine adanmıştır. Seven insan herşeye sevdiceği ile bakar, onunla görür, onunla konuşur, hayatındaki herşeyi ona göre ayarlar, çünkü insanın sevdiği mutluluk, huzur içindeyse seven de ancak o zaman mutlu ve huzurlu  olur.


Gerçek aşkta seven yoktur sadece sevilen vardır. O nedenle sevenin gözü kör kulağı sağır olur, derler. Yani seven sevdiğinden gayrı hiç bir şeyi  ne duyar ne görür !


Ortada bir adanmışlık vardır, kişinin kendi yoktur, geriye sadece sevilen kalmıştır. Aşk sevdiğine teslim olmaktır. Aşk sevdiğini memnun etmektir.


Onun için Hz. Mevlana bir Divan-ı Kebir beytinde şöyle der; “Aşk, dileği, isteği, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi tümüyle terketmektir.” Bu ilahi aşkın değil, bizatihi aşkın tanımıdır.


Çünkü karşı cinse duyulan beşeri aşk ile Cenab-ı Hakk’a duyulan ilahi aşk, özü itibari ile aynıdır. Bir kızı veya erkeği sevdiğimizde aslında biz o yüzün arkasındaki onun yaratıcısını seviyoruzdur çünkü.


Ama bilmeden sadece simaya, surete, şekle takılır kalırız. Aslında işin hakikatı, bizler sevdiğimizde onu yaratanı görür, onu severiz, onu yaratana aşık oluruz.




Kamil insanlar ise, kimi niçin sevdiklerini bildikleri için direk Rabbani aşkın içine düşerler.


***



ALLAH EFENDİMİZE SAV AŞK LÜTFETTİ


Bu yüzden kendimi hep şanslı kullardan sayarım. Ki şimdi ilahi aşka yükseldim elhamdülillah. Çünkü beşeri aşk, ilahi aşka ulaşmak için basamaktır.


Çünkü bir sevgili için yanmayan, acı çekmeyen gönül, Yüceler Yücesi Allahı sevmeye yol bulamaz. İnsan bir kız/oğlanı severek aşk duygusunu yaşamayı öğrenir.


Acizane şöyle düşündüm, Allah ben gibi aciz, değersiz bir kula Aşk lütfetmişse, en sevdiği Habibim dediği kuluna da SAV aşk lütfetmez mi?: Elbette, Hz. Hatice.


BU AŞK İLE İLAHİ AŞKIN ZİRVESİ AŞK PEYGAMBERİ OLDU SAV.


Daha peygamberlik gelmeden gençkende El-Emin (güvenilir) Muhammed diye anılan Efendimiz SAV ahlakıyla örnek gençti. Tabi Efendimiz o zamanın genç kızlarını ahlaken kendine uygun görmüyordu.


Efendimiz SAV, Hz. Hatice’yi yolda, pazarda bir şekilde görünce, belki gülüşüne, belki gamzesine, belki gözlerine VE TABİ AHLAKINA vuruldu. Hz. Hatice annemizde Ona SAV vuruldu.


Hz Hatice çok zengindi ama mutluluğu bulamamıştı.  Daha once iki defa evlenen ve biri vefat, diğeri boşanma ile sonuçlanan Hz Hatice aşık olacağı ve önemlisi ahlaken düzgün bir eş arıyordu. Çok teklifleri reddetmişti. Ve Allah Onun gönlüne Efendimizin SAV aşkını düşürdü.


Efendimiz SAV de onu beğeniyordu. Hz Hatice duldu ama iki sebep evliliğe mani oluyordu.


Efendimiz SAV fakir, Hz Hatice çok zengindi ve arada 13-15 yaş vardı.




Hz Hatice, bu sebeple utanan Efendimizin SAV duygularını, arkadaşı Nefise aracılığıyla soruşturuyor, olumlu olduğunu öğrenince de Efendimizin Ebu Talip ile kendisini istemesini istemişti.


Sonuçta Hz Hatice annemiz Efendimizle evleniyor, gerçek aşkı buluyordu ve ahlakının güzelliği sayesinde Hz Muhammed’in SAV Allah’ın elçisi olduğuna ilk inanan ve ilk müslüman, servetini islam yolunda tüketen Hz Hatice’dir. RA: Radiallahu anha (Allah ondan razı olsun)


Şimdi internette rastladığımız güzel bir yazıyı paylaşarak yazımızı bitiriyoruz:



Dünyanın Yaşanmış En Güzel AŞK Hİkayesİ


(Not: Peygamber Efendimiz SAV 25 yaşındayken, kendisinden 13-15 yaş büyük Hz. Hatice ile evlenmiştir. Ve Hz. Hatice (RA) ile o ölene kadar yirmibeş yıl tek eşli bir evlilik yapmıştır. 


Efendimizin SAV çok evliliği, 52 yaş sonrasıdır ve pekçok nedenleri vardır. Bu konuda Google amcadan sorabilirsiniz.) 


     Ne Leyla diyeceğim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..  En güzel aşk hikayesi Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile Hatice  Validemizin hikayesidir.. 

 

     Sanır mısınız ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da diğerleri..Aşkları dillere destan olur, günümüze kadar ulaşırdı?


    *Hayır tabii ki!

    Belki bir kaç sene sonra bitecekti.. Yaşanmadığından, kavuşulmadığından hep bunlar...  Ama siz bir bakın Efendimizle SAV, Hatice Validemizin RA aşkına ALLAH için!


    Bu, yaşanmış hem de uzun yıllar boyu yaşanmış bir aşk.. Ahla kissat hub fil alem




    Mekke fethinin ilk günü, o karışıklık, o heyecan esnasında Efendimiz yaşlı bir hanımla karşılaşıyor, O'nun yanına gelmesini önlemek isteyenlere "Bırakın" diyor gelsin..  Sırtından abayasını çıkarıp, hanımın altına seriyor ve birlikte oturup bir saat kadar sohbet ediyorlar..


   Aişe Validemiz RA merak ediyor ve sonrasında;


 -- "Kimdi o? Neler konuştunuz?" soruyor..

Cevaba bakar mısınız;


 -- " O, Hatice'nin arkadaşı idi, eski günleri yad ettik"

   

    Hatice Validemiz vefat etmiş, aradan yıllar geçmiş, vefayı, sevgiyi, özlemi görüyor musunuz?  Ve o hengamede..


     Ve Hatice Validemize bakın;

      Yaşı 55..

     Efendimiz o sıra Hira mağarasında, nübüvvetten evvel ibadette.. Her gün O en sevgili'ye yiyecek taşıyor! Her gün gidiyor ve O'nunla biraz oturuyor..


     Hira Mağarasını bilir misiniz siz? Ne kadar yüksektir ve çıkması ne kadar zordur? Bugün gençler bile çıkarken ter içinde kalırlar, çok yorulurlar..  Yaşı 55 Hatice Validemizin ve her gün Habibini görmeye gidiyor!


    Yine bakınız ki o asil hanıma, Efendimizden daha yaşlı olduğu için O'na üstüne evlenmesini teklif ediyor!  Düşünebiliyor musunuz?

 

    O'nu öylesine seviyor ki, sadece O'nu mutlu edeceğini düşündüğü için "Evlen"  diyor!   Ama O, reddediyor, asla O'nu incitmek istemiyor..  Hanım'a bakın! Ve sevgisine..


    Yine ilk vahiy geldiğinde O'na nasıl destek olduğuna, yüreğini, malını, canını nasıl serdiğine bakin..  Ve Efendimizin yüreğindeki Hatice Validemizin yerini düşünün, çok hadislerde geçer..

 

    Yine Validemizin vefatından çok uzun yıllar sonra kız kardeşi Hale, Efendimizin evine gelir ve kapıyı çalar.. 


    Öylesine heyecanlanır ki O, kapıya koşar, eli ayağı dolaşır..

 -- "Neden" derler.. 

 -- "Hatice'nin çalışı bu" buyururlar..Ve "Sanırım Hale'dir gelen" derler..


        En güzel Aşk hikayesi budur!

        Yaşanmış ama pörsümemiş, eskimemiş, yepyenidir..

        Sallallahu aleyhi ve sellem….*




     **Bizlerin muhterem Validemiz'den alacağı cok dersler var..


           O'na, Onlar'a benzeyenlere selam olsun..*

***


İnşallah cennette üç boyut değil, 70 boyutlu bu aşkın filmini izleriz.


“Hz. Muhammed'in mübârek nefesleri ile iki kapıda açılmıştır, iki dünyada'da duâsı kabul edilmiştir. Ona benzer birisi ne bu âleme gelmiştir, ne de bundan sonra gelecektir ! “   


Hz. Mevlânâ



Celalin Penceresinden


5 Şubat 2018 Pazartesi

Mesnevi Okumaları – 20 – Suya Kerpiç Atan Adamın Hikayesi


Mesnevi Okumaları – 20 – Suya Kerpiç Atan Adamın Hikayesi

 

Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

 

Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

 
Celal'in Melekleri - 3 Şubat 2018

Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardır Hakk aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiri olan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.

 

Biliyorsunuz Mesnevi hikayelerden oluşuyor. İnsan, hikayelerle konuyu daha iyi anlıyor. Hz. Mevlana da mesajlarını hikaye içinde verir. Aşağıdaki hikayede de, namazın Allah’a yaklaşmaya vesile olmasını kerpiç duvarı örneğiyle anlatıyor.

 

Şimdi sözü çok uzatmadan 20. Mesnevi yazısına başlamak istiyoruz:

 

SUYA KERPİÇ ATAN ADAMIN HİKAYESİ

 

Duvarın üzerinde bulunan susamış bir kişinin suya kerpiç atması

 


® Bir dere kıyısında yüksek bir duvar yardı. Duvarın üstüne de susamış dertli bir kişi çıkmıştı.

 

© Suya ulaşmasına, susuzluğunu gidermesine o duvar engel oluyordu. Susuz adam da su için balık gibi çırpınıyordu,

 

© Ansızın suya bir kerpiç parçası attı. Kerpicin düşmesi ile suyun çıkardığı ses, kulağına bir söz gibi geldi.

 

® Suyun sesi bir sevgilinin sesi gibi tatlı idi. O su sesi; adamı üzüm suyu gibi mestetti.

 

® O mihnetlere, dertlere uğramış adam, suyun tertemiz sesini duymak için duvardan kerpiç koparıp suya atmaya başladı.

 

SUYA KERPİÇ ATMANIN BİRİNCİ FAYDASI

 

® Sudan da ses geliyordu. Su "Ey insanoğlu!" diyordu, "Böyle kerpiç atmaktan, beni rahatsız etmekten sana ne fayda var?"

 

® Susamış adam cevap verdi de dedi ki: "Ey su, bu atıştan benim için iki fayda vardır. Bu yüzden kerpiç atmaktan vazgeçemem.

 

® Birinci fayda: Benim suyun sesini duymamdır. O ses, susuzlara rebâb sesi gibi pek tatlı gelir.

 

® Su sesi İsrafil'in sesine benziyor. Ölü bile bu sesten dirilmededir.

 

® Yahut da o ses, ilkbahar günlerindeki gök gürültüsüne benziyor. Bu ses yüzünden bağlar, bahçeler güzelleşir. Yeşillikle, çiçeklerle dolar.

 

® Yahut da o ses, yoksula zekât vermek için çağırış sesi, yahut da mahpusa hapisten kurtuluş müjdesidir, sesidir.

 

® Yahut da o ses, Hz. Muhammed'e ağız ve burun vasıtası olmaksızın Yemen'den gelen Rahman'ın nefesine benziyor.

 

® Yahut da, esas kıyamet gününde Peygamber efendimizin âsîlere erişen şefaat nefesi gibidir.

 

® Yahut da o ses, zayıf Yâkub'un ruhuna ulaşan, güzel ve latîf Yûsuf un kokusu gibidir.

 


SUYA KERPİÇ ATMANIN İKİNCİ FAYDASI

 

® Kerpiçleri atmamın ikinci bir faydası da şudur ki: Koparıp attığım her kerpiçle duvar alçalıyor. Ben de suya biraz daha yaklaşıyorum.

 

® Kerpici her koparışımda yüksek duvar, kerpicin azalması yüzünden biraz daha alçalıyor.

 

® Duvarın alçalması bir yakınlık; onun ortadan kalkması ise kavuşmak, buluşmak olacak.

 

® İşte namaz kılarken secde etmek de "Secde et de yaklaş." âyetinde olduğu gibi duvardan kerpiç koparmaya benzer. Ve Hakk'a manen yaklaşmaya sebep olur.

 

® Bu varlık duvarı yüksek bulundukça, baş eğmeye yâni secde etmeye engel olur.

 

® Bu toprak bedenden kurtulmadıkça, eğilip âb-ı hayata secde etmek ve ondan doya doya içmek imkânı yoktur.

 

® Bu varlık duvarı üstünde bulunanlardan kim daha fazla susamışsa, duvarın taşını, kepricini o daha çabuk koparır atar.

 

® Suyun sesine daha fazla âşık olan kişi ise, ona engel olan varlık duvarından daha büyük parçalar koparır.

 

® O su âşıkı, suyun sesinden adetâ boğazına kadar şaraba batmış gibi neşelenir, mest olur. Yabancı kişi ise, kerpiç suya düşünce "bluk" diye çıkardığı sesten başka bir şey duymaz.

 

***

 

 

DÜŞÜNCELER

 

Hz. Mevlana, Mesnevi’nin 2. Cildinin bu bölümünde NAMAZın Allah’a yaklaşmaya vesile olduğunu kerpiç örneğiyle aklımıza yakınlaştırdı, Allah razı olsun.

 

Kerpiç, saman ve balçık karışımı olarak hazırlanıp tahta kalıplara dökülerek güneşte kurutulan, bir tür tuğladır. Bizim köydeki evler hala kerpiçten yapılmaktadır, yazın sıcağı kışın soğuğu geçirmez. Herbir kerpiç 3-4 kilodur.

 



Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi yaşayan son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

 
3 Şubat 2018 Cumartesi günü eski arkadaşlarım Bora Dikmen bey, Ersoy Bereketlioğlu bey ve Filiz Akçay hanım ziyaretimize geldi, çok mutlu oldum, Allah razı olsun.
Şu an tedavisi devam etmekte olan Filiz Akçay dostuma Allah'ım acil şifa ihsan eyle. Amin.
Her gün özel dua listemdedir. İki kızı olan Filiz'imize sizlerde inşallah dua ediniz.
 

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

29 Ocak 2018 Pazartesi

Hikaye: Çatlak Kova ve Düşündürdükleri


Hikaye: Çatlak Kova ve Düşündürdükleri

 

Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.

 

Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.






Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Suriye Afrin'e düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtındaki ilk şehidimiz Piyade Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan ... O zaten cennette, Allah ailesine sabır versin.  Beş aylık kızı varmış. 22 Ocak 2018
 
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Afrin'e düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı sırasında şehit olan Piyade Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan'ın vasiyeti ortaya çıktı. Piyade Astsubay Üstçavuş Özalkan'ın vasiyetinde, şehit olunca devletin ailesine vereceği parayla Telafer´deki çocuklar için anaokulu, kreş veya kültür merkezi yapılması olduğu belirtildi. (Bu vasiyetin gerçekleştirileceği açıklandı.)

Bu haftaki yazımızda çok güzel bir kısa hikaye paylaşıp, hikayenin hatırlattıklarını anlatacağız. Allah yuvalarımızda huzur, rızkımızda genişlik, işlerimizde başarı versin.

 

 

Hİkaye: Çatlak Kova

 

Çin'de bir adam, her gün omzuna koyduğu sopanın iki ucuna astığı büyükçe kovalarla, çalıştığı eve su taşırmış. Adamın su taşıdığı kovalardan biri çatlakmış.
 

Sağlam kova içine doldurulan suyun tamamını eve ulaştırabilirken, çatlak kova yalnızca doldurulan suyun yarısını ulaştırabilirmiş. Bu durum aylarca devam etmiş. Adam her seferinde eve bir buçuk kova su taşıyabilmiş.

Kovalardan ise sağlam olanı görevini hakkıyla yerine getirmenin gururunu yaşarken, çatlak olan kova görevini yerine getiremediği için sürekli boynu bükük durmaktaymış.

Bir gün artık dayanamamış çatlak olan kova... Ve adama:

- Senden özür dilemek istiyorum! demiş.

"Neden?" diye sormuş adam. Kova:

- Aylardır gövdemde bulunan çatlak sebebiyle, görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Sen ise benim bu kusurumdan dolayı emeğinin tam karşılığını alamıyorsun.

Adam "Lütfen kendini suçlama!" demiş, "Lütfen eve dönerken yolun kenarındaki çiçeklere bir bakın!".

Kova yol boyunca, yol kenarındaki güzel çiçekleri izlemiş... Sonra da çiçeklerin sadece yolun bir kenarında olduğunu farketmiş... Eve varıldığında ise yine eksik getirdiği sudan dolayı üzülmekteymiş...

Eve vardıklarında adam:

- Gördün mü? demiş kovaya... Yolda sadece senin tarafında çiçekler vardı. Ben senin kusurunu bilmekteyim, o yol kenarındaki çiçekleri de ben ektim. Senin kusurundur o güzel çiçeklere hayat veren...



Ben de o çiçeklerle her gün patronumun sofrasını süslemekteyim. Senin kusurun olmasaydı o güzel çiçekler yetişmezdi, patronum da evinde böyle bir güzelliği yaşayamazdı.

 

*************

 

 

HASTALIĞIM AŞKIMIN ŞAHİDİDİR

 

Hepimiz Hz Musa AS ve Hızır AS kıssasını biliyoruz. Kehf suresinde anlatılıyor. Hz Musa ledün ilmini öğrenmek için Hızır AS ile arkadaşlık etmek istiyordu. Hızır AS’ın şartı şuydu ki, “yaptıklarıma itiraz etmeyeceksin”.

 

Hızır AS yolculuk esnasında bindikleri fakirlere ait gemiyi deliyordu. Hz Musa AS Ona, fakirlerin gemisini niye deliyorsun, diye itiraz ediyordu. Sonuçta Hz Musa AS iki olaya daha itiraz edince Hızır AS arkadaşlığı bitiriyordu ve itiraz ettiği olayların hikmetini açıklıyordu.

 

Gemi hakkında şunu diyordu biliyorsunuz:

 

"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her (sağlam) gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." 

(Kehf suresi, 79.ayet)

 


Yukarıdaki hikaye ile bağdaştırırsak acizane şöyle düşündüm. Allah bir insana engellilik verdiyse faydası içindir, bana hastalık verip engelli yaptı ki, dünyanın kötülüklerinden beni korudu inşallah. Hayırsız eş, şeytanın şehvet tuzağına düşme gibi…

 

Belki de sağlıklı olsaydım, nefsime yenik düşüp günahlar işleyecek ve bu imana kavuşamayacaktım. FA (Friedreich Ataksisi) hastalığımı çok seviyorum, benim mahşerdeki mahkemede şahidimdir inşallah.

 

"AŞK BİR DAVAYA BENZER, CEFA ÇEKMEK DE DAVANIN TANIĞIDIR. TANIĞI OLMAYAN HER DAVA MUTLAKA KAYBEDİLİR. CEFA, IZDIRAP, KEDER SENİN AŞKININ TANIKLARIDIR. "


Hz. Mevlânâ, Mesnevi, c.3, 4008

 

Daha dünya kurulmadan EZELDE bize dava açıldı. Allah'a olan aşkını ispat et diye.

 

Mahşerdeki büyük mahkemede, Allah'a olan aşkımızın şahitleri, çektiğimiz hastalıklar, dertler, sıkıntılar, üzüntüler, ve sabrettiğimiz ibadetler, haramlar, günahlar olacaktır.

 

Rabbimiz bazı inatçı inanmayanlara hiç hastalık, dert, ızdırap, sıkıntı vermiyor. Ki, Allah’ı hatırlamasınlar. Firavunun ömrü boyunca başı bile ağrımadı, diyor Hz Mevlana.

 

Başımıza gelen her musibet Allah’tan bize  gelen ilahi  mesajlardır. Eğer ki bizler, dert ve sıkıntılarımızın sevgilimizden geldiğini anlayabilirsek, o zaman bu sıkıntı ve  kederlerimizin içindeki rahmeti fark eder, dolayısıyla da sevinç duyar, lütfedilen bu nimete bol bol şükrederiz.  

 

 

ENGELLİNİN DUASINI ALIN

 

Biz engelliler birer çatlak kovayız. Çatlak kovanın kusurunu bilen adam ondan faydalanıp çiçek yetiştiriyordu.

 

Normal sağlıklı insanlarda biz engellilerden faydalanıp, dualarını almalılar. Minik hediyelerle engellileri ziyaret edip kalplerini hoşnut edip dua istemeliler. Çünkü Efendimiz SAV “Hastanın duası makbuldur. (Kabul edilir) buyurmuştur.

 

Engellilerin Duası Neden Makbûldür?

 

Kur’ân-ı Kerim’de “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.” (Furkan suresi, 77.ayet) diye buyuran Cenab-ı Hak, insanın yaradılış gayesinden birinin de duâ olduğunu beyan ediyor.

 

 Samimi duâ etmenin ve Allah’a yalvarmanın bir sebebi olan hastalıklar, insana acizliğini zayıflığını hissettirir. İnsan da dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip o acizlik ve zayıflığın diliyle çok içten, riyasız bir duâ eder.

 


Kıymetli bir islam aliminin sohbetinde dinlemiştim:

 

Normal günlerde bir annenin çocuğuna muamelesi nasıldır? Bazen bağırır, bazen terlik :) Ama çocuğu hastalandığında annenin varolan o şefkati coşar.

 

Battaniyelerle üstünü örtmeler, sıcak tarhana çorbaları, hatta çocuğun canı bişey istese, annesi, kar da yağsa koşa koşa markete giderek alır.

 

İşte annelere o şefkati veren Rabb-i Rahim’imiz, kuluna hastalık verdiğinde, kulu güzelce sabreder ve şükrederse, rahmeti coşar ve dualarını geri çevirmez.

 

Engellinin kalbi saftır ve daima hüzünlüdür. Peygamber Efendimiz SAV, Allah nerede bulunur diye soran birine buyurur ki:

 

“Allah hüzünlü kırık kalplerdedir.”

 

ADAMIN ÇATLAK KOVADAN FAYDALANIP ÇİÇEK YETİŞTİRMESİNİ acizane bir de ŞÖYLE ANLIYORUM. Ben babama, size yıllarca hep yük oldum, dediğimde babam dedi ki:

 

“Oğlum sen benim veli nimetimsin. Sana hizmet ederek aldığım sevaplarla cenneti kazanacağım inşallah. Seni çok seviyorum.”

 
Ankara Eryaman Göksu Parkı - 2006

***

 

"Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, hakkınızda hayırlı olabilir ve hoşunuza giden bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz." (Bakara suresi, 216. ayet)

 


Engelli kardeşlerim asla üzülmeyiniz, aksine Allah beni seçti diye sevinmeliyiz.

 

Cenabı Allah’a binlerce hamdolsun. Bu hastalık bana Allah'ın hediyesidir.

 

 

Celalin Penceresinden