15 Haziran 2014 Pazar

Neden şehitlik istiyorum?


Neden şehitlik istiyorum?


 

Her seferinde diyorum, kısa yazacağım diye ama konu konuyu açıyor, yazı uzuyor. İnşallah bu yazıda sabah namazında hatırıma gelen şehitlik konusundan kısaca bahsedeceğim.

 


Biliyorum ölüm soğuk bir kelime, fakat hadisten biliyoruz ki, ölümü düşünmek ibadettir.  Dünyanın geçiciliğini hatırlatıp tefekkür sevabı kazandırır.

 

Ayetlerden de biliyoruz ki, her insan birgün mutlaka ölecektir. Zaten her sene ülkemizde, çevremizde ve akrabalarımızdan birçok insan hayatını kaybediyor.

 

Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz. (Ankebut suresi, 57. ayet)  

 

Kimisi trafik kazasından, kanserden, kalp krizinden, kimisi yangından, selden, depremden, kimisi kavgadan veya cinayetten ölüyor ve dünya ile irtibatı sona eriyor.  Velhasıl bir sebep oluyor ve Azrail AS gelip ruhumuzu kabzediyor.

 

Benim namazlarımın ardından ettiğim birinci duam şudur: “Allah’ım anneme ve babama sağlıklı, hayırlı uzun ömür ver, beni onlardan başka bir sebebe muhtaç etme. Allah’ım bana yaşamında, ölümünde hayırlısını ver, bana şehit olmayı ve hüsn-ü hatime nasip et ve beni salihlere kat”

 

En az bin kez ettiğim duadır. Allah’ın bu duamı kabul ettiğini umuyorum. Bakalım beni nasıl bir “The end” bekliyor. Neden şehitlik mi istiyorum?

 

Çünkü amel defterim açılmadan ve hesaba çekilmeden cennete gitmek istiyorum. Defterim açılırsa, ömrümün hesabını vermekten korkuyorum. Şehitler bigayrihisab (hesapsız) cennete giderler.

 

Son 11 yılım dışında, epey namaz borcum var. Olan ibadetlerim ise, yüzüme mi çarpılır bilmiyorum. Defterim açılırsa sorulan sorulara cevap veremem, Allah’a mahcup olurum.  Neden Kuran okumadın, neden sürekli TV, internet, maç... boşa zaman geçirdin, neden, neden, neden... ???

 

 
Peygamber Efendimizin SAV şehitlikle ilgili hadisleri ile toparlayınca şehitler 22 kişidir:


 

Şehitler:

1) Allah Yolunda Öldürülen Şehittir

2) Allah Yolunda Ölen Şehittir

3) Tâun (Veba) Hastalığından Ölen Şehittir

4) Zatu’l-Cenb (Karaciğer Zarı İltihaplanması) Hastalığından Ölen Şehittir

5) Karın Hastalığıdan Ölen Şehittir

6) Hamile İken Karnındaki Çocuk Sebebi İle Ölen Şehittir

7) Loğusa İken Ölen Şehittir

8) Verem Hastalığından Ölen Şehittir

9) Yıkıntı Altında Kalarak Ölen Şehittir

10) Yanarak Ölen Şehittir

11) Suda Boğularak Ölen Şehittir.

12) Malı Uğrunda Ölen Şehittir

13) Âilesi Uğrunda Ölen Şehittir

14) Dîni Uğrunda Ölen Şehittir

15) Kanı Uğrunda Ölen Şehittir

16) Kendisine Yapılan Haksızlığı Önlerken Ölen Şehittir

17) Allah Yolunda Sınırları Korurken Ölen Şehittir

18) Şehitliği İsteyerek Yatağında Ölen Şehittir

19) Harpte Yara Alıp Ölen Şehittir

20) Mescidi Aksayı Korurken Ölen Şehittir

21) Zalim Hükümdarın Öldürdüğü Kişi Şehittir

22) Fitne Döneminde Ölen Şehittir

 

Nasıl olsa ölmeyecek miyiz? Dünya birgün bize de elinin tersiyle dışarı! demeyecek mi? Dünyadaki ömrümüzün her saniyesinden ve sahip olduğumuz nimetlerin her zerresinden hesaba çekilmeyecek miyiz?

 

İnşallah ben de şehitler zümresine dahil olurum. Atalarımızın gayesi de şehit olmaktı. Fatih, böyle askerlerle İstanbul’u fethetti. Onlar bu Hadis-i Şerif’i biliyorlardı ki, şehitliği arzuluyorlardı:

 

“Bir müslüman şehitliği arzulamadan ölürse, münafıklık alameti üzerine ölmüş olur.”

 

Düşünün, Çanakkale’desiniz. Empati yapın, kendinizi onların yerine koyun. Karşınızda yüz kişi tüfeklerini sana doğrulmuş, öleceğini bile bile üstlerine koşuyorsun... Yapabilir misiniz?

 

Biz bu ruhu kaydettik ama bilinçli, ahlaklı, imanlı yeni bir nesil geliyor, inşallah...

Allah’ım bana da şehitlik nasip et ki, beni salihlere kat.

 

Umuyorum ki, Allah binlerce kez ettiğim bu duamı kabul etti. Bakalım bu 22 maddenin hangisi ile Allah şehitlik nasip edecek...

 

NOT: Bugün biliyorsunuz, haziranın 3. pazarı yani Babalar Günüdür.

 



Babacığım seni çok seviyorum. Babacığım İsa Çelik, Allah’ın izniyle

·        Beni 16 yıl işe götürdü, getirdi, emekli yaptı.

·        Klozet üzerine icat ettiği vinç sistemi ile normal tuvalete götürüyor.

·        Arabamıza yaptırdığı rampa ile beni sandalyede gezdirebiliyor.

·        Geceleri 2-3 kezuyanıp ördekle beni işettiriyor

·        Banyo yaptırıp, tırnağımı ve temizliğimi yapıyor.

·        Hem saç, hem sakal traşımı yapıyor.

·        Elbiselerimi giydirip çıkartıyor.

·        Yatağımda oturum pozisyonuna getiriyor ki yemeğimi yiyorum.

·        Cuma namazlarına götürüyor.
     
       Daha çok madde ......

 
 
 

Başta babacığım İsa Çelik olmak üzere, tüm yazıyı okuyanların Babalar Gününü kutluyorum. Allah sizlere sevdiklerinizle beraber sağlıklı, hayırlı uzun ömür versin...

 

 


 

11 Haziran 2014 Çarşamba

Ev alma komşu al


Ev alma komşu al


 

1993’te hastalığımın teşhisini koyan bayan doktor babama, ‘götür bu çocuğu evine yatsın, asla çalışamaz, ilerde yatalak olacak’, demiş. Tabii ağzımızdan çıkan her söz kaydediliyor...

 

Kanaatimce Allah, öylemi, görelim bakalım, demiş gibime geliyor. Hastaneden çıktıktan beş ay sonra tesadüf zannettiğim sebeplerle, Allah engelli kadrosuyla bir e girmemi nasip etti.

 


Allah’ın izni ve inayeti babamda tecelli etti, işe götürüp getirmesiyle 16 yıl çalıştım. Ve 2010’da emekli oldum, hamdolsun. Allah 2011’de de memleketimiz Konya Ereğli’den bir ev nasip etti.

 

Allah dualarımı kabul etti ve Ereğli’de de Ankara’daki gibi çok iyi komşular nasip etti hamdolsun. Ankara’daki çok sevdiğim dostum ve komşum Efkan Vural hocamı artık biliyorsunuz.

 

Efkan hocam ve eşi öğretmendir. Üçüncü kattaki komşumuzdur. Asansör olmadığı için çıkamıyorum, fakat eşi Hatice hanım sık sık yemekleri yapıp bize indiriyor ve beraber yiyoruz.  

 
Efkan Vural hocam ve eşi Hatice Vural

İkinci kat komşumuz Hüseyin ve Melahat Yorgun çifti de öğretmendir. Malesef, Allah ömür verir, eylülde Ankara’ya dönersek, bu komşularımızın ikisi de, yeni aldıkları evlerine taşınmış olacaklar. Pazar kahvaltılarında Melahat hanımın gönderdiği hamur kızartmalarını özleyeceğim.

 

Atalarımız “Ev alma komşu al” demiş. Hamdolsun Allah, Ereğli’de de çok iyi komşular nasip etti. İnşallah onlar da bizim için, ne iyi komşu, diyorlardır.

 

Evet yapılan bir istatistikte sorulan “Engelli komşu ister miydiniz” sorusuna % 70 Hayır, denmiş. Tahminime göre o Hayır diyenler, imanı ve ahiret inançları zayıf, dünyaya çok bağlı insanlardır.

 

Oysaki, engelli birini gören insan, haline şükreder, ölümü ve ahireti hatırlar; Ona yardımcı olur, selam verir, sohbet eder, sevap kazanır. ATM para çekme makinesidir, Engelli ise sevap çekme makinesi...

 

Ereğli’de üç komşu ile samimi olduk. Karşı komşumuz Yaşar ve Hatice Keleş çifti öğretmendir. Alttaki dördüncü kat komşumuz İbrahim ve Birgül Gökbudak çifti de öğretmendir.

 

Yan komşumuz Gürsel beyin dört kızı, bir oğlu vardır. Kızların hepsi terbiyeli, ahlaklı ve çalışkandır maşallah. Yazları Gamze, Habibe ve Fadimana kardeşler, tarla veya bahçelerde meyve toplamak gibi gündelik işlerle para kazanıyorlar.

 

Babalarına yük olmadan alın terleriyle helalinden para kazanıp, Okul masraflarını biriktiyorlar. İşte hayırlı evlatlar... Helal olsun. Namazlarımda onlara ve komşularımıza ismen dua ediyorum.

 

Ankara’dan Ereğli’ye gelirken arabada börek, salatalık gibi şeyler yedik. Annem zaten dışarının etlerine falan güvenmediği için yemek yemedik, Ereğli’ye varınca makarna yaparım, dedi.

 

Akşam 20 gibi Ereğli’ye vardık. Araba eşya doluydu. Komşularımız İbrahim ve Birgül hocam, Gamze, Habibe, Fadimana -Allah ebeden razı olsun- hemen yardıma geldi.

 

Eğer gelmeselerdi, benim yüzümden bel ve boyun fıtığı olan anne ve babacım epey zorlanabilirdi. Eşyalar taşınınca da karşı komşumuz Hatice hanım, anneme eşya yerleştirmekte yardım etti.

 

Tam o sırada kapı çaldı. Alt kat komşumuz Birgül hanım elinde dumanı tüten bir tepsi börek ve bir tencere sıcak tarhana çorbası ile çıkageldi. Nasıl makbule geçti anlatamam. Allah razı olsun. Zaten bizde komşularımız ile sık sık yemeklerimizi paylaşırız...

 

Aslında bu yazıda anlatmak istediğim şey, iyi komşu aramayın, siz iyi komşu olun. Zaten o zaman komşularınızda sizin iyi komşuluğunuza aynen karşılık verirler ve aranızdaki muhabbet artar.

 

Misafirliğe gittiğim bazı apartmanlarda gözlemlediğim şey, birbirimize selam bile vermiyoruz. Oysa biliyorsunuz bir hadiste Peygamberimiz SAV selamlaşmayı tavsiye etmişti.

 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"  (Müslim, Tirmizî, İbni Mace)

 

Geçen Cuma, bana selam vermeyen birine selam verdim ve sohbete başladım. Nasılsın, nerelisin, ne iş yapıyorsun derken muhabbet koyulaştı. Nerdeyse adam beni evine yemeğe çağıracak :)  Anladım ki, aslında milletimiz muhabbet istiyor.

 

Bu yazıyı samimi şu NAMAZ tavsiyesi ile bitirmek istiyorum.

 

Biliyorsunuz yarın, 12 Haziran 2014 perşembe GECESİ Berat kandilidir. Bu gece hayatımızı bir gözden geçirelim. Türkiye’de 2014’te kimler, kimler öldü, hangi tanıdıklarımız öldü. Soma’da 301 madenci mesela...
 




Acizane öğrendiğim müthiş bir bilgiyle bir yorum yaptım; Aslında her insan, hiçbir şey yapmadan da ibadet etmiş gibi sevap kazanıyor. Fakat... Evet fakatını anlatıyorum.


 

İbadetin tanımında şu var; Allah’ın yap dediğini yapmak, yapma dediğini ise yapmamak... Yani insan, içki içmeyerek, yalan söylemeyerek, harama bakmayarak, vs... aslında durduğu yerde sevap kazanıyor.

 

Bendenizin penceresinden bakarsak, her insanın bir boş bidonu var. Allah’ın yapma emrine peki deyip, Yapmadığımız günahlar ile bidonumuzu sevaplarla doldururken, yap emrini dinlemeyerek, uymadıklarımız ile de, bidonun dibinde delik açılıp, boşalıyor.

 

Demek istediğim şu ki, çevremde pekçok insan yapma emrine uyup oturduğu yerde sevap kazanıp bidonunu dolduruyor. Fakat ezanı duyup namaz kılmayınca, yap emrini dinlemediği için bidonu boşalıyor.


Dünyaya dalmayalım. Her nefis ölümü tadacaktır, hakikatini unutmayalım. Lokantaya oturunca kalkarken hesabı ödüyoruz. Bu dünya sofrasında sayısız nimet hesapsız olur mu?

 


Kabirde imandan sonra ilk sorgu NAMAZdan olacakmış. Daha ölmedik, gelin bu kandil gecesi namaza başlama kararı alalım.

 

Eğer namaza ilk defa başlayacaksanız, şeytan bıraktırmak için çok vesvese verir.

 

O yüzden, Bir müddet, 40 gün sadece NAMAZLARIN FARZINI kılın.

 

Zaten bir süre sonra alışacak ve daha huşuyla kılacaksınız.

Ve daha fazla kılmak isteyeceksiniz.

İşte o zaman sünnetleriyle birlikte kılmaya başlayın.
 
 
Namazın faydaları: Bakın mesela Namaz kötülükten uzaklaştırır.

 
Ve NAMAZI hiç bırakmayın inşallah.

 

 


 

 

 

8 Haziran 2014 Pazar

Annesine verdiği sözü tuttu

Annesine verdiği sözü tuttu

 
Yaz geldi, mahallemizdeki emekliler yazlıklarına gitti. Birçok komşumuz ise yazın gidecekleri tatil merkezinden otel rezervasyonu yaptılar. Çünkü bir yıl çalıştılar, tatili hakettiler...

 

‘Hayatımı Anlattığım Kitabım’da ayrıntıları anlatmıştım. Allah’a binlerce hamdolsun, beni 2010’da emekliliğe ulaştırdı. 2011’de de memleketimiz Konya Ereğli’den bir ev nasip etti...

 


 

Babacım bana Ankara’daki gibi, Ereğli’de de klozet üzerine vinç sistemi kurdu. Tabi ben Ereğli’de de, Ankara’daki gibi, sadece Cuma günleri evden çıkıp Cuma namazına gidiyorum. Altı gün evde yazılarla çalışıyoruz.

 


Evet, hamdolsun biz de, yazın üç ay kalacağımız Ereğli’ye gitmek için 2 haziran pazartesi sabahı 9’da Ankara’dan arabamızla yola çıktık. Bu yazıda yolculuğumuzdan bahsedeceğiz.

 

Evden çıktıktan sonra, şehir dışına çıkmak için Eryaman’dan otobana girdik. On-onbeş kilometre gitmiştik ki, pat pat, pat pat pat diye durmadan sesler gelmeye başladı. Annem, babam ve ben üzerimizden alçaktan helikopter geçiyor sandık.

 

Babam sağa çekti. Annem indi baktı, sağ arka teker patlamış. Babacım, hemen kriko falan indirdi. Tam o anda arabamızın arkasına kamyonet tarzı bir araç durmuş, bir genç inmiş.

 

Amca yardım edeyim mi, bile demeden yardıma başlamış. Babamın hiç elini değdirmeden patlak lastiği çıkarıp yedek lastiği takmış. Babamın para teklifini reddetmiş. Babamın, sen karayolları görevlisi misin sorusuna, sayılır amca, demiş ve gitmiş.

 

Ben adamı görmedim, çünkü yolculuk boyunca arka koltukta yatıyordum.  Kanaatimce o kişi Hz Hızır’dır. Kimsenin olmadığı, arabaların vızır vızır geçtiği otobanda, bir dakika sonra hemen yardıma gelmesinden bu tahmini yaptım.

 


Eğer yardıma gelmeseydi, babam çok zorlanırdı, astım hastası olduğu için çok terler ve hasta olabilirdi. Babam çok iyi bir insan olduğu için, Allah Hz Hızır’ını yardıma gönderdi...

 

 

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Mektubat eserinde, Hızır (as)'ın hayatta olduğunu, fakat ikinci hayat mertebesinde bulunduğunu kaydeder.

 
 

Gölbaşı’na gelince lastiği tamir ettirip devam ettik. Kulu’ya gelince pazartesi günleri dua listemdekilere ettiğim bir saat baklavalı duaya başladım. Dua bittiğinde Konya’ya girmiştik.

 

Konya’da Musalla mezarlığına uğradık. Annem, annesinin mezarında yasin okudu. Yazının başlığında ‘ilim öğrenmenin yaşı yoktur’daki bahsettiğim kişi, annem Nuriye Çelik’tir.

 

Ekim 2013’teki bir yazıda anlatmıştık. Anneannem, annecim altı aylık bebekken Konya’daki bir hastanede ölmüştü. Sıcak ve vasıta olmadığı için köyümüze götürülememiş, Konya Musalla mezarlığına defnedilmişti. (1952)

 


 


O yazıda annem 61 yıl sonra annesine kavuştu, demiştik ve annemin mezar başında dua ederken resmini paylaşmıştık. Annem orada annesine şunu demiş:

 

“Anneciğim ben seni hiç görmedim. Sesini hiç duymadım. Ama seni çok özledim. Bazen hayat beni yorunca ‘of anam of’ diyorum. Biliyorum ki, o an sırtımı sıvazlıyorsun, çünkü rahatlıyorum. Annecim şimdi mezarında sadece 3 ihlas, 1 fatiha okudum ama sana söz veriyorum, Allah ömür verirse bir defaki gelişimde sana yasin okuyacağım...”

 

Annecim, Kasım, Aralık 2013’te Elifba kitabından Kuran öğrenmeye başladı ama anlatan birisi olmayınca fazla ilerleyemedi. Sonra bir komşumuz demiş ki, Nuriye abla birisi var, mahalledeki kadınlara Allah rızası için bedava Kuran öğretiyor, istersen sen de gel...  

 

Annecim kursa 2014 Ocak’ta başladı. Bana kahvaltı yaptırdıktan sonra, haftaiçi üç gün, o kursa gitti. Önceleri ben de yardımcı olup okutuyordum. Sonra annem beni geçti. Fakat, ben de annemi çalıştırırken Kuran okumayı epey hızlandırdım.

 

Annem 62 yaşında azmi ve hırsıyla Kuran’ı öğrendi. Her namazdan sonra birkaç sayfa okudu. Anneme Kuran öğreten hanımefendiye altın hediye gönderdik. Kesinlikle kabul etmemiş. Gelmeden birkaç gün önce mezun oldu.

 

Komşumuz dostum Din Kültürü Öğretmeni Efkan Vural hocam anneme tam not verdi. “Nuriye hanım maşallah, bu yaşta Kuran’ı, hem de tecvidli öğrendin, hepimize örneksin” dedi.

 

 

İlim öğrenmenin önemi ile ilgili çok güzel hadisler ve bilgiler için tıklayınız:


 
 

Annecim Musalla mezarlığında annesine verdiği sözü tuttu. Yasin suresini okudu, dua etti... 

 


Konya’da ayrıca bir başsağlığına uğradık. Babamla aynı işyerinden emekli olan, yıllarca beraber çalıştığı iş arkadaşı, birkaç ay önce vefat etmişti.

 

Ailesine uğrayıp taziyede bulunduk. Babam beni bırakıp cenazeye Konya’ya gidememişti. Ben arka koltukta yatarak babamları bekledim. Sonra bana arabaya çay da getirdiler...

 

Konya’dan Karaman’a ordanda köye uğradık. Köye getirdiğimiz eşyaları bıraktık. 12 saatlik yorucu bir yolculuğun ardından akşam 20 gibi Ereğli’deki evimize vardık hamdolsun...

 

Ereğli’de tatil yapacağız sanmayın. Cuma hariç altı gün yazı yazmaya devam edeceğiz. Ama Cuma günleri akülü sandalyemizle tarihi Ulu camimize gideceğiz ve memleket havası alacağız inşallah...

 

“Şu dârı dünya, meydanı imtihandır. Ve darı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükafât yeri değildir.” (Bediüzzaman Said Nursi)

 

 


 

 

4 Haziran 2014 Çarşamba

Hak etmeden almam - Bir hikaye


Hak etmeden almam - Bir hikaye

 
 

Aşağıdaki bu hikaye çok eskiden yaşanmadı. Hemşehrim Erkan Sezgin dostum 2007’de yaşadığı bu olayı geçenlerde Facebook’ta paylaştı... Şöyle yazmış:

 

“Geçen gün (2007) bir küçük çocukla tanıştım.... Ayakkabı boyacısı.

Ayakkabımı boyarken biraz konuştuk. Adı Ahmet,

Yüzü o kadar güleçti ki maşallah, anlatamam.

Sen okuyor musun, dedim.  Evet abi, dedi..

Ben daha sormadan anlatmaya başladı..

Ben 10 yaşındayım abi...

Annem hasta, babam da ona baktığı için çalışamıyor, dedi.

2 kardeşiz, çalışmak zorundayız ne yapalım abi, dedi..

Diğer kardeşini sordum, o da simit satıyor, dedi..

Bizim konuşmalarımız devam ederken çıkartıp para uzattım,

Israrla almadı, Neden almıyorsun, dedim.

Hak etmedim abi, dedi... Neden diye sordum.

Hak etmediğim ve çalışmadan kazandığım bir şeyi istemem abi, dedi...”

 


 
Erkan bey bu yazının sonuna şu eklemeyi yapmış, ona katılıyorum:

 

“(O an bazı şeyler hatırladım.

Çalışmadan para kazananları,

bir yerlere gelip birilerine efelenenler geldi ....

Tam ders alınacak birşeydi....

Birileri bu çocuğu dinleyip ders almalıydı...

Zaten herkes AHMET olsa, herkes öyle düşünse,

Böyle olur muydu?

 GÜNLERİMİZ KARANLIK....)”

 

Bu anektodu okuyunca, Facebook’tan Erkan beye mesaj yazdım, ayrıntıları sordum ve yazıya dökmek için izin istedim.

 

Erkan Sezgin bey, 2007’de sık sık iş aramak için, oturduğu Adana’nın şehir merkezine gidiyormuş. İş aramaktan yorulunca da parklarda oturup dinleniyormuş.

 

Adana’da Atatürk parkında yine yorulmuş bir bankta oturuyormuş. Ahmet ile orda tanışmış.

 


 
Bu küçük çocuk, para gelsin de, haram, helal nasıl gelirse gelsin, diyen biz günahkar, nefsine yenik kullara bir tokat vuruyor. Tabi anlayanlara...

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin”.  (Bakara suresi /168. ayet)

 

 
 
Abdullah (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Helal rızık aramak dini yükümlülüklerden bir farzdır." (Taberani, Mü’cemü!l-Kebir)



Hz. Ali (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Şüphesiz ALLAH Teâlâ, helal rızık arama yolunda kulunu yorgun düşmüş görmekten hoşlanır." (Camiu’l-Ehadis, 8/247 (7233).)


Peygamber Efendimiz SAV şöyle buyuruyor:

"Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir." (Riyazü’s Salihin, Erkam Yayınları)

 




Hadisin verdiği mesajlar :

1. En temiz ve helal rızık, kişinin bizzat çalışarak yani el emeğiyle kazandığıdır.

2. Geçim temini için bizzat çalışmak övgüye layıktır.

3. El emeği, göz nuru, alın teri tavsiyesi, yerli sanayinin gerçekleştirilmesi tavsiyesidir.

4. Peygamberimiz, ümmetine daima şerefli bir fert ve ümmet hayatı için gerekli olan ikaz ve önerilerde bulunmuş, onlara yol göstermiştir





Toplumu saran bir yaradır haram kazanç...

 

*** 

 

Hikaye - Kızımı Kime Vereyim?

 

Merv şehri kadısının bir kızı vardı. Ülkedeki ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi.

 

Bu zatın Mübarek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş, meyveler olgunlaşmış, bolluk bereket gelmişi. Efendisi Mübarek’ten üzüm isteyince toplayıp getirdi.

 

Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olgunlaşmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi:

 

-“Bahçede  o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?” demekten kendini alamadı.

 

Mübarek:

-“Efendim! Ekşisini, tatlısını bilmiyorum” diye cevap verdi.

 

Bağ sahibi:

-“Subhanallah! İki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun!” diye çıkıştı.

 

Mübarek onları yemekle değil, korumakla vazifeli olduğunu biliyordu.

Efendisi:

-“Niçin onlardan yemedin?” deyince:

 

-“Siz benden bağdaki meyvelerinizin muhafazasını istediniz. Yiyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?” cevabını verdi.

 

Efendisi böyle bir hadiseyle ilk defa karşılaşmıştı. Mübarek’in bu haline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve halini çok sevmişti. Kölesine dönerek:

 

-“Sana bir şey soracağım.” diye söze başladı. Sonra: “Benim bir kızım var, malı, makamı yüksek pek çok kimse onu ister. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Bu hususta bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?” diye sordu. Mübarek bu söze karşı şöyle dedi:

 

-“Efendim!.. İnsanlar damat için cahiliye devrinde soya, sopa; yahudiler ve hristiyanlar güzelliğe, Rasûlullah (s.a.v) zamanında dindarlığa, Allahu Teâlâ’dan korkup haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamanımızda ise mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç.”

 

Bunun üzerine efendisi:

-“Ben dindarlığı ve takvayı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dinine bağlılık, iyi hal, emanet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum” dedi.

 

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garip karşılanacağını, hem kızının buna razı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu, lakin kadı kararlıydı. “Kalk eve gidelim” dedi.

 

Eve varınca hanımına:

-“Bu salih, dindar, takva sahibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum. Sen ne dersin?” deyince, hanımı:

 

-“Sen bilirsin, fakat bir de kızımıza sormalıyız ” cevabını verdi.

 

Anne durumu kızına açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızlarının razı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı.

 

Fakat mübarek kızın, yani hanımının yanına gitmiyordu. Bu hal kırk gün sürdü. Bir vesile ile anne durumdan haberdar olunca dayanamadı:

 

-“Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı. Bu yaptığı nedir? Bu nasıl iştir?” diye şikayet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kadı:

 

-“Ey Mübarek! Kızıma naz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?” demekten kendini alamadı.

 

Buna karşılık damat:

 

-“Ey Müslümanların kadısı! Ey Efendim! Bu nasıl söz? Sizin kızınıza naz etmek ne haddime? Lakin kadısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamana kadar bekledim ve ona helal yemek yedirdim. Belki Allahu Teâlâ bize salih bir evlat verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur.” dedi.

 

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Helal ve harama bu derece dikkat ettiği için Allahu Teâlâ onlara Abdullah isminde salih bir evlat nasip etti.

 

Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi