10 Nisan 2013 Çarşamba

Bu, albüm satışlarını artırır mı?


Bu, albüm satışlarını artırır mı?

 


Sofraya yemeğe oturunca tek bir çeşit yemek olsa -mesela çorba- doymayız değil mi? Ama sofrada çorba, kuru fasulye, pilav, salata, ayran, tatlı olsa nasıl doyarız değil mi?

 

Nasıl ki bedenimizin gıdası olmazsa doymuyoruz, ruhumuzu da beslemek gerekiyor. Biliyorsunuz müzik ruhun gıdasıdır derler, çok doğrudur.

 

Sofrada tek bir gıdayla doymuyoruz. Ruhumuz da tek çeşit bir müzik ile doymuyor. Ben bu yüzden, birçok çeşit şarkı koyarak Müzik CD’si yapıyorum. TSM, THM, İlahi, pop, fantezi, oyun havası çeşitlerini 15-20 şarkılık bir CD yapıp arabamızda dinliyorum.

 

Ama yaptığım Müzik CD’leri orjinal albüm gibi kaliteli çalmıyor. Çünkü internetten indirdiğim mp3’ler genelde 128Kb te ile fakat orjinal CD’ler 320Kb’den fazla kaliteyle basılmıştır.

 

Eğer aynı şarkıyı her ikisinden dinlerseniz farkı görürsünüz. Buna rağmen çoğumuz orjinal CD almıyoruz.

 

Ben bunun nedenini, alacağımız albümün tek bir sanatçı ve tek bir türe ait olmasına bağlıyorum. Albümlerin pahalı olması tamam ama eskiden de fakirdik, millet kaset alırdı. Eğer bir çok sanatçı biraraya gelip bir albüm yapsa satışlar yükselir diye düşünüyorum. Bu yüzden sanırım çoğumuz radyo dinliyoruz.

 

Ben mesela Radyo7 dinlerim. Her çeşit müzik ayırmadan çalıyorlar. Özellikle Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği ağırlıklı çalmaları beni daha çok bağlıyor.

 

Yemek yerken bir kaşık kuru fasulye ardından bir kaşık pilav yeriz. Bir TSM şarkısı ardından bir THM türküsü dinlemekte aynen böyledir.

 

Ben Ertuğrul Erkişi hayranıyım. Fakat bir albümü üçüncü kez dinlemem için farklı bir müzik dinleyip özlemek istiyorum. Dursun Ali Erzincanlı’nın şiir okuyuşunu beğeniyorum. Gökmen bey türküleri harika okuyor.

 


Bir çok sanatçının biraraya gelip bir albüm yapma olayına şöyle bir fikir aklıma geldi. Misal olsun diye yazıyorum. Mesela yukarıda zikrettiğim bu üç sanatçı veya daha fazla sanatçı biraraya gelerek, üçer veya dörder şarkıyla bir albüm yapsalar ne güzel olur.

 

Efendim ben müzik sektöründe hiç çalışmadım. Sadece bu yazdıklarımı iyi bir müzik dinleyicisinden acizane bir dilek olarak kabul ediniz. Böyle bir albümün ticari, hukuki anlaşmalarından anlamam ama sadece bir fikir sundum.

 

Albümler promosyonlu da olsa, satışlar artar diye düşünüyorum. Albümle beraber çok satan ucuz bir kitap verilebilir. Veya son çıkan ve çok satan kitap bu albümü alana yarı fiyatına gibi... Çocuk albümleriyle hikaye kitabı verilebilir.

 


Böyle yapılınca albüm satışları inşallah artacaktır. Yeni fikirler üretmeliyiz. Orhan Gencebay’ın en son 32 sanatçılı albümü gibi mesela...


 
Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )



 

7 Nisan 2013 Pazar

Boşa geçirilen anlar


Boşa geçirilen anlar

 
"Hakikati idrak etmiş bir insanın bu dünyada boşa geçirilecek bir ânı yoktur."    Osman Nuri Topbaş
 
 
Bu sözü kendime şiar edinecem inşallah. Hepimiz biliyoruz ki ölüm yaklaşıyor ve büyük bir hızla ahirete doğru gidiyoruz. Önümüzde dehşetli bir azap yurdu cehennem var. Dünyaya dalıp, ölümü ve ahireti unutup, günahlarla ibadetten uzak, ömür geçiren nice insanlarımız var.
 
 
Evet, nasıl ki karşımızda bir dostumuz veya yakınımız, diri diri alevlerle tutuşsa nasıl söndürmeye koştururuz, çabalarız, su dökeriz. Aynen bunun gibi cehennemde yanması muhtemel insanlara da öyle koşturmamız lazım...
 
 
Diyebilirsiniz evet, insanların aklı var, düşünsünler... Haklısınız, zaten biz inanmış müminlere düşen "emri bil maruf nehyi anil münker" yani iyiliğe teşvik edip, kötülükten sakındırmak ve böylece akla kapı açıp düşünmelerini sağlamak…  Şeytan var, nefis var, şeytanlaşmış insanlar var, dünyanın cazibelerine çekip ibadetten uzaklaştırmaya çalışan internet, televizyon, bilgisayar, alışveriş merkezleri... vs. var.
 
 
Sevgili Peygamberimiz SAV, Din nasihattir, diyor. İnsanlar düşünsünler diye Kuran'daki ayet tekrarları bu mahiyettedir.
 
 
Ben de acizane bu mailleri ve yazıları, okuyan dostlarımız, bir anlık da olsa, dünyanın geçici olduğunu ve ahireti unutmasınlar diye gönderiyorum..
 
 
Ölünce gözümüzdeki perde kalkacakmış. Allah'ın görevli meleklerini göreceğiz inşallah. Yalnız, bu beni utandırır gibime geliyor. Düşünsenize, kendinizi futbolcu yerine koyun. Yüzbin insan sizi seyrediyor.

Öldüğümüzde bizi hayatımız boyu her an gören milyarlarca meleği görünce , ben işlediğim günahları, onlar görürken mi işlemişim? deyip kafamı kaldıramam...


Peygamberimiz SAV hakkıyla tövbe edenlerin günahlarını, Allah meleklere unutturabilir diyor... İnşallah bizim günahlarımızı da unutturur... Amin
 
 
Efendim hayatımız hızla akıyor. Ölüme biraz daha yaklaşıyoruz. Çevremdekilere hadi namaz kıl, hadi cumaya gidelim, diyorum. Lafı değiştirip benim kalbim temiz, diyorlar. Elbette hepimizin kalbi temiz, kimsenin kötü olmasını istemiyoruz.
 
Ama kalbimizin güzelliğini Allah'a ispat etmek için namaz kılmalıyız. Bir insan Kelime-i şehadeti bile içinden söylese müslüman olmuyor. Açıkca diliyle söylemek ve kalbiyle tasdik gerekiyor. Diliyle kalbim temiz demek yeterli mi? Cennet bu kadar ucuz mu?
 
 
 
Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )
 

 

3 Nisan 2013 Çarşamba

Kabrin nur dolsun Fadime yenge


Kabrin nur dolsun Fadime yenge

 

Kitabımda annemin hem öksüz, hem yetim büyüdüğünü anlatmıştım. Annemle birlikte aynı kaderi paylaşan biri de Bekir dayımdır.

 


Bekir dayım, evlenene kadar abisi rahmetli Nevzat dayımın yanında büyür. Bekir Bekir dayım evlendiğinde ne köyde evi, ne  tarlası varmış. Allah yetimi sever. Abisi Nevzat dayım yıllarca Bekir dayımı kollamıştır ve beraber çalışmışlardır. Evlenirken Nevzat dayım, Bekir dayıma tarla, köyde bir ev ve bahçe vermiştir. Allah razı olsun.

 

Bekir dayımın en büyüğü benden küçük, dört oğlu olur. Fakat Bekir dayım ve Fadime yengem kız evlat sahibi olmayı çok istemektedirler. Rabbim yetimi kırar mı?

 

Allah, onlara bir değil, hem de ikiz kız evlat nasip eder. Biri Ayşe, biri Fatma’dır. Seksenlerde okul kapanınca Ankara’dan memleketimiz Ereğli’ye giderdik. Köye gidince Bekir dayımgilde kalırdık. O zamanlar ben 14-15 yaşlarındaydım. Fadime yengeme şaşırırdım. Birisi kucağında ikisi kundakta altı çocuğa bakıyordu. Bir de biz kalırdık.

 

Sabahları bazen kilo kilo patates kızartırdı. Bir tencere yemek bir öğünde biterdi. O zamanlar çamaşır makinesi yoktu. Bahçede kazanlarla su kaynatır, bakır leğenlerde elinde yıkardı. Koyunları ve inekleri sağardı. Altı çocuğuna rağmen evi pırıl pırıldı. Çocukların hepsini terbiyeli, edepli, sevgi dolu, temiz kalpli yetiştirdi.

 

Sevgili Bekir dayımın değerli eşi FADİME KASAPÇOPUR yengemi 26 mart 2013 Salı günü dört ay çektiği beyin kanseri sebebiyle ALLAH, yanına almıştır.

 


İnşallah çektiği ızdıraplar günahlarına kefaret olur. Allah, rahmetiyle muamele eylesin, Cenneti ve cemaliyle müşerref eylesin. Peygamberimize SAV komşu eylesin... Amin ...

 

Bekir dayım yine yetim yıllarına döndü. Allah Bekir dayıma ve çocuklarına sabr-ı cemil versin. Cennette inşallah hiç ayrılmayacağız.

 

Bir engelli olarak okuyunca huzur bulduğum minik bir kitapçık var. Bediüzzaman Said Nursi’ye ait  “Hastalar Risalesi” isimli kitaptan ‘Ölüm’ün imanla ölen için kimseler için mahiyetini paylaşmak istiyorum.

 

***


"ÖLÜM, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat'î, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur'ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. * Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten (kulluktan) bir paydostur. *  Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. *  Hem hakikî vatanına ve ebedî makam- ı saadetine girmeye bir vasıtadır. *  Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna (cennet bahçelerine) bir davettir. *  Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye (ücret almaya) bir nöbettir. * Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir."

 

***

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

31 Mart 2013 Pazar

İki kapılı bir Han


İki kapılı bir Han

 

           Zaman ne çabuk geçiyor, emekli olalı iki yıl olmuş bile. (BU YAZININ İLK HALİNİ HAZİRAN 2012 DE YAMIŞTIM.) Bu yaz yine memleketimiz Konya Ereğli’mizden aldığımız eve geldik. Yine yazı gördük elhamdülillah. 

 

Bu yazıda, inşallah siz dostlarıma 20 gün önce Şanlıurfa’daki kardeşimi ziyaretimizden dönerken, yolda hissettiklerimi yazacağım. Mayıs(2012) başında Ankara’dan Ereğli’ye geldik. Ereğli’de iki gün kaldıktan sonra, Şanlıurfa’daki kardeşimin ısrarlı davetine uyarak Urfa’ya gittik. Torunları yani yeğenlerimi çok özlemiştik.

 

Şehir içindeki yolculuklarda babam beni tekerlekli sandalye üzerinde hep arkaya bindirirdi. Fakat Ereğli’den Urfa uzak olduğu için, babam kucaklayarak ön koltuğa oturttu. Giderken ve gelirken yolda resimler çektim. 

 

        Allah bu dünyayı, sadece biz insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Burası geçici bir sınav meydanıdır. Allah Kuran’da : “Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O azîzdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur).” (Mülk suresi 2. ayet)

 

Hepimiz biliriz ki, atamız Hz. Adem a.s. cennetten dünyaya indirildi. Ve eğer biz bu imtihanı kazanırsak yine asıl vatanımıza cennete döneceğiz. Bu yazdıklarımı arabada düşündüm. Nerden mi aklıma geldi?

 

Otobanda ilerlerken önümüzde tünel göründü. Tünele girerken 2963 metre yazıyordu. Neredeyse üç km. Tünele girdik, farlarımızı yaktık. Tünel içinde havalandırma boşlukları ve lambalar vardı. Üç km boyunca bu yazacağım şeyleri düşündüm.

 

       Ben o tünelden geçerken, tüneli dünyaya benzettim. Bu dünya tüm genişliğiyle bir tünel gibidir. Tünelden çıkınca geniş dünya ise cennet gibidir. Düşünün ki bu dünyadaki bir tünel ne kadar yer kaplar.

 

Dünya da cennetin yanında bir atom bile değildir. Aşık Veysel’in dediği gibi bu dünya, uzun ince bir yol, iki kapılı bir han… Tünelden çıkarken güneş ışığı gözümü kamaştırdı. Hani Peygamber Efendimiz SAV diyor ya, “Cennet hurilerinden birisi serçe parmağındaki yüzüğü dünyaya tutsaydı, güneş sönerdi.”

 

Gerçekten de o tüneldeki ışıkları dünyaya yani güneşe benzetirsek, tünelden çıkışa ise cennet diyebiliriz. Tünelin üstünü açsak, güneş ışığından tünelin ışıkları görünmez olur.

 


Dünyadaki bir çok insanın içindeki can sıkıntısı ise, tünelin darlığındandır. Tabi bu dünyayı ebedi sananları ben, tünelden çıkmayıp o tünele yerleşenlere benzetiyorum. Bu dünyanın geçici olduğuna inanıp ibadet eden müminler ise o boğucu tünelde havalandırma boşluklarında temiz hava alarak şarj olurlar ve can sıkıntısı yaşamazlar.

 

Önlerindeki far ışığında çıkışı bulurlar. Bu far ışığı Kuran-ı Kerim’dir. Ben de çoğumuz gibi Arapça Kuran okumayı bilmesem de, Kuran’ın Türkçe mealini defalarca sindire sindire okudum.

 


Şu günlerde bilgisayardan arapça Kur’an okumayı da öğreniyorum. Ama 2000li yılların başında manasını çok merak ediyordum acaba Allah Kur’an’da ne anlatmış diye. Köylerimizde Kur’an-ı Kerim duvarda tablo gibi asılı durur. Manasını da öğrenmek gerekir diye düşünüyorum. Mehmet Akif merhum bunu ne güzel anlatmış :

 

"İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!

 

Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde?

 

Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur'ân'ın:

 

Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma'nânın:

 

Ya açar Nazm-ı Celîl'in, bakarız yaprağına;

 

Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

 

İnmemiştir hele Kur'ân, bunu hakkıyle bilin,

 

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!"

Mehmet Akif Ersoy

 

      Allah bizi seviyor, yeter ki biz de O’nu sevelim ve günah işleyip O’nu üzmeyelim.. Allah hepimize dünyadaki imtihanımızda yardım etsin, nefsimize, şeytana uydurmasın.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

27 Mart 2013 Çarşamba

Sevinmek istiyorsak sevindirmeliyiz


Sevinmek istiyorsak sevindirmeliyiz

 

Ben ne zaman mutlu oluyorum biliyor musunuz? Cebimde çok param olduğunda veya güzel bir araba/ev/eş sahibi olduğumda değil, karşımdaki insanı mutlu ettiğimde ben de mutlu oluyorum. Sanırım pek çoğunuz benimle aynı düşünüyorsunuz eminim.

 

Son yıllarda milletimizin cömertlik ve merhametini tüm dünyaya gösteren güvenilir bir yardım kuruluşu var. Kimse Yok mu Derneği. İyi ki de var.

 


Hani Peygamberimiz diyor ya: “Kapınıza gelen dilenci, Allah’ın size özel bir ikramıdır“ Öyle ya, biz arayıp fakiri bulmaktansa, ayağımıza geliyor ki ’Yarım hurma dahi olsa, kendinizi ateşten koruyun’ tavsiyesiyle sadaka verebilelim. Günümüzdeki dilenmeyi alışkanlık yapmış olanlardan bahsetmiyor Efendimiz SAV...

 

İyi ki Kimse Yok mu Derneği kurulmuş. Ülkemizdeki, dünyadaki yardıma muhtaç gerçek ihtiyaçlıları tespit edip sistemli ve de kalıcı yardımlar yapıyor. Filistindeki, Somalideki yetimleri nasıl bulacaktık.

 

Afrikada suyu olmayan köylere su kuyusu açtırmak, Afrikada gözleri katarakt olmuş milyonlarca insanın, yapılan ameliyatla yeniden görmesine sebep olmak, belki de bize oturduğumuz yerde, bankada duran paramızın küçük bir kısmı ile, cenneti kazandıracak.

 

Bu yazdığım şeyler benim gibi 1000 küsür tl maaşlı emekliler için zor olabilir amma biliyorum ki bu sevapları kazanmak için holding patronu olmaya da gerek yok.

 

http://www.kimseyokmu.org.tr/ sitesi incelendiğinde görülebilir ki, bu yardımları yapıp, Allah’ın izniyle sevapları almak sadece bir tık uzağımızdadır.

 

Afrika’da katarakt yüzünden binlerce insan ameliyat olabilmek için yardımlarınızı bekliyor. Sizde Afrika’nın 7 ülkesinde gerçekleştireceğimiz sağlık yardımlarınıza bağışlarınızla katılın. Kararan dünyaların aydınlanmasına vesile olun. Onların görmemesine göz göre göre izin vermeyin! Bir göz açtırma bedeli 100 dolar / 177 Türk Lirası...

 

Afrika Katarakt Kampanyasına Nasıl Yardım Edebiliriz?

1)    Kredi kartınızla,"Afrika Katarakt" kampanyasına online bağış yapabilirsiniz.

2)    Yurtdışı banka hesaplarımıza, açıklama alanına "Afrika Katarakt" yazarak EFT/Havale göndererek bağışta bulunabilirsiniz.

3)    TURKCELL, VODAFONE VE AVEA tüm hatlardan "Katarakt" yazıp 5777'ye göndererek, 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

 

Site incelendiğinde görürüz, pek çok yardım kampanyası devam ediyor. Mesela maddi durumunuz iyiyse, 7500 dolara Afrikada, vefat eden bir yakınınızın adı verilecek bir su kuyusu açtırır ve o yakınınıza mezarda sevap gitmesine sebep olabilirsiniz. (Bakınız Yasin suresi 12. ayet)

 


Ben emekli olduğum için Cuma namazı çıkışı verdiğimiz sadakaları saymazsak, pek yardım yapamıyorum. Ama iki-üç ayda bir 5777 ‘ye boş bir sms atıp 5 tl bağış yapıyorum.

 

Yazının bu kısmında kitabımın başlıktaki bölümünü kopyalıyorum:

 


 

Mutlu olmak güzel bir araba/iş/eş demek değildir. Bunların hepsine sahip olsak bile gerçek mutluluk karşısındaki insanın gülmesine vesile olabilmektir.

 

2002 yılındaki hidayetimden sonra yani Kuran’ı okuyup gerçeği anladıktan sonra dünyaya bakışım değişti. Ağlamanın tadına vardım. Bir kız için değil merhametten ağlamayı keşfettim. 2004 yılındaydı sanırım, işten gelince yemek, lavabo, diş fırçalama, traş işlerinden sonra babamla beraber televizyonun karşısına geçerdik.

 

Kanalları dolaşırken Stv’de Kimse yok mu isimli yardım programına takıldık kaldık. Programı İkbal Gürpınar sunuyordu. Babamla beraber her hafta o programı izler ve ağlardık. Bilenler mutlaka vardır.

 

Programda bir il yada ilçede önceden yardıma muhtaç fakir bir aile tespit ediliyor. Daha sonra o yerde oturan ve ileriki yıllarda bu aileye destek olacak bir kardeş aile ile buluşuluyor. Daha sonra fakir aileye ziyarete gidip ihtiyaçları tespit ediliyor. O ilçedeki cömert esnaftan, belediye ve kaymakamlıktan toplanan yardımlar o fakir aileye veriliyor.

 

Zaten o sevinç anında babam da ben de ağlıyoruz. Kimi zaman tepeden tırnağa bir ev eşyalarla ve gıdalarla dolduruluyor. Bazen evin çocuğuna eğitim bursu, bazen gencine iş veriliyor. Babamla çok etkilenmiştik.

 

Sanırım bir kaç kez yazın Ereğli’ye giderken yedi adet koli erzak yaptırmıştık. Her kolide en kalitelisinden zeytin, peynir, makarna, çay, şeker, yağ, pirinç, çikolata, vs... vardı. Bunları fakir akrabalarımızın evlerine bizzat giderek dağıtmıştık.

 

Ayrıca işyerinde de amirim Ender bey ve samimi arkadaşlarımla çete kurduk. Sevap çetesi :) Duyduğumuz bazı fakir engelli veya ihtiyaçlı aileleri araştırıyoruz. Daha sonra aramızda para toplayıp ulaştırıyoruz. Bir de ayrıca ramazanlarda şirketimiz biz çalışanlardan yardım toplayıp çeşitli faaliyetler yapıyor. Geçtiğimiz yıl Sincan kimsesizler yurdunun tuvaletini yaptırdı. Sonucu sunu şeklinde hazırlayıp mail atmışlardı. Yetim çocukların yüzünü görünce ağlamıştım.

 


***

 

Kitap boyunca bütün bu gibi yardım konularından bahsetme nedenim inşallah sizleri şevke getirebilmektir. Hani efendim fıkra diye anlatılır bu ama gerçeklik payı da yok değil :

Cehennemde zebaniler bir adamı ateşe atacaklar. Adam birden :

- "Durun beni ateşe atamazsınız, ben dünyadayken bir dilenciye elli kuruş vermiştim", der. Zebaniler araştırırlar gerçektende adam hayattayken bir dilenciye elli kuruş vermiştir. Düşünür, taşınır işin içinden çıkamazlar. Sonunda baş zebaniye giderler.


- "Adamın biri dünyada bir dilenciye elli kuruş vermiş, beni atamazsınız, diye bağırıp duruyor ne yapalım ?" derler. Baş zebani de:

- "Verin elli kuruşunu, atın aşağıya". :)

***

 

Hemen her hafta o programı izler ağladık. Neresi olduğunu unuttum İkbal Gürpınar ve kardeş aile yine fakir bir aileye gittiler. Eşini kaybetmiş yetmiş yaşında bir dede üç torununa bakıyordu. Anne ve babaları trafik kazasında ölmüşler. En büyük torun oniki yaşındaki kız çocuğu. İkbal Gürpınar soruyor. “ Kardeşlerine bakıyorsun ne küçük annesin sen. Peki canım okula gitmek ister miydin? Anneni özlüyor musun? “ Kız o an elini yüzüne kapatıp ağlamaya başlıyor. İkbal hanım: “ Ben senin annen oluy mu? “ diyor ve ikisi sarılıp ağlıyorlar. Tabi o an babam ve ben şıpır şıpır gözyaşı döküyoruz.

 

ALLAH, yardım eden merhametli insanlarımızdan ve yardıma vesile olan Kimse Yok mu Derneği çalışanlarından razı olsun, cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

23 Mart 2013 Cumartesi

Hutbe gerçek oldu


Hutbe gerçek oldu

 

Çoğunuz biliyorsunuzdur, ben 2010 da emekli oldum. Allah nasip etti hamdolsun memleketimiz Konya – Ereğli’den ev aldık. Şu an yazları Ereğli’deyiz. Ankara’dan komşumuz Efkan Vural hocamgil (Hocam diyorum kendisi lisede Müdür Başyrd.)  sağolsunlar ramazan öncesi (2012) Ereğli’ye bizi ziyarete geldiler. Beraber Ereğli’nin gezilecek yerlerini gezdik. Efkan hocam Ereğli’yi çok beğendi. Hem havası hem suyu güzel şehir.

 

Efkan hocamgil Ankara’ya dönmeden bir gün önce Cumaya rastladı. Ereğli’de Selçukluların yaptırdığı 567 yıllık Ulu Camii var. (1445 yılında Karamanoğlu Mehmet bey yaptırmış. -İstanbul fethinden sekiz yıl önce- ) Efkan hocam ve oğlu Fatihle birlikte tabi babamla beraber Ulu Camiye gittik. Ben akülü sandalyemde olduğumdan babamla cami avlusunda kıldık. Efkan hocam ve Fatih camiye girdiler.

 

Bilirsiniz, Cuma namazlarında farzdan önce hutbe okunur. Ereğli’de Ulu Camimizde Hasan Çınar hoca var. Çok iyi bir hatip. Ayetlerle ve hadislerle ve verdiği örneklerle hatırda kalacak çok güzel bir hutbe irşat etti. Uzun uzun hutbeyi anlatmayacam yalnızca bir kaç başlığını özetleyeceğim.

 

Hasan hoca, hiç bir günahı küçümsemeyelim. Yaptığımız küçük günahlar kalpte bir siyah nokta bırakır... Damlaya damlaya göl olur, imanımız gider Allah muhafaza, dedi. Hasan hocam küçük günahlara örnekler verdi.

 

Mesela dedikodu, gıybet, küsmek, eşek şakası, küfür, surat asmak, ... daha çok uzar gider... Hocam birçok misal verdi. Birinde dedi ki: Bir kazan kuru fasulye pişirdiniz. İçine bir -afedersiniz- fare düştü. Tiksindiniz değil mi?

 

Fare küçücük nolcak ki canım demez, koca bir kazan yemeği dökersiniz. İşte küçük gördüğümüz günahlar da böyledir. Fare örneğini verince naptın hocam mı dediniz, diyerek şu ayete bağladı.

 

Cenabı Hak buyuruyor ki: Hucurat suresi / 12. ayet :

 

"Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir."

 

Cumadan çıkınca, Efkan hocam hutbeyi çok beğendiğini söyledi. Verdiği örnekler çok isabetli dedi. Ertesi gün Efkan hocamgili Ankaraya uğurladık.

 

Yolda giderlerken Efkan hocamı vardınız mı diye aradım. Celal hutbe gerçek oldu, dedi. Ankara’dan ertesi gün yazdığı mailin o kısmını kopyalıyorum:

 

******

 

Sevgili Celal

Ankaraya dönerken Aksaray'a 35 km uzaklıktaki IHLARA Vadisine gittik, Oradan da ÜRGÜP-(NEVŞEHİR)'e gidecektik. Hava çok sıcaktı vazgeçtik. Ihlara Vadisinde dinlenmek üzere çay demledik. Ihlara da unutulmaz bir an yaşadık, Celal Burada çok ilginç bir şey oldu:

 

TAM ÇAY İÇERKEN  FATİH'İN BARDAĞINA SİNEK DÜŞTÜ. İLK BARDAĞI İDİ, MİS GİBİ İÇEÇEKTİ, ÇAYI DÖKTÜ, YENİSİNİ DOLDURDU.

 

        Fatih’e dedim ki, oğlum dün Cuma Hutbesini hatırladın mı, hutbede verilen örnek burada gerçek oldu. İşte gördün sinek yüzünden çaydan vazgeçtin, Çayı döktük, çünkü midemiz almadı. Bunun gibi günahlar, haramlar da böyle hayatımızı ,ibadetimizi Allah korusun imanımızı yok edebilir.

 

İşte Celal, Allah'ın hikmeti Cuma Hutbesinde anlatılan gerçek  oldu. Tabiiki etkili oldu. İnşallah Fatih meseleyi anlamıştır.

 

Tekrar Her Şey için teşekkürler Allah Razı olsun.

EFKAN VURAL

 

******

 

Allah son nefesimize kadar imandan ayırmasın.

   Sevgilerimle ...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )