24 Eylül 2018 Pazartesi

Hiç Kuran Meali Okudunuz mu?


Hiç Kuran Meali Okudunuz mu?

 

Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

 

Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.

 

Yazıların uzun olmasından şikayet geldi. Aslında uzun gibi görünmesine rağmen çok akıcıdır. Yine de gereksiz malumata girmeden kısa tutmaya çalışacağız efendim.

 


Yıl Ekim 2003. Ramazana bir hafta kalmış. Stresli iş ortamında çalışırken bir email aldım. Maili biraz okuyunca ilgimi çekti, müsait olunca okumak için okunmamış olarak işaretledim.

 

Mailde bir hikaye vardı ve hikaye sonunda mesaj veriliyordu. Biz dünyaya Allah’I sevdiğimizi ispat etmek için gelmiştik. Başımıza gelen hastalık, bela, musibetlere sabredersek, halimize hep şükredersek ve de O’na emrince kulluk yaparsak sevgimizi ispat etmiş oluruz.

 

"AŞK BİR DAVAYA BENZER, CEFA ÇEKMEK DE DAVANIN TANIĞIDIR. TANIĞI OLMAYAN HER DAVA MUTLAKA KAYBEDİLİR. CEFA, IZDIRAP, KEDER SENİN AŞKININ TANIKLARIDIR. "

Hz. Mevlânâ, Mesnevi, c.3, 4008

 

Daha dünya kurulmadan bize dava açıldı. Allah'a olan aşkını ispat et diye.

 

Mahşerdeki büyük mahkemede, Allah'a olan aşkımızın şahitleri, çektiğimiz hastalıklar, dertler, sıkıntılar, üzüntüler, ve sabrettiğimiz ibadetler, haramlar, günahlar olacaktır.

 

Rabbimiz bazı inatçı inanmayanlara hiç hastalık, dert, ızdırap, sıkıntı vermiyor. Ki, Allah’ı hatırlamasınlar. Firavunun ömrü boyunca başı bile ağrımadı diyor Hz. Mevlana…

 

Başımıza gelen her musibet Allah’tan bize  gelen ilahi  mesajlardır. Eğer ki bizler, dert ve sıkıntılarımızın sevgilimizden geldiğini anlayabilirsek, o zaman bu sıkıntı ve  kederlerimizin içindeki rahmeti fark eder, dolayısylada sevinç duyar, lütfedilen bu nimete bol bol şükrederiz.  

 

Mailin sonunda dünyaya neden geldiğini, ölüm sonrasını merak etmez misiniz? İşin ilginç yanı dindar müslümanların bile birkez Kuran-ı Kerim Türkçe Mealini okumamış olmalarıdır.

 


Herkesin evinde vardır. Yoksa da her AVM’nin kitap reyonunda Kuran Meali vardır. Sigaradan ucuzdur.

 

Gecelerce düşündüm. Ben neden engelliyim, neden yaşıyorum, Allah acaba Kuran’da ne anlatmış diye. Kuran meali okumaya karar verdim.

 

Her akşam 2-3 sayfayı düşünerek okuyarak altı-yedi ayda bitirdim. Sadece okumadım, okuduklarımı uyguladım da…

 


Neticede Allah samimiyetimi gördü, imanla şereflendirdi. Ayrıntıları müsait zaman okuyabilirsiniz:

 


 

Avrupa’da, Amerika’da çoğu eğitimli insan Kuran’ı inceliyor, okudukları ayetlerden etkilenip müslüman olan pek çok alim var.

 

Geçenlerde müslüman olan papazı okumuştum.

 

 

İslam’ın yanlışlarını(!) ararken Müslüman oldu

 

Papaz asistanı Alman Haşim Jeansen, bir Türk ile evlenen kardeşine İslam dininin yanlışlarını bulacağını söyledi. 12 yıl süren araştırma sonunda kendisi Müslüman oldu.

 


16 yıl öncenin papaz asistanı Haşim Jeansen'in hayatı, kız kardeşinin bir Türk ile evlenmesiyle değişti. Henüz 19 yaşındayken papaz olmak istediğini söyleyen Jeansen (36), kardeşinin İslam dinini seçmesine karşı çıktığını ve bu dinin yanlışlarını ortaya çıkarmaya karar verdiğini belirtti.Bunun için Leiden Üniversitesi'nde Allah'ın varlığı üzerine doktora yapan Jeansen, "7 yıl teoloji üzerine çalıştım. 5 yıl da Ebunnur Üniversitesi'nde teoloji üzerine araştırmalarda bulundum. Fıkıh alanında da doktora yaptım" dedi.

 

İLK SAYFALARDA SEVDİM 

 

12 yıllık çalışmaları sonunda kendisi de Müslüman olan Jeansen, doğruyu bulma sürecini şu sözlerle anlattı: "Kız kardeşim bir Türk'le evlendi ve Müslüman oldu. Kendisine İslam'ın doğru olmadığını söyledim. Bir kitapçıya gittim ve Almanca bir Kur'an aldım.

 

Kur'an'ı okuyup kardeşime onun yanlışlarını göstermek istedim. Fakat daha 3 sayfa okumuşken Kur'an'ı çok sevdim. Sonra çok daha fazla okumaya başladım. İkilem içine düştüm. 'Hıristiyan olarak mı kalmalıyım yoksa Müslüman mı olmalıyım?' diye düşündüm. 

 

Bir süre sonra papaza hangi dini seçmem gerektiğini sordum. 'Tanrıya dua et, o sana cevabı verecektir' dedi. Eve gidip dua ettim. Çok ağladım. Tesadüfen Kur'an'dan bir sayfa açtım. Maide suresi geldi. Papaz, öğretmen, din adamları, Kur'an'ı duydukları zaman, onu okudukları zaman kalplerinde kibir yoksa ağlayacaklardır ve bileceklerdir ki bu Allah'ın sözleri. Bu benim için bir sinyaldi. O anda Müslaman olmaya karar verdim."

 


 

***

 

Size Kuran’ın Türkçe mealini okumanızı tavsiye ediyoruz. Allah’a imanınız varsa, Kuran’ın Allah’ın kelamı olduğuna inanıyorsanız neden okumuyorsunuz?



Dindar bir akrabamız Kuran’ın Türkçe mealini hiç okumadığını belli etti. Bizim mahalledeki hacı çok zengin ve çok cimri. Kimseye  sadaka vermez, verene de engel olur. Bir ataist zengin okul yaptırmış, cennetlik işte.

 

Dedimki senin hiç Kuran okumadığın belli oluyor. Ateist Allah’a inanmıyor. İmansız olduğu için amelleri boşa gider. Cimri namaz kılanlar için ise, namazlarda okuduğun Maun suresinde Allah cimri müslümanları “Yazıklar olsun o namaz kılanlara!” diye uyarıyor. Cevap veremedi.

 

Maun Suresinin Türkçe Yazılışı ve Okunuşu


-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

1- Eraeytellezî yukezzibu bi’d-dîn.

2- Fezâlike’l-lezî yedu’ul-yetîm.

3- Ve lâ yehuddu alâ ta’âmi’l-miskîn.

4- Feveylun lil-musallîn.

5- Ellezînehum an salâtihim sâhûn.

6- Ellezînehum yurâûn.

7- Ve yemne’ûne’l-mâ’ûn.

 


Maun Suresinin Anlamı


-Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Din gününü yalanlayanı gördün mü?

2- İşte o, yetimi itip kakar.

3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmez.

4- Şu namaz kılanların vay haline!

5- Onlar namazlarından gafildirler.

6- Onlar gösteriş yaparlar.

7- Ve onlar en küçük bir yardımı da engellerler.

 

*********

Çok sevdiğim bir söz ile yazımızı bitiyoruz:

 

“İlk emri “Oku” olan Rabbimiz elbette “Okudun mu?” diye soracaktır.”

 

Tabi okumaktan maksat anlamak ve anladıklarımızı hayatımıza uygulamaktır.








 
Dar odam güzel evim.
 Konya Ereğli'den Ankara'ya döndük çok şükür. Yaz dönemi bitti.
Canım dostum Aydın Kaynarca bey hoşgeldiğimize geldi sağolsun. Özlemişim. - 17 Eylül 2018


Cenab-ı Allah hepimize

Kuran’ı okumayı,

Okuduklarımızı anlamayı,

Anladıklarımızı uygulamayı,

Kainata Kuran gözlüğüyle bakmayı NASİP ETSİN İNŞALLAH.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

17 Eylül 2018 Pazartesi

Mesnevi Okumaları – 34 – Ruhun Esas Gıdası Nedir?


Mesnevi Okumaları – 34 – Ruhun Esas Gıdası Nedir?


Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.


Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.




Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardır Hak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiri olan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.


Şimdi yine sözü çok uzatmadan 34. Mesnevi yazısına başlamak istiyoruz:



RUHUN GIDASI ALLAH’LA BULUŞMAKTIR


Sen, ötelerden, rûh âleminden gelen ruhu beden zindanında hapsetmişsin.


© Sen, bir Cebrail gibi olan ruhu, bir direğe, yâni bir bedene bağlamışsın; kanatlarını da yüz yerinden yaralamışsın. İşlediğin günahlarla, ruhun yükselme kabiliyetini elinden almışsın.


© Ona gereken gıdayı veremiyorsun. Bazen onun önüne kebap olmuş dana eti koyuyorsun, bazen de onu alıyor, içinde hayvanların yiyeceği bulunan samanlığa götürüyorsun.


© Ona diyorsun ki: "İşte, bizim gıdamız budur!" Hâlbuki behey gafil! Onun gıdası samanlıkta değildir, onun gıdası gökyüzündedir. Onun Allah'la buluşmaktan başka gıdası yoktur.


© O belâlara uğramış da, bu işkenceden, bu imtihanlardan ötürü seni Allah'a şikâyet ediyor:


® "Allahım!" diyor. "Bu kocamış kurttan sana sığınırım. Bunun elinden beni kurtar!" Cenâb-ı Hakk kuluna "Sabret!" diye buyurur. "Nerde ise vakit geldi çattı.


® Seni anlamayan, senden habersiz olan nefisten senin hakkını alacağım, seni kurtaracağım. Âdil olan Allah'tan başka kim adalet gösterebilir?"



İÇİMİZDEKİ BİTMEYEN ÖZLEM NEDİR?


® Rûh der ki: "Yâ Rabbi! Senin yüzünü görmeyeli sabrım tükendi, yok oldu.


© Ben, bu beden zindanında Yahudilerin elinde âciz kalmış bir Ahmed, Semûd kavminin hapishanesine düşmüş bir Salih'im.


© Ey peygamberlerin canlarına saadet bağışlayan Allah! Yâ beni öldür, yahut beni yanına çağır, yahut lütfet, tenezzül et, sen gönlüme gel!


© Kâfirler bile senin ayrılığına dayanamıyor da 'Ne olurdu, ben de toprak olaydım!' der.40


40 Nebe Sûresi'nin 41. âyetine işaret var.


© İmansızlar tarafında bulunan bir kâfir bile senden ayrı düşmeye dayanamaz iken, sana inananların, sana bağlananların senden ayrı düşünce hâli nice olur?"


® Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ey pâk ve nezih olan rûh, evet öyledir! Sen bana âşıksın ve beden hapishanesinde mahbussun. Fakat bu sözleri dinle, sabırlı ol, saati gelince seni azâd ederim.


© Sabah yakındır sus, coşkunluk etme! Ben, senin için çalışıp durmadayım, sen çalışma!"





Aşağıdaki kısım konu dışında farklı bir bölümdedir. Yazı kısa oldu diye ekliyorum.


ŞEYTANIN VESVESESİNİ DİNLEMEYİN


Doğan kuşunun, kazları dere kenarından ovaya çağırması.


® Doğan kuşu, kaza; "Sudan çık da ovaların şekerler yağdırdığını, yâni nimetler verdiğini gör." dedi.


® Akıllı kaz da, ona dedi ki: "Ey doğan kuşu, sen bizden uzaklaş. Su, bizim kalemizdir, eman yurdumuzdur. Neşemiz, sevincimizdir."


® Şeytân da doğan gibidir. Ey kazlar, sakın ha, su kalesinden, yâni iman kalesinden, imanlı kişilerin yanından pek az dışarı çıkın.


® Doğana, yâni şeytana da deyin ki; "Dön geri, dön. Elini başımızdan çek, ey aşağılık varlık.52


52 Burada kaz, din deresinde yüzen iman ehlini göstermektedir. Doğan kuşu; imanlı kişileri din nehrinden dışarı çıkarıp sapıklık ovasına götürmek isteyen şeytandır.


® Biz senin davetini istemiyoruz. Davetin senin olsun. Ey kâfir, biz sana inanmayız. Senin sözüne kanmayız.


® Kale bizim olsun, şeker kamışlığı da senin olsun. Armağanını da istemiyoruz. Sen al, o senin olsun.


® Can tende bulundukça, rızık eksik olmaz. Ordu, oldukça elbette bayrak da bulunur."



DÜŞÜNCELER


Hz. Mevlanamız, Mesnevi’nin 3. Cildinin bu bölümünde, benim 2017’de Egemen Yayınlarından çıkan “İçimdeki Bitmeyen Özlem” kitabında anlattığım özlemin, Rabbimizin Cemal’ine olduğunu çok veciz şekilde anlattı, Allah ondan razı olsun.




Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.


Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.

Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.



Celalin Penceresinden


10 Eylül 2018 Pazartesi

Hz. Eyüp’ün AS Sabrı


Hz. Eyüp’ün AS Sabrı


Yatalak engelliyim. Bazen yata yata çok sıkıldığımda hep kendimden daha zor durumda olanları düşünür halime şükrederim. Efendimizin SAV şükretmek için tavsiyesi gibi…





Bu hafta sabır timsali Hz. Eyüp ASın kıssasını paylaşacağım ama Ben en çok Efendimizin SAV çektiği sıkıntıları düşünür, gözyaşımı tutamam.


Anne, baba, dede, amca, eş, evlatlar, torun, dostlarının acısına sabretti, dini uğruna can veren şehit sahabelerinin acısına sabretti, yetim kalan çocuklarla o da ağladı.


Merhaba sevgili gönül dostlarımız,


Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.


Efendim bu hafta, internette rastladığım çok hoşuma giden Hz Eyüp AS peygamberin kıssasını paylaşmak istiyorum.




Cenabı Allah peygamber kıssalarını masal olsun diye değil, ibretler almamız için anlatıyor Kuran’da. Aşağıdaki kıssa halimize sabretmemize ve şükretmemize vesile olsun inşallah.



HZ. EYÜP’ÜN AS SABRI


Hz. Eyüp’ün tıkır tıkır giden işleri ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir tek kara keçi kalmadı; hepsi telef oldu.


İnsanlar Eyüp’ün bu duruma ne diyeceğini merak ediyor; ağzını yoklayarak:


“–Nedir bu başına gelenler…!” diyor ah vah ediyorlardı. Eyüp peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin:
“-Allah verdi; Allah aldı; her şey O’nun değil mi?” diyordu.


Eyüp Peygamber hayvanlarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.


Belalar geldiğinde aile ve akrabalarıyla gelirmiş...! Eyüp Peygamber bir gün dışarıda işleriyle meşgul iken acı bir haber aldı. Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı.


Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Hz. Eyüp’ün gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu; ama ‘sabır’ dedi. Eyüp Peygamber çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.


Belalar henüz bitmemişti. Hz. Eyüp’ün vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük küçük çıbanlar, gün geçtikçe büyüdü; bütün vücuduna yayıldı. Eyüp Peygamber hekimlere gitti, ilaçlar kullandı ama nafile… Yaralar iyileşeceğine azıyordu.


Eyüp Peygamber’in hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti. Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu.


Eyüp Peygamber’in yaraları çok fenalaştı. Hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Eyüp Peygamber yapayalnız kalmıştı. Acı ve ıstıraplar içindeydi…


Allah’a dua etmeye ve O’ndan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırakın vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı.


Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve müsibet, onun başına gelmişti ve o, tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılığını ve güvenini kaybetmemişti.


Hz. Eyüp imtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu.


Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.


Hastalığının şiddetlendiği bir anda:
“Ey Rabbim!” diye dua etti. Halim sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım! Ey Şifa Veren! Şifana muhtacım…”


Yüce Allah, kulundan hoşnuttu. Eyüp Peygamberin makamını, katında daha da yüceltti. Ona:


“–Ayağını yere vur” diye vahyetti. Eyüp Peygamber güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. Eyüp Peygamber o suyla yaralarını temizledi.


Yaraları kısa sürede kuruyup kayboldu; sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu. Eyüp aleyhisselam, hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu.


Sağlığını kazanan Hz. Eyüp’ün yeniden evlatları oldu, servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastalıktayken de O’na küsmedi, isyan etmedi.


Böylece Eyüp aleyhisselam, Allah’ın sadık ve sabırlı bir kulu olarak tarihe geçti.


***


ALLAH HEPİMİZİ BELALAR KARŞISINDA SABIRLI KULLARINDAN EYLESİN.



Ağır bir hastalıkla mücadele eden Hz Eyüp de durumundan dolayı asla en ufak bir teessür veya ümitsizliğe kapılmamış, derin bir bağlılıkla Allah'a yönelmiş, Allah'tan şifa dilemiştir Hastalığında hayır görmüş, sabretmiştir

 
Şanlıurfa

Kuran'da anlatılan bu davranışıyla bütün müslümanlara güzel bir örnek teşkil eden Hz Eyüp'ün ümit dolu sabrı ile ilgili ayetler şu şekildedir:



“Kulumuz Eyüp'ü de hatırla Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti "Ayağını depret İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su" diye vahyettik) Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık "Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma " Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk O, ne güzel kuldu Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.” (Sad Suresi, 41-44)



“Böylece onun duasına icabet ettik Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.” (Enbiya Suresi, 84)



Celalin Penceresinden


3 Eylül 2018 Pazartesi

Mesnevi Okumaları – 33 – Allah İzin Vermese Dua Edemeyiz


Mesnevi Okumaları – 33 – Allah İzin Vermese Dua Edemeyiz


Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

Yüce Allah’tan hayırlarla dolu güzel bir HAFTA geçirmenizi niyaz ederiz.


Allah'ın, Resulünün SAV ve de sevdiklerinin selam ve bereketi üzerinize olsun.


Efendim bu hafta yine Hz Mevlana’nın asırlardır Hak aşıklarının gönlüne ılık meltemler estiren Hikmet pınarı bir Kuran tefsiri olan eşsiz eseri Mesnevi’den alıntılara devam ediyoruz.


Şimdi yine sözü çok uzatmadan 33. Mesnevi yazısına başlamak istiyoruz:



ŞEYTANIN İŞİ ALDATMAK


Duâ eden kişinin "Allah" demesinin Hakk'ın "Lebbeyk" demesi ile aynı olduğunun açıklanması.


© Birisi, bir gece Cenâb-ı Hakk'ı zikrederek dilini, dudağını manen tatlılaştırmak için; "Allah, Allah!" diyordu.


© Şeytan ona dedi ki: "Senin 'Allah, Allah!' deyişine karşılık; 'Lebbeyit!' (=Ne istiyorsun kulum?) sesi nerede? Ey bu sözü çok söyleyen kişi! Ne vakte kadar böyle söyleneceksin?


© Cenâb-ı Hakk'tan sana bir cevap gelmiyor, sen bu sıkılmaz, bu utanmaz yüzünle daha ne zamana kadar 'Allah' deyip duracaksın?"


© Adamın neşesi kaçtı, gönlü kırıldı. Zikri bırakıp başını yastığa koydu ve uyudu. Rüyasında yemyeşil, çayırlık çimenlik bir yerde Hz. Hızır'ı gördü. :


© Hızır (a.s.) o şaşkına dedi ki: "Ne diye zikirden geri kaldın? Allah'ın ismini anmaktan ne diye pişman oldun?"


@ Adam; "Ettiğim zikir karşılığında bana bir 'Lebbeyk' (=Buyur kulum!) diye bir cevap gelmiyor." dedi. "Allah'ın kapısından kovulacağım diye korkup durmadayım."



HIZIR AS İŞİN HAKİKATINI ANLATTI


© Hızır dedi ki: "Senin 'Allah' deyişin, bizim 'Buyur!' dememizdir. Senin o yalvarışın, yanıp yakılman da, bizim habercimizdir. Çünkü zikretmek arzusunu sana biz verdik.


© Senin; 'İşim çok, zamanım yok, çok da yorgunum!' demen, hilelere başvurman, 'Allah'ı gereği gibi zikredemiyorum.' diye düşünmen, çâreler araman, bizim seni kendimize çekmemizden, ayağındaki dünya sevgisi bağını çözmemizdendir.


® Senin korkun, aşkın, bizim lûtfumuzun kemendidir. Senin her 'Yâ Rabbî!' deyişin altında 'Lebbeyk' (=Buyur) deyişler vardır.


® Hakk bilgisinden haberi olmayan kişinin canı, bu duadan uzaktır. Çünkü onun, 'Ya Rabbî!' demesine izin yoktur; ona zikir zevki.verilmemiştir.


® Bir zarara, bir sıkıntıya uğradığı vakit, inleyip de Allah'a yalvarmaması için, onun ağzına da, gönlüne de manevî kilitler vurulmuştur."


® Cenâb-ı Hakk, Firavun'a yüzlerce mülk, mal verdi de, o ululuk, büyüklük dâvasına kalkıştı ve halka; "Ben sizin rabbinizim!" demeye başladı.


® O kötü yaratılışlı, mayası bozuk Firavun'un, Allah'a yalvarmasın, sızlanmasın diye, bütün ömründe bir defa olsun başı ağrımadı.


© Allah, Firavun'a şu dünyanın bütün mülkünü, saltanatını verdi de, ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi.



ALLAH’A YALVARTAN DERT DÜNYA SALTANATINDAN İYİDİR


® Şunu iyi bil ki, sana Allah'ı hatırlatan, seni inciten, gizlice Allah'a yalvartan dert; dünya mülkünden, saltanatından daha iyidir.28


© Dertsiz yapılan duâ; soğuktur, bir işe yaramaz. Fakat dertli iken, acı çekerken edilen duâ; gönülden kopar gelir.29


Mesnevi’nin Farsçadan dilimize çevrilmiş en güzel tercümesi olan bu kitapta Sertarik Mesnevihan Hz. Şefik Can (1909-2005) dedemiz bu beyitle ilgili sayfanın altına şu dipnotu yazmış:


28-29 Bir. hadîs-i şerif meali şöyledir: "Allah bir kulunu severse, onu belâya uğratır. O kul, o belâya sabrederse, Cenâb-ı Hakk da onu seçilmiş kullarından eder." Sapasağlam bir adamın duası ile dertli bir kimsenin inleyerek yalvarışı arasında çok fark vardır.


Dertsiz adam usûlüne göre ellerini kaldırır, bir kaç kelime mırıldanır, kalkar gider. Fakat bir hasta; türlü ızdırap içinde kıvranır, aldığı ilaçlar tesir göstermez, doktorların ve ilaçların tedavisinden ümidini keser.


Olanca ümidini Allah'a hasreder. Böylece bütün kalbi ile; "Aman Allahım!" diye canından yalvarır. Elbette bu duâ, başka türlü bir duadır.



® O dudak altından sesi çıkarman, o gizli niyazın, o geldiğin ve gideceğin ezel âlemi, rûh âlemini düşünmen yok mu?


© îşte samîmi, saf ve hüzünlü bir sesle; "Ey feryadıma erişen Allahım, ey tek yardımcım olan Allahım!" demen gerçek duadır.



KÖPEĞİN GÖREVİ OLMASAYDI ALLAH AŞKINDAN DAĞLARA DÜŞERDİ


® Kainatta her şey O'nun sevgisinin esiri olduğu için köpeğin sızlanması bile Hakk'ın cezbesi, yâni O'nun çekişi iledir. Çünkü herhangi bir şeye rağbet edenin, ona yönelenin karşısında bir yol vurucu, bir engel vardır. Yâni, köpeğin vazifesi evi korumak, sürüyü beklemektir. Köpeğe bu vazifeleri engel olmasaydı, köpekler de Hakk'ın cezbesi ile dağlara düşerler, birer Mecnûn-ı ilahî olurlardı.


© Ashâb-ı Kehfin köpeği gibi ki, o cezbe sayesinde leş yemekten kurtuldu da, pâdişâhlar pâdişâhının sofrası başına oturdu.


© O köpek, Ashâb-ı Kehfin dostluğunu seçtiği, onlarla beraber bulunmanın zevkine vardığı için, mağaranın kapısı önünde kıyamete kadar ça-naksız çömleksiz, rahmet suyunu içip merhamet yemeğini yer durur.


® Köpek postuna bürünmüş, yâni görünüşte hor ve hakir, adı sanı olmayan nice kişiler vardır ki, perde arkasında, Ashâb-ı Kehfin köpeğine verilen sevgi kadehinden içer dururlar.


© Oğlum, o kadehi elde etmek için can ver! Nefisle savaşa girişmeden, başına gelen belâlara sabretmeden hiç üstünlük elde edilebilir mi?


© Bu sevgi kadehinden içmek için sabretmek, sıkıntılar çekmek, pek dayanılmaz bir mihnet ve meşakkat de sayılmaz. Sen de sabret ve sıkıntılara katlan ki, sabır; ferah ve neşenin anahtarıdır.


® Dünya pususundan, yâni bedene ait arzu ve isteklerden sabretmeden, acılara katlanmadan, ihtiyatla hareket etmeden hiç kimse kurtulamadı. Çünkü sabır, ihtiyatın eli ayağı gibidir.


® Sen ihtiyatlı davran da, bu nefsanî istekler otundan yeme! Çünkü bu ot zehirlidir. İhtiyatla hareket etmek, peygamberlerin nuru, peygamberlerin gücü ve kuvvetidir.



DÜŞÜNCELER


Hz. Mevlanamız, Mesnevi’nin 3. Cildinin bu bölümünde dua etmenin Allah’ın izniyle olduğunu ve dua etmenin zevkini alıyorsak bu Allah’ın lütfu olduğunu belirtti, Allah ondan razı olsun.


Şefik Can dedemizin tercümesinden alıntılar yapmama izin veren, Rahmetli Şefik Can Hocamızın talebesi, yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendiye çok teşekkür ederiz.

 
Karşı komşumuz öğretmen Hatice Keleş i ziyaret ettim - 29.8.2018 Ereğli




Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak inşallah.

Cenabı Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.



Celalin Penceresinden