13 Ağustos 2018 Pazartesi

Uzak Bir Aşk Hikayesi


Uzak Bir Aşk Hikayesi


Merhabalar Sevgili gönül dostlarımız,


Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun, Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

 
Komşum Yaşar KELEŞ bey ile üçgöz parkında sohbet ederken - 8 Ağustos 2018 EREĞLİ



Bu haftaki yazımızda yıllar önce, Eylül 2014’te arşivime kaydettiğim, duygulanarak okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum izninizle...


Bu yazı, ünlü müzisyen Engin Noyan’ın kendisi gibi sonradan dindar bir hayata başlayan ikinci eşi Sevda Noyan’a aittir.


Arşive şöyle kaydediyorum. Ben beğendiğim yazıları 2013’te açtığım ‘Sevdiğim Yazılar’ blog sitesinde yayınlar ve Türkbilgi isimli mail grubumdaki dostlara mail atarım.


(Eğer sevdiklerinizin de bu mailleri almasını isterseniz, onlara şunu yapmalarını öneriniz=

 

 TÜRK BİLGİ E-Mail GRUBU'na abone olmak için= turkbilgi+subscribe@googlegroups.com 'a boş bir mail atınız.


Akıllı telefonunuzdan veya bilgisayarınızdan günde 2-3 kez güzel ve faydalı yazı okursunuz.)


Sevda Noyan - Uzak Bİr Aşk Hİkayesİ


Bu ilk yazımda gündemden, ülkemizden, bizden uzak bir yazı yazıyorum.


"Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz" diyor Allah bizi tarif ederken Tekasür suresinde. Ve "açgözlülüğün mezarlarımıza girinceye kadar süreceğini" haber veriyor.


Evlerimiz kullanmadığımız ve kullanmayı düşünmediğimiz eşyalarla dolu. Hayatlarımız  gereksiz insanlar ve olaylar yığını. Deli gibi birşeylerin peşinde koşturuyoruz; koşmak marifet gibi sunuluyor. Koşmama hakkın yok! Teknoloji çağı, iletişim çağı, her an herşeyden haberdarız, hep iletişim halindeyiz ama hiç bu kadar büyük olmamıştı yanlızlığımız.


Birbirimize sürekli kötü davranıyoruz, farkında olarak ya da olmayarak. Empatinin varlığını unutmuşuz. Bize benzemeyeni, bizim gibi düşünmeyeni düşman etmişiz kendimize gereksiz yere. Sevgi algımız dumura uğramış, ne kadar çok ilgi - o kadar çok sevgi. Hep bir hoyratlık, hep bir kabalık lök gibi oturmuş hayatlarımıza. Cinselliğin adı aşk olmuş.


Aşk... Bu kadar kolay mı aşk?




Zaten bir delilik hâli diyor deneyimli bir psikiyatr olan kayınpederim Dr. Erdoğan Noyan aşk için. "Uzun süre devam edemez..." diye sürdürüyor konuşmasını, "Ancak aşk sevgiye dönüşüp, dost olunabilinirse bir anlamı var!" diyor.


HİKAYE BAŞLIYOR


Bu yazımda bir aşk hikayesi anlatmak istiyorum, Sezen Aksu şarkıları tadında...


Geçtiğimiz yıllarda kitap fuarı için Berlin'e gitmiştik. Her zamanki gibi ilk  günlerim şehrin en iyi kahvesini yapan yeri aramak ve yürüyüş yapmakla geçti.  Akşam otele döndüğümde Engin uzun yıllardır haber alamadığı bir arkadaşının ona ulaştığını ve fuara  görmeye geldiğini anlattı. Yıllar sonra görüşme fırsatı yakalamanın heyecanı sarmıştı Engin'i çok sevinmişti, arkadaşının benimle tanışmayı çok arzu ettiğini ve bizi Berlin'in en çok tanınan kafelerinden birine davet ettiğini söyledi... Böyle bir fırsatı elbette kaçırmak istemedim, hemen kabul ettim.


Ertesi günü öğlen saatlerine yakın Engin'nin arkadaşı K........(izin almadığım için adını yazmayı uygun görmedim) bizi otelimizden aldı. Küçük ama zevkle döşenmiş, mis gibi kahve kokan kalabalık bir ortamda lezetli birşeyler atıştırdık ve kahvemizi afiyetle yudumladık. K.......'in hüzünlü tavrı ve biraz tutuk konuşması havamızı değiştirdi; konuşma ilerledikçe K.........  açılmaya başladıysa da hep bir tedirginlik, hep bir gizem  vardı masamızda. Bir süre sonra kendinden bahsetmeye başladı: işinden , uzun yıllardır Berlin'de süren yaşamından, eskilerden... Konuştukça rahatladı ve sohbet doğal olarak  daha samimi bir havaya büründü. Bir kaç saat sonra sakin ama yavaş bir sesle "Sizi eşimle tanıştırmak istiyorum..." dedi.


Ani gelen bu teklif bizi şaşırtmış olsa da kabul ettik. "Hemen gidebilir miyiz?" diye devam etti. Nedense çok heyecanlanmıştı... "Eve gitsek sizin için sakıncası olur mu?" diye sordu.Bizim için problem olmıyacağını söyledikten sonra  apar topar yola çıktık.


Kısa süren bir yolculuktan sonra  geniş kapıları olan biraz farklı bir apartmanın önüne geldik. Habersiz ve eli boş gelmekten Engin de ben de biraz tedirgin olmuştuk, ama yapabileceğimiz birşey yoktu.  K........'in heyecanlı tavrına anlam verememiştik. Engin'inin yüzüne "Ne oluyor?" der gibi baksam da,sorum cevapsız kaldı.


M… İLE TANIŞTILAR


Asansörün önüne gelince ikimiz de şaşkın şaşkın birbirimize baktık... Asansör hastane için hazırlanmış gibiydi, bir hayli geniş ve oldukça temizdi. Şaşkınlığımızı fark eden K........  gülümsedi "Hastaneye benziyor değil mi?" diye sordu. Ben tam "Evet..." der gibi bir şeyler geveliyordum ki, asansör durdu. "Buyrun..." dedi K.........  candan bir tavırla. İndiğimiz katta karşılıklı iki kocaman kapı vardı, sağ taraftaki kapıyı bize işaret ettikten sonra zili çaldı, bir-iki dakika geçmeden üzerinde beyaz önlük olan genç bir delikanlı gülerek kapıyı açtı, bize içeri girmemiz için yol verdi. Girdiğimiz holden oldukça büyük bir salona geçtik, salonun tam ortasında kocaman bir hasta yatağı ve içinde bize gülen gözlerle bakan bir hanım vardı. İkimiz de ne yapacağımızı bilemez halde salonun ortasında kalakaldık. Yatakta yatan zayıf, rengi solmuş ve daha ilk bakışta hareket edemediği belli olan hanımefendiyi yanağından öpmekte olan K....... bizi o halde görünce gülümseyerek yatağın yanında ki koltukları işaret etti ve "Buyrun... " dedi.


Konuşmaya devam etti "Tanıştırayım: eşim M.........(bir çicek adı)!"


Ben başımla selam verirken Engin Almanca birşeyler söyledi.




 K...... devam etti "Eşim..."dedi, yutkundu,"Eşim MS hastası... Bundan yirmiüç yıl önce evlenmeye karar verdiğimiz günlerde ataklar başladı ve hastalık teşhis edildi. O günden beri hiç ayrılmadık. Hastalığın tüm aşamalarını birlikte yaşadık; seyri oldukça meşakkatli ve üzücüydü ama bu bizi yıldırmadı... İlişkimizin başında bir karar almıştık ve bunu hâlâ uyguluyoruz... Biz birbirimize âşık olduk ve hayatı paylaşmaya karar verdik; bu hiç değişmedi, birlikte okuduk, birlikte gezdik, herşeyi konuştuk paylaştık, şimdi en zor dönemi geçiriyor olsak da ona da bir çare bulduk:  M.....  artık konuşamıyor, ağzı ile konuşamıyor ama gözleriyle konuşuyor! Yanlış anlamayın, mecaz değil gerçekten gözleriyle konuşuyor: mors alfabesi ile konuşuyoruz;  gözlerini açıp kapatarak bana her şeyi anlatıyor... bazen kavga bile ediyoruz! Şimdi onu dinlemezsem, biraz sonra azar işitebilirim!


O yüzden bakalım sizlere ne söyleyecek!" diyerek  M......'e  döndü, yatağın yanından çıkardığı üzerinde alfabe yazan bir tabloyu M.......'e doğru tuttu, gözlerinin içine bakarak gözkapağı hareketlerinden bize "Hoşgeldin!" dediğini, ne içmek istediğimizi sorduğunu, ziyaretimiz için çok sevindiğini anlattı.


ESPRİ BİLE YAPTI


Engin ve ben gözyaşlarımıza mani olamadık. Öyle karışık duygular hissettirdi ki bana gördüklerim sözcüklere dökmekte zorlandım. Bizim hüznümüz ve duygu yoğunluğumuz yüzlerimize yansımıştı ki K...... gülümseyerek konuşmaya devam etti."M........  diyor ki,benim için üzülmesinler, ben çok mutlu bir hayat yaşıyorum... Allah bana bu hastalığı verdi ama bunun yanında hiç bitmeyen bir aşk hediye etti, bana besteler yapan, kitaplar okuyan, hep yanımda olan, herşeyi konuşabildiğim bir hayat arkadaşım oldu! Tanıdığım hiç bir kadın benim kadar şanslı değildi!"


 M....... , K........ 'in yardımıyla bizimle uzun uzun sohbet etti, hattâ çok konuşmasıyla ilgili espriler bile yaptı!


Bu aşk beni o zaman da çok etkilemişti, şimdi de çok etkiliyor. Birbirini dinlemeyen, anlamayan , değer verdiğini göstermeyen, bencil, benmerkezci, çıkarcı bir insan yığını olduk. Özensiz olmamız herşeyimize yansıdı. Hep "alma odaklı" kurgulanıyor hayatlarımız. Sözlerimizin kimleri yaraladığının farkında değiliz. Bu öyle içimize işlemiş ki, siyasetçisi, işadamı, işkadını, akraba, komşu, hattâ en çok sevdiklerimiz bile hoyrat ve futursuz.


Hiç takdir yok! Hep eleştiri, hep şikayet, hep yerden yere vurma. İnanmakta zorlandığım mutsuzluk kumkumaları sarmış etrafımızı. Öyle bir hale geldik ki, önümüze ilk çıkana akıtıyoruz zehirimizi!


K.......... ve M........... olumsuz koşulları mutluluğa ve sevgiye, vefaya dönüştürebildiyse, bizim neyimiz eksik? Hayatlarınıza bakın lütfen memnun musunuz? Özenli misiniz? Yeterince "insan" mısınız?


Unutmayalım biz ne kadar insansak, etrafımız o kadar insan; biz ne kadar demokratsak, etrafımız o kadar demokrat; biz ne kadar Müslümansak, etrafımız o kadar Müslüman.


Kimse kimseyi değiştiremez! Aslolan kendimiz değişebiliyor muyuz... İşte bütün mesele bu: OLMAK ya da OLMAMAK!




***


Bu güzel yazıdan herkes bir ibret alabilir.


Benim şu anki halime ne kadar çok şükretmem gerektiğini hatırlattı mesela.


Hepimiz kendimizden daha zor durumdakileri düşünmeli, dilimizi alıştırmalı ve içimiz şükür hissiyle dolup Allah’a sık sık ELHAMDÜLİLLAH demeliyiz inşallah…




Sahip olduğumuz maddi manevi sayısız nimetler için binlerce ELHAMDÜLİLLAH…



Celalin Penceresinden


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder