13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatımızın asıl gayesi ne olmalıdır?


Hayatımızın asıl gayesi ne olmalıdır?
 

 

Küçüklüğümüzden beri duyduğumuz bir söz var: “Oku, doktor, mühendis ol, kendini kurtar”

 

Sahiden doktor olmak asıl gaye mi olmalı? Efendim İslam büyüklerinin sohbetlerinden, okuduğum kitaplardan süzülen bilgilerimi kısaca paylaşacağım. Bende bilgi yok. Yazıları beğeniyorsanız bu Allah’ın bana lütfettiği bir ikramıdır hamdolsun.

 

Tasavvufta Dervişin gayesi şu olmuştur; “İlahi ente Maksudi ve rızake Matlubi”

Ya Rab benim gaye ve isteğim senin rızandır ; yaptığım ibadet ve taatimin gayesi ne cennet arzusu ne de cehennem korkusudur, diye, Allah’a teslim olmuştur.

 

Bizim de hayatımızın en büyük ve asıl gayesi Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Yani Allah’ın sevgisini kazanmak... Eğer Allah bizi severse cennetine koyar zaten ve cehennemden korur. Neden bize bir iyilik edene “Allah senden razı olsun” diyoruz ; çünkü asıl amacın bu olduğunu atalarımız dilimize pelesenk etmişler. Çoğu zaman dil alışkanlığıyla söylüyoruz.

 

Yani hayatımızın asıl gayesi Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hayatımızdaki diğer tüm gayeler, asıl gayemize ulaşmakta basamak olmalıdır.

 

Allah bir mucize olarak şifa verir, belki nasip eder ilerde çocuğum olursa ona şunu öğreteceğim:

“Evladım, Allah bu dünyayı bizi imtihan etmek için yaratmış, bizi hayırla da şerle de imtihan etmektedir. Yaşamımızın en büyük gayesi Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Hayatımızdaki diğer bütün amaçlar, asıl bu gayeye ulaşmak içindir.

 

Sen şimdi SBS ye, ilerde de üniversite sınavlarına gireceksin. Daha sonra iyi bir işin, eşin, çocukların olacak inşallah. Ama tüm bunlara ulaşmakla asıl gayemize ulaştık diyemeyiz.  Bak bir örnekle açıklayayım daha iyi anlarsın evladım:

 

  • SBS imtihanına niçin gireceksin?
  • Fen lisesini kazanmak için.
  • Bir üst amacın nedir?
  • Fen lisesinde okuyup üniversite sınavında Tıp fakültesini kazanabilmek için.
  • Daha bir üst amacın nedir?
  • Doktor olarak çok para kazanmak, güzel bir kızla evlenmek, güzel bir ev, araba…
  • Yanlış çocuğum. Daha üst amacın şu olmalı. Doktor olarak Allah’ın insanlara şifa vermesinde bir sebep olacak ve neticede Allah’ın sevgisini kazanacaksın inşallah.
  • Zaten Allah’ın sevgisini kazanırsan, Allah sana dünyalık ev, araba… nasip eder.
  • Eğer sen yaptığın güzel işlerle ve samimi ibadetlerinle Allah’ın sevgisini kazanabilirsen, O sana gönlünün aşık olacağı güzel bir eş hediye eder emin ol.
  • Asıl gayeni hiçbir zaman unutma. Yani hayatının zirve gayesi Allah’ın rızası olmalıdır.

 

Benim yazdığım tüm bu yazılar, dualar, sohbetlerimin amacı siz sevdiğim dostlarımı bir an da olsa dünya meşgalelerinden uzaklaştırıp düşündürmek içindir. Ki  inşallah düşününce belki hayatınızda yeni kararlar alırsınız, sadaka gibi, namaz gibi, günahı terk gibi…

 

Neden mi bunu istiyorum? Sizleri çok sevdiğim için. Allah’ın cenneti geniştir. Bu yazıları önce kendi nefsime yazıyorum. İnşallah hepberaber Allah’ın sevgisini kazananlardan oluruz...

 

***

 

Bazı insanlar vardır. Evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı hürriyetlerini kısıtlama olarak görürler. O yüzden de evlenmezler. Canları isteyince İstanbul’a, Antalya’ya gider gezerler. Üstelik bu insanların içinde dindarlar da vardır.

 

Efendimiz SAV “Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime temessük ederse (yapışırsa), ona yüz şehid sevabı vardır.”  Evlenmek sünnettir. Bu ahir zamanda bu sünneti uygulamak bizim için çok önemlidir.

 

Zina gibi müthiş bir günahtan korunmuş oluruz. Hayatımız düzene girer. Biz ölünce arkamızdan dua edecek ve kabrimize sevap gönderecek hayırlı evlatlar bırakabiliriz.

 

Ve ana gayemiz “Allah’ın rızası”na bu sünneti uygulamakla daha da yaklaşabiliriz.

Ben emekli bir engelliyim. Allah bir sebeple bana şifa verse hemen evlenirim. Yani o yüz şehit sevabına talip olurum. Evlenmek demek Allah rızası istikametinde hayatı paylaşmaktır. Ama hem eşimin, hem benim hürriyetini kısıtlamak şöyle dursun, helal dairesinde her şey serbesttir.

 

En Büyük Hürriyet ; İslâm'a Esir Olmaktır.. [Necip Fazıl Kısakürek]

 

Eşimle dokuz ay hayırlı işlerle , Bir ay da ramazanda oruç, teravih gibi ibadetle meşgul oluruz. Kalan iki ayımızı ise yazın aile, akraba ziyareti ve gezilerle geçiririz.

 

Ben emekliyim evet ama iyileşsem yine çalışırım. Emekli maaşı yeter ama inşallah bir esnaf dükkanı açarım. Rabbimin nasip edeceği kazançla hayırlar yapar, yazınki gezileri finanse ederim.

 

Evlenmeyen o hür! insanlar eminim sıkılıyorlardır. Çünkü bir şey sürekli devam etse kıymeti kalmaz. Hergün baklava yiyen baklavadan usanır. Hayatımız gezmekle geçse bir süre sonra bıkarız.

 

Mesela Allah bana şifa verirse, yazın o iki ayı inşallah çok güzel değerlendiririm. Bir dağ oteline gidip, o muhteşem Karadeniz yaylalarını seyrederek tefekkür ederdim. Eşimle Eyüp Sultan’da dua eder, Sultan Ahmet’te namaz kılar, boğazda balık-ekmek yerdik.

 

Eşimle Çanakkale şehitliğini, Edirne Selimiye camisini, Urfa Balıklıgöl’ü, Kapadokya’yı, Konya Mevlana’yı, Adana’daki, Manisa’daki arkadaşlarımı ziyaret etmeyi çok isterim.

 

Allah hayatımızın asıl gayesini hiçbir zaman unutturmasın. Nefse, şeytana uydurmasın.

Allah hayatımızı rızası dairesinde yaşayıp cennet ve cemalullah ile şereflenen salih kullarından eylesin, Efendimize SAV komşu eylesin. Amin

 

 Celal Çelik
 

Kızınızı kime verirsiniz?


Kızınızı kime verirsiniz?

 

Mutlu yuvaların kurulması için ana babaların adaylarda öncelikle bakması gereken şeyler neler olmalıdır? Bu konuyu yazmak nerden aklına geldi derseniz;

Bazı ana babalar illa damadım/gelinim bizim memleketten veya bizim siyasi partiden olsun diyerek siparişle oğullarına/kızlarına eş seçiyorlar.

 

Peki o zaman nasıl eş/damat/gelin seçmeli? Efendim ben engelli bir emekliyim. Haddim olmayarak bu konuda dinlediğim sohbet ve okuduğum yazılardan bir derleme yapacağım. İnşallah bu yazıyı okuyanlara yardımcı olabilirim.

 

 

Rasül-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Ahlâk ve dinini beğendiğiniz birisi kızınızı istemeye geldiğinde ona red cevabı vermeyiniz. Aksi takdirde yeryüzünde fesat ve büyük bozgunculuk olur.”




Müslüman bir kızın seçeceği eşinde araması gereken ilk değerler iman, takva ve ahlâk esasına göre olmalıdır.



Rasül-i Ekrem (s.a.v)'in
"Kim bir kadınla sırf güzelliği için evlenirse, sevdiği şeyi onda göremez. Yine kim bir kadınla sırf onun malı için evlenirse, Allah onu malıyla yalnız başına bırakır. Öyleyse sizler dindarlarla evleniniz."



Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
"Kadın dört şey için nikâh edilir: Malı, aile şerefi, güzelliği ve dindarlığı için. Ey eli toprak olası insanoğlu, sen dindar ve AHLAKI GÜZEL olanını tercih et!"

 

 

Burada, kadın bakımından "dindarlık ve ahlâk güzelliği" ne dikkatin çekilmesi, diğer vasıfların aranmayacağı anlamına gelmez.

Ancak mü'minlerin evliliklerinde ilk aranılacak vasfın bu olduğunu ifade eder.

 

 

Bir insan namaz kılıyor olabilir, ama aynı zamanda yalancı veya kibirli de olabilir. Veya sizin siyasi partinizden olabilir fakat rüşvetci, cimri, tembel, ahlaksız da olabilir.

 

 

Benim çocuğum yok ama kız yeğenlerim var. Allah ömür verirse, o günleri görürsem adayda “Efendimizin SAV vurguladığı ahlak güzelliği” ni gösteren özelliklerden şunları arardım:

 

 

  • Allah inancı ve korkusu var mı?

 

Allah korkusu olan biri zulüm yapamaz, günah işlemez. Kimse görmese de Allah görüyor der, izinsiz bir ağaçtan elma bile koparmaz.

 

 

  • Allah’ı, Efendimizi SAV , sahabeleri seviyor mu? Allah dostlarına muhabbeti var mı?

 

Kalbi Allah’a, peygambere SAV bağlı, Hz Ebubekir’den Hz Ali’ye ayırmadan tüm sahabeyi seven, Mevlana, Yunus Emre ve günümüzün islama hizmet eden tüm Allah dostlarına muhabbeti olan kişi gerçek hidayete ermiş imanlı bir müslümandır.

 

 

  • Vatanını, milletini seviyor mu?

 

Vatanını seven kişi vergisini veren, hainlere kin duyan, milletinin yücelmesi için çalışan kişidir.

 

 

  • Namaz kılıyor mu?

 

“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut suresi, 45. ayet)

 

 

  • Çalıştığı işte istikrarlı ve vefalı mı?

 

Çalıştığı işte uzmanlaştıktan sonra daha cazip bir teklif geldiğinde iş değiştirebilir. Bu anlaşılabilir. Fakat tam işyeri ona muhtaçken iş değiştiren vefasızdır. Vefa sevgide devamlılık demektir.

 

 

  • Çalışkan ve dürüst mü?

 

Çalışkan, boş vaktini kahvehane gibi yerler yerine daha güzel şeylerle değerlendirendir. Dürüst ise, içi başka dışı başka olan değil, güvenilen kişidir.

 

 

  • Yalan söylüyor mu?

 

Müslüman kişi ile yalan asla bir arada durmaz. Yalancılardan uzak durmak gerek.

 

 

  • Sinirlerine hakim olabiliyor mu?

 

Sinirlerine hakim olmak yiğit kişilerde olur. Bunun için ise nefsimiz oruçla terbiye edilir.

 

 

  • Cömert mi, cimri mi?

 

Cömertlik malı saçmak demek değildir. İhtiyacımızın dışında biriken paramızdan uygun yerlere korkmadan verebilmektir. Bir talebe okutmaktır. Cömertlik cennete , cimrilik cehenneme götürür.

 

 

  • İçki, sigara kullanıyor mu?

 

İçki haramdır. İçki kötülüklerin anasıdır. Sigara vücuda zarar verdiği için haramdır.

 

 

  • Aile sorumluluğunu alabilecek olgunlukta mı?

 

Bazı insanlar evliliği oyun gibi sanır, çocuk gibi küser. Evlenmek neslin devamı için şarttır.

 

 

  • Merhametli mi?, Büyüklere saygısı, küçüklere sevgisi var mı?

 

Hadis-i şerifte, (Sizin en iyiniz, ahlakı en güzel olandır) buyuruldu. Katı yürekli insanlar yolda yardıma muhtaç bir engelli görseler görmemezlikten gelirler. Ana baba saygısı olmayanlardan uzak durun.

 

 

Bunlar gibi özellikler nasıl anlaşılır? Çeşitli yollar vardır. En önemlisi adaydaki bu vasıfları evlenecek kişi test edebilir. Bilgisayar ve internet çağındayız. Adaylar facebook, twitter gibi sosyal ortamlarda neler paylaşmış araştırılırsa geçmişi görülebilir.

 

 

Adaylar birbirleriyle konuşmalarından da -eğer kör hissiyatla değil mantıksal düşünürlerse- değerlendirebilirler.

 

 

ALLAH hepimize kara kaşlı, kara gözlü eş/damat/gelin değil, iman dolu kalpli eş/damat/gelin versin !  Amin.

 

Celal Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )

 

 

Twitter ve Hadis-i Şerifler


Twitter ve Hadis-i Şerifler

 


 

 

 

Sanırım evet bu ikisinin ne alakası var, dediniz. Ben Twitter’ı yeni kullanmaya başladım. Twitter’daki olay şudur; siz bir şeyler yazarsınız, sizi takip edenler okurlar. Veya siz takip ettiklerinizin yazdıklarını okursunuz. Ama bir şart var. Yazılar 140 karakteri (harf) geçemiyor.

 

 

Yani siz yada tüm yazanlar en fazla 140 karakter kullanarak duygu ve düşüncenizi karşınızdakine aktaracaksınız. Geçenlerde Twitter’dan takip ettiğim bir sanatçı bir haber yazmış. Ben de o sanatçıya cevaben bir yazı yazdım. Tweet’e tıklayınca (gönder) Twitter ekranının üstünde bir mesaj belirdi:

 

 

“Your Tweet was over 140 characters. You'll have to be more clever.”

 

 

Yani türkçesi “ Yazınız 140 karakterden uzundur. Daha zekice yazarak sığdırmanız gerekir.”

 

 

Bu mesaj bana Efendimiz’in SAV Hadis-i Şeriflerini hatırlattı. O kısacık hadis cümleleri ne kadar zekice söylenmiştir. Her kısa hadis, bir kitaplık anlamlar taşır. Peygamber Efendimiz SAV bazen iki üç kelimeyle bile dini anlatmıştır anlayana... 1400 yıl önce böyle zekice sözler O’nun SAV Allah’ın peygamberi oluşunun bir delili değil midir?

 

 

“Kim 40 Hadis ezberlerse ve ezberlediğiyle amel ederse cennete girer” (Buhari)  

BU HADİS-İ ŞERİFE UYUYORUZ VE 40 HADİS PAYLAŞIYORUZ.

 

 

1-Âfetü’l ilmi en nisyanü: İlmin afeti unutmaktır.

2-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.

3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.

4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.

5-Es-salâtü imâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.

6-Talebü’l helali cihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.

7-El-kelimü’t tayyibetü sadakatün: Güzel söz sadakadır.

8-El cennetü tahte zılâli’s süyuf: Cennet kılıçların gölgesi altındadır.

9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.

10-Ed-dellü alel hayri kefailihayr: Hayıra vesile olan yapan gibidir.


11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.

12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.

13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.

14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.

16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musibetin ilk anındakidir.

17-Efdalü’l ibadeti edvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.

18-El Kur’anü hüved deva: Kur’an, sırf devadır.

19-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.

20-Re’sü’l hikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.

21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.

22-Ed duaü silahu’l mümin: Dua müminin silahıdır.

23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.

24-Es salatü nur’ul mümin: Namaz müminin nurudur.

25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.

26-El mescidü beytü külli takiyyin: Mescid, takva sahiplerinin evidir.

27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.

28-Ed duaü hüvel ibadetü: Dua ibadettir.

29-El cümuatü haccü’l mesakin: Cuma fakirlerin haccıdır.

30-Hüsnü’s suali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarısıdır.

31-Es selamü kable’l kelam: Önce selam, sonra kelam.

32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.

33-Kesretü’d dahiki tumitül kalb: Çok gülmek kalbi öldürür.

34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.

36-El hamrü ummü’l habais: İçki, kötülüklerin anasıdır.

37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.

38-El kanâatü mâlün la yenfedü: Kanaat bitmez bir sermayedir.

39-El hayaü minel iman: Hayâ(utanma duygusu) imandandır.

40-El mer’ü ala dini halilihi: Kişi, arkadaşının dini üzeredir.

 

 

 

Niçin “inşallah” demeliyiz?


Niçin “inşallah” demeliyiz?

 

İnşallah kelimesi “Allah izin verirse” , “Allah’tan bir mani gelmezse” , “Allah ömür verirse” gibi anlamlara gelir.  

 

Allahu Teala, Kalem suresinde geçen olayda, yapacakları işin olmasını Allah’ın iznine bağlamadan edilen sözlerin neticesinde -kafir bile olsalar- neler olabileceğini açıklıyor. Ayrıca yazının devamında bu konuda başımdan geçmiş bir olayı anlatacağım.

 

KALEM SURESİ 17 – 35. AYETLER

 

17- Biz onları (Mekkeli inkârcılar) da sınadık, bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Hani onlar sabah olunca (fakirler gelmeden) bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

 

18- İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı) , (Allah’ın iznine bağlamamışlardı. Ayrıca fakirlerin payını düşünmemişlerdi.)

 

19- Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,

20- Bahçe simsiyah kesiliverdi.

21- Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

22- "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

23- Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.

24- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.

25- (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.

26- Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler .

27- "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).

28- İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"

29- "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).

30- Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.

31- Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.

32- Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.

33- İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.

34- Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.

35- Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?

 

Bu kelimeyi kullanmamızı Allah istiyor. İnşallah kelimesi kullanılmadan söylenen sözler ilahi rahmetten mahrum olur. ‘İnşallah’ kelimesi Kuran’da ‘inşaallah’ diye geçmektedir.

 

İnşallah kelimesini her sözümüzde kullanmazsak ahirette sorumlu olur muyuz bilmiyorum ama Rabbimiz istediği için inşallah demeliyiz. Geçenlerde bu yazıyı yazmama sebep olan şöyle bir olay yaşadım:

 

Erkek kardeşimgil bizde ziyarettelerdi. Bilmeyenler için söyleyeyim ben tekerlekli sandalyede engelliyim ve her konuda yardıma muhtacım. Kardeşim babamı biraz dinlendirmek için akşam sürekli, abi yarın sana banyo yaptıracam, diyordu. O Cuma sabahı bana tekrar : Abi hadi seni vinçle kaldırıp klozete oturtunca banyo yaptırayım, dedi.

 

Ben, yok boşver yapmayalım, pazar yapalım, dedim. Kardeşim ısrar ediyordu, ben ise zahmet olmasın diye karşı çıkıyordum. Babam odaya girdi. Hadi kardeşin sana banyo yaptırsın, bugün mübarek Cuma günü, yıkanmak sevap; Pazar günü bir daha yaparsınız, dedi. Ama hiçbirimiz inşallah demiyorduk.

 

Kardeşim beni sandalyeden vinçle kaldırıp klozete oturtunca fark ettik ki daha bir dakika önce akan sular birden kesilmişti. Ben film şeridi gibi geçen konuşmalarımızı düşündüm.

 

Ve olayın farkına vardım. Biz yapacağımız banyoyu inşallah diyerek Allah’ın iznine bağlamamıştık. Kardeşime dedim ki: Allah, Kuran’da bizden, yarın yapacağım deme, inşallah yarın yapacağım de, diye emredip inşallah dememizi istiyor.

 


 

Gel kardeşim hatamızı kabul edelim, af dileyelim, dedim. Nasıl, dedi. Söyleyebildiğimiz kadar “estağfirullah” diyelim, içimizden de affet Rabbim özür dilerim Sen affedicisin diyelim, dedim. İkimizde kafamızı suçlu gibi öne eğip kaç kez dedik hatırlamıyorum.

 

Beş dakika sonra sular geldi. Elhamdülillah deyip banyomuzu yaptık ve dersimizi aldık.

 

Anlattığım bu olaya tesadüf diyenler olabilir. Benim yorumum şöyle: Her olay Allah’ın dilemesiyle olur ve sayısız gizli nedenleri (hikmet) olabilir. Ben her zaman olayların hikmetinin bana bakan yönü ne olabilir diye düşünürüm ve dersimi alırım.

 

Suyun tam o an kesilmesi ve beş dakika içinde geri gelmesinin maddi sebebini düşündüm. Allah bilir belki de o an bir vana sökülüp takılacaktı ve sokağın suyunu kapatıp açtılar. Maddi sebebi ne olursa olsun, olaylara hikmet nazarıyla bakan pek çok ibret bulabilir.

 

Nasrettin hocaya atfedilen inşallah söylemenin önemini belirten bir hikaye vardır.

 

Nasrettin Hoca bir akşam karısına;
- "Yarın hava yağmurlu olursa ormana, açık olursa çift sürmeye gideceğim." demiş.
- "İnşallah de Efendi" demiş karısı. Hoca karısını dinlememiş bile.

Ertesi gün hava yağmurlu olmuş. O'da ormana gitmek için erkenden çıkmış. Bir süre sonra bir sipahiye rastlamış. Sipahi sormuş:


- "Filan köye nasıl gidilir?". "Bilmem" deyip orman yolunu tutmak istemiş Hoca. Sipahi, kamçıyla vurarak:


- "Çabuk önüme düş!. Beni o köye götüreceksin" diye emretmiş. Hoca istemeye istemeye yolunu değiştirip adamı epey uzaktaki köye götürmüş. Evine de ancak akşam dönebilmiş. Kapıyı çalıpta karısı "kim o?" diye seslenince

Hoca:
- "Aç hanım aç. İnşallah ben geldim." demiş...