9 Ekim 2013 Çarşamba

Televizyon Esareti


Televizyon Esareti

 

Çoğumuz özellikle biz orta yaş kuşağı geçmişe büyük özlem duyarız. Eskiden komşuluklar, dostluklar, aşklar bir başkaydı, deriz.

 

Neden mi, çünkü şimdi kültürümüz değişti. Eskiden bir komşu geldiğinde televizyon kapatılır, sohbet edilirdi.

 

Şimdi komşunun kapısını çalan yok. En entellektüelimiz bile haftada birkaç dizi seyrediyor. Gençler desen, internetti, tabletti... ayrı dünyalarda.

 


Televizyon insanımızı öyle esir almış ki, babamın anlattığı bu iki olay bile bu esareti anlamamıza kafidir.

 

Babamın anlattığına göre köyün birinde bir aile, cümbür cemaat ailecek oğullarına kız istemeye yakın bir köye dünür gidiyorlar.

 

O gün televizyonda -sanırım 1983 sezon finali- Dallas dizisi varmış. Fakat o akşam dizi olduğunu unutmuşlar.

 

Eve girince açık televizyonda Dallas dizisinin başladığını görünce herkes diziyi seyre dalmış, niye geldiklerini unutup dizi bitene kadar sessizce seyretmişler.

 

Babamın anlattığı bir başka olay, 2000’li yıllarda. Yine birisi evleniyor. Düğünden sonra damat ve gelini evlerine götürüyorlar.

 

Damat bu gece çok önemli dizim var, diyor ve gece bire kadar diziyi seyrediyor ve gerdeği erteliyor.

 



Yazının başında dediğim gibi şimdiki aşklar da değişti. Kuşkusuz bunda en büyük pay televizyonun...

 

Köylerdeki genç kızlar bile evlenecekleri gençlerde dizilerde hayran olduğu kahramanların özelliklerini arıyor. Allah gençlerimize hidayet versin.

 
Resim yazısı ekle

Yıllar önce bir öğretmenimiz sormuştu: Bütün bu teknoloji, icatlar ne içindir? Cevabını yine kendisi vermişti, insanın daha rahat yaşaması için...

 

Yıllar sonra Allah hidayet verdi. Radyoda değerli bir hocamızı dinlerken, bütün bu gelişmeler aslında insana daha çok vakit kazandırmak içindir, demişti.

 

Mesela annemgil çocukken bahçede kazan kaynatır, bakır leğende elle çitileyerek çamaşır yıkarlarmış. Sıkması, asması falan tüm günlerini alırmış.

 

İslam alimlerinden birisinin , şimdi otomatik çamaşır makineleri sayesinde kazanılan vakitler mesela ilim öğrenerek, ibadet ederek, Kuran okuyarak değerlendirilmeli, dediğini okumuştum.

 

Ama bizler bırakın faydalı şeyler izlemeyi, saçmasapan diziler, evlilik programları, magazin, eğlence programları izleyerek altından kıymetli vakitlerimizi öldürüyoruz.

 

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyuruyor:

 

İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır, kıymetini takdir edip onları değerlendirmekten mahrumdur. Bu iki önemli nimet; sağlık ve boş vakittir.” (Buhari, Rikak, 1, 60; Tirmizi, Zühd, 1; İbn Mâce, Zühd, 15; Müsned, 1/344)

 

Ben odamda olmasına rağmen genelde televizyon izlemiyorum. Cep telefonumun kulaklık jakına taktığım laptopun hoparlörü ile yattığım yerde radyo dinliyorum.

 

Bazen ilahi, bazen Kuran, bazen müzikle ruhumu dinlendiriyorum. Bazen sohbet, bazen haber ... vs. dinleyerek yeni şeyler öğreniyorum.

 

Nerde o eski komşuluklar diyenler Efkan Vural hocamgille bizi görmeliler. Efkan hocamgil bu Pazar (06 Ekim 2013) yine bize geldiler ve hep beraber sohbet ettik, çayımızı içtik.

 


Hocam geldiğinde pek televizyon açmıyoruz. Sadece arada laptop’ı açıyorum. Hocamdan yazılarıma ve yaptığım çalışmalarıma yorum alıyorum.

 

Sadece televizyon değil, facebookta insanı esir ediyor. Yazın Ereğli’de facebook’u açınca öyle bir daldım, meşgul etti ki, bir türlü bırakıp kapatamadım.

 


Tam iki hafta yazıya konsantre olamadım. En sonunda internet sayfası açmadan direk Word’ü açarak yazıya başladım.

 

Allah, Efendimizin SAV yukarıdaki hadisinde işaret buyurduğu, cümlemizin sıhhat ve boş vakitlerimizin kıymetini bilmemizi ve ona göre hayırlı işlerle değerlendirmemizi nasip etsin.

 

Celal Çelik                    Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

6 Ekim 2013 Pazar

Mümin’in Zaman Makinesine İhtiyacı olmaz


Mümin’in Zaman Makinesine İhtiyacı olmaz

 

Bu başlığın nedenini yazıyı okuyunca anlayacaksınız inşallah.

 

-Sanırım- 1986 yapımı bir film serisi vardı, hatırlarsınız eminim, gençlerde biliyordur, zira televizyonlarda çok oynadı: “Geleceğe Dönüş 1-2-3“

 

Filmdeki genç (M. J. Fox) zaman makinesi ile 1986 yılından 1956 yılına gidiyor. Babasının gençlik yıllarında yazıp kimseye göstermediği hikayeleri hakkında onu cesaretlendiriyor.

 

1986 yılına geri döndüğünde ise babasını ünlü bir yazar olarak buluyor. Serinin ikinci filminde ise 2013 yılına gidiyor. Yani günümüze. Adamların hayal gücüne bakın, uçan kaykaylar, evlerdeki süper ileri teknoloji...

 

Oysa hala savaşlar, hala Afrikada aç çocuklar, hala hemen hemen evlerde aynı teknoloji devam ediyor... Sadece cep telefonu ve tabletler var şimdi. 1986 yılında da commodore-64 atariler vardı...

 

Neyse 2013 yılında aldığı Almanak kitabını (Yüzyılın spor karşılaşma sonuçları) 1956 yılına gidip bırakıyor ve tekrar 1986 yani şimdiki zamana dönüyor ve uyuyor.

 

Uyandığında herşeyi çok farklı buluyor. Almanak kitabı babasının düşmanının eline geçmiş. Adam bahislerden çok zengin olmuş, annesiyle evlenmiş falan.

 

Aslında geçen Facebook’ta gördüğüm resim üzerine bu yazıyı yazdım:

 

-“Geçmişi tövbe ile düzeltmek, geleceği dua ile inşa etmek varken zaman makinesi de neyin nesi?“

 

Yani insan geçmişte işlediklerine pişmanlık duyup, günahına tövbe edip istiğfar ederse, yani Allah’a, bidaha yapmayacağım, Affet ya Rabbi, ben nefsime zulmettim diye samimi yalvarırsa, Allah kulunu affediyor.

 

Hayatımı anlattığım kitapta okumuşsunuzdur. Ben 2002 de çeşitli günahlara tövbe ettim. Kuran’ın Türkçe Mealini yavaş yavaş düşünerek altı ayda okudum, Allah hidayet nasip etti. Hayatıma yeni bir başlangıç yaptım.

 

Zira Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor ki:

 

Günahından tam olarak dönüp tövbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, zühd 30; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 10/150)

 

Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.  (Tirmizî, kıyâme, 49; ibn mâce, zühd, 30)

 


Allah bizi defalarca uyarıp tövbeye davet ediyor:

 

Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.” (Tevbe suresi, 126. ayet)

 

Çünkü Allah: "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir." (Hud suresi, 90. ayet) , Diyor.

 

Bir de nefis ve şeytana uyup büyük günahları işleyen ve sonra ben affedilmem diye düşünenlere, bakın Cenab-ı Allah ne diyor:

 

Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Nisa suresi, 16.ayet)

 


Geçmişi böyle tövbeyle düzeltiriz peki ama geleceği nasıl inşa ederiz? Evet DUA ile... Bakın Peygamber Efendimiz SAV ne buyuruyor:

 

"Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duası, nüzul etmiş ve edecek olan elem ve musibeti def etmeğe ve kaldırmağa medar (sebep) olur. İş böyle olunca ey Allah'ın kulları, duâ ediniz."

(Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224.) 

 

Yani, Allah’a samimi gözyaşıyla edilen dualar ile Allah, başımıza gelmiş ve gelecek bütün sıkıntılardan kurtarır. Çok şahit oldum bunlara hamdolsun. Yine o samimi dualar ile geleceği Allah’ın izniyle şekillendirebiliriz.

 

Acizane ettiğim duaların çok defa kabulüne şahit oldum hamdolsun... Mesela, çalıştığım yıllarda ettiğim duam kabul oldu. Allah, memletimizde büyük asansörlü, bahçesi de olan, güzel bir daire nasip etti hamdolsun.

 

Dua etmek ibadetin özüdür. İnsanlardan sık sık bir şey istediğinizde sizi sevmezler, uzaklaşırlar. Bakın oysa Rabbimiz ne diyor:

 

 “..De ki, Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" (Furkan Suresi, 77. ayet)

 


Efendim bu yazımı okuyan başta Efkan Vural hocam ve değerli hocalarımızdan özür dilerim. Efendim haddim değil ama acizane internetten araştırarak yaptığım yorumlarımdır. Değerli hocalarım hakkınızı helal edin.

 

“Geçmişi tövbe ile düzeltmek, geleceği dua ile inşa etmek varken zaman makinesi de neyin nesi?“

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

2 Ekim 2013 Çarşamba

Bir Anne-Kız buluşması


Bir Anne-Kız buluşması

 

Bugün sizlere gerçek bir hikaye anlatacağım. Anne ile kızının 61 yıl sonra buluşmasını anlatacağım. Aslında hikayemizin başlangıcı Çanakkale Savaşı’na uzanır.

 

 
***

 

Halil Çavuş 1915’te Çanakkale’de yiğitçe çarpışıp şehit olmuş, ardında da Konya’nın Ereğli ilçesi, Ayrancı kasabasında (Şimdi Karaman’ın Ayrancı ilçesi) eşi Topal Meryem’i dul; biri üç yaşında (Hilmi), biri bir yaşında (Fatma) iki yetimi bırakmıştır.  

 

Devir, Anadolu’nun yokluk yılları... Fakir ve babasız büyüyen Fatma, henüz onaltı yaşında iken, civar köyden Bekir Kasapçopur’la evlenmiş; ikisi erkek, dördü kız tam altı çocuğu olmuştur. 

 

Fatma, 1952’de son çocuğu Nuriye henüz altı aylıkken hastalanmış; köyden at arabası ile istasyona getirilip, yorucu bir tren yolculuğu ile Konya’ya götürülmüştür. Orada bir hastane’de birkaç gün kalmıştır.

 

Fatma, 1952’de otuz sekiz yaşında Konya’daki bir hastanede son nefesini verir. Eşi, o zamanın zor şartları, sıcaktan dolayı ve vasıta olmadığı için cenazeyi köyüne götüremez. Fatma’yı Konya’da bir mezarlığa defnedip başına bir taş diker ve köye döner.

 

***

 

Nuriye benim annemdir. Evet bu hikaye anneannemin ve annemin hikayesidir. Yıllar önce dayım o mezarı bulup bir mezartaşı yaptırmış.

 

Ben engelli olunca ve de çalışırken annem ve babam bir türlü beni bırakıp Konya’da o mezarı bulup ziyaret edemediler.

 

Babam anneme söz verdi, seni annenin mezarına götürecem diye... Şimdi emekliyim. Ama yine hastalıklarım yüzünden -şeker koması- gidemediler.

 

27 eylül 2013 Cuma, haftasonu için Çorum’dan kızkardeşimgil geldi. Babam Cumartesi beni kız kardeşim ve enişteme emanet edip hızlı tren ile Ankara’dan Konya’ya gittiler.

 

(Hükümetimizden Allah razı olsun. Hızlı tren ne büyük nimet. Babamgil sabah 10’da bindi, akşam 6’da geldiler. Kızılay’a gitseler daha erken gelemezlerdi.

 

Önceden ben Ankara’dan Ereğli’ye gidene kadar sollama yaparken gözümü kırpmaz, kendimi sıkardım. Yol tek şerit gidiş-gelişti. Şimdi heryere duble yol, yolculukta arkada uyuyorum. )

 

Babacığım, Konya’da epey bir çaba ve arayış sonucu Musalla mezarlığını bulup, oradan dayıma telefon açıyor. Ancak, yıllar önce yaptırılan mezarın yerini tam hatırlayamıyor...

 

Akıllarına bir de mezarlık görevlilerine sormak geliyor... Görevliler bilgisayar kayıtlarından mezarın krokisini çıkartıp veriyorlar...

 

Zaman artık anneciğim (Nuriye Çelik) için geçmek bilmiyor; tarifi mümkün olmayan heyecan içerisinde mezara yaklaşıyor...

 

İşte biricik annesi karşısında, gözleri buğulanıyor ve boşalıveriyor yaşlar gözlerinden... Mezarlıkta Nuriye’nin huzur dolu dualı sesleri yankılanıyor...

 


Annem ağlarken dalıp gidiyor. Altı aylıkken öksüz kalan annemi bir müddet ablası büyütür. Sonrasında tekrar evlenen babası Bekir dedemin yeni karısı bakar.

 

Anneciğim henüz ilkokul beşe giderken babası Bekir dedemde vefat eder. Hem yetim hem öksüz annemi, yeni evlenen Nevzat abisi ve eşi büyütür.

 

Anneciğimi Nevzat abisi (rahmetli dayım) yirmi yaşında civar köyden akrabası İsa Çelik (babam) ile evlendirir. 1973 yılında ilk çocukları Celal yani BEN dünyaya gelirim.

 

Ahh! Canım anneciğim, bu dünyada yüzün gülmedi. Oğlun Celal’de engelli oldu. Sen herşeye sabrettin.

 

Bu arada radyoda bir türkü çalıyor, hep dinledikçe bana anneannem Fatma’nın hastane penceresinden bakışını hatırlatıyor, duygulanıyorum.

 

Hastane Önünde İncir Ağacı (Annem Ağacı)
Doktor Bulamadı Bana İlâcı (Annem İlâcı)
Baş Tabip Geliyor Zehirden Acı (Annem Vay Acı)

Garip Kaldım Yüreğime Derdoldu (Annem Derdoldu)
Ellerin Vatanı Bana Yurdoldu (Annem Yurdoldu) ............. 

 

Anneciğim, daha nice şeylere sabrettin. Sen yoksullukta da, şimdi de her zaman şükrettin. Ama canım anam ve babam Allah sizi inşallah cennette sevdiklerinizle buluşturacak.

 

Allah’ım bin kez dünyaya gelsem yine Nuriye-İsa Çelik’in oğlu olmayı isterdim.  Sana sonsuz hamdolsun.

 

Allah’ım anneme babama sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömürler ver. Onları dünyada da, ahirette de birbirinden ayırma Ya Rabbel Alemin...   AMİN.

 

Celal Çelik                         Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

29 Eylül 2013 Pazar

TV’lerden öğrendiğim faydalı bilgiler


TV’lerden öğrendiğim faydalı bilgiler

 

Ben fazla televizyon izlemiyorum. Genelde cep telefonuma taktığım hoparlör ile yattığım yerde telefonun radyosunu dinliyorum.

 

Bu hafta çoktandır TV izlemiyorum diye izleyeyim, dedim. Zira radyoda dinlediğim haberlerin görüntülerini de merak ediyordum.

 

İzlediğim çeşitli kanallardaki haberlerden işinize yarayacağını düşündüğüm birkaç faydalı bilgiyi sizlerle paylaşmak için bu yazıyı yazıyorum.

 

Show TV haber’de bir bilgi öğrendim. Genelde alıcılar aldıkları balıkların taze olup olmadığını anlamıyorlar. İşinde uzman bir balık satıcısı izleyicilere bir tüyo verdi.

 


Satıcı eline hamsi gibi bir balık aldı ve taze balık kalem gibi dik olmalı, dedi. Balığı orta parmağının üzerine koydu ve cetvel gibi durdu. Eğer balık taze olmasaydı, başı ve kuyruğu aşağıya sarkardı, dedi.

 

Grip olan kişiler hemen doktora koşup bir sürü ilaç kullanıyorlar. Kanal 24’te izlediğim bir besin uzmanı soğanın faydalarından bahsetti. Anlattığı bilgileri internetten araştırırken hemen aynı şeyleri uygulamış birinin yazısına rastladım: 

 

“Ben; antibiyotik etkisi olan, yarım soğanı soyup bir tabağa koyuyorum, üzerine 1 yemek kaşığı balı karıştırıyorum. Bir gece soğukta kalan bu karışım suyunu veriyor.

 

Sabah ballı soğan suyunu aç iken içiyorum. Kısa zamanda gripten kurtuluyorum tavsiye ederim. Ayrıca, nezle olduğum zaman her iki burun deliğine soğan suyu sıkılmış pamuk tıkıyorum. Denemekte yarar var.”  dedi.

 


Soğan hakkında TV, internet ve gazetelerde ilaç görevi gören tarifler yer alıyor. Tüm doktorlarımızın tıbbın son yeniliklerinin yanısıra böyle doğal çözümlerini de takip etmeleri gerekir diye düşünüyorum.

 

        Bir kaç faydalı bilgi de ben vermek istiyorum. İsteyen deneyebilir.
 
  • Soğan, sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz, istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

  • Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine bir iki dal maydanoz atın.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )