19 Mart 2014 Çarşamba

Bu bir siyasi yazı değildir


Bu bir siyasi yazı değildir

 

Seçime çok az kaldı. (Yazıyı yazdığım gün 15 Mart 2014) Toplumda bir gerginlik var. Dostane sohbetlerimiz devam ederken konu siyasete gelince neredeyse birbirimizle yaka paça kavga edeceğiz.



Bugünler gelir geçer ama o kırgınlıklar kalıcı iz bırakıyor. Hani duyarız ya, senin görüşüne saygı duyuyorum diye... Aslında hepimiz öyle olmalıyız.

 

Ben uzun uzun düşündüm, karşımızdakinin görüşüne saygı duymak nasıl olacak diye... Acizane ben şöyle düşündüm.

 


Allah birbirinin aynı milyonlarca hayvan yarattı. Penguen, arı, karınca, koyun, keçi gibi... Ama hem yüzleri, renkleri, gözleri, saçları, boyları, vs. farklı milyonlarca insan yaratmıştır.

 

Yüz olarak birbirinin birebir aynısı olan insan hiç yokken, düşünce yapısı olarak da birbirinin aynısı olan hiç insan yoktur. Onun için Necmeddîni Kübrâ Hazretleri buyurur ki: “Allâh’a giden yollar, mahlûkların nefesleri kadar çoktur.”  

 

O yüzden karşımızdakine saygı duymalıyız. Sağcı da, solcu da hepsi huzurlu özgür bir ülke istiyor. Bizim her görüşten komşularımız vardır. Hepsi dürüst, çalışkan, ahlaklı, namuslu insanlardır.

 

Emin olun, vatan bölünsün, halk fakirleşsin, gelişmesin diyen hiç kimse yoktur. Çanakkale’de, Kore’de, Kıbrıs’ta şehit olan askerlerin kimisi sağcı, kimisi solcuydu.

 

Bugün bir savaş çıksa hepbirden cepheye koşarız. Dinimiz bir, kıblemiz bir, vatanımız bir, köyümüz bir, camimiz bir, okulumuz, işyerimiz, milli takımımız bir, aynı trafikteyiz...

 

Sohbetlerimizde siyasi konulardan kaçınalım. Tartışmaya giren insanlar savundukları liderleri kendi güzel düşüncelerine göre iyi olduğuna inandıkları için savunuyorlar.

 

Ben siyasi asla yazmadım ve yazmam da. Diyelim ki, siz bir lideri, sizce iyi olduğu için savunurken, karşınızdaki kişi de liderinin iyi olduğuna inanıyor ki savunuyor.

 

Gerçeği ancak Allah bilir.  Liderler geçici, yarın o komşumuzla, arkadaşımızla hep yüzyüze görüşeceğiz. Kabe yıkmaktan beterdir mümin kalbini kırmak,  değer mi Allah aşkına?

 



Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bedene kolay ve hafif gelen ibadeti size bildireyim mi? Susmak ve güzel ahlâk sahibi olmaktır”(İbn-i Ebi’d-Dünya, Kitabu’s-Samt, No: 27) 
 
 



Geçenlerde iki değerli komşu amca camiden ikindi namazından çıkınca beni ziyarete geldiler. Çünkü engelli ve hastaları ziyaretin sevabının büyüklüğünü biliyorlardı. Herneyse...

 

Odamda babamda vardı. Dördümüz sohbet ederken konu seçimlerden açıldı. Aynı kıbleye dönüp yanyana namaz kılan iki insan birden değişti.

 

İkisi de vatanın, milletin hayrını destekledikleri partide görüyorlardı. İkisi de parti liderleri hakkında tartışırken hafif kırıcı sözler söylediler. Surat ifadelerinden kırıldıklarını anladım.

 

Sonra saate baktılar. Akşam namazı için tekrar camiye gitmek için müsade istediler. Aslında ben de çok üzüldüm. Liderlerdeki bu gerilim cami cemaatini bile etkilemişti.

 

Aradan bir hafta geçti. İki gün önce, o amcalardan bitanesi yine bana uğradı. Ben, o olaya çok üzüldüğümü söyledim. Biz onunla ogünden beri hiç görüşmedik ama ben hacı abimi kırmış olabilirim diye hala üzülüyorum, dedi.

 

Dedim ki, hadi al telefonu eline ara, bir helalik al, kalp kırmaya değmez bu konuda. Haklısın deyip yanımda hemen aradı.

 

Kalbini kırdım, o günden beri hep düşündüm ama aramaya korktum, hakkını helal et, dedi. Meğer öteki amca da o günden beri hep kafasına takıyormuş.

 

İkisi de telefonda birbirinden af dileyip helalleştiler. Sonunda giderken, Celal, Allah senden razı olsun, aramama sen vesile oldun, sağol, dedi. Ben de çok mutlu oldum.

 
 


Allah’ım, ülkemize yönelik iç ve dış hain şer odaklarının kurduğu tuzak, hile, oyunlarına bizleri düşürme… onlara fırsat verme.

 

Allah’ım, askerimize, polisimize tüm güvenlik güçlerimize işlerinde uyanıklık ve başarı lütfet. Milletimize basiret ve sağduyu ver. Birlik ve beraberlikten ayırma.

 

Allah’ım, ülkemize bolluk, bereket ver. Miletimizi hep veren el yap.  AMİN

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 
 

17 Mart 2014 Pazartesi

Haftanın TSM şarkısı - 3


Haftanın TSM şarkısı - 3

 

Ve inşallah bundan sonra her Salı “Haftanın (Türk Sanat Müziği) TSM şarkısı” diye bir şarkının mp3 dosyasını, youtube adresini ve o şarkının sözlerini paylaşacağım.

 

*** Bu haftanın (Türk Sanat Müziği)  şarkısı:  Gülünce gözlerinin içi gülüyor

 

Haftanın şarkısını dinlerken aşağıdaki yazıyı da okuyabilirsiniz :

 


 

***

 

Evet 2003’te hidayetimden sonra hayatımda yaptığım değişikliklerden biri de dinlediğim müzikti. Ağırlıkla dinlediğim stresimi artıran arabesk müziğini bıraktım.

 

On yıldır sanat müziği dinliyorum hamdolsun. (2014) İnternetten indirerek binlerce şarkılık bir TSM arşivi yaptım. TSM dinleyerek ruhumun dinlendiğini ve kalbimin yumuşadığını hissediyorum.

 

Aslında benim TSM sevgim nereden geliyor biliyor musunuz? Biz seksenlerde haziranda okul kapanınca memleketimiz Ereğli’ye giderdik. Orada yaz akşamları bağ evinde terasta dedem, radyosundan hep TSM açar, beraberce dinlerdik. O nağmeler hem ruhuma, hem gönlüme işlendi.

 

TSM insanı duygulandırıp ağlatıyor. Dünyanın hiç bir ülkesi böyle bir müziğe sahip değildir. Osmanlı’da TSM’nin hastaları tedavi amaçlı kullanıldığını biliyor muydunuz? Her makam ayrı bir hastalığa iyi geliyormuş.

 

   TSM dinleyicileri genelde nazik, mülayim, ince ruhlu insanlardır. TSM dinleyenlerin adi suçlara karıştığı hiç görülmemiştir.

 

   İnşallah çocuklarımıza, yeğenlerimize bol bol TSM dinletelim. Onlar belki şimdi dinlemezler, ama arabaya binince radyodan veya CD’den bir TSM müziği açalım. Kulakları bu nağmelere aşina olsun. Büyüyünce asıllarına rücu ederler inşallah.

 

***

 

*** Bu haftanın şarkısı:  Gülünce gözlerinin içi gülüyor

 

Gülünce gözlerinin içi gülüyor
Kendimi senden alamıyorum
Bilmem bakışların neler söylüyor
Cesaretim yok ki soramıyorum

 

İçime dert oldu mahzun bakışın
Seni düşünmeden duramıyorum
Beni öylesine aldın ki benden
Kendimi arayıp bulamıyorum


Beste:
İrfan Özbakır
Güfte:
Ülkü Aker
Makam:
Hicaz


Yine birçok sanatçı okudu, TRT sanatçısı CANAN SEZGİN GEYLAN’dan canlı bu şarkı:

 


 

 

*** Bu şarkıyı dinleyip ağladığım çok oldu. ‘Hayatımı Anlattığım Kitabım’ da bir yerde şunu anlattıktan sonra bu şarkıyı bir dizi filmden kesitle videosunu paylaştım :

 

“Bir çay bahçesinde karşılıklı oturup çay içerken bile, içimde tarifsiz bir hasret vardı. Gözlerine bakamazdım. Bakışları beni büyülerdi. Gözlerim onun gözlerine değdiği an başımı öne eğer heyecandan bakamazdım. Şimdi anladım ki içimdeki aşk, ilahi aşkmış. Ben beşeri aşk ile ilahi aşkın stajını yapmışım.”

 


 

https://www.youtube.com/watch?v=ij5yZLOeonM#t=30


 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

16 Mart 2014 Pazar

Çanakkale Destanı


Çanakkale Destanı



Bir ANEKTODUN SESLENDİRMESİ VE ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ KLİBİ:
 


 
   “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve O’nun askerleri ne güzel askerdir.”   Hadis-i şerif (HZ. MUHAMMED S.a.v)


 

   Değerli Arkadaşlar,

   Çanakkale hakkında çok şeyler yazıldı, tekrara lüzum yok sanırım, fakat gördüğüm bir noktayı nazarlarınıza arz etmek istiyorum izninizle, bilmem katılacak mısınız?

 

   Osmanlı’nın başkentini ele geçirmek, Çarlık Rusya’ya yardım ulaştırmak, İslam aleminin halifesini ele geçirip, islam alemine karşı zafer ilan etmek için, vs. gibi hain amaçlarla, müttefik kuvvetler saldırıya geçtiler.

 

   İlk hedefleri Çanakkale Boğazı’ndan geçip imparatorluğun başkentini, yani İstanbul’u ele geçirmekti. Ama olmadı, çünkü karşılarında etten kemikten bir duvar vardı.

 

Mehmet Akif'in dediği gibi ölmekten korkmuyorlardı, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) kollarını açmış onları bekliyordu.

 

   Peygamberimiz’in yüzyıllar önce verdiği müjde yani İstanbul’un fethi 1453’te gerçekleşmişti. Eğer düşmanlar Çanakkale’den geçse idi, Rusya yıkılmayacak ve İstanbul’u ebediyyen kaybedecektik.

 

   Çanakkale’de şehit olanlar boş yere ölmedi. Onlar, Peygamberimiz’i SAV yalancı çıkarmamak için canlarını verdiler.

 

   Şimdi birçoğunuzu duyar gibiyim. "İyi de bir kaç yıl sonra İNGİLİZLER Çanakkale’yi geçip İstanbul’a girdiler." 

 

   Cevabım şu: İstanbul’a mütareke yani anlaşma ile girdiler. Yoksa bugün İstanbul’da hiç tarihi cami bulamazdık, hepsini yıkarlardı.

 

   Çanakkale’de büyük moral bulan Türk milleti ve askeri, Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında İstiklal Savaşı’na başlamıştı, Müttefik güçlerin Rusyası da yıkılmıştı.

 

   Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının komutasındaki kahraman mehmetçikler ALLAH’IN İZNİ VE İNAYETİYLE vatanımızı bir bir, il il, belde belde düşman işgalinden kurtardı.

 


 
   Anadolu tamamen işgalden kurtarılınca büyük kayba uğrayan müttefik güçler, Türklerin bu imanından gelen güce karşı tutunamayacaklarını anladılar, kurtuluş savaşı sonunda İstanbul’u terketmek zorunda kaldılar.

 

   Sonuçta düşman bu iman kalesini topla ve tüfekle yıkamayacağını anladı ve çekildi gitti...

 

    FAKAT, Çanakkale’den döndükten sonra İngiliz Lordlar kamarasında bir toplantı yapmışlar. O dönemin bir ingiliz gazetesinin yazdığına göre ingiliz komutan demiş ki: 

 


 
   (Elindeki Kuran'ı havaya kaldırarak) “Beyler! Biz bu Kuran'ı yok etmeliyiz. Buna gücümüz yetmezse onları bu kitaptan soğutmalıyız... Türkleri ancak ondan sonra yenebiliriz."

 

   Acaba söylenenler olmuş mu? Şimdi en büyük silah televizyon...

 

Bugün bir işgal olsa, çevrenizdeki gençlere bir bakınız, Çanakkale’deki gibi şehit olmaya kaç kişi koşar?

 

O KAFİRİN DEDİĞİ GİBİ KURAN’I UNUTTUK. NAMAZ KILANLARIN BİLE %90 I FATİHA’NIN BİLE ANLAMINI BİLMİYORMUŞ...

 

EVİMİZE HİÇ OLMAZSA İKİ PAKET SİGARA PARASI OLAN TÜRKÇE KURAN MEALİNİ ALIP ANLAYARAK VE UYGULAYARAK OKUMALIYIZ...

 

VAR MISINIZ???

 


***

 

Her şey Allah’ın izniyle bir kaderle belirlenmiştir.

Babamın aynı isimli dedesi İsa Çelik dedemin Çanakkale’de dudağına gelen mermi başına gelseydi, bugün biz olmayacaktık.

 

Dedem Çanakkale gazisiymiş. İsa dedemle ilgili geçen yıl yazdığım yazı:

 


 

 


***

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

12 Mart 2014 Çarşamba

Dua etmiyoruz Vesselam!


Dua etmiyoruz Vesselam!

 

Bu yazıda önemli bir mesele hakkında tespitleri aktaracağız. O mesele DUAdır.

 

Bizler yeterince dua etmiyoruz. Aslında dua öyle büyük bir ibadet ki, Peygamberimiz SAV “Ayakkabınızın bağı bile kopsa onu Allah’tan isteyin” buyuruyor. (Tirmizi)

 

Geçen bir kanalda yabancı bir filmde gördük. Ailecek akşam yemeğine başlamadan önce evin reisi “Tanrım verdiğin bütün nimetler için şükürler olsun” diye başlayan bir dua etti.

 

Yine aynı filmde evin küçük kızı gece yatakta dua etti ve amen deyip yattı, sabah dua ettiği şeyi yanında buldu.  

 

Bizler okumuyoruz. Oysa, Peygamberimizin SAV hayatının her karesinde dua vardır. Gece yatarken, uyanınca, gömlek giyerken, abdest alırken, yemekten önce ve sonra, banyo yaparken, tuvalete girip çıkarken .. gibi her olayda, ama heran dua etmiştir.

 

Dua o kadar önemli ki, Peygamber Efendimiz SAV Bedir savaşında gözyaşıyla dualar etti. Allah meleklerle yardım gönderdi. (Enfal suresi, 9-12. ayetler)

 


İstanbul iki şeyle fethedildi. Birincisi, Fatih Sultan Mehmet çağın en son teknojisiyle orduyu donattı ve ikincisi toplumdaki hemen herkesin gözyaşıyla dualarıyla...

 

Fatih Sultan Mehmet geceleri planlar hazırlarken, Akşemseddin gibi çok alimler sabaha kadar namaz ve gözyaşıyla dua dua yalvarıyorlardı. Evet maddi ve manevi güçle fethedildi.

 

Babam anjiyoyu atlattığından beri, hamdolsun beni yine Cuma namazlarına götürüyor. Bazen cumanın sonuna kadar kalıp tesbihat ve duayı yapıyoruz.

 

Fakat tesbihatı bitirip elimizi duaya kaldırıyoruz, dua ederken en fazla iki dakika sonra imam el-fatiha deyip duayı bitiriyor. Bu kadar kısa olmamalı...

 

Çünkü DUA ibadetin özüdür. Bakın Rabbimiz ne buyuruyor:

 

"Eğer duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?" (Furkan suresi, 77.ayet)

 

Yani insan, Allah katındaki kıymet ve faziletini dua ile kazanır.

 

Acizane, beş vakit namazın, bir vaktinde hergün dua listemizdekilere dua ederiz. Bazen sabah namazı, bazen öğlen namazının ardından 40-50 dk DUA ediyoruz.

 

Belki beş vakit namaza henüz başlamadınız. Ama yine de dua edebilirsiniz. Hiç olmazsa gece yatarken, yatakta elinizi açın, samimi dille DUA edin, amin deyin huzurla uyuyun inşallah...

 


Mesela:

“Ey güzeller güzeli Allah’ım, bana yine bugün çok nimetler verdin. Köfte için teşekkürler. (O gün yediğiniz bir nimet seçin) Allah’ım işlerimi yoluna koy, rızkımı artır, bugün aldığım o borcu ödememi nasip et. Kızımı sınavlarında başarılı eyle, ...”

 

...vs bunun gibi samimi dualarla Allah’a içinizi dökün. Ve huzur bulun... Dua eden bilir ki kendisini duyan, gören ve isteğini yerine getirecek biri var...

 



DUA ETMİYORUZ VESSELAM....

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


 

 

10 Mart 2014 Pazartesi

Haftanın TSM şarkısı - 2


Haftanın TSM şarkısı - 2

 

Ve inşallah bundan sonra her Salı “Haftanın (Türk Sanat Müziği) TSM şarkısı” diye bir şarkının mp3 dosyasını, youtube adresini ve o şarkının sözlerini paylaşacağım.

 

*** Bu haftanın (Türk Sanat Müziği)  şarkısı:  Avuçlarımda hala sıcaklığın var

 

Haftanın şarkısını dinlerken aşağıdaki yazıyı da okuyabilirsiniz :

 

Bir çok sanatçı okudu, işte TRT sanatçısı Neşe Dursun’dan canlı bu şarkı:

 


 

***

 

Evet 2003’te hidayetimden sonra hayatımda yaptığım değişikliklerden biri de dinlediğim müzikti. Ağırlıkla dinlediğim stresimi artıran arabesk müziğini bıraktım.

 

On yıldır sanat müziği dinliyorum hamdolsun. (2014) İnternetten indirerek binlerce şarkılık bir TSM arşivi yaptım. TSM dinleyerek ruhumun dinlendiğini ve kalbimin yumuşadığını hissediyorum.

 

Aslında benim TSM sevgim nereden geliyor biliyor musunuz? Biz seksenlerde haziranda okul kapanınca memleketimiz Ereğli’ye giderdik. Orada yaz akşamları bağ evinde terasta dedem, radyosundan hep TSM açar, beraberce dinlerdik. O nağmeler hem ruhuma, hem gönlüme işlendi.

 

TSM insanı duygulandırıp ağlatıyor. Dünyanın hiç bir ülkesi böyle bir müziğe sahip değildir. Osmanlı’da TSM’nin hastaları tedavi amaçlı kullanıldığını biliyor muydunuz? Her makam ayrı bir hastalığa iyi geliyormuş.

 

   TSM dinleyicileri genelde nazik, mülayim, ince ruhlu insanlardır. TSM dinleyenlerin adi suçlara karıştığı hiç görülmemiştir.

 

   İnşallah çocuklarımıza, yeğenlerimize bol bol TSM dinletelim. Onlar belki şimdi dinlemezler, ama arabaya binince radyodan veya CD’den bir TSM müziği açalım. Kulakları bu nağmelere aşina olsun. Büyüyünce asıllarına rücu ederler inşallah.

 

***

 

*** Bu haftanın şarkısı: Avuçlarımda hala sıcaklığın var

 

Avuçlarımda hala sıcaklığın var, Sıcaklığın sıcaklığın var inan

Unuttum dese dilim, Yalan yalan yalan vallahi yalan, Billahi yalan

Hasretindir içimde hep alev, hep alev, hep alev alev yanan

Unuttum dese dilim, Yalan yalan yalan vallahi yalan, Billahi yalan


Beste: Yusuf Nalkesen
Güfte: Yusuf Nalkesen
Makam: Kürdîli Hicazkâr

 
Büyük bestekar Yusuf Nalkesen'in (1923-2003) önceden bu besteyi sevgilisi için bestelediğini sanırdım. Bestekar bu şarkıyı 1982'de bir şubat akşamı sanırım lösemiden hastanede vefat eden kızı İnci için yapmıştır.

 

***

 

Bir çok sanatçı okudu, işte TRT sanatçısı Neşe Dursun’dan canlı bu şarkı:

 


 

İsterseniz bir de Hüner Coşkuner - Avuçlarımda Halâ Sıcaklığın Var’ı dinleyin:

 


 

***

 

Bestekar  Yusuf Nalkesen kendi ağzından yazdığı hayat hikayesinde diyor ki:

 

"Meliha Nalkesen’le kurduğum yuvamın ilk yavrusu İnci isimli kızımız oldu. İnci, Gümrük ve Tekel Bakanlığı İzmir Teşkilatı’nda gümrük kimyahanesi baş kimyageriyken 22 Şubat 1982 yılının Pazar akşamı saat 17:00 sıralarında Yüce Allah’ın melekleri arasına katılmak üzere bu alemden ayrıldı. Evimiz, yuvamız yanmış yıkılmıştı. Bir ateş düşmüştü ocağımıza. Yavrumu İzmir Karşıyaka Soğukkuyu kabristanına defnettik. Onun aziz ruhuna ithafen;

 

Elim sustu, telim sustu, dil sustu…

Tanrı bize ya darıldı, ya küstü?..

Bir ateşle öylesine yaktı ki?..

Bülbül sustu, güller sustu, dal sustu!..

 

Diyen hicaz bestemi yaptım. Birinci ölüm yılında, Dr. Alâeddin Yavaşça İzmir Kültür Sarayı’nda İnci’mizin aziz ruhuna ithafen yazıp bestelediğim Hicaz Kasidemi okudu.

 

“Takdiri ilahi dizi dizidir.

Her kula ayrı bir yazı yazılır.”   

 

Mısralarını, Bülbül hoca olarak ün yapan İsmail Doruk hocaya televizyonda defalarca okutarak Müslüman kardeşlerimize armağan ettim. Bu büyük ve tarifsiz acımız Yaradan’ımıza sığınarak, ondan sabır ve metanet dileyerek huzuruna erişmeyi başarabildim. Artık yolum Yüce Allah yolu! Zikrim, fikrim hep var edenimiz oldu. O’nun nur’lu yolu, yuvamızdaki karanlığı aydınlığa tebdil eyledi. Hamd olsun Allah’ımıza!

 

 

Celalcelik@gmail.com    Ankara  ( Konya-Ereğli )