12 Ocak 2017 Perşembe

Mesnevi Okumaları - 1


Mesnevi Okumaları - 1

 
Pazartesi günkü yazımızda bu yıl Mesnevi okumaya başladığımızı ve her perşembe kısa bir yazı yazacağımızı belirtmiştik.

Bu ilk yazımız uzun gibi görünebilir fakat çok akıcıdır.
İnşallah sonraki yazılar daha kısa olacaktır.

Allah bu yazıyı okuyanların aşkını artırsın inşallah.
En kalbi Muhabbetlerimle.
C. Çelik
 
 

Abd’de en çok okunan kitap Mesnevi imiş. Neden ben de hiç okumadım, dedim. Anadolu’muzun öz değeri Hz. Mevlana’mızın eşsiz eseri Mesnevi’yi 2017’de okumaya karar verdik inşallah.

 

Yatalak engelli olduğumdan sürekli yattığım ve kollarım kitabı kaldıracak kadar güçlü olmadığı için akıllı telefondan okumaya karar verdim ve…

 

Android telefonumdan Google Play Store’dan “mesnevi” diye arattım ve ikinci çıkan yeşil kitap resmi olan Mesnevi uygulamasını indirdik.

 

Her gece yatsı namazı sonrası telefondan okuyoruz. İnşallah hedefim bu yıl bitirmek.

 

Elbet çabuk biter fakat Mesnevi, pekçok Kuran ayeti ve hadislerin detaylı açıklaması olduğu için acele etmeden dinlene dinlene, sindire sindire okuyoruz.

 

Bir hafta okuyunca, O hafta Mesnevi’den görüp etkilendiğimiz cümleleri çok kısa bir yazıyla siz gönül dostlarımızla paylaşmak istiyoruz inşallah.

 


Perşembe günleri bu blog sayfamızda … Gayem Allah rızası için faydalı olabilmek. İnsan, yazarken daha iyi öğrenir. Zaten bu yüzden de öğrencilere ödev verilmez mi?

 

HZ. MEVLÂNÂ'NIN MESNEVÎ-İ ŞERİF'İN BİRİNCİ CİLDİNE YAZDIĞI ÖNSÖZ'den

 

Bu yazı, son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin etkinliklerinin paylaşıldığı Facebook grubundan alıntıdır, Sertarik Mesnevihan Şefik Can’ın (1909-2005) Mesnevi tercümesindeki Önsöz:

 

"Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakîkate ulaşmak ve Allah'ın sırlarına agâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevi, din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Allah'ın en büyük şaşmaz şerîati, hakîkate giden nurlu yoludur. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sabahlardan daha nurlu bir surette parlar. Hakîkati arayan gönüller için bir cennettir. Mesnevî'nin pınarları var, dalları var, budaklan var, bu pınarlardan bir tanesine "Selsebîl" derler. Burası makam sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, içerler, neşelenirler, ferahlanırlar.

 

Mesnevi imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir. Nitekim, Hakk: "Kur'ân-ı Kerîm ile çoğunun yolunu azıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Hidâyete eriştirir." demişlerdir. Şüphe yok ki Mesnevi, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur'ân'ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz-insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî'ye dokunmalarına müsâade yoktur.

 

Mesnevi âlemlerin Rabbi'nden gönüle inmiş hakîkatleri ihtiva eder. Gerçekten de Mesnevi Rabbü'l-âlemîn tarafından ilham olunmuş bir kitaptır. Bâtıl, onun ne önünden ge-lebilir, ne de ardından. Allah onu korur."

 


***

 

Mesnevi, 6 cilttir. Orjinali Farsça 25700 beyit şiir halinde hikayelerden oluşur. Hz. Mevlana, hikayeleri anlatırken ara ara ve hikaye sonlarında etkili mesajlarını verir.  

 

Hz. Mevlana hiçbir hikayeyi laf olsun diye yazmamıştır. Her hikaye ile ayrı bir hikmet anlatılır. Hikayelerle konu akla yaklaştırılır.

 

Konu kavranınca da verilen mesajları daha iyi anlayabiliriz. Zira Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’de de pekçok kıssa nakledilerek ibret almamız için gerekli mesajlar verilir.

 

Mesnevi’nin tamamını burdan okuyabilirsiniz:

 


 

Bu yazımızda geçtiğimiz haftaki Mesnevi okumalarımızdan özet bilgiler aktaracağız:

 

Mesnevi 1.Cilt 200 sayfadır. Bu hafta birinci ciltten tekrar tekrar sindirerek 21 sayfayı, yani girişteki önemli olan ilk 18 beyiti ve iki güzel hikaye okuduk.

 


Şimdi kısaca o iki hikayeden ve sonrasında ilk 18 beyitten bahsetmek istiyoruz:

 

HİKAYE1: GERÇEK AŞK

 

Bir halayık’a (köle,cariye) aşık olan padişahın, kızın hastalığını iyileştirmek için yaptıkları ve hekimin hastalığın teşhisi sonrasında hangi yolla kızı iyileştirdiği anlatılıyor.

 

Mesnevi’nin bu ilk hikayesinde gerçek aşktan bahsediyor Hz. Mevlana..

Şimdi etkilendiğimiz bazı cümleleri aktarmak istiyoruz izninizle:

 

“Aşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, tanrı sırlarının usturlabıdır. “

 

“Peygamber demiştir ki: “Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına erişir.” Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir. “

 

“Ancak zahiri güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir ar olur. “

 

“Bu cihan dağdır, bizim yaptıklarımız ses. Seslerin aksi yine bizim semtimize gelir” dedi. Kuyumcu bu sözleri söyledi ve hemen toprak altına gitti. “

 

“O cariyecik de aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu. Çünkü ölülerin aşkı ebedi değildir, çünkü ölü tekrar bize gelmez. “

 

“Diri aşk ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur durur. O dirinin aşkını seç ki bakidir ve canına can katan şaraptan sana sakilik eder.”

 


“O'nun aşkını seç ki bütün peygamberler, onun aşkı ile kuvvet ve kudret buldular, iş güç sahibi oldular. Sen “Bize o padişahın huzuruna varmaya izin yoktur” deme. Kerim olan kişilere hiçbir iş güç değildir.”

 

HİKAYE2: BAKKAL VE DUDU (PAPAĞAN)

 

Hikaye şöyle; Papağan yanlışlıkla şişeyi kırdı. Bakkal, dudunun başına öyle bir vurduki, kel oldu. Bakkal çok pişman oldu, iyileşsin diye fakirlere çok sadakalar verdi.

 

Ümidini kesmişken üç gün sonra dudu, başı kabak kel bir derviş görünce konuştu:

 

“ “Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de şişeden gülyağı mı döktün? “ Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu, hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı.”

 

“Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma, gerçi yazıda (aslan manasına gelen) şir, (süt manasına gelen) şire benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar.”

 

“Tanrı Abdallarından az kişi agah oldu. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler) ; Velileri de kendileri gibi sandılar.”

 

“Dediler ki: “İşte biz de insanız, onlar da insan. Bizde uyumaya ve yemeğe bağlıyız, onlar da.” Onlar körlüklerinden aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler.”

 

“Her iki çeşit arı, bir yerden yedi. Fakat bundan zehir hasıl oldu, ondan bal. Her iki çeşit geyik otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk. Her iki kamış da bir sulaktan su içti. Biri bomboş öbürü şekerle dopdolu.”

 

“Böyle yüzbinlerce birbirine benzer şeyler var, aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör! Bu, yer; ondan pislik çıkar... O, yer; kamilen Tanrı nuru olur. Bu, yer; ondan tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder... O, yer; ondan tamamı ile Tek Tanrı’nın nuru husule gelir. Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz melektir o şeytan ve canavar!.”

 

Mesnevi'nin ilk 18 Beyti

 

Hz. Mevlana’nın bizzat yazdığı bu 18 beyit sanki Mesnevi’de neler var, özet gibi…

 


(Dinle Neyden! Ney kamil insanı sembolize eder.)   

 

1   Dinle Ney’den, neler anlatır sana!

     Yakınır hep, ayrılıklardan yana.

 

2   “Beni, kamışlıktan kestikleri an,

     Kadın erkek, inledi feryadımdan.

 

3    Geçmek için, aşk derdinin şerhine,

      İsterim; hicranla yanmış bir sîne.

 

4    Asıl yurdundan uzak düşen biri,

      Kavuşma zamanını bekler, geri.

 

5    Her mecliste inleyip durdum; zar zar,

      Oldum, iyiye de kötüye de yar!

 

6    Zannınca, dostuyum herkesin amma,

      Kimse bakmaz, içteki sırlarıma!

 

7    Sırrım, feryadımın içinde durur,

      Yoktur lakin, göz ve kulakta o nur!

 

8    Perdesizdir can tene, ten de cana,

      Lakin, görme izni yok, hiç bir cana.

 

9    Ateştir şu ney sesi, hava değil.

      Kimde bu ateş yoksa, ölmüş bil.

 

10  Aşk ateşidir, içindeki Ney’in,

      Aşk coşkusudur, özündeki meyin.

 

11  Neydir, yardan ayrılana, gerçek yar,

      Ki perdeleri, perdemizi yırtar!

 

12  Kim görmüş, ney gibi, zehir ve derman?

      Kim görmüş, ney gibi, bir dost ve hayran,

 

13  Verir, kan dolu bir yoldan haber, ney.

      Mecnundan, aşk öyküleri söyler, ney.

 

14  Nasıl ki, kulaksa talibi dilin,

      Akla sırdaş da deliliktir, bilin!

 

15  Aşk derdimizle, durgun aktı günler,

      Ateşlere dost olup, yaktı günler.

 

16  Geçsin günler, yok endişeye mahal,

      Ey, saflıkta benzersiz dost, gitme, kal!

 

17  Suya kanar, balıktan gayri her ne var,

      Nasipsizin günü, uzar da uzar!

 

18  Anlar mı hiç, pişmişin halinden ham?

      Sözü, kısa kesmek gerek, vesselam!”

 

***

 

Bu yazıdan tek gayemiz Allah rızası için faydalı olmak.

Allah Mesnevi’yi okuyup anlamayı ve uygulamayı cümlemize nasip etsin.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

9 Ocak 2017 Pazartesi

Yeni Kararlarla Başladık


Yeni Kararlarla Başladık

 

Milet olarak üzücü olaylarla girdik 2017’ye…

 


İnşallah yılbaşı gecesi seher vakti, ülkemiz ve mazlum müslümanlar için çok dua ettik ve ne kadar kaldığını bilmediğim yaşadığımız hayatı düşündük ve yeni kararlar aldık.

 

Yeni yılın ilk haftasına aldığımız üç kararı uygulayarak başladık.

 

BİRİNCİ KARAR

 

Yılbaşı gecesini onbir kişilik ailemiz ile hep birlikte geçirdik.

 

Ankara Sincan-Fatih’teki evimizde Ceren ve Azra, (8-6) iki kızıyla doktor randevusu için Çorum’dan gelen kızkardeşim Berrin ve eniştem Oğuz vardı.

 

Tabii geçen yıl Ankara’ya tayin olan astsubay kardeşim Faik ve yengem Değer de geldiler. Elbette çocukları Nuriye İrem ve İsa da vardı. (15-9)

 

Annem, babam ve fakir onbir kişiydik. Yılbaşı gecesi astsubay kardeşim nöbete gitti..

 

Bendeniz sabahları teheccüd namazına kalkmak için erken yatarım. Fakat yılbaşı gecesi dört yeğenim yanımda Show TV’deki çocuklar için komedi tiyatrosu “Güldüy Güldüy” e baktıkları için yatmadım.  

 

Amca/Dayı’ları onları çok seviyor, kıyamadım. Hayatın tadı onlar…

 


Fakat açıkcası o programı izlerken ruhum daraldı.

 

Face’den bir arkadaşın tavsiyesi üzerine kulaklığımı takıp Youtube’dan “Rehber: Hz. Mevlana” isimli TV filmini izlemeye başladım.

 

Film’de ABD’de Mesnevi ile tanıştıktan sonra müslümanlığı seçen Juliet isimli güzel bir kız var. Maddi durumu iyi olan Juliet, Hz. Mevlana’nın yaşadığı şehir Konya’ya gitmek için İstanbul’a gelir.

 

Önceden bir tur şirketiyle anlaşır. Tur şirketinden Mesnevi’yi bilen bir rehber göndermelerini ısrarla rica etmiştir.

 

Juliet’i karşılayan rehber, istediği güzel ahlaklı kızı bulamadığı için evlenmeyen yakışıklı dürüst genç Suat’tır.

 

Kız kendisini Konya’ya götürmesini ve şehri gezdirmesini söyler. Tur şirketinin Jeep tarzı aracıyla yola çıkarlar. Türkçeyi iyi öğrenmiş olan kız, Amerikan aksanıyla konuşarak Suat’tan sürekli Hz. Mevlana’yı anlatmasını ister.

 

Namaz vakitlerinde kız, aracı yolun kenarına çektirip namaz kılmaktadır. O namaz kılarken Suat arkadaşlarını arar ve Hz. Mevlana hakkında bana bilgi ver olum çabuk, der.

 

Öğrendiği bilgileri kağıda not almıştır. Kız sorduğunda göz ucuyla nota bakmaktadır.

 

Kız, Hz. Mevlana’nın türbesinde hayal kırıklığına uğrar. Hz. Mevlana’nın sandukası önünde fotoğraf çektirmek için kızı iten itenedir.

 

Keza türbe önündeki satıcılar turist avındadır. Bişeyler satmak için uğraşırlar.

 

Ağlayarak uzaklaşan kız adeta yokolur. Suat çok arar. En son Alaaddin Tepesindeki havuz başında düşünürken bulur. Kız otele gidelim, sabah beni geri götür, der.

 

Derken Suat itiraf eder; Ben yıllarca batı felsefesi okudum ama kendi öz değerimizi göremedim, ben sana yalan söyledim, ben hiç Mesnevi okumadım, dedi.

 

Filmde bundan sonra birine rastlarlar. Onlara Hz Mevlana’nın hayat öyküsünü anlatır ve izleyici canlandırmalı izler. Suat Juliet’e aşık olmuştur. Neyse filmi anlatmayım.

 

Müsait zaman dilerseniz filmi burdan izleyebilirsiniz:

 


 

Evet ben de hiç Mesnevi okumadım. Aldığım birinci karar 2017’de Mesnevi okumaktır.

 

Yatalak engelli olduğumdan sürekli yattığım için ve kollarım kitabı kaldıracak kadar güçlü olmadığı için akıllı telefondan okumaya karar verdim ve…

 

Android telefonumdan Google Play Store’dan “mesnevi” diye arattım ve ikinci çıkan yeşil kitap resmi olan Mesnevi uygulamasını indirdim.

 

Her gece yatsı namazı sonrası telefondan okuyorum. İnşallah hedefim bu yıl bitirmek.

 


Elbet çabuk biter fakat Mesnevi, pekçok Kuran ayeti ve hadislerin detaylı açıklaması olduğu için acele etmeden dinlene dinlene, sindire sindire okuyorum.

 

Bir hafta okuyunca, O hafta Mesnevi’den görüp etkilendiğimiz cümleleri çok kısa bir yazıyla siz gönül dostlarımızla paylaşmak istiyoruz inşallah.

 


Perşembe günleri bu blog sayfamızda … Gayem Allah rızası için faydalı olabilmek. İnsan, yazarken daha iyi öğrenir. Zaten bu yüzden de öğrencilere ödev verilmez mi?
 
 

İKİNCİ KARAR

 

Acizane bir süredir her gece seher vakti teheccüd namazı kılıyorum ve baklavalı uzun dualar ediyorum elhamdülillah. (Ağlamak bana baklavadan lezzetli geliyor.)

 

Seher vakti, imsaktan önce, gecenin son üçte biridir. Mesela bu gece (5.Ocak.2017) 4:45’te uyandım. Babam ihtiyacımı yaptırtıp başıma yastık koydu. Teyemmüm abdesti ile sırtüstü yattığım yerde 4+4 namaz kıldım.

 

Bir süre önce intenette bir sohbette bir hadis dinledim ve aktarılan bir cümle beni sarstı.

 

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

 

(Allahü teâlâ, seher vakti her gece, “İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim” buyurur.) [Müslim]

 

Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor. (Zariyat 18)

 

“Beni (Allah’ı) sevdiğini iddia edip seher vakti uyuyan kimse yalancıdır.” (Muhyiddin İbni Arabi)

 

Evet bu cümle beni sarstı; Çünkü, sabah namazını kaçırmadığım için herkese çok şükür ilahi aşktayım, derdim. Oysaki Seher vaktiydi önemli olan…

 

Sahur’da seher kökünden gelen bir kelimedir. Yani Seher vakti, imsaktan önceki sahur vaktidir de diyebiliriz.

 


Şimdi bu yıl ikinci kararım; erken yatıp seher vakti kalkmaya ve namaz kılıp baklavalı dua etmeye Allah ömür verdiğince devam edeceğim.

 

ÜÇÜNCÜ KARAR

 

Ben iki senedir normal beyaz ekmek yerine az az tam buğday ekmeği yiyordum.

 

Fakat artık onuda yemeyeceğim.

 

Geçen bir TV’de Prof Dr Canan Karatay, ekmek direk şekerdir, dedi. Bir dilim ekmekte 17 kesme şeker varmış. Zaten şeker hastasıyım.

 

Tatlı yemem, günde az az iki öğün yiyorum, neden kilo alıyorum ki, derdim.

 
Yeğenim Azra anaokulunda kek yapıyor :)

Artık ekmeği hayatımdan tamamen çıkaracağım.

 

***

 

İnşallah 2017 benim için maneviyat dolu ve sağlıklı bir yıl olacak.

 

Bunları yapmak isteyenlere acizane örnek olurum belki, diye anlattım.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 


2 Ocak 2017 Pazartesi

Aşk Nedir?


Aşk Nedir?

 

Hz. Mevlana’ya göre, Aşk dünyaya ait bir duygu değildir. Aşk insanlara ait değildir. Aşk Allah'a aittir. Ancak Allah, insanı halifesi olarak ilan edip ruhuna üfledikten sonra, kendisindeki bu duyguyu, insanın da mayasına karıştırmıştır.

 


[Aşağıdaki bilgiler, son Mesnevihan (Hz. Mevlana’nın eseri Mesnevi’yi her yönüyle en iyi bilen kişi) sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin sohbetlerinden derlenmiştir.]

 

Kimin gönlüne aşk tohumu düşerse sarmaşık gibi insanın bütün duygularını sarar, sarmalar. Kimin gönlüne de aşk ateşi düşerse, aşktan gayrı ne varsa, hepsini yakar yandırır, der aşıklar sultanı Hz. Mevlana… 

 

Aşık olan insanın bütün hayatı sevdiceğine adanmıştır. Seven insan herşeye sevdiceği ile bakar, onunla görür, onunla konuşur, hayatındaki herşeyi ona göre ayarlar, çünkü insanın sevdiği mutluluk, huzur içindeyse seven de ancak o zaman mutlu ve huzurlu  olur.

 

Gerçek aşkta seven yoktur sadece sevilen vardır. O nedenle sevenin gözü kör kulağı sağır olur, derler. Yani seven sevdiğinden gayrı hiç bir şeyi  ne duyar ne görür !

 

Ortada bir adanmışlık vardır, kişinin kendi yoktur, geriye sadece sevilen kalmıştır. Aşk sevdiğine teslim olmaktır. Aşk sevdiğini memnun etmektir.

 

Onun için Hz. Mevlana bir Divan-ı Kebir beytinde şöyle der; Aşk, dileği, isteği, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi tümüyle terketmektir. Bu ilahi aşkın değil, bizatihi aşkın tanımıdır.

 

Çünkü karşı cinse duyulan beşeri aşk ile Cenab-ı Hakk’a duyulan ilahi aşk, özü itibari ile aynıdır.

 

Bir kızı veya erkeği sevdiğimizde aslında biz o yüzün arkasındaki onun yaratıcısını seviyoruzdur çünkü.

 

Ama bilmeden sadece simaya, surete, şekle takılır kalırız. Aslında işin hakikatı, bizler sevdiğimizde onu yaratanı görür, onu severiz, onu yaratana aşık oluruz, bilmesekte…

 

Kamil insanlar ise, kimi niçin sevdiklerini bildikleri için direk Rabbani aşkın içine düşerler.
 
Annem, babam ve ben H. Nur hocamızla- Ankara Sincan 16 Aralık 2016
 

Yine Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran der ki:

 

Hz. Mevlana, “Aşk nasip işidir, hesap işi değil. Aşk adayıştır, arayış değil.” der.

 

“Cenab-ı Allah’ın bir kula en büyük lütfu, keremi ona Aşk’ı nasip etmesidir.“

 

Allah’a binlerce hamdolsun bana beşeri aşk verdi. O aşkla ilahi aşka yükseldim.

 

Aşk’a inanmayanlar bunun için inanmıyor. Allah Aşk’ı herkese nasip etmiyor. Tatmayan bilmezki...

 

AŞK ALLAH’TAN GELENE RAZI OLMAKTIR

 

Aşk, arapça "ışk" kökünden gelir ve sarmaşık anlamına gelir.

 

 “AŞK = İbadet, şükür, kanaattir."

 

Aşk arapça bir kelime olup, Ayn, Şın ve Kaf harflerinden oluşur.

 

Hz. Mevlânâ, Ayn ibadet, Şın şükür ve kaf harfinin de kanaati işaret ettiğini söylemiştir ki, ilahi aşk için olmazsa olmazlardır.
 
 


Kanaat edebilmek için şükür, şükredebilmek için ise ibadet olması lâzımdır.

 

Kanaat anladığımız manada kıt kanaat geçinmek, bir lokma, bir hırka demek değildir. Kanaat, her ama herşeyin Allah’tan geldiğini bilerek, O’ndan gelene razı olmaktır.

 

Hüsn-ü zan ile yapılan her güzellik Hak katında ibadettir. Aşk sevgiliyi memnun etmektir.

 

Biz ancak şükrederek kanaat ettiğimiz zaman Allah'tan razı olabiliriz.

 

AŞKIN BAŞLANGICI

 

(Aslında her insan Allah’a aşıktır ama imtihanımız gereği bize musallat edilen şeytan ve nefis, insanı nefsani ve dünyevi şeylerle (şehvet, oyun, TV, dizi, maç, facebook, AVM’lerle.. vs. ) meşgul edip gaflete daldırır ve aşkımızın farkına varmamamız için sürekli oyalar. )

 

Cenab-ı Allah kainatı yaratmadan önce ruhlar âlemini yaratmıştır. Ruhlar aleminde dünyadaki geçmiş, şu an yaşayan ve gelecek olan milyarlarca insanın ruhunu, velhasıl ruhların hepsini bir anda yaratmıştır.

 

İşte o zaman Cenab-ı Allah bütün ruhlara hitaben: ‘Elestü bi-Rabbiküm’ (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) buyurunca; Bütün ruhlar ‘Kâlû: Belâ’ (Evet, Sen bizim Rabbimizsin) dediler.

 

Ve hepsi de birbirine şahit tutuldu.

 

Mevlânâ Hazretleri “O gün Kâlu Bela’da o sesi duymayan bir kişi varsa ben imansızım” der. O kadar büyük bir yemindir ki bu.

 

Demek oluyor ki, o Elest hitabında yaratılan ve yaratılacak herkes Cenab-ı Hakkın sesini işitmiştir. Yani aslında, biz aşkı ilk defa orda tattık.

 


“Kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, hani Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin) şahit olduk” demişlerdi.” (Araf suresi, 172. ayet)

 

Bütün ruhlar coşkuyla, büyük bir aşkla, Kalu bela (Evet, sen bizim Rabbimizsin) dediler.

 

Rabbimiz bütün ruhlara maddi, manevi latifelerle donatılmış bu beden elbisesini giydirdi. Ezelde kaderi belirlenen ruhlar, vakti geldiğinde imtihan için dünyaya gönderiliyor.  

 

Allah, imtihan gereği nefis ve şeytan denen düşmanları da bize musallat etti.

 

İmtihanımız nedir? Hz Mevlânâ ruhlar aleminde söylediğimiz “bela”, yani Allah’ım seni seviyorum, sana aşığım, sözünü ispat etmek için imtihan oluyoruz, der.

 

Dinen Reşit olduğumuzda da imtihanımız başlıyor, ve artık bu sözümüze sadık kalmalıyız.

 

İnsani aşk ilişkisinde bile, kuru kuru seni seviyorum diyen birinin sözü mü daha inandırıcıdır, yoksa mesela bir hediye vererek seni seviyorum diyenin mi, veya sevgiliyi memnun etmek için sıkıntıya katlanarak seni seviyorum diyenin mi? 

 

Şu bir gerçek ki; söz ile ifade edilen sevgiden, hâl ile ortaya koyulan sevgi, saygı elbet çok daha derin ve gerçektir.

 

Allah’a aşkla söylediğimiz o seni seviyorum sözünü ispat etmek için dünyadayız.

 

AŞKIMIZIN ŞAHİTLERİ

 

"AŞK BİR DAVAYA BENZER, CEFA ÇEKMEK DE DAVANIN TANIĞIDIR. TANIĞI OLMAYAN HER DAVA MUTLAKA KAYBEDİLİR. CEFA, IZDIRAP, KEDER SENİN AŞKININ TANIKLARIDIR. "


Hz. Mevlânâ, Mesnevi, c.3, 4008

 

Daha dünya kurulmadan bize dava açıldı. Allah'a olan aşkını ispat et diye.

 


Mahşerdeki büyük mahkemede, Allah'a olan aşkımızın şahitleri, çektiğimiz hastalıklar, dertler, sıkıntılar, üzüntüler, ve sabrettiğimiz ibadetler, haramlar, günahlar olacaktır.

 

Rabbimiz bazı inatçı inanmayanlara hiç hastalık, dert, ızdırap, sıkıntı vermiyor. Ki, Allah’ı hatırlamasınlar. Firavunun ömrü boyunca başı bile ağrımamış.

 

Başımıza gelen her musibet Allah’tan bize  gelen ilahi  mesajlardır.

 

Eğer ki bizler, dert ve sıkıntılarımızın sevgilimiz olan Cenabı Allah’tan geldiğini anlayabilirsek, o zaman,…

 

İşte o zaman, bu sıkıntı ve  kederlerimizin içindeki rahmeti fark ederiz. Çünkü Rabbimiz Rahman ve Rahim, merhametlilerin en merhametlisidir.

 

Dolayısıyla da sevinç duyar, lütfedilen bu nimete bol bol şükrederiz.  

Ki bu FA hastalığı bana Allah’ın hediyesidir.

 

***

Yazımızı okumaya doyulmayan güzel bir şiirle bitiriyoruz:

 

Doğmadan Önce

 

Sormuşlar “ezelde aşk var mı? ” diye

Ben kalpten vuruldum doğmadan önce.

İster azap deyin ister hediye

Meçhule sürüldüm doğmadan önce.

 

Yılmadan ben bana beni anlattım

Günahı tövbeyle yıkayıp attım

Ebed kapısında ölümü tatdım

Kefene sarıldım doğmadan önce.

 

Gönlüme sevdanın güneşi doğdu

Şüphe iklimimi ışığa boğdu

İlk yağmurum Kâlûbelâ’da yağdı

Bulandım duruldum doğmadan önce.

 

Sevdim, sevgiliye giden yol uzun

Şerbetini içtim ateşin, buzun

Bazen girdabına düştüm sonsuzun

Çok öldüm-dirildim doğmadan önce.

 

Duydum ki var varmış, yok yokmuş güya

Gerçeği alt etti gördüğüm rüya

Kendi kopyam imiş meğer şu dünya

Düşündüm, yoruldum doğmadan önce.

 

Ezelde, ebedde aşkı gördüm ben

Mezarda, mabette aşkı gördüm ben

Gazapta, rahmette aşkı gördüm ben

Aşk ile karıldım doğmadan önce.

 


Yasaklı Rüyalar (sh.100)

 

Abdurrahim Karakoç (1932 - 2012)

 

 

Celalin Penceresinden