9 Mart 2014 Pazar

Korku ve ümit arasında olmalıyız


Korku ve ümit arasında olmalıyız

 

Mümin daima havf (korku) ve reca (ümit) arasında bulunmalıdır. Çünkü fazla korkudan ümitsizlik, korkusuz ümitten ise gaflet doğar.

 

Mümin, Rabbinin büyüklüğünü ve azabının çetinliğini bilerek O’ndan korkar. Yani Allah’tan en çok korkan, O’nu en çok bilendir.

 

Reca ümit; havf da korku kelimesinin karşılığıdır. Reca, bir şeyde son derece istekli ve ümitli olmaktır. Bunun karşısında olan havf ise bir şeyden son derece çekinmektir.

 


Ümit ve korku hali, mümin için vazgeçilmez iki güzel denge ahlâkıdır. Bu sayede Hak yolunda yol alınır, amel yapılır, ameller korunur. Hak Tealâ şöyle buyurmuştur:

 

“Onlar, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler.” (Secde16)

 

“Onlar ahiretten çekinir ve Rabbinin rahmetini umarlar.” (Zümer, 9)

 

Görülüyor ki, ilahî bilgi arttıkça kalbe düşen korku da çoğalıyor. Fakat ümitle dengelenen Allah korkusu insanı bunalımlara değil, isyandan uzak durmaya, geçmişi telafi için taat ve ibadete, geleceğe hazırlanmaya sevk ve teşvik eder.

 

Rasulullah Efendimiz SAV, ölüm halinde bulunan bir gencin yanına gitti. Gence:

 

- Kendini nasıl buluyorsun, diye sordu. Genç:

 

- Allah Tealâ’nın rahmetini umuyorum. Günahlarımdan da korkuyorum, dedi. Bunun üzerine

 

Efendimiz s.a.v.:

- Bir kulun kalbinde bu ikisi bir araya gelirse, Allah Tealâ o kula umduğunu verir, korktuğundan emin kılar, buyurdu. (Tirmizî; İbn Mace)

 

***

 

Yukarıda, çok beğenerek okuduğum bir yazının özetini paylaştım. Ben de bu hadisteki genç gibi düşünüp yaşamaya çalışıyorum.

 


Yani, ölünce karşılaşacaklarımdan hem korkuyorum, hem de ümitliyim. Mesela diyorum ki, günahlarım çok, Allah’ım şimdi beni yerde sürükleyerek götürtüp cehenneme atsan, haklısın.

 

Ama senin rahmetin azabını geçmiştir Allah’ım, tövbelerimi ve kırık dökük ibadetlerimi kabul et. beni ateş azabından koru, diye dua ederken gözyaşına boğuluyorum.

 

Hayatında hiç Türkçe Kuran meali okumayan birçok gencimiz televizyonlardaki hocalardan dinimizi yanlış tanıyor. Hocalarımız sürekli cennetten bahsediyorlar ki haklılar, insan öncelikle sevdirilmelidir.

 

Fakat Allah Kuran’da bir denge kurmuş. Cennetin güzellikleri ile müjdelediği ayetler kadar, cehennemle korkuttuğu ayetler vardır.

 

Bu korkuda lazımdır. Yoksa insan gaflete dalarak ibadetten uzaklaşabilir.

 

Kuran’da cehennem tabloları öyle dehşetli anlatılıyor ki, ben bazen namazda dünyadan acı sahneleri düşünürüm. Ve bunlar cehenneme göre çok hafiftir, derim.

 

Mesela, patates kızarmakta olan bir tavaya avucunuzu basabilir misiniz? Veya kıyma çekme makinesine elinizi uzatsanız, kemikleriniz çıtır çıtır, etleriniz liğme liğme olur. Cehennemde de bunların belki bin katı olacak.

 


“Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (NİSA suresi, 56.ayet)

 

“Bir de bunlara demirden kamçılar vardır.” (HAC suresi, 21.ayet)

 

“Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.  O da ne besler, ne de açlığı giderir.” (ĞAŞİYE suresi, 6-7.ayet)

 

“Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.” (HAC suresi, 19.ayet)

 

“Üstüne de kaynar su içeceksiniz.  Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.” (VAKİ'A suresi, 54-55.ayet)

 

“Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.  Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).” (NEBE suresi, 24-25.ayet)

 


“Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım." (NEBE suresi, 40.ayet)

 

Yukarıda Kuran’daki yüzlerce cehennem ayetlerinden sadece birkaçını kopyaladım.

 

Bizler hayatımız boyunca, sürekli şeytan ve nefsimizin tuzaklarına karşı uyanık olmalıyız. Bu ise konuşmadan önce ve yapacağımız işten önce sonucunu düşünmekle mümkün olur.

 

Yani cehennemden korku içinde olmakla beraber, Cennete girme ümidini hiçbir zaman yitirmemeliyiz. Bunun içinde sürekli ibadet etmeli, iyilik etmeli, imanımızı korumalıyız.

         Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeliyiz.

 

Allah’ım her nefis ölümü tadacaktır. Bize hüsn-ü hatime nasip et. (Güzel son)

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

5 Mart 2014 Çarşamba

Allah bu nimeti pekçok zengine vermiyor


Allah bu nimeti pekçok zengine vermiyor

 

Allah, dünyada bütün kullarına sayısız nimet veriyor. Türkiye’deki çok fakir dediğimiz insanlar bile sadece maddi değil, türlü türlü nimetlere sahiptir.

 

Mesela çoğu sağlıklıdır. Öte yandan, acılı bir kuru fasulyeyi veya şekerli bir un helvasını, mide problemi, şeker hastalığı vs. olan ama parası çok olan pekçok zengin yiyemiyor. 

 
Batman'da fakir aile iftarda...

Aslında başlıktaki bahsettiğim nimet, sağlık değildir. Evet sağlık çok önemlidir. Dünyada sağlık en büyük nimettir. Fakat Allah’ın verdiği bir nimet var ki, herşeyin üzerindedir.

 

O nimet ise İMAN’dır. İmansız bir insan, ister dünya güzeli, ister en büyük futbolcu, isterse dolar milyarderi olsun. Eğer Allah’a hakkıyla iman etmediyse ahirette cezadan kurtulamaz.

 

***

 


 

İman, lügatte, bir şey'e tereddütsüz inanmak ve kesin olarak, içten ve yürekten bağlanmak demektir.

 

Dinî mânâsı ise, Allah'ın varlığına, birliğine, tereddütsüz inanmak ve Hz. Muhammed'in (asm) peygamber olduğunu ve bize bildirdiği şeylerin hepsinin hak ve doğru bulunduğunu, hiçbir şübhe duymadan kabûl ve tasdik etmektir.

 

İman iki kısma ayrılır:

1. İcmalî îman,

2. Tafsilî îman.


İcmâli İman Ne Demektir?

 

Peygamberimizin Allah'tan alıp haber verdiği şeylerin hepsine birden, topluca inanmak demektir.

 

Bir kimse, mânâsını bilerek ve kabûl ederek:

 

"Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlüllah" dese icmalî olarak îman etmiş olur.

 

Bu cümleye, Kelime-i Tevhid denir. Mânâsı şudur:

 

Lâ ilâhe illâllah: Allah'dan başka hiçbir ilâh ve hakikî ma'bud yoktur.

 

Muhammedün resûlüllah: Muhammed (asm), Allah'ın Resûlü ve Peygamberidir.


Tafsilî İman Neye Denir?

 

Peygamberimizin SAV Allah'tan haber verdiği şeylerin herbirini delilleriyle bilip inanmaktır. Diğer bir ifadeyle, dinin zaruriyatını bütün tafsilât ve teferruâtıyla öğrenip tasdik etmek demektir.


Dînin Zaruriyâtı Nedir?

 

Dînin zaruriyâtı, Âmentü'de yer alan 6 îman esası ile dînin namaz, oruç, hac, zekât gibi farz kıldığı ibâdetler ve adam öldürmek, içki içmek, zinâ yapmak gibi haram saydığı fiillerdir.

 

Bunları, her Müslümanın teferruâtı ile bilmesi ve inanması şarttır.


Âmentü Nedir, Âmentü'de Yer Alan İman Esasları Nelerdir?

 

Âmentü, her Müslümanın inanması, kabûl edip tasdik etmesi farz olan îman esaslarından ibarettir.

 

Âmentü'de yer alan îman esasları 6'dır ve şunlardır:

 

1. Allah'a inanmak,

2. Meleklerine inanmak,

3. Kitablarına inanmak,

4. Peygamberlerine inanmak,

5. Âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye inanmak,

6. Kadere, hayır ve şerrin Allah'dan olduğuna inanmak.


İman Nasıl Bir Şeydir?

 

İman, kalbi ve vicdanı ilgilendiren bir haldir. İman esaslarına kalbden inanıp bağlanan bir kimse, mü'min, yani, îmanlı sayılır. İmanda asıl olan, kalbin tasdikıdır.

 

***

 

Ben, 2003 yılında ramazanında anlayarak ve uygulayarak Kuran-ı Kerim Türkçe Mealini okumaya başlamam neticesinde Allah bana hidayet verdi, doğru yolu gösterdi.

 


Sağlığınız, paranız olabilir ama kalbinizde iman yoksa kaybedersiniz. Benim imanım böyle başladı ama imanımı korumak ve Allah emrettiği için NAMAZı kılıyorum hamdolsun.

 

Cenab-ı Hak, Bakara Suresinin ilk beş ayetinde gerçekten iman etmiş olanları şöyle açıklıyor:

 

2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

 

3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

 

4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.

 

5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

 

İmanımın artması için sürekli sohbet dinleyip kitap okuyorum. Ve hamdolsun, Allah bana, öğrendiklerimden süzerek kalbime bu yazıları ilham ediyor ki, hepberaber imanımızı arttıralım.

 

 




 

KISSADAN HİSSE: Hz.İsa Ve Kötürüm Adam

 

 

Isa aleyhisselam bir agacin altinda kendinden geçmis bir halde dua eden birini görür. Dikkatlice baktiginda adamin ayaklari tutmayan bir kötürüm olduğunu anlar. Sonra iki gözünün de görmedigini fark eder. Vücuduna dikkatlice baktığında ise cildinde baras hastalığı olduğunu görür. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua etmektedir:

 

Bu şükreden engelli kardeşimin resmini internetten aldım
 
“Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..”


Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaşır:
-Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor; bedenin de sağlıklı görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?

 

Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam şöyle der:


-Efendi! Allahü teala bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur.
 

Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor ve: “Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!” diye teşekkür etmekten kendimi alamıyorum.

 

Baş gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
-Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.

 

Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:


-Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber:
 

-Belli olmuyor mu? deyince:


-Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden İsa aleyhisselam:


-Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
 

-Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:


-Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
 

Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Peygamberi işaret eder:

 

“Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..”

 

Derler ki: “Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiçbirimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık."


Hazreti İsa bunlara şu cevabı verir:


"Öyle ise tefekkür edin, siz de düşünün. Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!”


***

 

 

Dünyadaki milyonlarca zengine vermediğin İMAN nimetini, ben Celal kuluna verdiğin için sana sonsuz hamdolsun ALLAH’ım...

 

Allah’ım her nefis ölümü tadacaktır. Bize hüsn-ü hatime nasip et. (Güzel son) Kabire de bu imanla girmeyi nasip et Allah’ım...

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

3 Mart 2014 Pazartesi

Haftanın TSM şarkısı - 1


Haftanın TSM şarkısı - 1

 

Ve inşallah bundan sonra her Salı “Haftanın (Türk Sanat Müziği) TSM şarkısı” diye bir şarkının mp3 dosyasını, youtube adresini ve o şarkının sözlerini paylaşacağım.

 

*** Bu haftanın (Türk Sanat Müziği) şarkısı:  Elbet bir gün buluşacağız

 

Haftanın şarkısını dinlerken aşağıdaki yazıyı da okuyabilirsiniz :

 


 

Evet 2003’te hidayete erdikten sonra hayatımda yaptığım değişikliklerden biri de dinlediğim müzikti. Ağırlıkla dinlediğim stresimi artıran arabesk müziğini bıraktım.

 

On yıldır sanat müziği dinliyorum. (2014) İnternetten indirerek binlerce şarkılık bir TSM arşivi yaptım. TSM dinleyerek ruhumun dinlendiğini ve kalbimin yumuşadığını ve ağlamanın tadını hissediyorum.

 

Aslında benim TSM sevgim nereden geliyor biliyor musunuz? Biz seksenlerde haziranda okul kapanınca memleketimiz Ereğli’ye giderdik. Orada yaz akşamları bağ evinde terasta dedem, radyosundan hep TSM açar, beraberce dinlerdik. O nağmeler hem ruhuma, hem gönlüme işlendi.

 

TSM insanı duygulandırıp ağlatıyor. Dünyanın hiç bir ülkesi böyle bir müziğe sahip değildir. Osmanlı’da TSM’nin hastaları tedavi amaçlı kullanıldığını biliyor muydunuz? Her makam ayrı bir hastalığa iyi geliyormuş.

 

   TSM dinleyicileri genelde nazik, mülayim, ince ruhlu insanlardır. TSM dinleyenlerin adi suçlara karıştığı hiç görülmemiştir.

 

   İnşallah çocuklarımıza, yeğenlerimize bol bol TSM dinletelim. Onlar belki şimdi dinlemezler, ama arabaya binince radyodan veya CD’den bir TSM müziği açalım. Kulakları bu nağmelere aşina olsun. Büyüyünce asıllarına rücu ederler inşallah.

 

*** Bu haftanın şarkısı:   Elbet bir gün buluşacağız

 

Elbet bir gün buluşacağız
Bu böyle yarım kalmayacak
İkimizin de saçları ak
Öyle durup bakışacağız

Belki bir deniz kenarında
El ele maziyi konuşacağız
Benim içimde yanan ateş var
Sevgilim ne zaman buluşacağız.

Beste: Mustafa Seyran
Güfte: Mustafa Seyran
Makam: Muhayyer Kürdî


 
Celal Çelik, Elbet birgün buluşacağız

 

Söyleyen: Ahmet Özhan

 


Söz besteci: Konya Ereğli'li hemşehrim ben doğduğum yıl 1973 te trafik kazasında ölen büyük besteci MUSTAFA SEYRAN

 

Ben Celal Çelik Ölünce hatıram olsun diye bu videoyu hayatımdan resimlerle hazırladım. 22 ocak 2013

 

 


 

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

2 Mart 2014 Pazar

Windows için pratik kolaylıklar


Windows için pratik kolaylıklar

 

Geçen Cuma akşam (21 şubat 2014 cuma), öğretmen komşularım Efkan Vural ve Hüseyin Yorgun hocamgil bize oturmaya geldiler. Çünkü ertesi gün haftasonu tatili idi.

 


Efkan hocam, Hüseyin hocam, babam ve ben benim odamda çay içip sohbet ettik. Hanımları ise annemle beraber oturma odasında oturdular, çünkü odam dardı.

 

Ben yatağımda oturuyordum, önümdeki hasta masamda ise laptop açıktı. Birçok yazımda olduğu gibi yine bir yazım için, Efkan hocamın görüşünü almak istedim.

 

Word belgesini açtım. Efkan hocam karşımdaki kanepede oturduğu için laptopı hocama çevirdim. Yazıları görebilmesi için göreceği şekilde, farenin tekeriyle büyülttüm.

 

Efkan hocam bunu görünce şaşırdı. Celal nasıl yaptın, ben Word’de görünüm, yakınlaştır falan epey uğraşıyorum, dedi. Babamla sohbet eden Hüseyin hocam da bunu merak etti.

 

Hocama bunu ve bunun gibi bildiğim birkaç ipucunu daha anlattım. Efkan hocam ve Hüseyin hocam bunları bir kağıda not aldılar.

 

Ben de akşam onlar gidince düşündüm, bu ipuçlarını yazayım, inşallah bilmeyenler de faydalansın, dedim ve işte şimdi Allah bu yazıyı nasip ediyor hamdolsun...

 

BİRİNCİ İPUCU:

 

Word’de bir belge açtınız. Yazılar çok küçük, okuyamıyorsunuz, büyütmek için ne yaparsınız. Ne yaptığınızı bilmiyorum ama size kısa bir yol söyleyeyim.

 

Ekranda Word’de bir yazı açıkken CTRL tuşuna basın. Elinizi kaldırmadan CTRL ile beraber farenizin tekerini çevirin. Ekrandaki görüntüyü büyütür yada küçültürsünüz.

 

Bu sadece Word için değil, internet sayfası açıkken de, CTRL tuşuna basıp farenin tekerini çevirerek internet explorer sayfasının görünümünü de büyütüp küçültebilirsiniz.

 



İKİNCİ İPUCU:

 

Bilgisayarda çalışırken beş, altı belki on pencere açıktır. Mesela, internet, word, windows media player, excel gibi bir sürü program açık... Ve o an masaüstündeki bir dosyayı kopyalıyacaksınız. Ne yaparsınız?

 

Tek tek bütün pencereleri, “simge durumuna küçült” (-) tuşuna mı basarsınız? Bu da bir çözümdür ama çok uzun; kısa bir yolu var.

 

Her klavyede başlat tuşu vardır. Genelde ALT tuşunun yanındadır. Hani tıklayınca başlat menüsü çıkıyor ya o tuş.

 

Kısayol şu: Başlat tuşuna basılı tutup “D” tuşuna basınca ekranda açık pencerelerin tümü simge durumuna küçülür. Masaüstündeki işimiz bittikten sonra tekrar aynen Başlat tuşu + D ile pencereler eski konumuna gelir...

 

ÜÇÜNCÜ İPUCU:

 

Bu ipucunda ekranımızda açık pekçok pencerelerden istediğimiz pencereye, fareyi kullanmadan nasıl erişebileceğimizin kısayolunu belirteceğiz.

 

ALT tuşuna sağ elinizle basılı tutun. Sol elinizle TAB tuşuna her bastığınızda açık pencerelerin kısayolunu görürsünüz. (Sağ ve sol eli, size kolaylık olsun diye yazdım)

 

Elinizi ALT tuşundan kaldırdığınızda, hangi pencere aktifse o pencere ekranda üste çıkar. (TAB tuşu Caps Lock tuşunun üstündeki tuştur.)

 

ALT + TAB ... En iyisi hemen şimdi deneyerek öğrenmek...

 

******

 

“Bir bilgisayar kötü bir yöneticiyi iyi bir yöneticiye dönüştüremez.

Kötü bir yöneticiyi hızlı,

iyi bir yöneticiyi ise çok hızlı yapar.”

Edward M. Esber

 

“Kişisel bir bilgisayar, zekamızın bir parçası olarak bize destek olan araçtır.”

Steve Jobs

 

“Teknolojiyi tümüyle yermek, tuzdan arındırılmış deniz suyu ile yeşeren bahçeleri görmezlikten gelmek demektir;

onu gözü kapalı övmek ise Hiroşima'yı unutmak demektir.”

Stuart Chase

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )