18 Aralık 2017 Pazartesi

Allah Hz. Musa’yı neden azarladı?


Allah Hz. Musa’yı neden azarladı?

 

Günaydın sevgili gönül dostlarımız, güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…  

 

Allah'ın ve Resulunün SAV selam ve bereketi üzerinize olsun.

 

Efendim belki yazılarımız uzun görülebilir. Elbet daha kısa olabilir fakat bu yazılar hafta boyunca yayında önde duruyor ve okunuyor. O yüzden abartı ve gereksiz bilgi olmaksızın uzun tutuyoruz, ama akıcıdır elhamdülillah.

 

Yazıyı o an okuyamazsanız, sayfamızı tekrar ziyaret ettiğinizde devam edebilirsiniz.

 

Efendim yine son Mesnevihan (Hz. Mevlana’nın eseri Mesnevi’yi her yönüyle en iyi bilen kişi) sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin “AşkTerk Etmez” isimli kitabından alıntı yaptık.

 


Muhterem Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin “AşkTerk Etmez” isimli kitabının adında sözü edilen bizi terketmeyecek AŞK, Cenab-ı Allah’ın isimlerinden birisidir.

 

Bu kitabı okumanızı tavsiye ederiz. Fakir gibi sayfaları tekrar tekrar okuyacağınızdan şüphemiz yoktur.

 

Yine kendisinin izniyle yayınlıyoruz. Başlıkta geçen azarlama olayı Mesnevi’de geçen Hz. Musa ve Çoban hikayesinde geçiyor. Bu hikaye aşağıdaki alıntının sonundadır.

 

MUHAMMED ÜMMETİNİ DİĞER ÜMMETLERDEN AYIRAN FARK

 

Arapçadaki “müsamaha” kelimesi dilimize hoşgörü olarak çevrilmiştir. Batı dillerinde ise tolerans olarak bilinir. Bu kelimenin ifade ettiği mânâ, radikal görüş ve düşünce sahibi olmadan ortaya yolu tercih etmektir.

 

Bilindiği üzere, Efendimiz her zaman ümmetinin orta yolu benimsemesini istemiş, ümmetinin uç görüş ve düşüncelerden, dolayısıyla da böyle bir yaşam bicinden uzak durmasını emretmiştir. Zaten gerçek İslâmi düşünce buna müsaade etmez.

 

İslâm’ın bizatihi kendisi, özü, hakikati sadece “AŞK”tır. Cenâb-ı Allah bu âlemi aşk ile yaratmış bu aşk’ı da Efendimiz’in âli şahsında ümmetine emanet etmiştir.

 

Hadis-i şerif çok net ve sahihtir. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” İman ile sevgi eşdeğer görülmüş.

 

Bir zaman sonra bütün inananlar Cennet’e girebilir, bundan hiç şüphe edilmez. Yüce Yaratıcı’nın af ve mağfiretine, kullarına olan şefkat ve muhabbetine asla sınır koyulmaz. Birilerini daimi olarak Cehennem’de görmek Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden şüphe etmektir.

 

Herkes bilir ki, cümle kullar küfr ü isyanda olsa bile bu, O’nun rahmeti karşısında bir damla sudan ibarettir.

 

Fakat asıl söylemek istediğimiz şu; Muhammed ümmetinin Cennet’i sadece Cemâl’dir.

 

Muhammed ümmetinin diğerlerinden ayıran fark da budur zaten. Cennet’e değil, Cemâl’e doğru yürüyen ümmet. Cenâb-ı Hakk Muhammed ümmetine böyle bir lütufta bulunmuştur ama herkesin derdi Cennet. Kimse Cennet’ten öte bir saadet düşünmüyor her nedense!

 

( Demekki bendeniz doğru yoldaymışım. Çünkü Haziran 2017’de Egemen Yayınlarından çıkan “İçimdeki Bitmeyen Özlem” kitabımda bahsettiğim özlem Rabbimizin Cemal’ineydi.

 


Yunus Emre Hazretlerinin şiirindeki gibi cennet gözümde değil ve her namaz Allah’a Cemalini görmekle şerefleneyim diye dua ederim. Elbette Cenabı Allahı cennettekiler görecek ama her cennetteki değil, bazı HAK AŞIKLARI görecekmiş.   

 

Cennet cennet dedikleri,

Üçbeş köşkle üçbeş huri,

İsteyene ver onları,

Bana seni gerek seni.   )

 

MUHAMMED ÜMMETİNİN ŞİARI SEVGİ VE HOŞGÖRÜDÜR

 

Gün gelir herkes Cennet’e dahil olur ama Cennet’ten öte bir şey var, Cennet-i Cemâl? Yeşillikler, akarsular, huri gılmanlarla süslenen Cennet’i bir habbeye satanların gözü daha bu âlemdeyken O’ndan gayrı hiç kimseyi görmez, bilmez. O’ndan gayrıyı görmedikleri için ayıp kusur da görmezler. O nedenle birilerini Cennet’e veya Cehennem’e götüren hâl ve ahvaller onlara bir başka görünür. Kimsenin cennet ve cehennemi onları meşgul etmez. Onlar kendinden kendine sefer eden yolculardır, bu yolculuksa çok zordur, etrafla ilgilenmeye vakit bırakmaz. Herkes kendi yarasına merhem sürmeye çalışır ama Muhammed ümmeti olmanın şiarı cümle mevcudata sevgi, saygı ve müsamaha ile yaklaşmaktır.

 
Dostum Aydın Kaynarca beyin hediye ettiği "Aşk Terk Etmez" kitabını okurken - Konya Ereğli Şehitler Parkı, Temmuz 2014

 



İslâmiyet sevgi dinidir, müsamaha göstermek için sevgi şarttır çünkü. Sevginin olmadığı yerde müsamaha da olmaz. İslâm kelimesi özünde “sulh-barış-uzlaşma” mânâları önemli bir yer tutar.

 

İslâmiyet’in ruhuna vakıf olan kişiler bu kelimelerin özüne sadık bir biçimde yaşarlar. Hem İslâmiyet’i temsil edip hem de buna ters düşen hâller içinde olmak, İslâm’ın özünü değil sözünü bilmektir.

 

Efendimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Ümmetine de bu rahmeti cümleye taşımak yaraşır. Rahmetin özü, hakikati: “Sevgi, saygı, şefkat, hürmet ile muhabbettir.”

 

Sahih bir hadis-i şerifte Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman’ın kardeşini hor hakir görmesi insana kötülük ve günah olarak yeter!”

 

Kâmil ahlâk sahipleri kendi inancı, kendi görüş ve düşünceleri dışında kalan kişileri ahlâksız görme, onları inanç ve yaşamlarından dolayı hor hakir bilme hakkını kendilerinde bulmazlar.

 

Çünkü böylesine seçkin, ârif, lâtif şahsiyetler başkalarıyla uğraşmak yerine kendileriyle meşguldürler. Bu hâl tümüyle Kur’ani bir ahlaktır.

 

Hucurat suresinde şöyle buyrulur: “Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin, belki de onlar kendilerinden daha da iyidirler.”

 

HZ. ADEM’İN AS TEFEKKÜRÜ

 

Mesnevî ’de geçiyor: Hz. Âdem bir gün ilk yaratıldığı günleri tefekkür ediyormuş. Bakara suresinde Âdem’e secde bahsinin geçtiği yerleri… O an aklına şeytan düşmüş. “Ey şeytan” demiş içinden, “yakıştı mı sana? Âdem’e secde etmedin, adın Azazil iken İblis oldu? Melekler arasında aziz biriyken, Azazil iken şeytan oldun. Niçin, neden?”

 

Âdem aleyhisselam böyle tefekkür ederken Cenâb-ı Hakk’ın sert hitabını duyar: “Ey Âdem! Demek ki benim kudret ve kuvvetimden habersizsin. Ben dilersem, senin gibi Âdem’den yüzlerce şeytan, beğenmediğin şeytandan da senin gibi yüzlerce Âdem yaratırım.”

 

Hz. Âdem aleyhisselam o kadar mahcup olur ki şöyle yalvarır Rabbine: “Ya Rab! Bağışla beni. Kullarını ayıplamak, kınamak, onlarda eksik kusur görmek ancak Sana mahsustur, sadece Sana yakışır. Çünkü ayıpsız ve kusursuz olan sadece Sensin.”

 

Hz. Âdem’in şeytanı ayıplamasına bile müsaade yok. Yüce Rabbimiz, “Şeytan bile olsa bırakın başkasını, kendinizle meşgul olun” diyor burada. Durum bu kadar hassas, şeytanla uğraşmaktansa âdem oluşumuzla ilgilenmek durumundayız.

 

Muhammedi ahlâk budur! Başkasının kusur ve ayıplarını görmemek ve araştırmamak; görülen, ortalığa dökülmüş kusur ve ayıpları örtmek… Peygamber Efendimiz hakkıyla bilinmek durumundadır, güzel ahlâk buna bağlıdır.

 

Hz. Peygamber bilindiğinde, O’nun varisleri olan veli insanlar tanındığında insan kendi derdine düşer, kendi boşluğunu doldurmaya bakar.

 

Kişi daha çok başkasını görüyorsa kendini görmüyor, daha çok başkasının kusurlarını sayıp döküyorsa kendi kusurlarını bilmiyor demektir.

 

HZ. MUSA AS İLE ÇOBAN HİKAYESİ

 

Malum, Mesnevî ’de Hz. Musa ile bir çobanın hikâyesi anlatılır.

 


Hz. Musa bir yerden geçerken bir çoban görür. Çoban takla atıyor, oturup kalkıyordur. Bu hareketleri yaparken şöyle de dua etmektedir:

 

“Rabbim! Şimdi kirlenmişsindir, başın da bitlenmiştir. Gel de başındaki o bitleri kırayım. Rabbim! Acıkmışsındır, gel koyunlarımdan sana süt içireyim. Rabbim, şimdi çarıkların da yırtıktır. Gel de çarıklarını yamayayım. Yorulmuşsundur. Gel de çadırımda seni biraz uyutayım.”

 

Hz. Musa hayretler içinde kalır, “Sen kiminle böyle konuşuyorsun? Dağdan kendini yuvarlayarak ne yaptığını sanıyorsun?” diye sorar çobana.

 

Çoban, “Namaz kılıyor ve Rabbimle konuşuyorum” diye cevap verir.

 

Hz. Musa, “Allah’ı kendin gibi bir kul mu sanıyorsun ki acıksın, kafası bitlensin, çarıkları yırtık olsun, yorgun olsun? O acıkmaz, uykusu gelmez, yorgun düşmez. Sen ne kadar yanlış bir zan üzeresin öyle!” diyerek çobana çıkışır.

 

Hz. Musa çobana doğru olanı öğretip oradan ayrılır. Çoban da yaptıklarından dolayı üzülür, Hz. Musa’nın öğrettiği şekliyle ibadete başlar. Bunu yapar ama önceki aşkı hissedemez, sanki araya uzun bir mesafe girmiştir, önceki yakınlığı bulamaz.

 

Boşluğa düşer, “galiba yanlış öğrendim” diye düşünüp Hz. Musa’nın peşinden gider.

 

O sırada Hz. Musa Rabbinden şöyle bir hitap duyar:

 

“Ey Musa! Kullarımla arama giresin diye mi yoksa aramızı yapasın diye mi seni peygamber olarak gönderdim? Çoban ile aramı niye açtın?”


(Cenabı Allah şekle değil, kalbe bakıyor; fayans ile teyemmüm abdesti alarak sırtüstü yattığım yerde kıldığım namazları da Kabul ediyor inşallah.)

 

BAŞKALARINI GÖREN GÖZ ASLA KENDİNİ GÖRMEZ

 

Hz. Mevlânâ bu hikâyeyi aktardıktan sonra şunu der:

 

“İşte ey sufi, ey takva sahibi, ey ibadetini en doğru yaptığını düşünen kişi!

 

Aradan perde kalkarsa görürsün ki sende bu çoban gibi ibadet ediyor ve dua ediyorsundur. İhlâsın ve samimiyetin bu kadardır. Unutma ki Allah, kullarına olan şefkat ve merhametinden ibadetlerini kabul ediyor.”

 

Gönül gözümüzün açılması bir tek şarta bağlıdır. O da baş gözümüzü ayıp, kusur, eksik görmeye kapamak, görülene sadece ibret nazarıyla bakmak...

 

Çünkü başkalarında ayıp kusur gören göz asla kendİNİ görmez.

 

(Sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin “AşkTerk Etmez” isimli kitabından alınmıştır.)

 

******

 



TRT Nağme Radyosu - Kahve Telvesi programı

Haftaiçi 12-13 arası TRT Nağme Radyoda Kahve Telvesi prog. dinliyorum.

Tavsiye ederim efendim.

Çaldığı enfes müzikler ve hayata dair anlatımlarla çok güzel bir program...
Tutkunu oldum. 12.05'te açıyorum ezana kadar dinliyorum...

Program TRT Antalya stüdyosundan yayınlanıyor.
Programı Nilhan Turan sunuyor.
Sesi hüzünlü geliyordu, araştırdım, meğer engelli annesiymiş...

Radyonuz yoksa internetten dinleyebilirsiniz.



 

Celalin Penceresinden

 

 

11 Aralık 2017 Pazartesi

Hans neden müslüman oldu?


Hans neden müslüman oldu?

 

Günaydın sevgili gönül dostlarımız, güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…  

 

Allah'ın ve Resulunün SAV selam ve bereketi üzerinize olsun.

 
Üç aylık yeğenim Kaan'ı ilk kez gördüm. Çorum Sungurlu'dan geldiler. Dayısının kucağında - 8.12.2017
 
 
Yeğenlerim ile - 9.12.2017 - Allah'ım nazarlardan koru.


Geçen gün radyo Akra FM’de bir hikaye dinledim, tüylerim diken diken oldu. Rahmetli büyük alim ve mutasavvıf Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan (1938-2001) Hocaefendi anlattı bu gerçek hikayeyi.

 


Bu olayı Hocaefendiye bir gurbetçi seveni anlatmış, dinlediğim sohbette o gurbetçi işçinin patronu Hans’ın müslüman olması hakkında güzel bir yorum da yapmıştı, hikayeyi internetten kopyalıyorum, sonra yorumunu aktaracağım.

 

GURBETÇİ İŞÇİNİN HAC İÇİN İZİN İSTEMESİ

 

Bir şey anlatacağım size, hep anlatıyorum, bayatlamayan bir hikâye anlatacağım size, duymadıysanız duyun: Almanya'daki bir kardeşimiz anlattı bana, belki içinizden birisidir, ben kim olduğunu unuttum. "Hocam o bendim!" derse, ben de adını sanını kaydederim, bundan sonra adını unutmam.

 

Buradan birisi, çalıştığı fabrikaya dilekçe vermiş. Çalışkan bir eleman, iyi bir eleman, fabrika müdürü seviyor demiş ki:

 

 “Şu aydan, şu ayın şu gününe kadar yıllık izin istiyorum demiş.” Müdür, patron demiş ki:

“Olmaz... Olmaz...”

 

“Niye?”

“O zaman fabrikanın harıl harıl çalıştığı zaman. Sen önemli bir elemansın. Ben sana o zaman izin veremem. Kışın git.”

 

“ Hayır, bu vakitte gideceğim.”

“ Vermiyorum izin.”

“ Vermezsen gene gideceğim.”

 

“ E işinden olursun, işsiz kalırsın.

“Kalayım.” demiş

“Haklarından mahrum olursun.”

“Olayım.”

 

“Niye bu kadar inat ediyorsun?” O zaman demiş ki:

“Hac var hac. Bizim Mekke’ye gitmemiz lazım. Hac yapmamız lazım filan.” Deyince:

 

“Haa, tamam. O zaman iş değişti. İbadetse müsaade ediyorum.” demiş.

 

ANTİ PARANTEZ SOHBETTE BUNU YORUMLADI

 

Bizimkiler gibi inatçı değil, Türkiye’dekiler gibi değil.

 

Bazı firmalar var Türkiye’de; Cumaya gideceksen benim işime girme diyor. Adını söylemiyorum. (Bu vaaz 90larda.)+ “Cumaya gideceksen benim firmalara girme” diyor. Hocam böyle diyor dedi bir kardeşimiz. Bende girme dedim. Allah’ın işi mi kalmadı? Allah rızkı nasıl olsa verecek.

 

Örümcek metruk bir evin bodrumuna ağ kuruyor. Allah ona rızkını gönderiyor. Uçarak geliyor takılıyor ağa. Allah, onun rızkına kanat veriyor, bodrumda ağına sinek takılıyor. Hiçte böyle iyi bir işlek bir yer değil. Dükkan açılacak bir yer değil. Ama oraya örümcek ağını kuruyor. Allah’da onun rızkına kanadı veriyor, oraya takılıyor, oda onu yiyor oturduğu yerden. Alem sabahleyin işine gider çalışmaya, rızık aramaya. Bu metruk evinde dururken rızkı kanatlanmış geliyor, gelir.

 

Çocuk çalışmasını bilir mi, bilmez. Ama nasıl doyuyor karnı? Allah nasıl doyurtuyor, anası babası, bahane. Ama süt ağzına geliyor, karnı doyuyor. Allah herkesin rızkını veriyor.

 
Hadis-i Şerif



HANS'IN PEYGAMBER EFENDİMİZE SELAMI

 

Şimdi bu patron demiş ki:

 

Aaa, ibadetse o zaman müsaade ederim. Tamam ayarlarız. N’apalım, git. Ben seni seviyorum.”

 

Bu da hazırlanmış, valizleri hazırlamış, ihramları hazırlamış, biletleri almış, hangi firma ile anlaştı ise anlaşmış. Ondan sonra patronun yanına gitmiş:

 

-“ Tamam ben tatile çıkıyorum.-................-

 

-“Peki güle, güle git demiş o da.” En son cümlesi mühim. Giderken kapıdan çıkarken:

 

-“Haa.. dur demiş ve: “Muhammed’e benden selam söyle” demiş.

 

Allâhu Ekber... Alman’a bak be. Vay be... Ne açık gözler var bu dünyada. Alman patron: “Muhammed’e benden selam söyle” demiş.

 

İsmi de Hans’mış. Zaten hep Almanların adı Hans’tır. Bizim askerlerin Mehmetçik olduğu gibi ama bunun adı hakikaten Hans’mış. Hakiki Hans.

 

“Muhammed’e selam söyle” demiş.     Haydii... O arkadaş anlatıyor:

 

“Hocam gittim, hac ettim, tavaf vs. yaptım. Medine-i Münevvere’ye geldim. Peygamber Efendimiz s.a.s.’in mescidine girdim; sıkışık, izdiham. Peygamber Efendimiz’in türbesinin karşısında arkada durdum. Gözüm kapalı:

 

"Esselâtü vesselâmü aleyke yâ Rasûlallah..." diyerek salat ü selam... Gözyaşları, deryalar gibi şaldır şuldur aşağı doğru akıyor... Hans'ın gönderdiği selam aklına gelmiş :

 

- "Yâ Rasûlallah, bilmiyorum yanlış mı doğru mu ama, ben Almanya'dan ayrılırken bizim patron Hans, sana selam söyledi" demiş gözü kapalı.

 

Ondan sonra Türkiye'ye gelmiş. Orada benimle konuştu. Dedi ki:

 

- "Hocam, daha Almanya'ya gitmeden Hans'ın müslüman olduğu haberi geldi.


****

 



YORUMU ŞÖYLE

 

Allahü Ekber! Tabi ya, Allahü Ekber! Neden? Neden müslüman kardeşlerim, neden? Peygamber Efendimiz'e selam söylediği; "Muhammed'e selam söyle" dediği için.

 

Peygamber Efendimiz SAV buyururki:

 

"Allah'ın yeryüzünde gezen melekleri vardır. Ümmetimin üzerime getirdikleri Salatü selamları bana ulaştırırlar. Getirdikleri Salatü selam bana ulaşır ulaşmaz ben de onlar için istiğfar ederim. (bağışlanma dilerim)"

 

Peygamberimize Hans’ın selamını iletince peygamberimiz cevaben “Aleykümselam” demiştir.

 

Çünkü, İslam’da selama SELAMLA karşılık vermek farzdır.

 

Yani, Ey Hans, Allah’ın SELAMETİ, esenliği senin üzerine olsun., demiştir.

 

Yani o da selamet yurduna girsin, dedi. Allah’ta anında kalbini islama açtı, imanla şereflendi.

 

***

 

Allah nasıl bir sebeple hidayet verdi bilmiyoruz. Belki de benim gibi birden merak etmiştir ve Kuran Meali okuyarak düşüncelere dalmıştır, da neticede iradesiyle müslümanlığı seçmiştir Allah bilir.

 

Sonuçta Efendimize selamı onun müslümanlığa girişinin düğmesine basılması oldu, ama geri planında inançlara saygı ve hoşgörü vardı. Kimbilir asıl sebep belki de çok iyiliksever kalbi oluşudur. Geçen yılki şu yazım gibi:

 

Müsait vakit tekrar okuyabilirsiniz: Allah Neden Beni Hidayete Erdirdi?

 


 

 

Rasûlullah SAV şöyle buyurdu


"Kim bana bir kere salât ederse; Allah Teala ona on salât eder, on günahını siler, on kat derecesini artırır.”


• "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed”•

 


Kalpler Allah’ın elinde kardeşlerim, hiçbir insanı hor görmeyelim.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

4 Aralık 2017 Pazartesi

Dünya Şükretme Günü


Dünya Şükretme Günü

 

Günaydın sevgili gönül dostlarımız, güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…  

 

Allah'ın ve Resulunün SAV selam ve bereketi üzerinize olsun.

 

Bugün 4 Aralık 2017.   Dün 3 Aralık Dünya Engeliler Günü idi.

 

Başlıktaki Dünya şükretme günü diye bir gün yok dediniz biliyoruz. Bu yazıda engelliler ilgili güzel bir yazıdan alıntı yapıp yazının sonunda başlığı açıklayacağız inşallah.

 
Yeğenim Nuriye İrem ile - Ereğli - 2014



Sivas’ta öğretmenlik ve engellilerle ilgili çok etkinlikler yapan, Ereğli’li hemşehrim görme engelli sevgili Selman Devecioğlu kardeşim benim gibi www.ereglihaberleri.com ‘da gönüllü köşe yazarlığı yapıyor.

 

Geçenlerde onun yazısını okuyunca acizane bu yazıdan alıntılar yapmak istedik. Yazıyı maille gönderdi. Allah razı olsun. Yazının tümünü burdan okuyabilirsiniz.

 


 

Selman kardeşim doğuştan görme engelli. Annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun yüzünü hiç göremedi. Buna rağmen  hayat dolu, güleryüzlü, hayata pozitif bakan birisi, esprili, Allah selamet versin.

 


2015 yazında babasıyla birlikte Konya Ereğli’deki evimizde ziyaret etmişti sağolsun. Sohbet sırasında konu engellilik ve şükretmeye gelmişti. Selman’a dedim ki:

 

“Ben yatalağım ama çok şükür duyuyor, görüyorum.” Selman şöyle cevap verdi:

 

“Abi ben göremiyorum ama çok şükür yürüyebiliyorum. Bana deselerki sana göz vereceğiz ama ayaklarını alacağız, inanki Hayır derim abi.”

 

Halinize çok şükredin. Sizin sahip olduğunuz nimetlerin birisini bile elde etmek için, tüm servetini verecek nice hasta milyonerler vardır. Her zaman Elhamdülillah demelisiniz.

 

Neyse sözü uzatmadan alıntıları kopyalıyorum sonrasında güzel bir yazı paylaşacağız.

 

ENGELLİLERLE İLGİLİ KULLANILAN TARTIŞMALI CÜMLELER

 

“Üç Aralık Dünya engelliler Günü” yaklaşıyor. En sık duyacağımız sözlerden biri de “Engelliler gününüz kutlu olsun”. Engelli sivil toplum örgütleri bu cümlenin kullanılmasına son zamanlarda karşı çıkıyor. Sebebini sorduğumuzda, anneler günü kutlanır, öğretmenler günü kutlanır, ama engelliliğin neresini kutlayalım gibi bir savunma içine giriyorlar.

 

Düşündük ama yerine farklı bir cümle bulamadık, “Üç Aralık Farkındalık Günü” dense daha anlamlı olur dedik.

 

Söylenen diğer bir cümle de “Her sağlıklı bir engelli adayıdır”. Duyuyorsunuzdur, sık sık tekrarlanıyor. Engelli dernekleri ve engelli aydınları diyor ki, eğer insanlara Rabbimiz bir garanti verseydi, sen hiç engelli olmayacaksın denseydi, acaba engellilere insanlar yardım etmeyecek miydi?

 


Engellilere yardım etmek, vicdan meselesidir, toplum olmanın bir gereğidir, bu cümle biraz çıkar düşüncesini akla getiriyor, diye ifade ediyorlar.

 

Yıllardır kelime ve kavramla üzerine birçok tartışma yapılmıştır. Bizlere “sakat” denmiş, sonra rencide edici bir kelime olduğu düşünülmüş, “özürlü” ifadesi kullanılmış, en sonunda “engelli” kelimesinde karar kılınmıştır.

 

Bazı arkadaşlarımız, “Ben engelli değilim, engel beyindedir.” diyor. Nesiller değiştikçe kelimeler de değişiyor galiba.

 

Arkadaşlarımız, “Ben körüm.” diyor, bazılarımız “Ben görme engelliyim.” diyor. Kur’an-ı Kerim’de de “âma” deniyor, yaşlı amcalarımız bizleri “hafız” diye çağırıyor.

 

Ben kelimelere takılan bir insan değilim, ama bazı arkadaşlarımız kelimelerin önemli olduğunu savunuyor.

 

Yeterkİ yürekler kör olmasın. Selametle kalın.

 

Selman DEVECİOĞLU

 

 

GÖZ NİMETİNİN ŞÜKRÜ

 

Cenâb-ı Hakkʼın maddî-mânevî, bilip bilmediğimiz sayısız nîmetiyle perverde hâldeyiz. Bunların kıymetini idrâk edip şükredebilmemiz için, Cenâb-ı Hakkʼın nîmetleri üzerinde sık sık tefekkür etmemiz gerekir.

 

Meselâ bir “göz” nîmetini düşünelim:

 

Şayet doğuştan âmâ olarak dünyaya gelmiş olsaydık ve bize yıllar sonra görme imkânı bahşedilseydi, o anda kim bilir nasıl bir sevince gark olurduk?! Görebilme nîmetin büyüklüğü, güzelliği ve ihtişâmı karşısında, nasıl hayretlere düşerdik?! Bu nîmeti lûtfeden Rabbimizʼin kudretine hayran olur, Oʼna şükran duygularıyla dolardık.

 

GÖREBİLME NÎMETİNİ TEFEKKÜR ETMEK

 

Hakîkaten, renklerin ve ışığın sayısız tonunu, Güneşʼin gurubda resmettiği muhteşem manzaraları, yıldızları, mehtâbı, geceyi, gündüzü, deryaları, ormanları, hayvanları vs. Cenâb-ı Hakkʼın kâinatta sergilediği muhteşem sanatın eserlerini ilk defa görüyor olsaydık, kim bilir ne kadar mesʼud olurduk!..

 


Sadece görebilme nîmetinin doyumsuz zevkinden ve târifsiz sevincinden âdeta mest olurduk. O anda gördüğümüz varlıklara, şimdiki gibi sathî ve sıradan bir nazarla değil, tıpkı derin bir okyanusa bakar gibi; ibret, hikmet ve hayranlık hissiyâtıyla nazar kılardık…

 

Göz nîmeti hakkında zikrettiğimiz bu hakîkatleri, âdeta bir şablon gibi, üzerimizde tecellî eden, duyma, yürüme, akledebilme gibi bütün nîmetlere teşmil edebilirsek; şükür borcumuzun azametini daha iyi idrâk edebiliriz.

 


 

*****

 

ADI DEĞİŞSİN BENCE

 

Selman kardeşim görmeyi çok özledi, ben yürümeyi çok özledim.

 

Aslında bizim de Sahip olduğumuz nimetleri hayallerinde yaşatanlar vardır. Mesela boyundan aşağısı çalışmayan kas hastası engelli dostum İbrahim Oğuz, benim gibi bardaktan kendi çay içebilmeyi düşlüyor.

 


Dün, Üç Aralık Dünya engelliler Gününde en sık duyduğumuz sözlerden biri de “Engelliler gününüz kutlu olsun” idi. Evet, anneler günü kutlanır, öğretmenler günü kutlanır, ama engelliliğin neresini kutlayalım, demeyelim.

 

Kutlama yapmak değil ama engelli olduğumuza sevinmeliyiz. Kimse engelli olmayı seçmez, istemez, ama Allah, takdiri ile bizi seçip engellilik verdiyse bizi sevdiği içindir.

 

Erhamerrahimin (Merhametlilerin en merhametlisi) olan Allah kullarına ASLA zulmetmez.

 

Bakın şu Hadis bana müthiş teselli veriyor. Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor ki:

 

(Ömrü) belâ ve hastalıkla geçen kişilerin kıyamet günü alacakları SEVAPLARI GÖRÜNCE, (Dünya hayatı refah ve huzur içinde geçen) SIHHATLİ kişiler, dünyada iken derilerinin makasla koparılmasını niyaz ederler.”

 

Yani insan, sadece dünyayı değil ahireti de kapsayan bütüncül bakışla düşünse, kazandığı sevaplardan ötürü, kısacık fani ömrünü engelilikle geçirdiğine aslında ŞÜKRETMESİ gerekir.

 

O yüzden, acizane bendeniz iyiki engelliyim, ve hep, Bu da GEÇER YA HU, (Bu da geçer Ey Allah’ım) diyorum. Çünkü dünya geçici ve Yüce Allah’ın affı, lütfu, rahmetiyle cennete girersem eğer, orada SONSUZA KADAR sağlıklı genç ve mutlu olacağım inşallah.

 

Hadisteki hayatı hep huzurla geçen insan azdır. Ki Allah'ı hiç anmadıkları için, Allah onlara hiç dert vermiyor ki Allah'ı hatırlamasınlar. Ahirette nasipleri olmasın.



Her insan dünyada sabır ve şükür imtihanındadır. Bazı insanların öyle dertleri var ki, engellilik vererek Allah’ın bizleri koruduğunu düşünüyorum. Hayırsız eş, evlat, mal, … gibi.   

 


Siz sağlıklı insanlar, biz engellileri görünce EMPATİ yaparak halinize çok şükredin ki şükretme sevabı kazanın. Böylece biz sabrederek, siz de şükrederek imtihanı kazanalım.


 


Hem biz engelliler, hem siz sağlıklı insanlar, Gelin her Engelliler Gününü şükretmemize vesile yapalım inşallah. 
    


Bence bu günün adını değiştirelim.

 

3 Aralık Dünya Engelliler Günü artık “DÜNYA ŞÜKRETME GÜNÜ” olsun. Ne dersiniz?

 

O gün ve hergün sık sık “ELHAMDÜLİLLAH çok şükür bugünümüze” , diyelim.

 


“Eğer şükreder ve imana ererseniz NEDEN Allah (geçmiş günahlarınızdan dolayı) sizi azaba uğratsın? Allah, şükredenlere karşılığını hakkıyla veren ve (her şeyi) hakkıyla bilendir.” (Nisa suresi, 147. ayet)

 

 

Celalin Penceresinden