29 Mayıs 2017 Pazartesi

Hastalığım Friedreich Ataksisi


Hastalığım Friedreich Ataksisi

 

Hayırlı Pazartesiler sevgili gönül dostlarımız,

 

Çok şükür ramazana kavuştuk, bugün ramazanın üçüncü gününü yaşayacağız inşallah. Yepyeni bir güne daha gözümüzü açtık elhamdülillah.

 

Yeni başladığımız bu haftada Allah işlerinizde başarı, yuvalarınızda huzur versin.

 

Efendim hayatımızı anlattığımız kitapta ( http://icimdekibitmeyenozlem.blogspot.com.tr/ ) ve yazılarımızda hastalığımızdan çok bahsettik, artık biliyorsunuz.

 

Fakat bu yazıda, yabancı internet sitelerindeki bilgilerden alıntı yaparak, hastalığımızı tanıtmak ve ilerde bu hastalığa yakalanacaklara bir kaynak yazı yazmak istedik:

 

Hastalığımın adı ‘Friedreich’s Ataxia’ (FA). Dengesiz yürümeyle başlıyor. Gözümüzü kapatırsak veya karanlıkta da, sarhoş gibi dengeyi sağlayamıyor, ayakta duramıyoruz.

 

Çocuklarınızda on yaş sonrası dengesiz yürüme, el becerisinde ve konuşmada bozukluk varsa, belki bu hastalık olabilir. Aslında anlamanın kolay bir yolu var.

 

Gözlerini kapattırın, yürümesini söyleyin; sarhoş gibi yalpalayarak yürüyecektir.

 


Şimdi yabancı sitelerdeki hastalığımız hakkındaki bilgileri paylaşmak istiyoruz:

 

TANIMI

 

What is Friedreich’s Ataxia?

 

Friedreich ataxia is a disease of the central nervous system.

 

The nervous system in the body can be divided into 2 categories: the central nervous system and the peripheral nervous system.

 

The peripheral nerves make up a vast network that transmits impulses from the brain and spinal cord (the central nervous system) to every other part of the body. Peripheral nerves also send sensory information back to the brain and spinal cord.

 

Peripheral neuropathies refer to a diverse group of diseases affecting the motor, sensory and autonomic nerves lying outside the central nervous system (i.e. the spinal cord and the brain). This can cause a wide variety of symptoms, such as weakness, numbness or sensitivity to touch.

 

Friedreich ataxia affects the spinal cord and the cerebellum (the part of the brain that controls coordination of movement), hence termed spinocerebellar disorder. However, other parts of the body can be affected as well, such as the peripheral nerve, heart, and pancreas.

 

Friedreich Ataksisi nedir?

 

Friedreich ataksi, merkezi sinir sisteminin bir hastalığıdır.

 

Vücuttaki sinir sistemi 2 kategoriye ayrılabilir: merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sistemi.

 

Periferik sinirler, beyinden ve omuriliği (merkezi sinir sistemi) vücudun diğer her yerine impulsları ileten geniş bir ağ oluşturur. Periferik sinirler beyine ve omuriliğe duyusal bilgi de gönderir.

 

Periferik nöropatlar, merkezi sinir sisteminin (yani, omurilik ve beyin) dışında yatan motor, duyu ve otonom sinirleri etkileyen çeşitli bir hastalık grubuna karşılık gelir. Bu, zayıflık, hissizlik veya dokunmaya duyarlılık gibi çok çeşitli semptomlara neden olabilir.

 

Friedreich ataksisi omuriliği ve serebellumu (beynin hareket koordinasyonunu kontrol eden kısmı) etkiler ve dolayısıyla spinoserebellar bozukluk olarak adlandırılır. Bununla birlikte, periferik sinir, kalp ve pankreas gibi vücudun diğer kısımları da etkilenebilir.

 

HASTALIK İSTATİSTİKLERİ

 

Statistics on Friedreich ataxia

 

Friedreich ataxia is a rare disease. It affects 1-2 per 100,000 population in the US and worldwide. Although rare, it makes up half of all the hereditary ataxic disorders. Hereditary means there is a genetic defect leading to formation of disease; ataxic means loss of coordination in movement.

 

Friedreich Ataksisi İstatistikleri

 

Friedreich Ataksisi nadir bir hastalıktır. ABD'de ve dünyada 100.000 nüfusa karşılık 1-2 etkiliyor. Nadiren de olsa, kalıtsal ataksik bozuklukların yarısını oluşturur. Herediter hastalık oluşumuna yol açan genetik bir kusur olduğu anlamına gelir; Ataksik, hareket halindeki eşgüdüm kaybını ifade eder.

 


HASTALIĞIN SEYRİ

 

Within 8-10 years following the onset of symptoms, the patient is usually unable to walk.

 

95% of the patients reaches the non-ambulatory phases by the age of 45.

 

Friedreich ataxia significantly reduces normal life expectancy of the patients. Although age of death is variable, reported mean ages have been in the mid 40s. Association of Friedreich ataxia and heart disease and diabetes significantly shortens the lifespan of the patient.

 

Belirtilerin başlangıcını takip eden 8-10 yıl içinde, hasta genellikle yürüyemez.

 

Hastaların% 95'i, 45 yaşına kadar ambulans öncesi dönemlere ulaşmaktadır. (Yatalak)

 

Friedreich ataksi, hastaların normal yaşam beklentisini önemli ölçüde azaltır. Ölüm yaşı değişken olmakla birlikte, bildirilen yaşlar 40'lı yılların ortalarında olmuştur. Friedreich ataksi ve kalp hastalığı ve diyabet birliği hastanın ömrünü önemli ölçüde kısaltır.

 

HÜLYA HANIMIN YORUMU

 

Bu hastalık beni gafletten uyandırdı. Kısacık dünya hayatındaki geçici lezzetlere bu hastalık sayesinde kapılmadım, ibadete başladım ve Allah bana hidayet verdi elhamdülillah.

 

Hastalığın seyri kısmını, sık sık yazıştığımız ilahi aşk yolunda beraber yürüdüğümüz Antalya’da yaşayan iyi kalpli Hülya Keleş hanıma gönderdim ve cevabında dedi ki:

 



“Celal kardeşim, kimin kimden önce öleceğini ben bilemem ve tahmin de edemem. Sadece Allah bilir. Yaşam tecrübem bana bunu gösterdi. Anneannem yoğun bakımda yatarken, bir heyet doktor hastaneden çıkmaz hazırlık yapın, dediler.

 

Çıktı ve 10 sene daha yaşadı. Babam iş kazasi geçirdi benim çocukluğumda ve hastanede yatıyordu. Teyzemin eşi babam hastanede yatarken aniden öldü.

 

Dedeme damadınız öldü dediklerinde babamı öldü  sanmışlar. Eniştem akıllarının ucundan geçmemiş. Arkadaşım Selime hanımın kayinvalidesi 93 yaşında. 40’lı yaşlarında kanser olmuş.  O yaşlarda ameliyat olmuş. 50’li yaşlarında nüks etmiş.

 

Organlarının yarısı alınmış. Her defasında yaşamaz demişler. 93 yaşında hala yaşıyor. Karşı komşumuzun oğlu üniversite öğrencisi pıhtı attı. Annesine balkondan el sallamış. Annesi yukarı çıkana kadar gitti.

 

Kim neyi bilebilir. Bu konularda yorumsuz olmak ve Allah’a bırakmak gerekiyor. En hayırlısını O bilir. Bu işler hesap işi degil. Onlar ortalama veriler.”

 

Haklısınız Hülya hanım, Face’de gördüm, bazı ülkelerde 60 yaşını aşkın FA hastaları var, dedim.

 

Evet belki sağlıklı olsam, ahiret için geçerli tek şey olan İMANI kazanamayacaktım.

 

GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATINDAN LEZZET ALIR

 

"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen de hayatından lezzet alır." sözü gibi olaya güzel bakarsak piyango bana çıktı.

 

Bu Friedreich hastalığı (FA) bana Allah'ın hediyesidir ve ben seçildim elhamdülillah.

ABD'deki istatistikte FA 50-100 binde bir görülen bir hastalıkmış.

 

Negatif bakan birisi, ne şanssız biriyim, ne kötü kaderim varmış, diyor.

 

Türkiye'de milyonlarca sağlıklı insan var. Ama Türkiye'de belki 400 FA hastası var. FA facebook grubunda 350 küsür kişi var.

 

Bundan dolayı ben ise, Rabbim beni seçmiş, diyorum.

 

Eğer bu dünya asıl hayat olsaydı, eğer hiç ölüm olmasaydı, eğer bu dünya ahiretin tarlası olmasaydı, eğer herkes mutlu olsaydı, …

 

İşte o zaman ben de, ah ne kötü kaderim varmış, derdim.

 

Evet Allah beni sevmiş elhamdülillah, ki bana sabredip katlamalı sevap kazanmam ve cennette yüksek makamlara gelmem için bu hastalığı vermiş.

 

Böyle görmeyip hastalıktan şikayet etmek, Allah'a hediyeni beğenmedim demektir ki, çok büyük edepsizliktir.

 


Allah'ın milyonların içinden seçip engellilik verdiği biz engelliler, iyi değerlendirmeliyiz. İsyan etmeden bolca ibadet ederek sabır ve şükürle sevap kazanmalıyız.

 

Kaldıki, Cenab-ı Allah bir insanı seçip engellilik verirse ve engelli güzelce sabredip şükrederse, elbette Allah şükreden engelliye mükafatını verir.

 

Hemde nasıl verir bakın. Efendimiz SAV buyuruyor ki:

 

(Ömrü) belâ ve hastalıkla geçen kişilerin kıyamet günü alacakları sevapdan ötürü, (Dünya hayatı refah ve huzur içinde geçen) sıhhatli kişiler, dünyada iken derilerinin makasla koparılmasını niyaz ederler.”

 

[ CAMİU’S-SAĞİR VE TERCÜMESİ İZAHLI 2000 HADİS-II]

 

"Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, hakkınızda hayırlı olabilir ve hoşunuza giden bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz." (Bakara suresi, 216. ayet)

 

ÇOK ŞÜKÜR BUGÜNÜME Cenab-ı Allah tuttuğumuz oruçları kabul etsin inşallah

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

25 Mayıs 2017 Perşembe

Kadir Gecesini Bulalım İnşallah


Kadir Gecesini Bulalım İnşallah

 

Sevgili gönül dostlarımız,

Allah’a binlerce hamdolsun, onbir ayın sultanı Ramazan’a ulaşıyoruz.

 

Yarın, Cuma gecesi ilk sahura kalkacağız ve cumartesi günü oruçlu olacağız inşallah. (ilk sahur, -geceyarısı yeni gün başladığı için- 27 Mayıs 2017 cumartesi oluyor.)

 

Mesnevi yazısını bekliyordunuz ama Ramazan boyunca ara verdiğimizi duyurmak istiyoruz. Çünkü Mesnevi okumaya zaman ayıramayacağız, nedeni aşağıda…

 

Bu ve Sevdiğim Yazılar bloğundaki diğer yazıları yayınlamaya devam edeceğiz.

 

Yazının başında size tavsiyemizi söyleyelim: Gelin bu yıl ramazanın her gecesini ibadetle geçirelim ve böylece bin aydan kıymetli, yani SADECE BİR GECEYİ ibadetle geçirmekle 83 yıl ibadet sevabı kazanacağımız Kadir gecesini bulmuş olalım inşallah.

 

“Şüphesiz Biz, (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail), Rabb'i'nin izni ile her iş için (semâ'dan yere) o gece inerler. O gece tan yeri ağarana kadar esenliktir.” (Kadir suresi)

 

Peygamber Efendimiz SAV biliyorsunuz, -çeşitli hadislerle- bu gecenin ramazanın hangi gecesi olduğunu Allah’ın izniyle bildirmemiş, ki sadece bir geceye yoğunlaşmayalım.

 


Tavsiyemizin etki etmesi için acizane sadece söylemeyip uygulayacağızda…

Biliyorsunuz Cenab-ı Hak buyuruyor ki;

 

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saff suresi, 2. ayet)

 

ZORLANMANIN ZEVKİ BAMBAŞKA

 

Zaten bu yazıyı o yüzden yazıyoruz, nasıl uygulayacağımızı gösterip örnek olmak için…

 

Bendeniz, her ramazan olduğu gibi, yine bu yıl da 11 gün oruç tutacağım inşallah; Pazartesi, Perşembe günleri, ilk ve son gün, bir de Kadir gecesi gündüzünde…

 

Friedreich Ataksisi hastalığımdan dolayı sürekli halsizim. Şeker hastalığım oruç tutunca şekerim dengeleniyor, hiç acıkmıyor ve dayanıyorum, fakat su içmezsem FA’dan dolayı gücüm kalmıyor ve konuşmam iyice bozuluyor.

 

O yüzden sadece 11 gün tutabiliyorum ve geri kalan günler için fidye veriyorum.

 

Celal, Sen hastasın, sana farz değil tutma, dediniz sanırım. Allah’ın bahşettiği bunca nimetlerine karşı şükreden bir kul olmayayım mı? Zaten oruç bana şifa oluyor.

 

Zora sabretmenin manevi lezzeti anlatılmaz. Açlığa sabrı çok seviyorum.

 

Peygamberimiz SAV “Oruç tutun sıhhat bulun” diyor. Bakın Cenab-ı Hak ne buyuruyor:

 

(O farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde orucunu tutsun. İhtiyarlıktan yahut şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyenler üzerine de (her güne karşılık sabah akşam) bir yoksul doyumu fidye (lâzımdır). Bununla beraber her kim, yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, bu, onun için daha hayırlıdır. Bununla beraber (zor da olsa) oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara suresi, 184. ayet)

 

“Açlığa sabır, Allah’ın has kullarına bir lütfudur.” (Hz. Mevlana)

 
Zaten yıllardır perşembeleri oruç tutmaktan ve de hiç ekmek ağzıma koymadığım hareket etmeksizin epey zayıfladım. Belki sonra bunu ayrıntılı yazarım.

 

Bir futbol takımı doksan dakikalık bir final maçını kazanmak için haftalarca kampa girerler, antrenman yapar, maça hazırlanırlar, ama bir süre sonra kupayı kim kazandı unuturuz.

 

Fani dünya için böyle haftalarca kampa girilirse, ebedi bir cennet hayatındaki makam ve derecemizi yükseltmek için bir ay ramazanda ibadet kampına girilmez mi?
 

PEKİ NASIL DEĞERLENDİRELİM BU GECELERİ

 

Evet gelelim nasıl değerlendireceğimize. Bendeniz alışkınım, zaten her gece yatsı namazını kılınca yatıyorum. Yine yatacağım, Saat 1-2 gibi kalkacağım Allah izin verirse…

 

Ve Teheccüd namazını kılıp baklavalı uzun dualar edip sahur yemeği yiyeceğiz ve biraz Kuran okuyup sabah namazını; güneş doğunca da 45dk zikir yapıp işrak namazını kılıp yatacağım inşallah, ve öğle ezanından önce kalkacağım Allah izin verirse.





Yapacağım kalkacağım gibi fiiller kullansamda anlıyorsunuz inşallah. Ben yatalak engelliyim, sağdan sola bile dönemiyorum, her konuda yardıma muhtacım.


 


Canım babacığımdan Allah razı olsun, sağlıklı uzun ömür versin. Hastalıklarından dolayı oruç tutamasa da, benim kazandığım sevapları aynen alıyor inşallah. Çünkü;


 


Efendimiz SAV “Hayra vesile olan yapan gibidir.” Buyurur.
    
 


Böylece Ramazan gecelerinin birinde Kadir gecesini yakalamış olacağım inşallah.

 

Ramazan boyunca yazıları ve mailleri, öğle namazı sonrası yayınlacağız inşallah.

 

Başta belirtmiştik, Ramazan ayı süresince Mesnevi yazılarına ara veriyoruz. Bilginize !

 

İnşallah bayram sonrası tekrar Mesnevi okumaya başlayıp yazılara devam edeceğiz.

 

Acizane bu tavsiyemiz müsait olanlar içindir. Gerekirse yıllık izin almanızı öneririz.

 

Çünkü, Hayat çok kısa. Belki bir sonraki ramazanda toprak altında olabiliriz.



Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, Ramazan ayından bir gün oruç tutmayan kişinin, bütün seneyi oruçlu geçirse bile sevap bakımından o bir güne denk gelmeyeceğini ifade etmiştir. 
 
 



Dün (24 Mayıs 2017) dostlarım Aydın Kaynarca (üstte) ve Ercüment Seçen (altta) beyler bendinizi ramazanda çıkmayacağım için Ankara Göksu parkında gezdirdiler ALLAH RAZI OLSUN



 
                        Tekerlekli sandalye ile de dolaşmak yasak değil ya :)
 
 
  Fırsatı kaçırmayalım. Atasözümüzle yazımızı bitiriyoruz:

 

“Her geleni Hızır, Her geceni Kadir bil.”

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Hastalar Risalesi – Dördüncü Deva 4/25


Hastalar Risalesi – Dördüncü Deva 4/25

 

Efendim büyük islam alimi Rahmetli Bediüzzaman Said Nursi’nin (1876-1960) eşsiz eseri Risale-i Nur Külliyatında yer alan Hastalar Risalesi yazılarının dördüncüsü ile devam ediyoruz. Önce buyrun orjinal yazıyı okuyunuz, sonrasında kısa açıklamamızı okuyalım:

 

DÖRDÜNCÜ DEVÂ

 

Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, (bedenin ve organların ve el, ayak, göz, kulak gibi cihazların) senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. (Senin vücudunun asıl sahibi olan Allah, organ ve cihazlarına dilediğini yapar.)

 

Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, (Risale-i Nur Külliyatı, Sözler isimli eserden) meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr (çok zengin ve işinde uzman olan bir usta) , güzel san'atını, kıymettar (değerli) servetini göstermek için, miskin (fakir) bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil (ücreti karşılığında) , bir saatçik zamanda , murassâ (kıymetli taşlarla süslenmiş) ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi (elbise) o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san'atını (sanatının çeşitleri) göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır.

 

Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? "Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?

 

İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah) sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak (dolu olarak) giydirdiği cisim gömleğini (beden’e işaret) , Esmâ- i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nakışlarını göstermek için, çok hâlât (haller) içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir.

 

Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor.

 

Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

 

KISA BİR YORUM

 

Efendim acizane bendeniz bir ilim aktarıcısıyım. Aşağıdaki yorumları yıllardır dinlediğimiz sohbetlerden süzdük inşallah. Yani fakirin hissesi yoktur.

 

Aslında gayet rahat anlaşılıyor ama yinede biraz daha açmak istiyoruz, bu Devada büyük islam alimi Bediüzzaman Said Nursi (1876-1960) hazretleri diyor ki:

 

Ey şekvacı (şikayetçi) hasta sabret ve şükret! Diye başlıyor. Çünkü sen bedeninin sahibi değilsin, diyor. Organlarını sen mi yaptın, marketten satın mı aldın, onların sahibi olan Allah onlara istediğini yapar, şikayet etmeyelim, demek istiyor.

 

Bunu bir misal vererek açıklıyor Bediüzzaman Hazretleri… Diyor ki:

 

İşinde uzman bir moda tasarımcısı var. Bu tasarımcı değerli kumaşlardan diktiği bir takım elbisesini üzerinde provalar yapmak için fakir bir adama ücreti karşılığında mankenlik yaptırıyor.

 

Modacı, elbise adamın üzerindeyken elbiseyi kesse, değiştirse, kısaltsa, eklese adam kızabilir mi? Bana güzellik veren bu elbiseyi neden kesiyorsun diyebilir mi? Çünkü adam ücretini alacak.

 

Biz engelliler de Allah’a şikayet etmemeliyiz. Bu göz, kulak, el, ayak, böbrek, vs. bizim değil ki. Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah)  onları istediği gibi değiştirir.

 

Ama neden biliyor musunuz? İsimlerinin nakışlarını göstermek içinmiş.  

 

Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor.

 

Bu göstermenin de gayelerinden birisi, halkın %90’ı sağlıklı insanlar, ibret alıp hallerine şükretsinler diyedir.  Yani bizlere bakıp şükretmeliler. Ama bu şükrün esası, biz engellilerin yaşadığı zorlukları çözmeye çalışmaktır.

 


Kaldıki, Cenab-ı Allah bir insanı seçip engellilik verirse ve engelli güzelce sabredip şükrederse, o fakir modele ücreti verildiği gibi , Allah şükreden engelliye mükafatını verir.

 

Hemde nasıl verir bakın. Efendimiz SAV buyuruyor ki:

 

(Ömrü) belâ ve hastalıkla geçen kişilerin kıyamet günü alacakları sevapdan ötürü, (Dünya hayatı refah ve huzur içinde geçen) sıhhatli kişiler, dünyada iken derilerinin makasla koparılmasını niyaz ederler.”

 

[ CAMİU’S-SAĞİR VE TERCÜMESİ İZAHLI 2000 HADİS-II]

 

Ve bu hadisle son cümle anlaşılıyor:

 

Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

 

***

 

Bu yorumla birlikte Hastalar Risalesi Dördüncü Deva’yı bu linkten istediğiniz zaman okuyabilir ve bu linki çevrenizdeki engelli veya hasta dostlara iletebilirsiniz:

 


 

Evet bunun için, Bu hastalık bana Allah’ın hediyesidir. Çünkü Hz. Mevlana, Allah sevdiği kuluna dert verir, Firavun’un birkez bile başı ağrımadı, der.

 


Bugünüme binlerce elhamdülillah ! …

 

 

Celalin Penceresinden