17 Kasım 2013 Pazar

“Keşke Babam da bu zamanda yaşasaydı”


“Keşke Babam da bu zamanda yaşasaydı”

 

Halamın kızı Güler, evli ve Keçiören’de oturuyor. Geçen ay ikinci bebeği oldu. Geçen hafta Güler’in annesi Dursun halam ve babası Mehmet Ali Yalman eniştem Hatay Dörtyol’dan bebeği görmeye geldiler.

 

Dün (5 Kasım 2013 Salı) eniştem sağolsun, Keçiören’den bizi ziyarete Sincan’a geldi. Bu sabah kahvaltıdan sonra odamda sohbet ederken kapı çaldı. Gelen aile hekimimiz Doktor Gülcan Alaşahin idi. Çarşambaları saha çalışması olarak hastalarını evlerinde muayeneye gider. Bu hafta sıra bana gelmişti.

 

Hatırlarsınız geçenlerde -Ocak 2013’te- Dr. Gülcan hanımın samimi ilgisi ve mütevaziliği ile ilgili Aile hekimi böyle olmalı isimli bir yazı yazmıştım:

 


 

Mehmet Ali eniştem doktor Gülcan hanımın bana tansiyon, boğaz, akciğer dinleme gibi muayeneleri yaptığını görünce çok şaşırdı. Babam aile hekimimiz ayda gelir, hastasını yoklar, demiş.

 

Gülcan hanım gittikten sonra eniştem tekrar odama geldi ve ağlamaya başladı. “Keşke babam da bu zamanda yaşasaydı ve devletin bu hizmetlerinden faydalansaydı“, dedi.

 

Bildiğim kadarıyla eniştemin babası Kadir amca (Biz Kadir emmi deriz) dokuz yıl felç yattı ve 1985 başında öldü. Birkez bayramda on - onbir yaşımdayken Faik dedemle ziyarete gidip yatakta elini öpmüştüm, onu hatırlıyorum.

 

Enişteme, Kadir Emmi’yi anlatır mısın, neler yaşadı, diye sordum. Aslında hep merak ediyordum. Peki Celal sen sor, ben anlatayım, dedi ve anlattı. Şimdi kısaca özetliyorum:

 

Kadir emmigil memleketimiz Konya Ereğli’nin fakir dağ köylerinin birinde fakir bir çiftçiymiş. Son derece dürüst, merhametli olan Kadir emmi namazını kılan, ağzı dualı, çok sabırlı bir insanmış.

 

1973 yılında büyük oğlu Mehmet Ali (eniştem) askere gidince, o da fakirlik sebebiyle köyden Ereğli merkezine taşınmış. Çünkü toplam üç erkek, iki kız çocuğu varmış.

 

Köyden sattıkları ev ve tarlanın parası ile Ereğlinin kenar mahallerinin birinde bir bahçe almış. Bahçenin kenarına kerpiçten bir ev inşa etmiş. Mehmet Ali eniştem askerden dönünce halamla evlenmiş ve İskenderun Demir Çelik’e işe girmiş ve halamla oraya taşınmışlar.

 

Kadir emminin belirli bir işi ve sigortası yokmuş. İki at ve bir at arabası almış. Şehir içinde yük taşımacılığına başlamış. İşte bu at arabası, hayatının dönüm noktası olmuş.

 

Birgün bir müşteri gelmiş ve oduncudan aldığı bir ton odunu evine götürmesi için at arabasını tutmuş. Oduncu ve Kadir emmi beraber odunları at arabasına yükleyip iple sıkıca bağlamışlar.

 

Kadir emmi verilen adrese odunları götürmüş. Atların dizginlerini yere atmış. Daha at arabasından inmeden, atlar birşeyden ürkmüşler ve tepinmeye başlamışlar.

 


Kadir emmi arabanın üzerindeyken yere eğilip hızla dizginleri almaya çalışmış. O sırada atların şahlanmasıyla iki atın arasına düşmüş. Atlar hala şahlanıp tepinmekte ve at arabasında da bir ton odun yüklü... Hepsi saniyelerle olan olaylar...

 

Atlar huysuzluk yaptıkça at arabası ileri geri gitmeye başlamış. O yükü ile at arabasının tahtadan ve demir kaplı tekerleri Kadir emminin vücudunun üzerinde gezmiş. Bacak, kaburga, bel ve bir çok kemikleri kırılmış. Belden aşağısı felç olmuş.

 

İşte 1975 yılındaki o kazadan sonra Kadir emmi büyük ızdıraplar içinde dokuz yıl yaşamış. Eniştemin anlattıklarını dinlerken kendi hayatımı düşündüm de, benim yaşadıklarım dert değilmiş. Güvendiğimiz sağlığımızı, malımızı saniyeler içinde kaybedebiliriz...

 


Kadir emmi geceleri sabaha kadar ızdıraptan bağırırmış. Vücudu felç olduğu için yemek, banyo, tuvalet işini karısı Ayşe teyze ve küçük oğlu Mustafa abi beraber yapmışlar. Allah onlardan razı olsun. Namazlarımda onlara da dua ediyorum.

 

Çünkü teyzenin tekbaşına gücü yetmezmiş. Bazen Mustafa abi işe gidince, Kadir emmi ızdırap içinde, oğlunun eve dönmesini ve onu yatakta çevirmesini beklermiş. İğnelerini ise hep küçük kızı yapmış.

 

Eniştem dedi ki, Anam yatağa uzanıp hiç uyumadı. Hep yatağın başında diz çökmüş beklerdi. Çünkü anam, babamı ızdıraptan sabaha kadar bir o yana, bir bu yana döndürürdü. Sırtında sürekli yatmaktan kapanmaz derin yaralar açılmıştı. Anam bazen yatağa başını koyar, uyuyakalırdı. Eniştem anlatırken, ben de şimdi yazarken ağlıyorum.

 

Bacakları dokuz senede öyle kurumuş ki, adete kupkuru odun gibi olmuş. Yapılan iğneler son zamanlarında geri çıkıyormuş. Ve öyle kurumuş ki, kan dolaşımı olmuyormuş, Kalp vücuda kan pompalayınca bacaklara gitmeyen kan geri tepiyormuş. O da büyük bir acı veriyormuş.

 

Rahmetli Fahri amcam Ereğli SSK hastanesi müdürüydü.Doktorlarla konuşup ambulans göndererek ameliyat narkozu ve morfin yaptırmış. Kadir emminin son zamanlarında biraz dinlenmesini sağlamış. Hayır duasını almış. Allah razı olsun.

 

Eniştem daha çok şey anlattı; ben burada kısaca özetledim. Eniştem Hatay’daydı. Kimbilir bu dokuz yılda, Kadir emmiyle beraber yaşayan oğulları ve kızları neler yaşadılar?

 

Kadir emminin emekli maaşı veya sakatlık maaşı gibi geliri yokmuş. Şimdi devlet hem engelliye hem de velisine evde bakım parası veriyor. Oğulları çalışmış, aileyi geçindirmiş.

 

Bazen ilaç alacak para bulamamışlar, bazen de ilacı bulamamışlar. O yıllarda felçli bir insanı hastaneye götürüp muayene ettirmek çok zormuş, 112 ambulansta yokmuş.

 

Kadir emmi 7 Ocak 1985 karlı bir kış günü vefat etmiş. Eşi Ayşe teyze de yedi yıl sonra 1992’de böbrek kanserinden ölmüş. Biliyorsunuz amansız hastalıktan ölen inançlı müminler de şehittirler. Allah rahmet eylesin, onları cennette ayırmasın.

 




Kadir emminin çektiği acıları düşününce kendimle kıyaslıyorum da içim şükür duyguları ile doluyor. Ağrım, sızım yok. Annem ve babam benim bir dediğimi iki etmiyor. Engelli bir kişi olduğumu bana hissettirmiyorlar. Yemeğimi, çayımı kendim yiyebiliyorum. Evimde aile hekimimiz muayeneye geliyor. Emekli maaşım var. Hamdolsun bugünüme...

 

Allah bizleri cennette buluştursun inşallah. Yaşadıklarını Kadir emminin ağzından dinlemek isterim. Bu yazıyı okuyanlardan bir ricam var. Lütfen rahmetli Kadir emmi ve eşi için Besmele çekip ruhuna bir Fatiha gönderelim.

 

Celal Çelik                  Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

13 Kasım 2013 Çarşamba

Namazlarımda birinci Duam


Namazlarımda birinci Duam

 

Babam, 8 Kasım 2013 Cuma günü ANJİYO oldu. İki damarına stend takıldı... Bir gece hastanede yattı, eve geldi, şimdi durumu iyi hamdolsun..

Önceki yazılarımdan da biliyorsunuz, Cuma günleri babam beni tekerlekli sandalyem ile mahallemizdeki girişi düz camiye cuma namazlarına götürür.

Bu Cuma (8 kasım 2013) günü sabah babamın tansiyonu yükseldi. Sabah devlet hastanesine acile gitti, ilaç vermişler, eve döndü, uzanıp dinlendi.


 

Dolayısıyla Cuma namazına gidemedim, üzülüyordum. Sonra birden acaba cuma namazını canlı veren televizyon var mı, diye aklıma geldi. Google’da araştırırken TRT Diyanet TV’nin cuma namazını canlı yayınladığını öğrendim.

Odamda uydu alıcısı yok malesef. Ben de internetten sayfasını açarak izledim. Kocatepe camisinden canlı Cuma vaazını dinledim. Hiç görmediğim Kocatepe camisinde İsmail Coşar hocanın okuduğu ezanla gözyaşına boğuldum.

Cuma Hutbesini dinledim. Teyemmüm abdesti ile oturduğum yerde laptoptan internet Tv’den imama uyarak cuma namazını kıldım, hamdolsun. İmam efendi çok güzel Kuran okudu namazda...

Bu Cumaya gidemedim ama Allah’a hamdolsun devletimiz böyle kanal açtı. Çok mutlu oldum... Cumaya gidemedim derken Rabbim Kocatepe Camiinde Cumayı kılmayı nasip etti. Binlerce hamdolsun.

 

İnşallah Kocatepe’de cemaatteki namaz kılan insanlarla beraber, Rabbim benim de namazımı kabul eder.

Babam hala kendini hiç iyi hissetmiyordu. Öğleden sonra Özel Sincan Koru hastanesi Kardiyoloji bölümünden randevu aldı. Doktor, amca kalbinde sorun var, hemen anjiyo yapacağız, demiş.

Yazdan beri aylardır sürekli bir yorgunluk, halsizlik vardı. Bu sene iyice yaşlandım artık, az yürüyünce bile hemen yoruluyorum, diyordu. Meğer kalbinde sorun varmış.

 

Babam, annemi benim yanımda bırakarak arabayla hastaneye kendisi gitti. Doktor hemen anjiyo yapmış ve iki damarına stend takmış. %80 tıkalıymış.

 

Telefonla haberi alan annem, komşumuz Efkan Vural hocamın hanımına durumu anlattı. Efkan hocam okuldan süratle eve geldi. Efkan hocam ve hanımı annemle hemen hastaneye gittiler. Annemi babama refekatçı bıraktılar.

 

Efkan hocam bizim arabayı, hanımı da kendi arabalarını eve getirdi. Efkan hocamın hanımı Hatice hanım bana yemek hazırlayıp getirdi. Yemekten sonra yatsı namazını kıldık. Efkan hocam Kuran okudu ve dua etti, ben amin dedim.  

 


Allah onlardan ebediyen razı olsun. Bizi cennette de komşu eylesin. Babam bir gece annemle hastanede kaldı.

 

Çorumdan haberi alan kızkardeşimgil Ankara’ya geldi ve yalnız kalmadım. Eniştem beni sabah namazına kaldırdı. Allah onlardan da razı olsun.

 

Allah’ın babama şifa vermesi için gözyaşıyla çok dua ettim ama ya acaba babama bişey olursa diye endişe yaşamadım. Hep Allah’a güvendim.


Bunun nedeni uzun yıllardır her namazımda, bazen baklava yiyerek ettiğim DUA’dır. Yani ağlayarak binlerce kez ettiğim dua... Allah duaları kabul eden MUCİB’dir.

 

Duam: “Allah’ım anneciğime ve babacığıma sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür ver. Ben Celal kulunu annem ve babamdan başka bir sebebe muhtaç etme. ... “ AMİN


Sanırım babacığım beni bir kaç hafta daha Cuma namazına götüremeyecek. Hamdolsun ki Diyanet TV var. Gerçi babam iyileşsin yeter ki. Ben hep laptoptan kılmaya razıyım.

 

Aslında sadece camiye gidemeyen biz engelliler değil, Kadınlarımız da bu yayından istifade edebilirler.


http://www.trt.net.tr/Anasayfa/canli.aspx?y=tv&k=trtdiyanet


Allah bu DİYANET TV televizyonunu kuran devletimizden ve emeği geçen herkesten ebeden razı olsun. Allah devletimizi kıyamete kadar payidar kılsın.

 

“Allah’ım anneciğime ve babacığıma sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür ver. Ben Celal kulunu annem ve babamdan başka bir sebebe muhtaç etme. ...

 


Allah’ım anneciğimi ve babacığımı dünyada da, ahirette de birbirinden ayırma Ya Rabbel Alemin...“

AMİN

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

10 Kasım 2013 Pazar

Başka açıdan Facebook’a bakış


Başka açıdan Facebook’a bakış



Dünyadaki bütün gençlerden -hatta çocuklar bile- Facebook’ta profili olmayan herhalde yoktur.

 

Bazen karşılaştığım durumlar, bende çağrışımlar yapar ve bununla ilgili bir yazı yazarım. Mesela, ruh ve bedeni, araba ve şoföre benzetirim; Şoför arabadan ayrıldığı anda, o araba bin yıl geçse de yerinden kımıldayamaz ve çürür. Neyse konumuz bu değil. Ben, size bugün Facebook’la ilgili bazı düşüncelerimi paylaşacağım. Okursanız sevinirim.

 


Yıllar geçtikçe zekamız gelişiyor ve teknoloji ilerliyor. Facebook çok muazzam bir buluştur. Hiç düşündünüz mü? Facebook’ta milyonlarca profil kayıtlıdır.  

 

Milyonlarca insanın birbiriyle yazışmaları, videoları, fotoğrafları, yorumları, beğendikleri ve paylaştıkları hiç karıştırılmadan kaydediliyor. Bu ne karmaşık sistemdir. Öyle değil mi? Facebook’ta çalışan çok zeki mühendisler tasarlıyor bu sistemi…

 

Facebook sanal bir dünyadır ve bu dünya hayatı ile benzer yönleri çoktur. Facebook'ta her kullanıcı ayrı bir dünyadır, yaşamdır. Kendimden örnek vereceğim:

 

Benim üçyüz küsür arkadaşım var. Benim paylaştığım şeyleri o an sadece benim arkadaşlarım görüyor. Sadece onlar beğeniyor ve yorum yazıyor. Bu benim dünyamdır.

 

Geçenlerde Facebook’ta yeni bir arkadaşla tanıştım. Baktım, daha önce neler, neler paylaşmış. Bunun gibi tanışmadığımız her Facebook kullanıcısı ayrı bir alemdir.

 

Bunları düşünürken Kuran'dan pek çok ayet hatırıma geldi. Ayet isimlerini hatırlamıyorum fakat Google'da aratsak buluruz eminim. "Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadır." (Enam suresi, 6) ayeti bana Facebook’u hatırlatıyor.

 

Geçenlerde bir dostum Facebook için, tüm kullanıcılarının yaptığı her şeyi -silinenleri bile- kaydettiğini söyledi. Neden ki, dedim. Çünkü o yazdıkları ilerde delil gibi kullanılacaktır, dedi.

 

Mesela gencin biri, hakaret dolu resimler paylaşmış ve 30 yıl sonra o genç bir bakmışsın genel müdür veya politikacı olmuş veya bakan olmuş.

 

Facebook, dünyanın her yerinde paylaşımlarımızdan hakkımızda bilgi sahibi oluyor ve günü gelince karşımıza çıkaracak.

 


Evet, Facebook'u kuran insanlar bile milyonlarca insanın, beğendiklerini, resimlerini, yorumlarını karıştırmadan kaydedebiliyorsa ;

 

Rabbimiz sonsuz gücü ve sonsuz ilmi ile, gelmiş geçmiş milyarlarca insanın yaşam videolarını ve sözlerini kaydedemez mi?

 

Ve yeniden diriltip mahşerde bu dünyanın hesabını soramaz mı?

 

ELBETTE SORAR VE SORACAKTIR. BÜTÜN SEMAVİ KİTAPLAR, KURAN’DA YÜZLERCE AYET, 124000 PEYGAMBER, MİLYONLARCA EVLİYA BUNU HABER VERİP UYARIYOR.

 

Rabbimiz diyor ki: "Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir." (Yasin suresi, 12. ayet)

 

Rabbimiz, Kuran'da bize akrabaya ilgiyi ve yakınlığı emrediyor. (Nahl suresi, 90)

 

Ben Facebook'ta herkesin doğum gününü kutluyorum, durumlarına yorum yapıyorum, paylaştıkları güzel şeyleri beğeniyorum. Arada mesaj gönderip hatırlarını soruyorum. Bunlarda akrabayla ilgilenmeye girer diye düşünüyorum.

 

Dolayısıyla Facebook sevap kazanmaya vesile olmaz mı?

 

Hani bir ayet var ya: "Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa, onun mükafatını görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa, onun cezasını görür." (Zilzal suresi, 7,8.ayet)

 

Yani paylaştığımız bir sözle insanları mutlu ediyoruz. Bazen yaptığımız bir yorumla insan, hatasını anlayıp tövbe ediyor. Bazen de paylaşılan bir resim, yazıyla insanları günaha sevkediyoruz.

 

Ben bir çok islami sayfaya üyeyim ve hergün birkaç ayet ve hadis öğreniyorum.

 

Mesela paylaştığımız "Mümin erkek ve kadınlar gözlerini haramdan korurlar." (Nur suresi, 30,31.ayet) ayetini okuyan bir genç, çıplak resimlere bakmaktan vazgeçebiliyor.

 

Böylece, dünya hayatı bir imtihan olduğu için her şey gibi Facebook'u da Allah, günah veya sevap kazanmamıza vesile ediyor.

 

Lütfen Facebook'ta eğlenirken dikkat edelim, paylaştıklarımızı yorumlarımızı düşünerek gönderelim ki, bilmeden günaha girmeyelim.


C. Çelik / Ankara ( Konya-Ereğli )
 
*********
 
BU YAZIM İNTERNET ÜZERİNDEN YAYIN YAPAN AYLIK ESKİCİ DERGİSİNİN KASIM SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.
 
 
 

 

6 Kasım 2013 Çarşamba

Hayatımın dönüm noktası


Hayatımın dönüm noktası

 

Geçtiğimiz günlerde Radyo7’de hergün dinlediğim radyo programcısı Talha Bora Öge’den ve programındaki “Hayatımın dönüm noktası” köşesinden bahsettiğim bir yazı yazmıştım.

 

O köşeyi herhafta dinliyorum. Herkes telefonla bağlanıp etkilendiği olayı anlatıyor ve belki de bir dinleyici etkilenip hayatına yeni karar alıyor.

 

Belki de bilmiyorsunuz, benim konuşmam bozuktur. Bazı kelimeler anlaşılmıyor ve karşımdaki kişi bazen birkaç kez tekrarlatıyor.

 

Ben de telefonla bağlanmadım. Talha beye bir email yazdım, gönderdim. Fakat birkaç haftadır o programı dinleyemiyorum. İnşallah okumuştur.

 

Bu yazımda o mektubu sizinle paylaşmak istiyorum. Belki yazımı okuyan yüzlerce kişiden benim dönüm noktasından etkilenip Kuran okumaya karar verenler olabilir.

 

******

 

Talha Bora Öge bey, ben Ankara Sincan’dan 40 yaşında tekerlekli sandalyede emekli bir engelliyim. Benim konuşmam bozuktur. Sarhoş gibi konuşuyorum, bazı kelimeler anlaşılmıyor. O yüzden telefonla aramadım, ben size bu mesajı yazıyorum, inşallah okursunuz.

 

Benim hayatımın dönüm noktası çalıştığım 2003 yılında aldığım bir emaildi. Stresli çalışma ortamında çalışırken bir e-mail aldım. Birtakım sorular vardı ve cevapları Kuran-ı Kerim'de bulabilirsiniz diyordu.

 

“Yaşamın gayesi nedir? Ölen insanlar nereye gidiyor? Cennet, cehenneme kimler, nasıl gider? Dünya hayatının değersizliği... Kalpten yapılan bir tövbe ile günahsız yaşama başlanacağı... vs...” gibi sorulardı.

 


Ramazana bir hafta vardı.  Gecelerce düşündüm. Hayatıma bir yeni sayfa açtım, tövbe-istiğfar edip Kuran okumaya karar verdim. Zaten Ağustos 2002 de tövbe etmiş sigarayı da bırakmıştım. (Yaptığım bir hesaba göre on bin dolar civarı parayı yıllarca sigaraya yatırmışım... Sağlığıma yaptığı zararı saymıyorum bile... )

 

Ramazan da bir ay orucu sadece ve sadece Allah benden razı olsun diye tuttum... Aslında oruç tutmakta zorlanıyorum. Çünkü şimdilerde sıcakta oruç tutunca hiç can kalmıyor. Patates çuvalı gibi oluyorum.

 

Ama 2003 yılında ramazan kış günlerindeydi. Oruç çok zor gelmemişti.

 

Elhamdülillah Allah bana İslamın kapılarını açtı. Çünkü Allah, kendisine adım atana yürüyerek gelirmiş. Yürüyene koşarak gelirmiş. Evet Efendimiz SAV  öyle diyor. Aslında Allah herkese hidayet vermek istiyor.

 

Sadece kendisini (c.c) hatırlamamızı, sevmemizi ve önemlisi O’na samimi ihlaslı olmamızı istiyor. Yeter ki O’nun kapısına gelip tokmağa dokunalım.

 

Kuran-ı Kerim'i yedi ayda bitirdim. Evet Türkçe mealini.. Akşamları işten gelince 10-15 ayet okuyordum ama defalarca okuyup, konu üzerinde düşüncelere dalıyordum. Ve hayatımda tatbik etmeye başladım.

 
http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#1:1


Mesela, “Mü’min erkekler ve kadınlar gözlerini haramdan korurlar” (Nur suresi 30. 31. ayetler) ayetini okuyunca sokakta veya televizyonda olsun, çıplaklık içeren hiç bir şeye bakmama, yönümü çevirme, televizyonda kanal çevirme kararı aldım.

 

O zamanlar aksiyon filmleri izlemeyi seviyordum. Genelde bütün filmlerde bir müstehcen sahne oluyordu. Mesela birileriyle birlikte aynı filme bakarken kanalı değiştirmiyordum. Ama gözlerimi kapatıyordum.

 

Ve o sahneye bakmadığım için filmin konusunda kaçırdığım bir nokta olmuyordu. Şimdilerde 2003 öncesi hayatım için “Cahiliye dönemim” diyorum.

 

Şu günlerde bilgisayardan arapça Kur’an okumayı da öğreniyorum. Ama o zamanlar manasını çok merak ediyordum acaba Allah Kur’an’da ne anlatmış diye…

 

Talha bey naçizane insanların benim dönüm noktamdan alacakları ibret “Türkçe Kuran meali” ni okumalarıdır.

 

Ben, Kuran’ın Türkçe mealini günlük yarım saat okumayla düşüne düşüne altı yedi ayda bitirdim. Kuru kuru okumadım, uyguladım da… Sonuçta Rabbim samimiyetimi gördü, hidayet nasip etti.

 

Elhamdülillah şimdi teyemmümle sırtüstü yatarak veya babam oturtturunca, oturarak beş vakit namazımı kılıyorum. Namazlarımdan sonra baklava yiyerek dua ediyorum. Yani ağlayarak :)

 

Siz de programlarınızda insanları düşündürüyorsunuz. Eminim sizin anlattıklarınızdan etkilenip namaza başlayanlar illa ki vardır. Anlattıklarınız benim imanımı artırıyor.

 

Allah sizden razı olsun Talha bey,

 

Ben Talha Bora Öge’yi herkese dinlemelerini tavsiye ediyorum. Namazlarımda sizin çok izlenen bir kanal ve saatte bir televizyon programı yapmanız için çok dua ediyorum.

 

Güzel ülkemin güzel gençlerinin sizi tanımasını çok isterim. Allah sizi de gençlerimizin hidayetinde ve imanlarının korunmasında vesile eylesin.

 

Allah sizi kaza, bela, musibetlerden, nazarlardan korusun. Allah size, sevdiklerinizle beraber sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür versin.

 

*****

 

Allah hepimize Kuran’ı okumayı, anlamayı ve Kuran’la amel etmeyi nasip etsin. Kainattaki her olaya Kuran gözlüğüyle bakmayı nasip etsin...

 

 

HAYATIMI ANLATTIĞIM KİTABI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ:


 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

3 Kasım 2013 Pazar

Bu kadar Dünyaperestlik olur mu?


Bu kadar Dünyaperestlik olur mu?

 

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki, -hadislerden alıyoruz , kıyamete yakın ahir zamandayız-   malesef pekçok insan nefsinin ve şeytanın oyuncağı olmuş.

 

Cenab-ı Hak dünya malı ile şu ayetlerde buyuruyor ki:

"Kadın, oğul, birikmiş altın ve gümüş, güzel atlar, hayvanlar ve ekinler insanlara sevdirildi. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarından ibârettir." (Âli İmran Suresi 14)

 

"Muhakkak ki dünya hayatı; oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma gayretinden ibârettir." (Hadîd Suresi 20)

 


Rahmetli Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin bir sohbetinde şunları dinlemiştim:

 

“Eskiler dünyayı yaşlı, acuze bir koca karı fahişeye benzetmişlerdir. Yani yüzünü, gözünü öyle boyamış ki, dışardan yaşlılığı, yüzünün kırışıklığı anlaşılmıyor, ama kırıtıyor, mendil atıyor, işve yapıyor, onu kandırıyor, bunu kandırıyor, mendil atıyor, gel peşimden, diyor.  

 

Velhasıl bu dünya pekçok insanı aldatıyor. Ahireti unutturuyor. Onun için kahpe dünya demişlerdir. İranlı bir şair der ki, Sakın dünyadan sana sadık bir yar olur sanma! O, birtek senle değil, bin tane kocası olan karıdır. Dünyanın vefası yoktur.”

 


Şimdi anlatağım gerçek olay tam güler misin, ağlar mısın denen tarzdan...

 

Efendimiz SAV bizi şöyle uyarıyor:

“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Ümmetimin fitnesi, imtihan vesilesi de Maldır.”  [Tirmizi,Zühd26]

 

Bir şehrimizde yaşayan dünya malına düşkün dört erkek kardeş anne ve babaları yaşlanınca birşeye karar vermişler.

 

Anneleri birer ay sırayla kardeşlerde kalacak. Babalarını ise huzurevine yatıracaklar. Bilmiyorum sorun ne, ama baba sağlıklı. Belki de huysuz falandır, neyse. Belki de Allah’ın hikmeti, o da babasına bakmamıştır, kimbilir...

 

Babalarını on kilometre ötede özel bir huzurevine yerleştirmişler. Yıllarca arayıp sormamışlar, sadece aidatı yatırmışlar. Defalarca uyarılmasına rağmen, oğullar son altı ay aidatı yatırmamış.

 

Sonunda yöneticiler ve baba oğullarına bir oyun hazırlamışlar. Huzurevinden aramışlar. Babanız vefat etti, lütfen gelin cenazeyi alın, diye telefon açmışlar.

 

Oğullar hemen birbirine haber vermiş, hemen cenazeyi kaldıralım, demişler. Bu habere sevinmişler, zira babalarının üzerinde tapulu arsalar varmış.

 

Hemen mezarlıktan bir mezar yeri alıp, mezar kazdırmışlar. Kasaptan kilolarca et alarak fırına, cenazeye geleceklere ikram için kıymalı pide siparişi vermişler.

 

Sonra da babalarının cenazesini almak için huzurevine gitmişler. Huzurevine yaklaşırken, balkonda oturanın babaları olduğunu görünce:

 

Oğullardan biri hemen cep telefonundan fırını aramış. Pideyi durdurun, babam ölmemiş, demiş... Güler misin, ağlar mısın bu hale...

 

Bari babalarının ölmemesine Allah’a şükür için cemaate pide dağıtsalardı. :) Değil mi?

 

Efendimiz SAV buyuruyor ki:

“Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kafire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.” [Tirmizi Zühd 13.İbni Mace Zühd3]


Yine Efendimiz SAV şöyle der:
“Mal ve makam sevgisinin müslümanın dinine verdiği zarar, iki aç kurdun bir koyun ağılında koyunlara verdiği zarardan daha fazladır.” (Tirmizi, Taberani)


Sakın yanlış anlamayın, yazımın gayesi fakir yaşayalım demek için değil, dünya sevgisi kalbimize girmesin. Yani tabi ki mal edinelim, helalinden çok kazanalım ama bunları zekat, sadaka, yardım gibi hayırlarda kullanalım.

 

Allah hepimizin rızkını bol eylesin, bizi hep VEREN EL yapsın!

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )