15 Mayıs 2013 Çarşamba

Regaip’te tövbe etti, Berat’ta beraat etti


Regaip’te tövbe etti, Berat’ta beraat etti

 

< BU HİKAYEYLE 2009 DA BİR HİKAYE YARIŞMASINA KATILMIŞTIM. DERECEYE GİREMEMİŞTİM. HİKAYEDEKİ KİŞİLER GERÇEKTİR. OLAYDA GERÇEKTİR . FAKAT SONUCU BÖYLE OLMADI NE YAZIK Kİ... YILLAR ÖNCE İNGİLİZCE KONUŞARAK İNTERNETTEN TANIŞTIĞIM LYDİA KARDEŞİMİN ANLATTIĞI HAYATINDAN ETKİLENMİŞ VE BU HİKAYEYİ YAZMIŞTIM.
AMA YILLAR SONRA GEÇENLERDE FACEBOOKTAN YAZIŞTIK. NE YAZIK Kİ KOCASINDAN BOŞANMIŞ... ZATEN ANNESİZ VE BABASIZDI. ŞU AN OĞLUYLA YAŞIYORMUŞ...  >


 
 

Endonezya'nın başkenti, Jakarta şehri,

 

Bay Pitasari, yıllardır içki batağındaydı. İçtiğinde sürekli karısını dövüyor ve aşağılıyordu. Dünyalar sevimlisi ilkokula giden, çok zeki ve duygusal Abdurrahman isminde çocukları vardı.

 

Endonezya'nın ikiyüzelli milyon nüfusunun %90'ı müslüman olmasına rağmen, her ülkede olduğu gibi Bay Pitasari'de içki batağındaydı.

 


Tüm kazancını içkiyle harcıyordu. Eşi Leyla hanım mütedeyyin (dinine bağlı) bir hanımdı ve sürekli eşine düzelmesi için dua ediyordu.

 

Birgün küçük Abdurrahman okuldan geldi. Sürekli ağlıyordu. Teneffüsteyken birisi, çantasından, öğretmen istediği için, annesinden alıp getirdiği dergi parasını çalmıştı. Babası yaklaşık türk parasıyla beş TL olan bu parayı tekrar vermedi, azarladı ve üstelik kızarak tokatta attı.

 

Küçük Abdurrahman odasına çekildi, bütün gece ağlayarak –annesi dua etmenin faydalarını anlattığı için- babasının ıslah olması için Allah'a dua etti.

 

Bir yılda beş kandil vardır. Mevlid kandili dışındaki diğer dört kandil, üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan içindedir. 

 

Üç ayların başında, yani Recep ayının ilk cuma gecesi Regaip kandili; Yine recep ayının 27. gecesi Miraç kandili; Şaban ayının 15. gecesi Berat kandili, ve son olarak Ramazan ayının 27. gecesi ise, bin aydan hayırlı olan Kadir gecesidir.

 

Üç aylara girmeye dört gün vardı. O gece yağmurluydu, Bay Pitasarı yine sarhoş bir şekilde eve geldi ve yorgun bir halde yatağa sızdı kaldı.

 

Gece rüyasında öldüğünü ve kefenli halde kabire konduğunu gördü, müthiş azaplar ve ateş... Rüyada yalvarıyor ve dünyaya tekrar gönderilirse iyi insan olacağını söylüyordu. 

 

Kan ter içerisinde uyandı. Sanki rüya değil gerçekti. Çok korktu. İki gün etkisinden kurtulamadı. Tabii bu iki gün hiç içki içmedi.

 

Sürekli bir düşünce halindeydi. Eşi de bu garip hallerine bir anlam veremiyordu, çünkü konuşmuyordu, birtür iç hesaplaşma yapıyordu.

 


   Regaip kandili,

Televizyonda, bugün üç aylara girildiğini ve üç ayların her yıl Allah'ın açtığı af panayırı olduğunu anlattılar. Zaten niyetine almıştı. O akşam anlatılanların da etkisiyle eşinden kendisini af etmesini istedi ve içki içmeye tövbe etti. 

 

İki gün sonra, Regaip kandili gecesinde saatlerce ağlayarak Allah’tan af talep etti. Ve o gece sabaha kadar islam ilmihali kitabını okudu, ağladı.

 

Ertesi sabah boy abdesti alıp cuma namazına gitti. O ne müthiş duyguydu , insanlar temiz kıyafetler giymiş, dedeler torunlar elele, insanların yüzünde tebessüm...

 

Günlerce islam hakkında ve Peygamberimizin SAV hayatı hakkında, sünnetleri hakkında birçok kitap okudu. Bu arada eşi Leyla hanım çok mutluydu ve eşine en sevdiği yemekleri pişiriyordu.

 

   Miraç Kandili,

Öğrendiği kadarıyla, miraç gecesinde Peygamberimiz SAV alemler ötesine gidip bizzat Cenabı Allah'ı, cennet ve cehennemi gözleriyle görmüştü.

 

Yine miraç gecesi Allahu Teala müslümanlara beş vakit namazı farz kılmıştı. O gece beş vakit namaz kılmaya karar verdi. İlk kıldığı namaz ise o gecenin sabahındaki, sabah namazı idi.

 

Kimseye eğilmeyen başlar Allah'a eğiliyor ve yere kapanıyordu. Camide zengin-fakir, güzel-çirkin, işçi-patron herkes eşitti.

 

   Berat kandili,

Onsekiz gün sonra Berat kandili geldi. Televizyonda anlatıları dinleyince mahkemeleri hatırladı. Bazen hakim bey suçluyu affediyor ve kişi beraat ediyordu. 

 

Üç ayların başında tövbe ettiğini, miraç kandilinde namaza başladığını hatırladı. Acaba günahları affedilmiş miydi? Yine ağlayarak dua etti ve gece yarısı uyuyakaldı.

 

Rüyasında nur yüzlü bir zat geldi; Elindeki diploma benzeri kağıdı uzattı.

 

Dedi ki: "Senin samimi ve içten tövbeni Allah kabul etti, günahlardan beraat ettin. Haydi gönül huzuruyla gir ramazana ve bin aydan hayırlı Kadir gecesini değerlendirip ramazan bayramında, bayram gibi bayram yap."

 

Leyla hanım mutluluktan Allah'a teşekkür etmek için, mahallelerindeki bir çok yoksul aileye ve yetim çocuğa yardım etti.

 

Abdurrahman o kadar mutluydu ki babasıyla her cuma namazına gidiyor ve namazdan sonra dondurmacıya gidiyorlardı...

 

***

 

Ne mutlu ki, Allah heryıl üç ay panayır sergisini açıyor... Ben affedilmem demek, Allah'ın sonsuz affediciliğine hakarettir. Allah Kur'an'da bildirmiş, şirk dışında herşeyi samimi ve içten yapılan bir tövbeyle affedeceğini beyan etmiş. 

 

Bu gece Regaip kandilini idrak edeceğiz. Belki diğer kandillerde uyanmadık, dizi izleyerek veya sadece televizyonda edilen duaya amin deyip bir fatiha okuyarak kandili değerlendirdik.

 

Önce kendi nefsime söylüyorum; Gelin bu gece samimi olarak tövbe edelim, Helal olan şeyler mutlu olmaya yeter, harama girmeye lüzum yoktur.

 

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik okumak... Bu gece Kur'an'ın türkçe mealinden biraz okuyup düşünmeye ne dersiniz?

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

12 Mayıs 2013 Pazar

Anne başa taç imiş


Anne başa taç imiş

 
 
Annem her zaman çok duygusaldı, hemen ağlardı. Hala da öyledir. Küçükken anlamazdım ama büyüdükçe anladım. Annemin annesi, doğumdan bir ay sonra ölmüş. Annem abisinin yanında büyümüş. Annemin babası olan dedem de yeni eşiyle on yıl evli kaldıktan sonra, annem ilkokuldayken ölmüş.

 

Canım anneciğim küçükken annesine, babasına sarılan arkadaşlarını gördükçe geceleri yorganın altında çok ağlamış.

 

Yani anneciğim, Peygamber Efendimiz SAV gibi hem öksüz hem yetim büyümüş. Annemi yirmi yaşındayken, onu büyüten abisi (Rahmetli Nevzat Kasapçopur dayım) evlendirmiş.

 

Evlendiğinde babamın işi bile yokmuş. Ben doğduğumda altıma bağlayacak bezi çarşafları keserek yapmış. Babacığım yıllarca gurbette çalıştı. Anadoluda şeker fabrikalarına su kuyusu açtı. Ayda sadece birkaç gün izine Ankara’ya eve gelebilirdi.

 

Anneciğim Ankara Etimesguttaki gecekondu evimizde üç çocuğuyla kalırdı. Geceleri en küçük çocuğu Berrin’ine sarılır yatardı. Babam gurbette çalıştığı için evin her türlü işlerini ve çocuklarıyla ilgili her şeyi kendisi yapardı.

 

Ben annemin ilk çocuğuyum. 1993 te ilk rahatsızlandığım zamanlar annem çok üzüldü, çok ağladı. Ama ben hastalığımı/engelli oluşumu annemin açısından şöyle değerlendiriyorum:

 

Ben Allah’ın anneme bir hediyesiyim. İnşallah annem sabrederek (anneciğim zaten bebekliğinden beri hep sabrediyor) ve bana bakarak cennette makamı çok yükselecek. Allah, annemi ve babamı dünyada da ahirette de ayırmasın, uzun ömürler versin.

 

Ben şu an kırk yaşındayım. Kırk yıldır annem hala bana bakıyor. Hele son altı aydır ameliyattan dolayı oturamıyorum. Annem yine bana bebeklikteki gibi yattığım yerde yemek yediriyor. ALLAH ebeden razı olsun.

 


Biliyorsunuz Kuran’da Rabbimiz ana-babaya Öf! bile demeyin, buyuruyor. Biz üç kardeş anne ve babamızı hep sevindirmeye çalışıyoruz. Çünkü Peygamber Efendimiz SAV (Ana-babasının rızasını alan mümine Cennetten iki kapı, üzene de Cehennemden iki kapı açılır.) [Beyheki] buyuruyor.

 

Ben engelli olduğum için annem babamla beraber yaşıyoruz. Bizi en çok sevindiren şey aranıp sorulmaktır. Kızkardeşim Çorum’da, erkek kardeşim Şanlıurfa’da evli ve çalışıyorlar. Sağolsunlar bizleri hergün arar ve hal-hatır sorarlar. Anne babasına saygı ve sevgide kusur etmezler.

 

Özellikle kızkardeşim, annemi ve babamı belki günde üç-dört kez arar. Yakın olduğu için bazen sürpriz yaparak Cuma akşamı okuldan çıkınca Çorum’dan Ankara’ya gelirler. Annem ve babam torunlarıyla hasret giderirler.

 

Ben küçükken babamdan bir şey gördüm. Ereğli’deki dedeme ölene kadar saygı ve sevgisinden, her ay maaşını alınca harçlık gönderirdi.

 

Ben de çalışırken, babam bankadan maaşımı çekince, tümünü O’na verirdim. Babam da borçlarımıza ve evin giderlerine harcardı. Sadece maaşımın çok az bir kısmını kendime alırdım.

 

Her ay o kısımdan mutlaka anneme para verirdim.

 

“Anne kendine bir kazak, ayakkabı, başörtü al” derdim. Ama annem çoğu zaman pazarda meyve sebzeye, günlük ekmek masraflarına harcardı.

 

Bazen bazı şeyleri düşünemiyoruz. Bunu anlatmazdım ama inşallah yazıyı okuyanlara acizane bir örnek olurum diye bahsettim.

 

Kardeşlerim de hala anne ve babama sık sık maddi ve manevi desteklerini esirgemezler sağolsunlar...

 

Anneciğim, küçükken benim için çok geceler uykusuz kaldı. Allah’ın beni yaratıp, dünya hayatına göndermesine vesilelik yaptı. Beni dokuz ay karnında taşıdı. Beni en güçsüz olduğum bebekken, göğsündeki sütle besledi.

 

Engelli olduğumda anneciğim, babamla beraber beni rahat yaşatmak için herşeyi yaptılar. Öyle ki çoğu zaman engelli olduğumu bile unuturdum. Allah onlardan razı olsun.

 

Anneciğim sana hakkını asla ödeyemem, ne olur hakkını helal et. Seni çok seviyorum.

 

Allah’ım binlerce kez dünyaya gelsem, yine Türkiye’de Nuriye-İsa Çelik’in oğlu olmayı isterdim. Sana sonsuz hamdolsun.

 

 
Allah’ım anne ve babama sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür ver. Ben Celal kulunu anne ve babamdan başka bir sebebe muhtaç etme.

Amin

Annem başa taç imiş, her derde ilaç imiş,
Bir evlat pir olsa da, anneye muhtaç imiş.


Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Gençlerle engelliler hakkında söyleşi


Gençlerle engelliler hakkında söyleşi

 

Aşağıdaki bu yazı, 10 – 16 Mayıs Engelliler haftası dolayısıyla Ankara Sincan’da lisede edebiyat öğretmeni Bülent Yolcu hocamın okulunda öğrencilerine yapmamı istediği sunuyla ilgili hazırladığım yazıdır.

 


Merhaba arkadaşlar ben Celal Çelik. Friedreich Ataksisi hastası bir engelliyim. Evet söylemesi bile zor. Biraz bozuk konuşuyorum. Bu benim suçum değil :)



·        Engelli olmak veya sağlıklı olmak elimizde değildir. Aramızda engelli olan veya engelli yakını veya arkadaşı olanlar mutlaka vardır. Engelli olmayı kimse istemez. Ancak, Allah hastalıkları imtihan etmek için verir.

 

·        Engelli olmak elimizde değildir. Sakın alay etmeyin. Ben yıllar önce hastalığımın ilk dönemlerinde –hasta olduğumu bile bilmezken- sarhoş gibi yürürdüm. Sarhoş musun, ne biçim yürüyon, dik dur biraz, içtin mi, daha ayakta duramıyosun, ... diye alay edilirdim. Mesela konuşmasında S, R seslerini düzgün çıkaramayan arkadaşlarınız ile onları taklit ederek alay etmeyin. Çünkü o insan böyle konuşmayı kendisi seçmez. Bu, Allah’ın doğuştan insanlara verdiği imtihan aracıdır. Derimizin, gözümüzün rengini seçemediğimiz gibi...

 


·        Engelli olan gençlere tavsiyem, kendileriyle barışık olsunlar. Hayat üzülmeyle vakit kaybedecek kadar uzun değildir. Ben, sallanarak yürüdüğüm zamanlar; Üniversitede yurttayken ve de çalışırken işyerinde, yani iki defa dengemi kaybettim, merdivenden yuvarlanarak düştüm. Yerdeyken ‘Dikkat etmeseydim az daha düşecektim’ diye espri yaptım.

 

·        Otelden, şirketin yılbaşı gecesinden iki kişinin kolunda çıkarken resepsiyon görevlileri aralarında konuşuyordu, duydum. ‘Adama bak amma içmiş, iki kişinin kolunda gidiyor :)‘

 

·        Ben engelli olarak yolda biriyle karşılaştığımda, karşımdakinden beklediğim selam vermesidir. Ama en önemlisi gülümseyerek... İnanın bu biz engellileri, aslında tüm insanları mutlu eder. Ve siz gençler, lütfen engelli gördüğünüzde selam verin ve ‘abi yardım edelim mi?’, diye sorun. (sandalyeden itmek, koluna girmek gibi)

 


·        Gençler, karşı cinsi gördüğünüzde içinizde kıpırdanan her duygu aşk değildir. Aşk zannedirsiniz, nefsani bir dürtüde olabilir. İnsan bir kere aşık olur. Onunla da evlenir. Engelli olsa da, olmasa da bu böyledir.

 

·        Bazen olmaz yapamazsın, dense bile siz elinizden geleni yapın, çalışın. Yıllar önce, hastalığımın teşhisini koyan ve bir ay tahlillerle inceleyen doktor, babama: ‘Götür bu çocuğu evine yatsın, hastalığı ilerleyip yatalak olacak, asla çalışamaz’ dedi. Rabbime hamdolsun onaltı sene çalıştım, 2010 yılında emekli oldum. Umutsuzluk haramdır gençler, asla pes etmeyin. Size düşen çok çalışmak ve hayırlı netice için Allah’a dua edip, Allah’a dayanıp güvenmektir.

 

·        Dostlarınıza değer verin. Onları haftada bir arayın. Ben Efkan Vural hocamı, Aydın beyi, Ali beyi, Mustafa dostumu her Cuma ararım, hayırlı cumalar dilerim.

 

·        Allah’ın bana verdiği imandan sonra en büyük nimetim, sabır kahramanı babacığım ve anneciğimdir. Onlar olmasa ben nasıl dayanırdım?

 


·        Engelliye moral desteği çok önemlidir... Sevgili kardeşler, arkadaşlar, akrabalar! Engelli yakınınızı sık sık arayın. Hediye alın. Hediyeleşmek sünnettir. Dostum Aydın bey, komşum Efkan Vural hocam her hafta ziyaret ederler. Hoş sohbetleriyle yalnız olmadığımı hissettirirler. Efkan hocam ben onlara çıkamadığım için eşine hazırlattığı yemekleri bize indirir ve beraber yeriz.

 


·        Engelliye moral vermeye kendimden bir kaç minik örnek vereyim: Dostum Ali Kırmızıgül bey, Fenerbahçe maçlarını izlemem için bana internet Ligtv şifresini verdi. Aydın Kaynarca bey, gittiği İstanbul’dan bana Fenerbahçe forması aldı. Kızkardeşimin eşi eniştem Oğuz, bana giymesi-çıkartması kolay ve rahat, kaliteli bir spor ayakkabı aldı.

 

·        Hayatta hep hedefiniz olsun ve umudunuzu asla kaybetmeyin. Önce iyi bir anadolu lisesi, iyi bir üniversite ama mutlaka sevdiğiniz işi tercih edin. Hayatınızın birinci maksadı para kazanmak olmamalıdır. İnsani ve dini değerlerinizden taviz vermeyin. Dürüst ve helal kazancınız olsun.

 

Ben aslında engelli olduğuma bir bakıma seviniyorum. Çünkü çocukluğumdan beri alay edilirdim, çok kırıcı sözler işitirdim. Oysa ben hasta olduğumu bile bilmiyordum. Dengesiz yürümem benim hatam değildi. O kırıcı sözler ok gibi kalbimi yaralıyordu. Allah onları da öyle imtihan ediyordu.

 


Şimdi tekerlekli sandalyedeyim ama mutluyum. Herkes ben de hata olmadığını gördü. Artık toplumda engelli de olsam bir yer edindim. Hiç kimse bana artık, sarhoş musun, yamuk, daha ayakta duramıyosun, dik dur biraz, sen ne biçim yürüyon, dengesiz, içtin mi vs. demiyor.

 

Hastalığıma hiç isyan etmedim fakat önceleri “Acaba neden Allah bana hastalık verdi?” diye çok düşünmüştüm. Ailede, hatta sülalede engelli biri yoktu. Hidayete ermemle bu soru cevabını buldu. Çünkü Allah beni seviyor inşallah.

 


Burası geçici bir imtihan yeri olduğu için dünyaya dalıp ahireti unutmamı istemiyor inşallah.

 

Engelli olmak bana ilahi bir hediyedir.  Hamdolsun bugünüme...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

5 Mayıs 2013 Pazar

Benim Arabamın lastiği patlak


Benim Arabamın lastiği patlak

 

Her insan beden ve ruhtan oluşur. Beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir, ki bence daha önemli...

 

Allah ruhları, daha kainatı yaratmadan önce yaratmış ve bütün ruhlardan Kendisinin ilahlığına dair onay almıştı. Dünyayı ise asıl vatanımız cennete ulaşmak için bir imtihan sahası yapmıştı.

 

Aslında kainattaki herşeyi inceleyip (okuyup) Allah’ın varlığını ve birliğine kalpten inanma yani iman için imtihan oluyoruz.

 

Allah, ruhları dünyaya beden içerisinde gönderiyor. İnsan bedenini arabaya benzetebiliriz.  Bu arabayı süren şoför ise ruhtur.

 

Ölen insanları düşünün. Ruh bedenden ayrılmıştır... Bir araba gibi... Bir şoför olmazsa, araba olduğu yerden kımıldamaz ve zamanla çürür.

 

Bazı insanlar kadınların güzelliğine veya erkeklerin yakışıklılığına aşık oluyor. Bu insanların arabaları çok güzel ama şoförleri iyi mi?

 

Ben öyle güzel arabalar gördüm ki, onları süren şoförler merhametsiz, rüşvetçi, cimri, ana-babaya asi, dünyaya dört elle sarılan, vs. oluyorlar.

 

Arabaların güzelliği kadar şoför güzelliği, yani ruh güzelliği de önemlidir. Bedenimiz için spor yapıyoruz, kuaföre gidiyoruz. En güzel ve temiz elbiseler giyiyoruz. Maneviyatımızı yani ruhumuzu güzelleştirmek için de çalışmalıyız.

 

Ruhunu güzelleştiren insanlar, karşısındaki insanların da konuşmasından, oturuş-kalkışından, giyiminden ruhlarının güzel olduğunu anlayabilirler.

 

Ki Allah ruhu güzele, çoğu kez güzel araba, yani güzel beden de vermiştir.

 

Her insan gibi benimde bir beden arabam var. Tekerlekli sandalyedeyim yani tabir yerindeyse benim arabamın lastiği patlak.

 


Arabam arızalı olduğu için dünyada gezemiyorum. Yani bir bakıma mecburen günahlardan uzağım. Bu da bana Allah'ın bir lütfu olarak düşünüyorum.

 

Dünyaya gelirken Allah hiçbir insana kötü huy vermez. Çocuklar tertemiz boş bir sayfadır. Ama insanlar günaha daldıkça kalpleri katılaşır. Yani ruhumuz kirlenir.

 

Benim bu arabamın arızası ruh sağlığımı düzeltmeme neden oldu. Tabi ki ibadet ederek, dini kitap okuyup düşünerek zamanla oldu ve olgunlaşma hala devam ediyor. 

 

Cennete gidilen yol asfalt değildir. Yani arabayla gidemeyiz. Ruhumuzu güzelleştirirsek, Allah’ın affı ve peygamberimizin SAV şefaatiyle uçarak gideceğiz inşallah.

 

Allah her topluma özürlü insanlar göndermiştir ki gören ve düşünen insanlar ibret alsınlar, kendilerini düzeltsinler.

 





Biz engellilerde düşünmelerini sağlamak için güzel örnek olmalıyız.

 

Beni NAMAZ kılarken gören sağlıklı insan kendini gözden geçirir diye düşünüyorum.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Dua nasıl kabul olur?


Dua nasıl kabul olur?



Bu yazının uzun olduğuna bakmayın. Önce bu Fenerbahçeli Christian Baroni’nin hakkındaki kısa haberi okuyun.

 

Haberin altında Peygamberimizin SAV anlattığı, Mağara Hadisi diye bilinen meşhur bir kıssa var.

 

Yazının sonunda da, inşallah bu ikisinin arasındaki kurduğum bağlantıya yorumumu yazacağım.

 


***

 

Gamze'nin büyük hayali gerçek oldu!

 

Dün akşam oynanan Fenerbahçe - Kayserispor maçından önce Cristian Baroni'nin hareketi ayakta alkışlandı.

 

Cristian maç öncesi seramoniye lösemi hastası Gamze Yagar ile birlikte çıktı. En büyük dileği F.Bahçeli futbolcularla tanışmak olan minik Gamze'nin bu isteği kulüp tarafından gerçekleştirirken, Cristian'ın Gamze'ye sımsıkı sarılması dikkat çekti. Maçtan önceki gün Can Bartu Tesisleri'ne giderek sarı lacivertli futbolcularla buluşan Gamze, Volkan Demirel'in davetlisi olarak dünkü karşılaşmayı izledi.

 
 

Cristian'ın kucağında seremoniye çıkan Gamze'nin mutluluğu yüzünden okunuyordu. Sosyal sorumluluk projesi "Rüya Bir Gün" kapsamında maçı izlemek için stada getirilen ve bir özel eğitim merkezinde öğrenim gören diğer down sendromlu çocuklar da seremonide yer aldılar. Fenerbahçe taraftarı bu görüntüleri sosyal paylaşım sitesinde 'Haftanın En Güzel Karesi' olarak değerlendirdi.

 


 

***


 

MAĞARA ASHABININ KISSASI


İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

 

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:


"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında:


"Bizi bu kayadan, salih amellerimizi şefaatçi kılarak Allah'a yapacağımız dualar kurtarabilir!" dediler.
 


 

Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:


"Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâla uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü:

 

"Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!"


Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi.


İkinci şahıs şöyle dedi:


"Ey Allahım! benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüzyirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada:


"Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim.


Ey Allah'ım, eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar."


Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı.


Üçüncü şahıs dedi ki:


"Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi (bir farak pirinçten ibaret olan) ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve:


"Ey Abdullah! bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de:


"Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam:


"Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar:


"Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü.


"Ey Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi.

                Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler."


 

Buhari, Enbiya 50, Büyü' 98, İcâre 12, Hars 13, Edeb 5; Müslim, Zikr 100, (2743); Ebu Dâvud, Büyû' 29, (3387).

 

***

 

Peygamberimizin SAV anlattığı bu kıssadan benim aldığım hisse şudur:

 

Ölünce Rabbimizin huzuruna çıkınca, yanımızda getirdiğimiz –belki de affımıza vesile olacak- ne gibi yaptığımız güzel işlerimiz var, diye düşünmeliyiz. Her insan kendi hayatını gözden geçirmelidir. Rabbim bunun için beni affet diyebileceğimiz salih amellerimizi çoğaltmalıyız. Henüz daha ölmedik.

 

Günün birinde bizler de, o mağaradakiler gibi zor durumda kalabiliriz. Öyle bir durumda olalım veya olmayalım, anlatılan kıssadaki amelleri ve de hayırlı güzel işleri yaparak bizler de, ettiğimiz dualarımızın kabulüne şefaatçi olabilecek Salih amellerimizi artırmalıyız.

 

Yazının başındaki haberle alakasını merak ediyorsunuz. Resimde Baroni’nin kucağında o kızcağızın gülümsemesini görüyorsunuz. Kızcağız galiba hem yaşlılık hastası hem de lösemi hastası, Allah şifa versin.

 


Bu samimi davranış bence Baroni’nin bir salih amelidir. Kimbilir belki de birgün çocuğu hastalanır da, bu yaptığı güzel iş, yapacağı duanın kabulüne vesile olur… Doğrusunu Allah bilir.

 

Allah, hepimizi ahirete Salih amellerini çoğaltarak giden kullarından eylesin.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )