10 Nisan 2017 Pazartesi

Hastalar Risalesi – Birinci Deva 1/25


Hastalar Risalesi – Birinci Deva 1/25

 

Lise çağlarımda ben de her insan gibi gençliğimin en verimli yıllarını geçiriyordum. Fakat bir süre sonra sebebini henüz bilmediğim bir durum yaşıyor, yürürken zaman zaman dengemi kaybediyordum. 1993’te dengesiz yürümeme sebep olan ismini bile yeni duyduğum bir hastalık olan  Friedreich Atasisi (FA)  teşhisi konmuştu. Neye uğradığımı anlayamamış ve çok şaşırmıştım.

 


Kendinizi biranlık benim yerime koyun, yani empati yapın. Normal bir gençsiniz, herkes gibi istediğiniz her şeyi yapıyor, gezip dolaşıyorsunuz. Aniden sebebini bilmediğiniz ve sürekli ilerleyen bir hastalığınız var. Kabullenmek çok zor değil mi? Hele 1998’de tekerlekli sandalyeyi kabullenmek çok daha zor olmuştu benim için.

 

Etrafımdaki insanların dikkatli bakışları zoruma gider, uzaydan gelmişim hissini verirdi bana. Hastaneye gittiğimizde tekerlekli sandalyedeyim diye öncelik verilmesine de üzülürdüm o zamanlar.

 

Oysaki her engelli gibi benim de tek istediğim sıradan, normal biri olmaktı. Allah bana hidayet bahşedene kadar günlerim hep sıkıntılı geçti.

 

Yıl 2004, Rabbim hidayet nasibetmiş, adeta günlerce çölde kalmış, susuzluktan yanmış, kavrulmuş insan misali internetten dinimi araştırmaya koyuldum. Araştırırken büyük islam âlimi Rahmetli Bediüzzaman Said Nursi’nin (1876-1960) … Hastalar Risalesi’ni keşfettim. İsmi bile beni çok cezbetmişti.

 


Bediüzzaman, inkarcılık akımı karşısında Allah’ın izniyle tahkiki imanı kazanmamız ve ahiretimizi kurtarmamız için, 6000 sayfalık Risale-i Nur Külliyatının çoğunu hapiste hasta ve sıkıntı içinde yazmıştır.

 

İşte Hastalar Risalesi bu Külliyatın içinde küçük bir kitapçıktır. Aslında, Risale-i Nur Külliyatındandaki Lemalar isimli eserin, Yirmibeşinci Lema’sıdır.

 

Yirmi beş adet Deva isimli kısa bölümlerden oluşur. Bediüzzaman hazretleri eserin önsözünde, hastalara bir geçmiş olsun ve manevi şifa olsun diye yazdığını ifade eder.

 


Aslında Bediüzzaman Hastalar Risalesi adlı eserinde, hastalığın nimet tarafı olan manevi meyvelerinden bahsederek insanların keşke hasta olsam diyeceği bir eser olduğunu belirtir. Evet ben de yıllar içinde defalarca okudum. Gerçekten de hastalığın büyük bir nimet olduğunu, Rabbimin bir iltifatı olduğunu anladım ve hasta olduğuma çok şükrettim.

 

Yıllar önce bu eseri insanlara faydalı olmak için, bir blog sayfası açarak yayınlamıştık.

Şimdi aynı bloğun ilgili başlıklarına yazdığımız yorumları da ekleyeceğiz inşallah:

 


 

Şimdi bu eşsiz eserin ilk devasını paylaşıyoruz ve sonrasında kısa bir yorum yazacağız:

 

BİRİNCİ DEVÂ

 

Birinci Deva        : Ey biçare (çaresiz) hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nev’i (çeşit) dermandır (ilaçtır).

 

Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor.

 

Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar (meyveli, verimli) ediyor.

 

Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor, ta meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin.

 

İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darb-ı mesel (sık sık söylenen vecize) dillerde destandır ki, 

 

“Musibet (belâ, sıkıntı) zamanı çok uzundur; safa (Mutluluk, huzur) zamanı pek kısa oluyor.”

 

KISA BİR YORUM

 

Efendim bendeniz bir ilim aktarıcısıyım. Bu yorumları yıllardır dinlediğimiz sohbetlerden süzdük inşallah. Yani bu Devada Bediüzzaman hazretleri diyor ki:

 

Ey çaresiz hasta sabret! diyor, bu hastalık sana dert değil aslında dermandır, diyor.

 


Allah insanları imtihan için dünyaya gönderirken eline verdiği tek sermaye ömür dakikalarıdır. İnsanın görevi bu dakikaları boşa geçirmeden, hayırlı işler yapmaktır ki, bunlar o kısa ömrün meyveleridir.

 

Allah, insanı unutmaya meyilli yaratmıştır. Bir derdi olmadığı zaman, sağlığı yerinde olduğunda Allah’ı unutur, gafletle dünyaya dalar çoğu zaman…

 

İnsan, en çok çaresiz olduğu hastalık zamanında Allah’ı hatırlar. Çaresiz hastalığı olanlar, bir ibadet olan ölümü ve ahireti düşünür ve ibadete başlarlar.

 

Ağaç dikmekteki maksat meyvedir, insanın meyvesi ise hayırlı işler, salih amellerdir. Fakir doyurmak, yetim giydirmek, namaz, oruç, zekat, sadaka, güleryüz gibi işlerdir.

 

Son cümlede safa, yani mutluluk zamanları çok kısa oluyor, diyor. “Yaşlılardan hayat nasıl geçti?” diye  sorduğumuzda, ömrüm anlamadan hızla geçti bu yaşa geldim, diyor.

 

Hastalık zamanı pek uzun oluyor; Mesela on yıldır bu hastalığı çekiyorum diyor ve o on yıl, yüz yıl gibi uzun geliyor hasta olana, ve ömür dakikalarımızı boşa gafletle harcamak yerine, bu hastalığa sabreder şükredersek, o dakikaları ibadetle değerlendirmiş oluruz.

 

Zaten imanlı hastanın hastalığına sabretmesi çok sevaptır, bir de o sabrı ibadetle perçinler. Böylece o kısa dakikalar, ahirette milyon seneler cennet hayatına dönüşür, uzun ömür olur.

 

Evet işte o zaman Ömrümüz meyveli olur inşallah. Yani hastalığımız şifamız olur.

 

Çaresiz olsak da hiçbir zaman ümidimizi yitirmeyeceğiz. Bazen hastalık meyveleri verdirdikten sonra bırakıp gider, diyor. Yani Allah şifa verir inşallah, demek istiyor.

 

***

 

Bu yorumla birlikte Hastalar Risalesi Birinci Deva’yı bu linkten istediğiniz zaman okuyabilir ve bu linki çevrenizdeki engelli veya hasta dostlara iletebilirsiniz:

 


 

Efendim bu haftadan itibaren iki haftada bir Hastalar Risalesinden bir Deva paylaşacağız. Gayemiz Allah rızası için faydalı olmak…

 

Kalan 24 Deva’yı, Allah ömür verirse 48 hafta yani bir yılda bitireceğiz inşallah.

 
8 Nisan 2017

Evet bunun için, Bu hastalık bana Allah’ın hediyesidir. Çünkü Hz. Mevlana, Allah sevdiği kuluna dert verir, Firavun’un birkez bile başı ağrımadı, der.

 

Bugünüme binlerce elhamdülillah ! …


Bu yazıya katkılarından dolayı değerli edebiyat öğretmeni, aynı zamanda Ankara Sincan İbni Sina Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Bülent Yolcu hocama çok teşekkür ederim.

 
 
 
 
Celalin Penceresinden

 

 

6 Nisan 2017 Perşembe

Mesnevi Okumaları - 11


Mesnevi Okumaları - 11

 

Hz. Mevlana Mesnevi’de yüzlerce hikaye anlatır. Hikayelerde anlatılan herşeyin bir manası vardır. Bu yazıda aslan, kurt, tilki hikayesinden bazı manalar aktaracağız.

 

Yaşayan son Mesnevihan sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi’den TV’de dinlemiştim:

 


“Efendim Mesnevi’ye masal kitabı, papağan, kurt, tilki hikaye kitabı, diyorlar. Zaten yüce kitabımız Kuran’a da eskilerin masalları, şu an Firavun mu var, Musa mı, demişlerdi.

 

Kuran’a bunu diyen Mesnevi’ye demez mi? Elbette der. Efendim bunlar kendi halimizdir, semboldür. Firavunda sensin Musa da; kurtta sensin tilkide.” Der.

 

Yine rahmetli Şefik Can dedemizin kıymetli Mesnevi tercümesinden bir bölüm paylaşıyoruz, hikayedeki manaların hepsini Hz. Mevlana hikaye içinde açıklamıştır.

 

Aşağıda çok kısa bir bölüm ve mana paylaştık. Özellikle Hz. Mevlana’nın, akıllı kişinin özelliğini belirtmesini, hikayedeki vermek istediği ana mesajın olduğunu düşünüyoruz:

 

Kurt İle tİlkİnİn arslan’ın maİyyetİnde ava gİtmelerİ

 

Arslan, kurt, bir de tilki avlanmak için dağa, ormanlığa gitmişlerdi.

 

Avlanmak için, birbirlerine yardım etmeyi, yollan, belleri iyice tutmayı düşünüyorlardı.

 

O engin ovada, üçü de beraberce, bir çok av tutacaklardı.

 

Erkek arslan, onlarla beraber olmaktan, onlarla beraber avlanmaktan utanıyordu ama, yine de, ikram olsun diye, onlara yoldaş olmuştu.

 


***    

 

Kurtla tilki, heybetli arslanın peşinde dağa doğru gittiler.

 

İşleri yolunda gitti, bir dağ sığırı, bir keçi, bir de semiz tavşan yakaladılar.

 

Savaşçı bir arslanın peşine takılan kişinin kebabı, gece gündüz, eksik olmaz.

 

Avları, ölü ve yaralı olarak kanlar içinde sürükleye sürükleye dağdan ormana getirdiler.

 

Kurt ile tilki, doymazlık içinde idiler. Ağızlarının suyu akıyordu. Pâdişâhlar pâdişâhının bu avları adaletle pay etmesini bekliyorlardı.

 

 

Arslanın kurdu imtihan etmesi; "Ey kurt! Avları aramızda pay et." demesi.

 

Arslan; "Ey tecrübeli, ihtiyar kurt, bu avları aramızda pay et de yeni bir adalet göster." dedi.

 

"Pay etme işinde benim vekilim ol da, senin tabiatının nasıl bir yaratılışta olduğu meydana çıksın."

 


Kurt dedi ki: "Pâdişâhım, yaban öküzü senin payın olsun, o da büyük, sen de büyüksün, semizsin çeviksin.

 

Orta boyda, orta irilikte olan keçi de benim olsun; tilki, sen de, yanılmadan, hiç ses çıkarmadan tavşanı al, tavşan tam sana göre."

 

Arslan; "Ey kurt!" diye kükredi. "Bu sözü nasıl söyledin? Bir daha söyle bakayım. Ben burada iken sen nasıl olur da ben ve sen diye konuşabilirsin?

 

Kurt, ne köpek oluyor ki, benim gibi eşsiz, benzersiz bir arslanın yanında kendini var gibi görebiliyor?

 

Ey kendisine varlık veren eşek, beri gel." dedi; kurt yanına gelince, arslan bir pençe vurdu, onu parçaladı.

 

Arslan, kurtta akıl olmadığını, doğru bir karara varamadığını görünce, cezasını vererek onun derisini başından sıyırdı.

 

Dedi ki: "Mademki beni görmek, seni senden almadı. Böyle bir cana, inleyerek ölmek gerektir.

 

Huzurumda yok olmadığın için senin boynunu vurmak lâzım geldi."

 

Arslan, iki ayrı üstünlük, iki ayrı baş olmasın diye kurdun kafasını kopardı.

 

Ey koca kurt, madem hayvanlar pâdişâhının önünde, kendini ölü saymadın. Cezanı gör, işte; "Biz onların intikamını aldık." âyet-i kerimesinin hükmü budur.

 

Ondan sonra arslan, yüzünü tilkiye çevirdi de; "Haydi." dedi. "Bunları yemek için sen pay et."

 

Tilki secde etti, sonra dedi ki: "Ey yüce padişah, şu semiz öküz, senin kuşluk yemeğin olsun.

 

Şu keçiden de, aziz pâdişâhımızın öğle yemeği için bir yahni yapılır.

 

Tavşan ise, lütuf ve kerem sahibi pâdişâha, akşamleyin bir çerez olur."

 

Arslan; "Ey tilki!" dedi. "Adalet meş'alesini sen yaktın, böyle hakça pay edişi sen kimden öğrendin?

 

Ey ulu kişi, bu akıllıca işi nereden öğrendin?" Tilki dedi ki: "Ey cihan pâdişâhı, bunları ben kurdun başına gelenlerden öğrendim."

 

Bunun üzerine arslan tilkiye; "Mademki kendini bizim aşkımıza tamamiyle bağladın. Avların üçü de senin olsun, üçünü de al götür." dedi.

 

"Ey tilki sen tamamiyle biz oldun, bizim oldun. Artık seni nasıl incitebiliriz?

 

Biz de seniniz, bütün avlar da senin. Artık, yedinci kat göğün üstüne ayak bas, yüksel.

 

Alçak kurdun başına gelenden ibret aldığın için artık sen tilki değilsin, benim arslanımsın." dedi.

 


Akıllı o kişidir ki, dostlarının kaçınılması mümkün olan belâlara düşüp ölüşlerinden ibret alır.

 

O zaman tilki; "Arslan, bana bunu kurttan sonra teklif etti." diye yüzlerce şükürde bulundu.

 

Eğer önce bana; "Bunları sen pay et." diye emretseydi, onun pençesinden canımı kim kurtarırdı?

 

Şu halde Allah'a şükürler olsun ki, bizi bizden önce gelip helak olanlardan sonra dünyaya getirdi.

 

Getirdi de, Cenâb-ı Hakk'ın, geçmiş zamanlarda gelip geçenlere ne cezalar verdiğini, duyduk öğrendik.

 

AKILLI İNSANLAR DÜŞÜNÜP İBRET ALANLARDIR

 

Önce gelip geçen kurtların, başlarına gelenlerden ibret alır da, tilki gibi kendimizi koruruz.

 

O Hakk Peygamberi, o gerçek peygamber, bu yüzden hadisinde bize; "Ümmet-i merhume." (=Allah'ın merhametine, acımasına lâyık olmuş ümmet) diye buyurdu.

 

Ey büyük adamlar, o kurtların kemiklerini,.kıllarını, ortaya koydukları eserleri görün de ibret alın.

 

Akıllı insanlar Firavunların, Âd kavminin başına gelenleri duyunca, şu varlıktan da geçer, hırs ve gururu da bırakır.

 

Varlıktan, kendini büyük görmekten, hırstan vazgeçmezse, bu sefer onun halinden, onun sapıklığından başkaları ibret alır.

 


***

 

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

5 Nisan 2017 Dostum Aydın Kaynarca beyle mahallemizde (Ankara Sincan-Fatih) turladık sonrasında site bahçesinde babacığımla sohbet ettik

 

Celalin Penceresinden

 

 

3 Nisan 2017 Pazartesi

Aşk İnsanı Dahi Yapıyor


Aşk İnsanı Dahi Yapıyor

 

Onu ilk gördüğüm o an, hedefe kilitlenen bombalar gibi gözlerimi ondan ayıramadım.

 

O bana baktığı anda ise elektriği gözlerimi çarptı ve başımı öne eğdim. O güzel gözler beni attı bu derin sevdaya.

 

Onunla türk filmlerindeki gibi bir bahaneyle konuştum ve tanıştık. İlahi aşkın filizi gönlüme ekildi. 1988

 

Artık onu gördükten sonra kiminle konuşsam hep ondan bahsederdim. Her an onu düşünürdüm.

 

Onu görmek için hayaller kurarak yaz tatilini beklerdim. Farklı şehirlerde olmamız bu aşkı daha da güçlendirdi. Aşk özlemektir.

 

Televizyonda bir türk aşk filmi izlesem ağlardım. Onu düşünürken iki gün yemek yemesem bile açlık hissetmezdim.

 

Hep arabesk aşk şarkıları dinlerdim. Dünyayı toz pembe ve güzel görürdüm. Onun sevdiği şeyleri ben de severdim. Aşk fedakarlıkmış.

 

O seviyor diye kırk derece sıcak bir yaz günü üç km yürüyüp ona çikolata götürmüştüm. Hatta erimesin diye çok uğraşmıştım.

 

Sezen Aksu’nun şarkısında söylediği gibi: “Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk”

 


Bazen düşünüyorum da, galiba bizler aşkı yaşayan son nesildik. Aşk özlemektir. Aşık her an maşukunu düşünür, hayaller kurar.

 

Cep telefonu, görüntülü akıllı telefonlar çıktı, aşk bitti.

 

Oğlan heran kızı cep telefonundan arıyor. Akşamları görüntülü konuşuyorlar. Gündüz buluşuyorlar. Acaba gerçek aşkı yaşayanlar var mıdır hala? Ama eminim ki vardır.

 

Aşık olmak günah değildir. Günah olan nikahsız, dinin onaylamadığı iffetsizlikleri yapmaktır. Ki günümüzde medyada, şu şununla aşk yaşıyor, gibi kutsal AŞK kavramı lekeleniyor.

 

Aşk, kutsal bir duygudur. “Aşk Şehidi” diye bir kavram vardır.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)  Hadis-i Şeriflerinde buyurdu ki:

 

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir." (Hakim, Hatib)

 

Onunla biz ikimiz de iffetimizi muhafaza ettik, fakat aşkımızı gizlemedik.

 

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar." (İbni Asakir)

 

Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır.

 

Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur.

 

Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

 

"Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir." (Deylemi) Kuran’da anlatılan Hz. Yusuf’un AS imtihanı buna örnektir.

 


 

Ben aşık olduğum kızı hiç ölmeyecek, hastalanmayacak, güzelliği hiç solmayacak, beni hep sevip kollayacak sanmıştım.

 

Aslında ben, o insanda bu özellikleri hayal etmiştim.

 

"Aynada görünen güzellik aynaya ait olmadığı gibi, hiçbir güzellik de, o güzelin malı değildir.

 

Bütün güzellikler Allah’ın Cemîl isminden yansıyor."

 

Çünkü karşı cinse duyulan beşeri aşk ile Cenab-ı Hakk’a duyulan ilahi aşk, özü itibari ile aynıdır.

 

Bir kızı veya erkeği sevdiğimizde aslında biz o yüzün arkasındaki onun yaratıcısını seviyoruzdur çünkü.

 

Ama bilmeden sadece simaya, surete, şekle takılır kalırız. Aslında işin hakikatı, bizler sevdiğimizde onu yaratanı görür, onu severiz, onu yaratana aşık oluruz.

 

Kamil insanlar ise, kimi niçin sevdiklerini bildikleri için direk Rabbani aşkın içine düşerler. (Bu bilgiler Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran hanımın sohbetlerinden derlenmiştir.)

 

Ona karşı içimde en küçük his yok, şimdi onu kardeşim gibi seviyor ve namazlarımda dua ediyorum.

 

Bu hastalık beni kendime getirdi. Belki de, sağlıklı olsam bu imana kavuşamazdım.  Yaşadığım o beşeri aşk, imanımın sürekli artmasıyla şimdi ilahi aşka dönüştü.

 

Hakiki aşk, ilahi aşktır. Şimdi ise artık her konuştuğum kişiyle sözü İslam'a ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) 'e getiriyorum.

 


Sürekli Allah'ı ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) 'i düşünüyorum.

 


 

Aşk herkese nasip olmaz. Aşk en üstün duygudur. Aşk, bir sihirdir.

 

Etrafında dolaşan renkli yıldızlardan oluşmuş, gözle değil ancak gönülle görülebilen bir sihirdir.

 

Aşık olduğunda değişirsin. Asla yapmayacaklarını yapabilir, her zaman yaptıklarından vazgeçebilirsin.

 

İnternette rastladığım, aşkın insanı nasıl değiştirdiğini gösteren itiraf:

 

“Konuşmaya beş, ilkokula sekiz yaşında başladım. Okumayı on yaşında söktüm. Orta bir’de sınıfta kaldım.

 

Lise iki'ye kadar her zaman sınıfın en tembeli, en sorunlu öğrencisi oldum.

 

Ancak lise iki ve lise üç'te takdir aldım. Gece gündüz çalıştım. ÖYS'de ellialtıncı olup Boğaziçi Üniversitesi'ne girdim.

 

Mezun olduktan sonra yüksek lisans için ABD'ye burslu gittim.

 

Master bitince tekrar Boğaziçi Üniversitesi'ne döndüm. Doktoramı bitirmek üzereyim.

 

Lise iki'de ne mi oldu? Şu anda karım olan sınıfın en çalışkan kızına aşık oldum.

 

Kendimi ona ispatlamam gerekiyordu.“

 

Yani insan birkez gerçekten aşık olur ve onunla da evlenir. Çıkma, flört gibi kayramlar bize batıdan geldi. Bunlar bizim geleneklerimizde de, müslümanlıkta da yoktur.

 

Biz Türkler birkez aşık oluruz ve bir ömür onu sever ve sadık oluruz. 

 


Sevgi, aşk insanı motive eden en güzel duygudur. Fakat karşı cinse hissettiğiniz her duygu aşk değildir. Her beğendiğiniz kişiye aşık oldum sanmayın.

 

Aşk çok özel bir duygudur. İnsan hayatında sadece gerçekten birkez aşık olur ve onunla da evlenmesi gerekir. Zaten bu niyetle bir kız ve erkek görüşür. Birlikte bir ömür geçirir.

 

Aşk fedakarlıktır. Fedakarlık yapmayanın aşkına inanılmaz.

 

 

Celalin Penceresinden