29 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni yıl Yeni hedef


Yeni yıl Yeni hedef

 

   1 ,2 ,3 ,4 ,5 ...... evet ömrümüzden beş saniye geçti. Zamanı durdurmanın ve geri almanın hiç imkanı yok. Saati durdursak da geçen gün ömürdendir.

 

   İşte, ömrümüzden bir yıl daha geçti istesek de istemesek de... Ömür sermayesi tükeniyor. Belki de yarın dünyadaki son günümüz. Bu yılbaşında ne yapacaksınız? Gelin bu yeni yılda hayatınızda değişikler yapalım. Ancak, Yüce Allah'ın takdir ettiği olaylar dışında, irademizle yapabileceğimiz şeyleri, haydi beraber değiştirelim.

 

   Gelin, eğer sigara içiyorsaniz, bu yıl sigarayı bırakın... Yeter artık bu kilolar! sıkı bir rejim yapalım, spora başlayalım. Mesela sevdiklerinize zaman ayırın. Hiç oğlunuz veya kızınızla beraber, bir sirke veya basketbol maçına gittiniz mi?

 

   Şöyle, bir on dakika düşünün. 2012 yılının başında, ne planlamıştım, neler yaptım ya da yapamadım diye… Keşke yapsaydım dediğiniz şeyleri yapmak için işte size yeni bir fırsat: 2013... Henüz hayattayken… Henüz sevdiklerimiz yanımızdayken..
 
 
   Bu yılbaşında; kendinize ve dünyaya güneş sisteminin dışından bakın.. Yani ufkunuz kainat kadar geniş olsun. Mesela; okyanusta gezen büyük bir gemide doğup büyüyen bir çocuk, gençlik çağına gelince sormaz mı? : Bu gemiyi kim sürüyor, bu gemi nerden geldi, nereye gidiyor?..vs.

 

İşte aynen bu misal gibi dünyamızda uzay denen okyanusta yüzen bir gemidir. Şu dünya meşgalelerinden sıyrılıp, dünyaya niçin geldiğimizi düşünmeye ne dersiniz?

 

Bunu kestirmeden öğrenmenin tek yolu Kuran’ın türkçe mealini okumaktır. Nelere para harcamıyoruz ki? On lira versek çok rahat alırız.

 

   Bu yıl, kendimize bir hedef seçelim ve planlar yapalım ve not alalım. Gelecek yıl, planladıklarımı acaba yapabildim mi? diye kontrol edelim.


 

   Yeni yılın herkese sağlık, mutluluk ve başarı getirmesi dileklerimle....

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

22 Aralık 2012 Cumartesi

Yeter yediğin 70 sene


Yeter yediğin 70 sene

 

Şimdi sizden bir hayal kurmanızı istiyorum. Diyelim ki dünyanın en zengin, aynı zamanda en merhametli ve en cömert insanından bir davet aldınız. Sizi yedi katlı villasında bir hafta misafir edecek. Dikkat edin. Hem zengin, hem cömert ve merhametli… Düşünün artık ikramları…

 

Birinci gün birinci katta, ikinci gün ikinci katta, üçüncü gün üçüncü katta, en son gün yedinci katta misafir ediyor. Her tür ikramlar yapılıyor. Tatlılar, kebaplar, meyveler, meşrubatlar, canlı müzikler… vs.

 

En son gün yedinci kattayken, evsahibi sizi balkondan aşağı bir kaktırıyor. Yeter yediğin, artık gözüm görmesin seni !!

YAPAR MI BÖYLE BİRŞEY ALLAH AŞKINA? Yapmaz diyorsunuz değil mi?

 

Hayaldeki yedi katlı villanın her katını insanın yaşamındaki on seneye benzettim. Allah bize ortalama 60-70 sene ömür veriyor. Evsahibi ise Allahu Teala’dır. Evsahibinin son gün yedinci kattan atmaması gibi, Erhamürrahim olan Allah bizi yok eder mi?

 

Allah bizi bebekken anne sütüyle, çocukken anne babamızın eliyle beslettiriyor. Bizi böyle ballarla, sütlerle, muzlarla, karpuzlarla, portakallarla, etlerle,  balıklarla, verdiği rızıklarla yapılan yemeklerle, baklavalarla, daha neler neler… beslesin. Sonra da yeter yediğin içtiğin 60-70 sene deyip bir çukura atsın. Öyle mi?

 

Böylesine merhametli ve cömert, kainatın yaratıcısı olan Rabbimiz bunu yapar mı? Tabi ki yapmaz ama Allah neden bizi öldürüp çukura(mezara) atıyor?

 

Evet öldürüyor. Ölüm yokluk değildir. Ölen bu bedendir. Beden zaten topraktan yaratıldı, yine toprağa karışıyor. Ruhumuz ise ölmüyor. Kıyamete kadar berzah aleminde hayatı devam ediyor.

 

Allah kıyametten sonra ruhlara yeni bir dirilişle yepyeni bir beden verecek. Hiç ölüm, hastalık, yaşlılık olmayan sonsuz bir gençlikle eğlence yurdu cennet veya –Allah muhafaza buyursun- cehennem hayatı başlayacak.

 

Böylesine muhteşem dünyayı ve kainatı yaratan Allah, iyi kulları için çok daha mükemmel bir yurt olan cenneti yaratamaz mı? Her şeye kadir olana zor mu?

 

Ve dünya hayatının hesabı (ölüm gelmeden kendimizi bir hesaba çekelim. Acaba bugün ölsem yanımda götüreceğim samimi kaç ibadetim var diye…) neticesinde inşallah hep beraber cehenneme hiç uğramadan direk cennete girenlerden oluruz.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

15 Aralık 2012 Cumartesi

Ömrümüz pil gibi azalıyor


Ömrümüz pil gibi azalıyor

 

   Emekli olmadan önce bir akşam işten eve geldikten sonra yemek yerken elektrik kesildi. Yemekten sonra odama geçip laptop bilgisayarımı açtım. (Tekerlekli sandalyede olduğumdan aslında her noktada babam yardım etti. )

 

Elektrik olmayınca malum internette olmuyor. Ben de bilgisayardaki programda Türkçe Kuran Meali okudum güzel enstrumental müzikler eşliğinde...


 

   Laptop bilgisayarın ekranı üzerinde pilin ne kadar süre daha gideceğini gösteren bir bilgi yeralır bilirsiniz. Kuran okurken ara sıra gözüm buna takıldı ve düşüncelere daldım. %78 , %74 , %54 , %43 ... gittikçe süre azalıyordu...

 

   O anda kendi hayatım gözümün önüne geldi. Yaşım 34 olmuştu.(Bu yazıyı yazarken 34 tüm. 2007de.) Zamanı geri döndüremezdim. Ömrüm hızla geçmeye devam ediyor. Laptoptaki pilin ne zaman biteceği görülüyordu ama insanların pilinin ne zaman biteceğini bizler bilemiyoruz. Ancak Yüce Allah bilir.

 

   Daha sonra güzel şeyleri hep erteleyen insanlarımız aklıma geldi. Hele bir emekli olayım namaza başlarım, Seneye sigarayı bırakırım inşallah, Okul bitsin işe gireyim namaza başlayacam , Çocuklar büyüsün, Hayatım düzene girsin hele.......... vs...

 

   Acaba bunun farkında mı değiliz, yoksa nefsimize uyup yaşamak kolayımıza mı geliyor? Biz bu dünyaya iyiyle de kötüleyle de imtihan olmaya ve Allah'ı tanıyıp kulluk yapmak için gönderildik.

 

Her insanın şarjı aynı gitmeyebilir. Ölenler hep ihtiyar mı? Yüce Allah hergün çevremizde ve televizyonlardaki yüzlerce ölüm haberiyle bizlere gösteriyor ki, ölüm kaçınılmazdır ve her yaşta her an karşılaşabiliriz...

 

   Laptop'un pili % 40’a gelmişti. Yani kırk dakika kadar daha bilgisayarı çalıştırırdı. O anda aklıma şu geldi; Ömrümüz henüz bitmemişti, yani hayattaydık. Bazı şeyleri düzeltmemiz için hala zamanımız vardı...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

8 Aralık 2012 Cumartesi

Dünyaya bikere geliyoruz


Dünyaya bikere geliyoruz

 

" - Kardeşim dünyaya bir kere geliyoruz, ye, iç, gez , eğlen , ... hayatın tadına bak. "

 

   Bu cümle çok tanıdık ve hoş geldi di mi? Bu cümle insanları aldatmak için, kovulmuş şeytanın fısıldadığı en güzel cümlesidir... Aslında bir yönüyle doğrudur da. O da dünyaya bir kere geldiğimizdir. Doğru olmayan ise,  dünyaya eğlenmeye, gezmeye, yeme-içmeye geldiğimizdir.





 

   Evet dünyaya birkez geliyoruz. Yani sonsuz azaptan kurtulmak ve ebedi gençlik ve eğlence yurdu olan cennet hayatını kazanmak için sadece tek bir şansımız var.

 

Kısacık dünya hayatında sonsuz cennet hayatını kazanmaya çalışıyoruz. Ah keşke! dememek için hala şansımız var, çünkü hayattayız. Ölümü ve hayatı veren Allah, bizim bu dünyadaki imtihanımızı istediği an sonlandırabilir. Yani akşama ölebiliriz. Ölenler hep ihtiyar mı? Madem ölüm haktır, o halde ölüme hazırlanmak lazımdır.

 

   Evet Kuran'da bazı haram ve yasaklar vardır. Bakalım, kim bunlara uyuyor veya kim (sanki) inadına uymuyor, diye sınav oluyoruz... Ama haram olan şeyler çok azdır. Helal daire keyfe kafidir...

 

   Mesela, içki haramdır. Allah'ın yasaklarının hepsinin pekçok hikmeti vardır. İçki, insanın aklını kaybetmesi ve ne yaptığının farkına varmaması, çevreye zarar vermesi gibi sonuçları olabilen kötü bir alışkanlıktır. Evet Allah içkiyi yasaklamıştır, ama helal daire keyfe kafidir. Çay, ıhlamur , kahve, kola, gazoz, şalgam, meyve suyu, soda, ayran, su...vs.

 

Ben, içki içmediği için ölen insan görmedim ama içki içerek sefil olarak ölenleri haberlerde izliyoruz.

 

   Ki, Allah'ın son ve geçerli dini islam'da belirttiği yasaklarının pekçok hikmetleri vardır...

 

Hikmet= " Allah'ın insanlarca anlaşılamayan amacı.  Gizli neden. "

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

2 Aralık 2012 Pazar

Düşünüp şükrediyor muyuz?


Düşünüp şükrediyor muyuz?

 

Nevşehir'de yaşayan Hacettepe'de çift kol ve çift ayak nakli yapılan ancak yaşamını yitiren Şevket Çandar'ı hatırlarsınız...  öncelikle Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.  O'nun kolsuz, elsiz, ayaksız, bacaksız oluşu bana şunu düşündürdü.

 

İnsanoğlu elsiz, kolsuz, bacaksız, ayaksız da yaşayabiliyor. Hatta kiminin böbrekleri çalışmıyor. Diyalize girerek yaşıyor. Yani insan böbreksiz de yaşayabiliyor.

 

Bir akrabam vardı mide kanseriydi. Midesini aldılar. Yemek borusunu direk bağırsağa bağlamışlar. Demek midesiz de yaşanabiliyormuş. Çanakkale savaşında bir taarruzda sıçrayan bir şarapnel parçası ile gözü akan ve ölene kadar gözsüz yaşayan Gazi İsa dedem gözsüz de yaşanabileceğine kanıttır.

 

Bütün hastalıkları ve bizim gibi engellileri düşünelim. İşitme engelli biri hiç duymadan ve konuşamadan ömür geçiriyor. Yaşamak için kulağa ve dile de ihtiyaç yokmuş. Geçenlerde yüz nakli yapıldı biliyorsunuz. Ama o genç, yüz nakli yapılmadan önce yüzsüz de yaşıyordu.

 

Saçsız da yaşanır, Cinsel organsız da yaşanır, Geçenlerde haberlerde izledim. Akciğerleri çalışmayan bir çocuk, evine alınan bir cihazla nefes alıp veriyordu... Demek ciğersiz de yaşanırmış. Öyle değil mi?

 

Düşününce daha neler neler…

 

Allahu Teala bizi yaratırken vücudumuza yaşamamız için gerekli olmayan neler neler takmış... Hiçbiri olmasaydı yine yaşardık.  Allah'a ne kadar şükür edersek edelim asla hakkını ödeyemeyiz. Bizden istediği sadece ibadet ederek iyi bir kul olmamızdır.

 

Allah bize hiç istemeden herşeyi vermiş. Ben mesela sadece yürüyemiyorum. Fakat gözüm var, kulağım var, dilim, elim, midem, ciğerim, böbreğim… var ve hamdolsun çalışıyor.

 

Bütün bu organlarımızın olmadığını ve bunların bize ameliyatlarla nakil edilebileceğini bir anlık düşünelim. Bunun için belki de dünyanın en zengin insanı olmamız lazımdı.

 

Bize istemeden herşeyi takan Allah'a binlerce yüzbinlerce... hamdolsun.

 

Dünyadaki asıl amacımız Allah'ın rızasını, sevgisini kazanarak cennette ebedi bir gençlik değil mi? İşte engelli olmak, engelli çocuğu olmak, engelli yakını, komşusu olmak ise bu amaca hızlıca ulaştırır. Ama şartı isyan etmeden sabırla ve şükürle...

 

Hastalık ve engelli olmak Allah'tan istenmez. Efendimiz SAV,  Allah'tan her zaman şifa ve afiyet istenmesini istemiştir. Bizim isteğimizle veya hatamızla olmayan, Allah'ın takdiriyle başımıza gelen musibetler, engellilikler, Allah’ım neden milyonlarca insan içinden beni seçtin? sorusunu sordurur.

 

"Allah izin vermeden hiçbir musibet başa gelmez... " (Teğabun suresi, 11) ayeti herşeyin Allah'ın iznine bağlı olduğunu gösterir.

 

Allah'ın milyonlar içinden seçip engelli yaptığı biz engelliler, iyi değerlendirmeliyiz. İsyan etmeden ibadet ederek sabır ve şükürle ömür geçirirsek, ahirette sonsuza kadar gençlikle ve mükemmel bir sağlıkla ebedi mutlu olacağız inşallah.

 

Yoksa hem engelli olup hem de iyilik yapınca toplumun ve Allah’ın sevgisini kazandığımız gibi, hem engelli olup hem de günah işlersek normal insanlara göre daha çok ayıplanırız. Yani demek istediğim:

   Ey engelli kardeşlerim !

 

   Lütfen kendinizi üzmeyiniz, Eğer çok sağlıklı olsak bile madem ki yaşlanacağız, madem ki öleceğiz, bu dünyada yapılan incir çekirdeği kadar bile iyilik veya kötülüğün birgün karşılığı var; o halde verilen bu engele sabredelim, şükredelim ki cennetteki makamımız yükselsin ; sağlıklı bir insanın şükretmesiyle , engelli birinin şükredip kazanacağı sevap çok farklıdır. Çünkü Allah adildir.

 

3 Aralık dünya engelliler gününüz kutlu olsun.


Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )