29 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni yıl Yeni hedef


Yeni yıl Yeni hedef

 

   1 ,2 ,3 ,4 ,5 ...... evet ömrümüzden beş saniye geçti. Zamanı durdurmanın ve geri almanın hiç imkanı yok. Saati durdursak da geçen gün ömürdendir.

 

   İşte, ömrümüzden bir yıl daha geçti istesek de istemesek de... Ömür sermayesi tükeniyor. Belki de yarın dünyadaki son günümüz. Bu yılbaşında ne yapacaksınız? Gelin bu yeni yılda hayatınızda değişikler yapalım. Ancak, Yüce Allah'ın takdir ettiği olaylar dışında, irademizle yapabileceğimiz şeyleri, haydi beraber değiştirelim.

 

   Gelin, eğer sigara içiyorsaniz, bu yıl sigarayı bırakın... Yeter artık bu kilolar! sıkı bir rejim yapalım, spora başlayalım. Mesela sevdiklerinize zaman ayırın. Hiç oğlunuz veya kızınızla beraber, bir sirke veya basketbol maçına gittiniz mi?

 

   Şöyle, bir on dakika düşünün. 2012 yılının başında, ne planlamıştım, neler yaptım ya da yapamadım diye… Keşke yapsaydım dediğiniz şeyleri yapmak için işte size yeni bir fırsat: 2013... Henüz hayattayken… Henüz sevdiklerimiz yanımızdayken..
 
 
   Bu yılbaşında; kendinize ve dünyaya güneş sisteminin dışından bakın.. Yani ufkunuz kainat kadar geniş olsun. Mesela; okyanusta gezen büyük bir gemide doğup büyüyen bir çocuk, gençlik çağına gelince sormaz mı? : Bu gemiyi kim sürüyor, bu gemi nerden geldi, nereye gidiyor?..vs.

 

İşte aynen bu misal gibi dünyamızda uzay denen okyanusta yüzen bir gemidir. Şu dünya meşgalelerinden sıyrılıp, dünyaya niçin geldiğimizi düşünmeye ne dersiniz?

 

Bunu kestirmeden öğrenmenin tek yolu Kuran’ın türkçe mealini okumaktır. Nelere para harcamıyoruz ki? On lira versek çok rahat alırız.

 

   Bu yıl, kendimize bir hedef seçelim ve planlar yapalım ve not alalım. Gelecek yıl, planladıklarımı acaba yapabildim mi? diye kontrol edelim.


 

   Yeni yılın herkese sağlık, mutluluk ve başarı getirmesi dileklerimle....

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

22 Aralık 2012 Cumartesi

Yeter yediğin 70 sene


Yeter yediğin 70 sene

 

Şimdi sizden bir hayal kurmanızı istiyorum. Diyelim ki dünyanın en zengin, aynı zamanda en merhametli ve en cömert insanından bir davet aldınız. Sizi yedi katlı villasında bir hafta misafir edecek. Dikkat edin. Hem zengin, hem cömert ve merhametli… Düşünün artık ikramları…

 

Birinci gün birinci katta, ikinci gün ikinci katta, üçüncü gün üçüncü katta, en son gün yedinci katta misafir ediyor. Her tür ikramlar yapılıyor. Tatlılar, kebaplar, meyveler, meşrubatlar, canlı müzikler… vs.

 

En son gün yedinci kattayken, evsahibi sizi balkondan aşağı bir kaktırıyor. Yeter yediğin, artık gözüm görmesin seni !!

YAPAR MI BÖYLE BİRŞEY ALLAH AŞKINA? Yapmaz diyorsunuz değil mi?

 

Hayaldeki yedi katlı villanın her katını insanın yaşamındaki on seneye benzettim. Allah bize ortalama 60-70 sene ömür veriyor. Evsahibi ise Allahu Teala’dır. Evsahibinin son gün yedinci kattan atmaması gibi, Erhamürrahim olan Allah bizi yok eder mi?

 

Allah bizi bebekken anne sütüyle, çocukken anne babamızın eliyle beslettiriyor. Bizi böyle ballarla, sütlerle, muzlarla, karpuzlarla, portakallarla, etlerle,  balıklarla, verdiği rızıklarla yapılan yemeklerle, baklavalarla, daha neler neler… beslesin. Sonra da yeter yediğin içtiğin 60-70 sene deyip bir çukura atsın. Öyle mi?

 

Böylesine merhametli ve cömert, kainatın yaratıcısı olan Rabbimiz bunu yapar mı? Tabi ki yapmaz ama Allah neden bizi öldürüp çukura(mezara) atıyor?

 

Evet öldürüyor. Ölüm yokluk değildir. Ölen bu bedendir. Beden zaten topraktan yaratıldı, yine toprağa karışıyor. Ruhumuz ise ölmüyor. Kıyamete kadar berzah aleminde hayatı devam ediyor.

 

Allah kıyametten sonra ruhlara yeni bir dirilişle yepyeni bir beden verecek. Hiç ölüm, hastalık, yaşlılık olmayan sonsuz bir gençlikle eğlence yurdu cennet veya –Allah muhafaza buyursun- cehennem hayatı başlayacak.

 

Böylesine muhteşem dünyayı ve kainatı yaratan Allah, iyi kulları için çok daha mükemmel bir yurt olan cenneti yaratamaz mı? Her şeye kadir olana zor mu?

 

Ve dünya hayatının hesabı (ölüm gelmeden kendimizi bir hesaba çekelim. Acaba bugün ölsem yanımda götüreceğim samimi kaç ibadetim var diye…) neticesinde inşallah hep beraber cehenneme hiç uğramadan direk cennete girenlerden oluruz.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

15 Aralık 2012 Cumartesi

Ömrümüz pil gibi azalıyor


Ömrümüz pil gibi azalıyor

 

   Emekli olmadan önce bir akşam işten eve geldikten sonra yemek yerken elektrik kesildi. Yemekten sonra odama geçip laptop bilgisayarımı açtım. (Tekerlekli sandalyede olduğumdan aslında her noktada babam yardım etti. )

 

Elektrik olmayınca malum internette olmuyor. Ben de bilgisayardaki programda Türkçe Kuran Meali okudum güzel enstrumental müzikler eşliğinde...


 

   Laptop bilgisayarın ekranı üzerinde pilin ne kadar süre daha gideceğini gösteren bir bilgi yeralır bilirsiniz. Kuran okurken ara sıra gözüm buna takıldı ve düşüncelere daldım. %78 , %74 , %54 , %43 ... gittikçe süre azalıyordu...

 

   O anda kendi hayatım gözümün önüne geldi. Yaşım 34 olmuştu.(Bu yazıyı yazarken 34 tüm. 2007de.) Zamanı geri döndüremezdim. Ömrüm hızla geçmeye devam ediyor. Laptoptaki pilin ne zaman biteceği görülüyordu ama insanların pilinin ne zaman biteceğini bizler bilemiyoruz. Ancak Yüce Allah bilir.

 

   Daha sonra güzel şeyleri hep erteleyen insanlarımız aklıma geldi. Hele bir emekli olayım namaza başlarım, Seneye sigarayı bırakırım inşallah, Okul bitsin işe gireyim namaza başlayacam , Çocuklar büyüsün, Hayatım düzene girsin hele.......... vs...

 

   Acaba bunun farkında mı değiliz, yoksa nefsimize uyup yaşamak kolayımıza mı geliyor? Biz bu dünyaya iyiyle de kötüleyle de imtihan olmaya ve Allah'ı tanıyıp kulluk yapmak için gönderildik.

 

Her insanın şarjı aynı gitmeyebilir. Ölenler hep ihtiyar mı? Yüce Allah hergün çevremizde ve televizyonlardaki yüzlerce ölüm haberiyle bizlere gösteriyor ki, ölüm kaçınılmazdır ve her yaşta her an karşılaşabiliriz...

 

   Laptop'un pili % 40’a gelmişti. Yani kırk dakika kadar daha bilgisayarı çalıştırırdı. O anda aklıma şu geldi; Ömrümüz henüz bitmemişti, yani hayattaydık. Bazı şeyleri düzeltmemiz için hala zamanımız vardı...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

8 Aralık 2012 Cumartesi

Dünyaya bikere geliyoruz


Dünyaya bikere geliyoruz

 

" - Kardeşim dünyaya bir kere geliyoruz, ye, iç, gez , eğlen , ... hayatın tadına bak. "

 

   Bu cümle çok tanıdık ve hoş geldi di mi? Bu cümle insanları aldatmak için, kovulmuş şeytanın fısıldadığı en güzel cümlesidir... Aslında bir yönüyle doğrudur da. O da dünyaya bir kere geldiğimizdir. Doğru olmayan ise,  dünyaya eğlenmeye, gezmeye, yeme-içmeye geldiğimizdir.





 

   Evet dünyaya birkez geliyoruz. Yani sonsuz azaptan kurtulmak ve ebedi gençlik ve eğlence yurdu olan cennet hayatını kazanmak için sadece tek bir şansımız var.

 

Kısacık dünya hayatında sonsuz cennet hayatını kazanmaya çalışıyoruz. Ah keşke! dememek için hala şansımız var, çünkü hayattayız. Ölümü ve hayatı veren Allah, bizim bu dünyadaki imtihanımızı istediği an sonlandırabilir. Yani akşama ölebiliriz. Ölenler hep ihtiyar mı? Madem ölüm haktır, o halde ölüme hazırlanmak lazımdır.

 

   Evet Kuran'da bazı haram ve yasaklar vardır. Bakalım, kim bunlara uyuyor veya kim (sanki) inadına uymuyor, diye sınav oluyoruz... Ama haram olan şeyler çok azdır. Helal daire keyfe kafidir...

 

   Mesela, içki haramdır. Allah'ın yasaklarının hepsinin pekçok hikmeti vardır. İçki, insanın aklını kaybetmesi ve ne yaptığının farkına varmaması, çevreye zarar vermesi gibi sonuçları olabilen kötü bir alışkanlıktır. Evet Allah içkiyi yasaklamıştır, ama helal daire keyfe kafidir. Çay, ıhlamur , kahve, kola, gazoz, şalgam, meyve suyu, soda, ayran, su...vs.

 

Ben, içki içmediği için ölen insan görmedim ama içki içerek sefil olarak ölenleri haberlerde izliyoruz.

 

   Ki, Allah'ın son ve geçerli dini islam'da belirttiği yasaklarının pekçok hikmetleri vardır...

 

Hikmet= " Allah'ın insanlarca anlaşılamayan amacı.  Gizli neden. "

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

2 Aralık 2012 Pazar

Düşünüp şükrediyor muyuz?


Düşünüp şükrediyor muyuz?

 

Nevşehir'de yaşayan Hacettepe'de çift kol ve çift ayak nakli yapılan ancak yaşamını yitiren Şevket Çandar'ı hatırlarsınız...  öncelikle Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.  O'nun kolsuz, elsiz, ayaksız, bacaksız oluşu bana şunu düşündürdü.

 

İnsanoğlu elsiz, kolsuz, bacaksız, ayaksız da yaşayabiliyor. Hatta kiminin böbrekleri çalışmıyor. Diyalize girerek yaşıyor. Yani insan böbreksiz de yaşayabiliyor.

 

Bir akrabam vardı mide kanseriydi. Midesini aldılar. Yemek borusunu direk bağırsağa bağlamışlar. Demek midesiz de yaşanabiliyormuş. Çanakkale savaşında bir taarruzda sıçrayan bir şarapnel parçası ile gözü akan ve ölene kadar gözsüz yaşayan Gazi İsa dedem gözsüz de yaşanabileceğine kanıttır.

 

Bütün hastalıkları ve bizim gibi engellileri düşünelim. İşitme engelli biri hiç duymadan ve konuşamadan ömür geçiriyor. Yaşamak için kulağa ve dile de ihtiyaç yokmuş. Geçenlerde yüz nakli yapıldı biliyorsunuz. Ama o genç, yüz nakli yapılmadan önce yüzsüz de yaşıyordu.

 

Saçsız da yaşanır, Cinsel organsız da yaşanır, Geçenlerde haberlerde izledim. Akciğerleri çalışmayan bir çocuk, evine alınan bir cihazla nefes alıp veriyordu... Demek ciğersiz de yaşanırmış. Öyle değil mi?

 

Düşününce daha neler neler…

 

Allahu Teala bizi yaratırken vücudumuza yaşamamız için gerekli olmayan neler neler takmış... Hiçbiri olmasaydı yine yaşardık.  Allah'a ne kadar şükür edersek edelim asla hakkını ödeyemeyiz. Bizden istediği sadece ibadet ederek iyi bir kul olmamızdır.

 

Allah bize hiç istemeden herşeyi vermiş. Ben mesela sadece yürüyemiyorum. Fakat gözüm var, kulağım var, dilim, elim, midem, ciğerim, böbreğim… var ve hamdolsun çalışıyor.

 

Bütün bu organlarımızın olmadığını ve bunların bize ameliyatlarla nakil edilebileceğini bir anlık düşünelim. Bunun için belki de dünyanın en zengin insanı olmamız lazımdı.

 

Bize istemeden herşeyi takan Allah'a binlerce yüzbinlerce... hamdolsun.

 

Dünyadaki asıl amacımız Allah'ın rızasını, sevgisini kazanarak cennette ebedi bir gençlik değil mi? İşte engelli olmak, engelli çocuğu olmak, engelli yakını, komşusu olmak ise bu amaca hızlıca ulaştırır. Ama şartı isyan etmeden sabırla ve şükürle...

 

Hastalık ve engelli olmak Allah'tan istenmez. Efendimiz SAV,  Allah'tan her zaman şifa ve afiyet istenmesini istemiştir. Bizim isteğimizle veya hatamızla olmayan, Allah'ın takdiriyle başımıza gelen musibetler, engellilikler, Allah’ım neden milyonlarca insan içinden beni seçtin? sorusunu sordurur.

 

"Allah izin vermeden hiçbir musibet başa gelmez... " (Teğabun suresi, 11) ayeti herşeyin Allah'ın iznine bağlı olduğunu gösterir.

 

Allah'ın milyonlar içinden seçip engelli yaptığı biz engelliler, iyi değerlendirmeliyiz. İsyan etmeden ibadet ederek sabır ve şükürle ömür geçirirsek, ahirette sonsuza kadar gençlikle ve mükemmel bir sağlıkla ebedi mutlu olacağız inşallah.

 

Yoksa hem engelli olup hem de iyilik yapınca toplumun ve Allah’ın sevgisini kazandığımız gibi, hem engelli olup hem de günah işlersek normal insanlara göre daha çok ayıplanırız. Yani demek istediğim:

   Ey engelli kardeşlerim !

 

   Lütfen kendinizi üzmeyiniz, Eğer çok sağlıklı olsak bile madem ki yaşlanacağız, madem ki öleceğiz, bu dünyada yapılan incir çekirdeği kadar bile iyilik veya kötülüğün birgün karşılığı var; o halde verilen bu engele sabredelim, şükredelim ki cennetteki makamımız yükselsin ; sağlıklı bir insanın şükretmesiyle , engelli birinin şükredip kazanacağı sevap çok farklıdır. Çünkü Allah adildir.

 

3 Aralık dünya engelliler gününüz kutlu olsun.


Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

25 Kasım 2012 Pazar

AŞK ÖZLEMEKTİR


AŞK ÖZLEMEKTİR

 

Yıllardır televizyonda izlediğim dizilerde aşkı hep ayaklar altına aldılar. Aşk gönüllerde duyulan heyecanla beraber saf özlemdir...

 

Peygamber Efendimiz SAV "Haya imandandır" derken bu saf aşkların özüne de vurgu yapmaktadır bence... Beğendiği delikanlıyla veya kızla gözgöze gelmekten utanmaktır aşk.

 





Aşk onunlayken onu özlemektir. Tıpkı Hz. Ebubekir’in Efendimizin SAV yanındayken bile onu özlemesi gibi...

 

Bazen düşünüyorum da galiba aşkı yaşayan en son nesil bizimkisi... Cep telefonu, msn çıktı, özlem bitti. Ben sevdiğim kızın gözlerine bakamazdım, utanırdım, heyecanlanırdım.

 

Ben sevdiğim kızı ancak yazları görürdüm, özlerdim. Özlemle hislerimi mektuba dökerdim. O da bana mektup yazardı. Böylelikle ruhlarımızın inceliklerini görerek, hem fiziğe hem de ruha aşık olurduk. 

 

Şimdi artık özlem yok. Cepten bir aloyla özlem bitiyor. Öyle olunca da evlilikler çabuk bitiyor. Çünkü fiziki güzellik 6 ay içinde alışkanlık yapıyormuş sonrası iç güzellikler...

 

Eş seçerken güzellik öncelik alıyor ; Davranışlar, sözler ve güzel ahlak en son geliyor ne yazık ki... Ve sonuç: boşanmalar, mutsuz çocuklar...

 

Allah şimdiki gençlerin sonunu hayretsin.

 

Evet ben Leyladan Mevla aşkına dönenlerdenim hamdolsun ama özlem bitmedi. O kızın yanındayken bile içimde özlem vardı. Önceden gurbete gitsem Ereğli’yi özlerdim. Şimdi emekliyim, yazları dört ay Ereğli’deyiz ama hala özlem geçmedi.

 

İnsan cennetten dünyaya indirildi ya biz aslında asıl vatanımız cenneti özlüyoruz. Bir alim, cennete de sonradan geldik. Biz aslında Allah’ı özlüyoruz. Aslında cenneti istememiz de Cemalullah’ı görmek içindir, diyor.

 

Aşk özlemektir. Şimdi ilahi aşk ile -bu imanımı kaybetmeden ruhumu teslim edebilirsem- Allah’ın cemalini göreceğim günün hasretiyle yanıyorum.

 

Ey aşk, seni senelerce yabancı kalplerde aramışım, oysa bendeymişsin, bilemedim, oyalanmışım.


Celal Çelik
              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

22 Kasım 2012 Perşembe

Kendiyle Barışık olmak - HAYIRLI CUMALAR


Kendiyle Barışık olmak - HAYIRLI CUMALAR

 

Çevremdeki bazı sağlıklı ve engelli insanlara bakıyorum. Hep bir asık surat, hep sızlanmalar, her şeyi kendine dert etmeler...  Ya arkadaşlar, biraz rahat olun, gevşeyin. Dünya fanidir, sıkıntılar geçicidir. Geçmedi mi? ölünce bitecek sabret kardeşim. Sabret, şükret sevap al.

 

Rabbimiz Kuran'da buyuruyor ki: “Dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlenceden başka bir­şey değildir. (Allah'ın azabından) korunanlar için elbette a­hi­ret yurdu daha iyidir. Düşünmüyor musunuz ?” (En'âm suresi, 32.ayet)

 

Ben kendimle barışık biriyim. Bu hastalık (Friedreich ataksisi) sürekli ilerler ve şu an tekerlekli sandalyedeyim. Sesimi de etkiliyor ve konuşmam peltek ve bozuk, sanki sarhoş gibi ... 

 

Hastalıgın ilk zamanlarında, 15 yıl önce dengesiz yürürken çok düşerdim. Düştüğüm zaman yerdeyken derdim ki: "dikkat etmeseydim az daha düşecektim" :) Sabah işe geldiğimde dengesiz yürürken bana dikkatli bakan dostlarıma derdim ki: "Sabah kahvaltıda yine içkiyi fazla kaçırmışım" :))

 

"Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Rad suresi, 28.ayet) Bu yüzden sıkıntıları dert etme. Şöyle gönülden bir ALLAAAAH de.

 

Sağlıklıysan haydi abdestini tazele ve ... Bana da inşallah dua et. Rabbin seni bekliyor...

 

Babamdan Allah razı olsun. Cuma sabahları bana boy abdesti aldırıp tekerlekli sandalyemle cumaya götürüyor. Gitme imkanı olmayan engelli kardeşlerim teyemmümle evde de kılabilirler.

 

CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN

 

Allah'a emanet olun.

 

         C. Çelik    /    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

 

17 Kasım 2012 Cumartesi

Keyifle maç izlemek


“Akşam keyifle çay içerek maç izledik”

 

Geçenlerde bir dostum akşam bize geldi ve beraber Fenerbahçe’nin UEFA kupası maçını izledik. Ertesi gün dostumla telefonla konuşurken bana bu cümleyi söyledi: “Akşam keyifle çay içerek maç izledik, teşekkürler.”

 

Telefonu kapattıktan sonra bu cümleyi söyleyebilmenin şartlarını düşündüm, kalbim Allah’a şükür hisleriyle doldu, kaç kez Elhamdülillah dedim hatırlamıyorum.

 

Öncelikle insanım ve hayattayım ki maç izliyorum.

Görebiliyorum, duyabiliyorum, akıllıyım ki maç izleyebiliyorum.

Çay içebiliyorsam ağzım tat alıyor.

Çay demleyecek mutfak, ocak, doğalgazım var demektir.

Maç izleyecek evim ve televizyonum var demektir.

Keyifle izlemek için gerekli şartlar var demektir. Neler mi?

Kalbim, midem, böbreğim, ciğerim... yani sağlığım yerindedir.

Sevdiklerim yanımdadır. Ki izledik yani biz izledik.

Maç izleyebilmek için elektrik, ışık var.

Çay için su, bardak, şeker var.

Özgür bir ülkede yaşıyoruz, stadımız var.

Gece maçı için stad ışıklandırması var.

Uydu yayını var ki naklen izliyorum.

Savaş olmayan özgür bir ülkede yaşıyorum ki gece dostum gelebildi.

Maçı keyifle izlediğime göre rakibimizi yendik demektir.

Sıcak bir evim var ki keyifle maç izledik.

Ellerim tutabiliyor ki bardakla çay içtim.

Sevildiğimi hissediyorum ki keyif alıyorum.

 


Ve şu ayeti hatırladım. Bu cümleyi söyleyebilmek için ne kadar çok şükretmemiz gereken şey var. Sayamayacağımız kadar çok nimetlerin bir kısmını hatırlayalım diye bu yazıyı yazıyorum. Eminim sizlerin aklına daha çok şeyler gelecektir.

 

“Hasılı O, Kendisinden dilediğiniz her şeyi verdi. Öyle ki Allah’ın size verdiği nimetleri birer birer saymaya kalkarsanız, mümkün değil, onları sayamazsınız. Gerçekten insan zalim ve nankördür."

(İbrahim suresi, 34. ayet)

 

Say say bitmez. Bize istemeden her tür nimeti bahşeden ALLAH’a ibadet edilmez mi ? NAMAZ O’na teşekkürdür. Faydası yine bizedir. Namaz kılan, dünyada huzurlu ve de ruhi ve bedeni sağlıklı olur. Ahirette ise Allah ebedi bir gençlik verip cennetine alır inşallah...

 

C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )

 

10 Kasım 2012 Cumartesi

Bir -tek gözü- beş yüz yıl ibadete bedel


Bir -tek gözü- beş yüz yıl ibadetlerden ağır bastı
 

 

Başlıktaki konu bir Hadis-i Şerif’te geçmektedir. Önce bu hadisi yazacağım, devamında da acizane yorumumu paylaşacağım.


Aşağıdaki hadis el-Münziri'nin terğib vetterhib isimli kitabında hakim'den sahih isnadı ile yer almaktadır.

 

İki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (SAV) anlatıyor:

 

- Arkadaşlar az önce yanımdan ayrılan Cebrail (as) “Ey Muhammed! Seni insanlığa aydınlık yolu göstermek üzere hak Peygamber olarak gönderen Allah’a and olsun ki diye söze başlayarak bana şu ibret dolu hikayeyi nakletti:

 

-Vakti zamanında bir mü’min dünyadan el-etek çekerek deniz ortasında ıssız bir adaya yerleşir. Burada insanlardan ve dünyalık işlerden uzak, ibadet etmeye koyulur. Bir süre ibadet ettikten sonra acıkmaya ve susamaya başlar, Ama nerede? Adada yalçın kayalarla, kıyıyı döven azgın acı deniz suyundan ve bir de kendinden başka bir nesne yoktur.

 

Günler haftaları, haftalarda ayları kovalarken abid kişi gittikçe güç ve takatten düşmeye başlar. Bu arada benzi solan, yüzü sararan abid, ibadetlerinin ardından durmadan, Ey Rabbim bana yiyecek ve içecek bir şeyler ihsan et ki, ibadet etme gücümü kaybetmeyeyim diye Allah’a yalvarıp yakarır. Günlerden bir gün kudretine nihayet olmayan Allah(cc) yalçın kayalar arasından buz gibi soğuk, şerbet gibi tatlı bir kaynak fışkırtarak, etrafında kor gibi narlarıyla boy salmış koca bir nar ağacını dalgalandırarak O’nun bu dileğini yerine getirir.

 

Artık bütün gün ibadet ettikten sonra kaynağın başına iner, nar ağacından tek narını koparıp yer ve abdestini alarak tekrar namaz kılmaya koyulur. Namazlarının ardından da, Ey Rabbim! Canımı secde ederken al, beni öldürüp de cesedimi toprak içinde çürütme, beni kıyamete kadar secde etmekten mahrum bırakma diye dua eder. Bu böyle tam beş yüz yıl sürüp gider. Nihayet bir gün Yüce Allah (cc) dileğine uygun şekilde ruhunu teslim alır.

 

Bundan sonrasını Cebrail (as) şöyle anlatıyor:

 

“Gerçekten biz o ıssız adaya iniş ve çıkışlarımızda gerçek Allah bağlısı mü’mini hep secdeye kapanmış, Allah’ı zikrederken gördük. Kıyamet kopup bütün insanlar dirilerek mahşer toplantısına getirildiklerinde onu yine ilahi sırlara dalmış ibadet eder bulacağız. Herkesin bir bir Allah’ın huzuruna çıkarak hesaba çekilirken o da gelecek.

 

Yüce Allah(cc) ona şöyle seslenecek: Ey abid kulum, seni yaygın rahmetim sayesinde Cennete sokuyorum, buyur gir.

 

Abid ise şöyle cevap verecek: Hayır ey Rabbim! Amelim sayesinde Cennete girmeye hak kazandım.

 

Allah: Ey melekler, kulumun işlediği ibadet ve amellerle kendisine ihsan ettiğim nimetleri bir bir karşılaştırın.

 

Abidin amelleriyle Allah’ın kendisine verdiği nimetler karşılaştırılarak ölçü ve tartıya vurulacak. Bir tek gözü beş yüz yıl ibadetlerden ağır basacak. Geri kalan diğer nimetlere karşılık ibadet düşmeyecek.

 

Ardından Allah: Bu kulumu Cehenneme atın, diye emredecek.

 

Abid: Ey rabbim, yanılmışım, bağışla. Yaygın rahmetin sayesinde Cennete girebilirim elbette, diye haykıracak.

 

Allah: Onu buraya getiriniz.

 

Abid , Allah huzuruna varacak duracak.

 

Allah: Ey kulum, söyle bakalım Seni yoktan kim var etti?

 

Abid: Sen Ey Rabbim!

 

Allah: Bu var etme olayı senin amelinle mi, yoksa benim geniş ve yaygın rahmetimle mi meydana geldi?

 

Abid: Şüphesiz ki senin rahmetinle.

 

Allah: Beşyüz yıl gibi uzun bir süre sana ibadet etme gücünü veren kim? Issız adada seni tatlı suyla, hergün narla besleyen kim? Ve yine secde ederken ruhunu teslim alan kim?

 

Abid: Sensin Ey Rabbim!

 

Allah: İşte bütün bunlar benim geniş ve yaygın rahmetim sayesinde meydana gelmiştir. Bunları kabul ettikten sonra mesele kalmadı. Şimdi doğru Cennete.

 

 *******

 

Yüce Allah(cc) cümlemizi rahmetine bel bağlayarak ibadetini eksiksiz yapan kullarından eylesin, amin.

 

***************************************

 

Ayrıca bir de şu hadis var:

 

Allah Resulü’nün (sallallahü aleyhi vesellem):
Hiç kimse ameli ile cennete giremez. Siz de mi ya Resulullah! denilmişti de: Evet beni Allah’ın rahmeti çepeçevre sarmadıkça ben de öyle” buyurmaları ile cennete girme Allah’ın rahmetinin yar olması iledir.

 

Buhari, Kitabü’l-İstizan

 

*****************************************

 

Ben bu hadisi okuyunca kendi kendime umutsuzluğa kapılmıştım. Öyleyse cennete girmek kim, ben kim diye...

Sonra Kuran’ı okudukça,  Peygamberimizin SAV hadislerini okudukça, dini alimlerin sohbetini radyodan dinledikçe, yıllarca bu Hadisi şerife bir yorum bulmaya çalıştım kendimce.

Çok kısa bir yorumumu yazacağım. Yorumumdaki doğrular Allah'tandır, hatalar bana aittir.

***
 
Biz müslümanlar hep hayatımız boyunca yaptığımız ibadetlerle, ahlakımızla, iyiliklerle, amelimizle her zaman Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırız. Yani Allah'ın sevgisini celbetmeye çalışırız. Günah işlemekten Allah'ın sevgisini kaybedeceğimiz için korkarız.

 

 

Yani neden namaz kılıyoruz , neden yalan konuşmuyoruz, neden içki içmiyoruz , neden oruç tutuyoruz...  Allah'ın sevgisini ve rızasını kazanmak için. ... Çünkü Allah şunu yap, şunu yapma dedi... Peki Allah'ım. Onun için bize bir iyilik yapana Allah razı olsun deriz.

 

 

Diyelim ki Türkiyenin en zengin insanının fabrikasında çalışıyoruz. Dürüstlük, çalışkanlık ve güzel ahlakımızla o patronun gözüne girmeyi başardık. O zaman bizi belki müdür yapar, 10 bin tl maaş verir, özel araç, lojman, akaryakıt... vs hakkı verir.

 

 

Eğer dünyada zenginin sevgisini kazanmak böyleyse, dünya ve AHİRETİN, her şeyin sahibi ALLAH'ın sevgisini kazanmış olarak ruhumuzu teslim edebilirsek , işte o zaman engin merhametli Rabbimiz, elbette bizi sevdiği kullarının yanına, cennetine koyacaktır inşallah.

 

C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )