16 Haziran 2013 Pazar

Emanet


Emanet

 

   Sevgili Peygamberimiz SAV kendisine peygamber olduğu bildirilmeden önce çocukluğunda, gençliğinde ve her yaşında o devrin insanları tarafından son derece iffetli ve güvenilir olarak tanınırdı.

 

   O devirde çok önemli özellik olan kendisine emanet edilen bir şeyi korur ve aynen iade ederdi. Bu yüzden Peygamber Efendimize SAV daha gençken “Muhammed-ül Emin“ lakabı verilmişti.

 

   Dünya, sonsuz bir hayatı kazanmanın sınav mekanıdır. Benzetmek olursa, üç saatlik bir LYS ile yetmiş yıllık bir ömrü şekillendiren mesleğimizi seçiyoruz; Onun gibi ortalama yetmiş yıllık bir ömürle sonsuz bir hayatı kazanmaya çalışıyoruz.

 

   Bu dünya, sadece bize değil, geçmiş ve gelecek bütün insanların imtihan yeridir. Yani sahip oldugumuz herşey bize kutsal bir emanettir.

 

   Çevremiz, ormanlar, evlatlarımız, vatanımız vs. en önemli emanetimizdir.

 

   Allah, Kuran'da insanı topraktan yarattığını beyan ediyor. Biz de insanları ölünce toprak altına koyuyoruz. Yani topraktan yaratılan vücudumuzu yine toprağa iade ediyoruz.

 

   Sonsuz hayatı kazanma imtihanının bir gereği olarak, Allah her insana vücudunu emanet etmiştir. Emaneti koruyabiliyor muyuz?

 

   Tertemiz billur gibi verilen akciğeri, sigarayla kömür gibi yapıp iade ediyoruz, Çok nazik karaciğerimizi içkiyle, harap bir halde iade ediyoruz.
 

 
 
 


Alimler genellikle, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara suresi, 195.ayet) ve "Kendi kendinizi öldürmeyin." (Nisâ suresi, 29.ayet) mealindeki ayetlerden “İnsanın kendi vücuduna zarar vermesinin haram olduğu” hükmünü çıkarırlar.

 

Geçenlerde televizyonda Prof. Dr. Ramazan Ayvalı hocanın haftalık sorulu cevaplı dini sohbetini izledim. Sigara haramdır, içmeyin kardeşlerim, dedi.

 

Ramazan hocam, Allah’ın Kuran’da israfın günah olduğunu ve israf edenleri sevmediğini bildirdiğini belirtti. Sigara, vücuda verdiği zarardan dolayı haramdır ayrıca sigaraya verilen para da israftır, dedi.

 

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh isrâf edenleri sevmez.” (A'râf Suresi, 31.ayet) buna delildir.

 

 
 
Bir de şu var. Babamla ben geçen hafta Ulu Caminin avlusunda, Cuma namazı kılarken, cumanın sadece farzını kılıp camiden çıkanların yaktığı sigaranın dumanından o kadar rahatsız oldum ki, boğulacak gibi oldum, neredeyse namazı bırakacaktım. Herhalde babam astım hastası olduğundan daha fazla rahatsız olmuştur.

 

Biliyorsunuz mahşerde Allah kul hakkına karışmıyor. Orada bütün insanlar birbirinden hakkını almak için Allah’ın adaletiyle haklı, varsa haksızın sevaplarını alacak. Yoksa, kendi günahlarını ona yükleyecek.

 

Toplu yerlerde sigara içenler, herkesle tek tek helalleşmeden cennete giremez. Ben de sigara içtiğim 90larda çok kul hakkına girmişimdir.

 

Çünkü dinlediğim bir sohbette değerli bir islam alimi, trafik kurallarına uymayanlar mesela kırmızıda geçip, geçişini engellediği araç sahiplerinin hakkını alıyorlar; mahşer günü helalleşmeden cennete giremezler, dedi.

 

Peygamberimiz SAV “Allah bir kuldan razı olup onu severse, onun kul haklarını ödemesine yardım eder.” Allah kul hakkına karışmıyor, biliyorsunuz. Fakat eğer kul hakkı olan sevdiği kul ise karşıdakine, mesela sana cennette bir köşk vereyim mi, diyerek yardım edermiş.

 

Allah’ın rızasını kazanıp, sevdiği kulu olmak için ve imanımı kaybetmemek için beş vakit namaz kılıyorum. İnşallah Allah rahmetiyle kul haklarımı ödememe yardım eder.

 

   Bu vücud, bize her türlü Allah'ın bir emanetidir. Vücudumuzun sahibi biz olmadığımız için onu teşhir etmemeliyiz. Takva sahibi büyüklerimiz tekbaşına yıkanırken bile haya yerlerini örterlermiş.

 

Komşumuz gelinlik kızını bize emanet etse onun bacaklarını açıp kimseye göstermeyiz. Peki niçin Allah’ın emaneti bacağımızı açıyoruz?

 

   Emanetlerimizi tertemiz teslim eden Allah’ın sevdiği salih kullarından oluruz inşallah

 

Emanete hıyanet etmemek, “Muhammed-ül Emin” olan Peygamber Efendimizin SAV izinden gitmektir.

 
 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

12 Haziran 2013 Çarşamba

Canım Türkiyem


Canım Türkiyem

 

   Bu ülkede yaşayan insanların o kadar çok ortak paydası var ki...  Vatanımız bir, bayrağımız bir, dilimiz bir, dinimiz bir, havamız bir, kıblemiz bir, daha yüzlerce bir bir bir...

 

   Çoğumuz aynı mahallede, hatta aynı apartmanda oturuyoruz. Hatta aynı fabrikada çalışıyoruz. Çocuklarımız aynı okulda okuyor.

 

   Bunca bir'ler varken bu ülkeyi bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir Allah'ın izniyle...

 

   Babam emekli ustabaşıdır. Küçükken babamın çalıştığı atölyeye giderdim. Babamın iş arkadaşları arasında kürt kökenli, alevi, hacı, bulgar göçmeni, Trakyalı vs. velhasıl ülkemizin her bölgesinden insanlar vardı.

 

   Babamın atölyesinde öyle güzel muhabbet ortamı oluyordu ki... Herkes birbirine "usta" diye hitap ediyor ve birbirlerini seviyorlardı.

 

   Herkes sırayla hanımına birer gün arayla pasta börek yaptırıyor ve çay muhabbetlerinde beraberce yiyorlardı. Hepsi iyi insanlardı.

 

   Birisi hastalandığında ve bayramlarda hep birbirlerine ziyarete giderler ve hediyeleşirlerdi.

 

   Şimdilerde kimse kimseye selam vermiyor. Aynı apartmandaki komşularımızdan habersiziz. Herhalde biz çoktan avrupalı olmuşuz !!

 

   Avrupalı medeni ! ler bu değişimi yakından takip ediyor ve arada test ediyorlar. Sanırım bir sonraki nesil geldiğinde, bizler belki göremeyiz ama yeni bir çanakkale savaşı yapabiliriz...

 


   Tarihi öğrenip atalarımıza layık olmak için çok okumalı ve çok çalışmalıyız. Ve inşallah gençlerimiz bu bilinçle yetişir. 

 

   Allah sonumuzu hayır etsin !

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

10 Haziran 2013 Pazartesi

Hayatımız nasıl düzenli olur?


Hayatımız nasıl düzenli olur?

 

Tekerlekli sandalyede engelli biri olarak babamın yardımıyla onaltı yıl çalıştım ve Allah’a şükür 2010 da emekli oldum. Emekli olduğumdan beri, beni her gören sıkılmıyor musun, nasıl vakit geçiriyorsun, diye soruyor.

 

Hayır, sıkılmak bir yana bazı yapmayı planladıklarıma bile vakit bulamıyorum. Çünkü ben beş vakit namazımı kılıyorum ve hayatımı namaza göre düzenliyorum.

 


Çalıştığım yıllarda da namaz kılıyordum ama işyerinde mescit olmadığı için eve gelince kaza ederdim.

 

Şu an yazın memleketimiz Konya Ereğli’de kalıyoruz. Şimdi günlük hayatımın özetini anlatayım, bakalım namaz hayatımı nasıl düzenliyor?

 

Gece onbir oniki gibi yatıyorum. Saat 4:25 gibi telefonun alarmı çalıyor. Sabah namazına uyanıyorum. Babamın telefonunu çaldırınca babam yanıma geliyor ve lazımlık ördekle küçük abdestimi yaptırıyor.

 

Sonra ben başucumdaki mermer taşıyla teyemmüm abdesti alıyor ve yattığım yerde yan üzerinde sabah namazını kılıp dua ediyor ve yatıyorum.

 

Sabah uykumu alınca 9 – 9:30 gibi uyanıyorum. Telefonumdan Radyo 7’yi açıyorum. Telefonun kulaklık girişine hoparlörü taktım. Sabah 9’da Radyo 7’de, sohbeti ve müzik seçimleriyle yıllardır zevkle dinlediğim “Erkan Koç’la Sevgi Pınarı” programı başlıyor. (12’ye kadar Erkan Koç’u dinliyorum.)

 

Babam yatakta oturtuyor. Sonra annem kahvaltıyı tepsiyle getiriyor ve kahvaltı yapıyorum. Allah annem babamdan razı olsun, uzun ömür versin.

 


Kahvaltıdan sonra bilgisayarı açıyor ve 250 kişilik e-mail listeme atacağım mailleri araştıyorum, bazen onlarca yazı ve haber okuyorum. İnsanlara faydalı olabilecek ayet, haber ve güzel köşe yazılarını taslak mail olarak hazırlıyorum.

 

Sonra babam oturum pozisyonundan yatağa uzatıyor. Çünkü kışın kıl dönmesi ameliyatı olduğumdan beri uzun süre oturunca ağrı yapıyor. Yattığım yerde tekrar teyemmüm abdesti alıp telefondan Kuran açıp dinliyorum. Derken öğle ezanı okunuyor.

 

Yattığım yerde öğle namazını kılıyorum ve tesbihattan sonra yarım saat –bazen gözyaşıyla- dua ediyorum. Saat 14 oluyor. Tekrar Radyo 7’yi açıyorum. Sevdiğim programcı Talha Bora Öge namı diğer Gölge yayına başlıyor.

 

Gölge’nin anlattığı bazı hikayeler ile gözyaşımı tutamıyorum. Müzikleri dinlerken bu arada bilgisayarda haftalık yazılarımı yazıp düzenliyorum.

 

Gölge’nin programı bitmeden ikindi ezanı okunuyor. İkindi namazını kıldıktan sonra babam minik tekerli sandalye ile tuvalete götürüyor. Sandalye üzerindeyken göğsüme bağladığı kemerle beni –kendi tasarladığı- vinç sistemiyle kaldırıyor ve klozetin üzerine oturtuyor.

 

Babam tuvalette dişimi fırçalattıktan sonra beni tekrar vinçle kaldırıyor ve bu sefer beni tekerlekli sandalye üzerine oturtuyor. Sonra mutfağa gidip masada akşam yemeği yiyoruz ve çay içiyoruz.

 


Televizyonda haberleri izledikten sonra babam beni tekrar sandalyeden yatağa aktarıyor. Sandalyeyi yatağa dayayıp ön tekeri havaya kaldırıyor. Ben babamın duvara yaptırdığı borudan kendimi asılıp babamın yardımıyla yatağa geçiyorum hamdolsun.

 

­Akşam namazını kılıyorum duamı ediyorum. Odamda televizyon olmadığı için yine radyoyu açıyorum. Bazen müzik, bazen dini sohbet dinliyorum.

 

Derken yatsı ezanı okunuyor. Yatsı namazını kılıp dua ettikten sonra saat 22:45 oluyor. Trt Nağme radyosunda biraz TSM dinleyerek uykuya dalıyorum.

 

İşte günlük işlerimi namaz aralarına serpiştiyorum. Fazla oturamadığım için ve de vakit kalmadığı için iki yıldır kitap okumaya fırsatım olmuyor. 

 

Yalnız Cuma günleri benim bayramımdır. Babamla beraber Cuma namazını kılmak için akülü sandalyemle Ereğli’nin tarihi Ulu Cami’sine gidiyoruz.

 


Her hafta Cuma namazından çıkınca, babam beni Konya’nın meşhur etli ekmeğini yemek için Ereğli’nin simgesi Mis pide salonuna götürür.

 

Namaz bana öyle huzur veriyor ki, namazdan sonra ettiğim dualarda içimden geldiği gibi Rabbime samimi gözyaşımla niyazımı sunuyorum.

 

Hayatımı namaza göre düzenliyorum. Arabada teyemmüm taşı vardır. Bazen namaz vakti dışarıda olacaksam namazı şurda kılayım diye plan yapıyorum.

 

Namazımın kabulüne halel gelmesin diye çok dikkat ediyorum. Çıplaklık içeren hiçbir şeye bakmıyorum. Gerekirse gözümü kapatıyor, televizyonda kanal değiştiriyorum.

 

Domuz yağı olabilir şüphesiyle gurbetçi akrabalarımın iyi niyetli çikolata ikramlarını bile kırmadan geri çeviriyorum.

 

Namaz kılan insan, her tür haramdan, günahtan uzak yaşar.

 


Bugünüme binlerce HAMDOLSUN...

Allah hepimizi NAMAZını dosdoğru kılan salih kullarından eylesin.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

5 Haziran 2013 Çarşamba

Bir işi ilk kez yapan ikinciyi...


Bir işi ilk kez yapan ikinciyi daha kolay yapar

 


    Kuran’ın yarısı ahiretten haber veriyor biliyorsunuz. Üçte biri Haşir’den; yani öldükten sonra, kıyamette diriltilip mahşerde toplanmaktan ve dünya hayatının hesabının verileceğini bildiriyor.

 

Ama bazı gençler öldükten sonra dirilmeye inanamıyor. Diyorlar ki "Biz çürüyüp toprak olduktan sonra mı yeniden dirileceğiz, böyle şeylere bu devirde inanılır mı? "

 

Allah böylelerine Kuran’da Yasin suresinde tokat gibi cevap veriyor :

 

77.  İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

78.  Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”

79.  De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”

(Yasin suresi, 77,78,79. ayetler - Diyanet  meali)

 

     İlk defa bizi kim diriltmişse EVET yine O diriltecektir. Çoğumuz bizi Allah'ın yarattığına inanıyoruz. O zaman niçin yeniden diriltemeyeceğine inanmayalım?

 

   Bir işi ilk kez yapmak mı daha zor, yoksa ikinci kez mi? Biz insanlara göre ilk kez yapmak daha zordur...

 

   Mesela Edison ampülü bulmak için belki 1000 ampül patlatmıştır ve yıllarca çalışmıştır. Sonuncu ampül ışık verdiğinde ise artık başarmıştır, ve sonraki ampülleri yapmak çok kolaydır....

 

   Mesela ben Arge’den elektronik devre kartı tasarımcılığından emekli oldum. Ben bir karta bazen 2-3 ay uğraşırdım. Defalarca silip baştan çizerdim. Ama sonunda o kart bittiğinde üretime girerdi ve binlerce üretilirdi...

 


    Aslında Allah için ilk ve ikinci farketmez. O'na her şey sonsuz kolaydır. Fakat biz insanlar böyle misallerle daha iyi anlıyoruz. Yani, bir işi ilk kez yapan, ikinciyi daha kolay yapar.

 



   Sevgilerimle ...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

2 Haziran 2013 Pazar

Kalp inciten Allah’ı üzer


Kalp inciten Allah’ı üzer


 

“Sakın incitme bir cânı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı”
Alvarlı M. Lutfî

 
 

Yazıyı yazmadan önce, internetten konuyla ilgili Hadisi Şerifleri araştırırken bu yazı karşıma çıktı. Büyük bir islam alimine ait bu yazının sadece giriş kısmını kopyaladım. Zira, ben de böyle bir giriş yazmayı planlamıştım. Daha iyisini yazamam.

 

 

İnsan, yaratılmışlar arasında, Cenab-ı Hakk'ın halifesi olmaya, O'nun güzel isimlerini ve ulvî sıfatlarını tastamam yansıtma potansiyeline sahip, kainatın fihristi mahiyetinde, başka canlılardan pek çok farklı derinliklerle serfiraz kılınmış biricik varlık; kalb de insanın manevî donanımında müstesna bir konum ve husûsî bir misyona sahip çok önemli bir rûhânî latîfedir.

 

 

Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselâm), “Allah sizin kalblerinize bakar, sûretlerinize değil” buyurarak, onun bir ‘nazargâh-ı ilahî' olduğunu işaret buyurur. Bu Hadis-i Şerif'ten anlaşılmaktadır ki, Cenab-ı Allah'ın insanla muamelesi kalbine göre cereyan etmektedir.

 

 

Allah-ü zü'l-Cemâl, kullarına her zaman sabrı şiar edinmelerini, dillerine hâkim olmalarını ve gayzlarını yutmalarını emretmenin yanında, “ Ben kalbi kırık olanların yanındayım ” buyurmak suretiyle, kullarının gönüllerini incitenlerin -bilmeyerek bile olsa- Zât-ı Ulûhiyeti karşılarına alacaklarına işaret buyurmuştur ki, gayet manidardır.

 

 

Geçen sohbet ederken konu açıldı. Birisine kalbi incinen bir arkadaşımın bizzat yaşadığı olayı anlatmak istiyorum. Aslında tam Sır Kapısı gibi...

 

Şu an evli olan bayan arkadaşım bu olayı yaşadığı doksanlı yıllarda bekardır ve Konya’nın küçük bir ilçesinde öğretmenlik yapmaktadır. İlçenin iki tane kuyumcusundan birisinin evinde kirada oturmaktadır.

 

Mart ayının kirası olan beş milyonu vermek için değişik günlerde üç defa kuyumcunun dükkanına gider. Her defasında dükkan kapalıdır.

 

Bir gün arkadaşım okuldan çıkmış eve gitmektedir. Yanında da okuldaki bir görevli memur ile aynı mahallede oturdukları için beraber yürümektedirler.

 

Tam bu sırada ev sahibi olan kuyumcu ile karşılaşırlar. Kuyumcu hemen kaç gündür neden kirayı ödemediğini sorup, ayıplar. Arkadaşım hemen, kaç kez geldiğini fakat dükkanın kapalı olduğunu söylese de, kuyumcu oralı olmaz.

 

Arkadaşım çok üzülmüştür. Zira okuldan arkadaşının yanında rencide olmuştur. Arkadaşım kıldığı namazlarda falan hiç beddua etmez ama günlerce üzüntüsü devam eder. Çünkü haketmemiştir.

 


Birkaç ay sonra okuldaki öğretmenler ve öğrencilerle birlikte 19 Mayıs gösterilerini izlemek için ilçenin stadyumuna gitmiştir.

 

O sırada bir öğrencisi yanına gelerek çekiliş bileti satmak ister. Ne için olduğunu sorunca öğrenci, ilçedeki esnaftan toplanan malzemeler çekilişle hediye veriliyor ve bilet paraları okula gelir oluyor, diye açıklamış.

 

Arkadaşım sadece okula yardım olsun diye bir bilet alır.

 

Evet bildiniz, çekilişte ona da ödül çıkmıştır. Hediye paketini öğrencisi getirir. Paketi açınca üzerindeki etiketi görür ve donakalır.

 

Durmuş Kuyumculuk yazıyordur ve kutunun içinde bir küçük altın vardır. Ev sahibi olan kuyumcudur. İşin şaşırtıcı yanı şu ki: o zamanlar küçük altın tam beş milyondur. Yorumu size bırakıyorum...

 

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir! Kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten, küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur.


 

Hadis-i şerif de Peygamberimiz SAV buyuruyor ki:
(Bir müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R.Nasıhin]

 
 

Hiç kimsenin kalbini incitmeyin.

 

Yunus Emre’miz diyor ki:

 

Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise.

Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise.

Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar

Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.

 

Aksakallı bir koca, hiç bilmez ki hal nice

Boşa gitmesin hacca, bir gönül yıkar ise.

Gönül Çalab'ın tahtı, Çalab gönüle baktı

İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise.

 

Bir kez gönül yıktınsa kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet de yüzünü yumaz değil.

Yol odur doğru vara, göz odur Hakkı göre,

Er odur yerde dura, üstten bakan göz değil.

 

Doğru yola gittinse, er eteğin tuttunsa,

Bir tek hayır ettinse, biri bindir az değil.

Yunus sözleri çatar, balını yağa katar,

Çok kıymetli mal satar, cevherdir o, tuz değil
....

 


Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

Emir'e (devlet idarecisi) İtaatin Vacib Oluşu

 
 
Emir'e (devlet idarecisi) İtaatin Vacib Oluşu
 
İmam Ve Emire İtaatin Vacib Oluşu
 
Sevgili dostlar ülkemizde çok büyük oyunlar oynanıyor. Seçimle gelen bu iktidarı yine seçimle indirmemiz gerek. Şu an Taksimde ve ülkemizin pekçok meydanlarında bu saf halkım neyi protesto ediyor. Seçimle gelen iktidarı, Arap baharındaki gibi yıkmayı düşünüyorlar.
 
Libyada, Mısırda, Suriyede halkına zulmeden zalim bir diktatör vardı. Yurdumuzda seçimle gelen bir hükümet var. İçkiyi yasaklamışmış, buna gülünür. Akp hükümeti zamanında istatistiklerde en çok içki tüketilen dönemdir.
 
Lütfen oyuna gelmeyelim. BU DÜNYANIN ÖLÜMDEN SONRA AHİRETTE HESABI VAR. Bakın alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz SAV ne diyor:
 
 
Hadis No : 1713
Ravi: Enes
Tanım:Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dinleyin ve itaat edin! Hatta, üstünüze, başı kuru üzüm danesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş olsa, aranızda Kitabullah'ı tatbik ettikçe... (itaatten ayrılmayın)."

Kaynak: Buhari, Ahkam 4, Ezan 54,56

Hadis No : 1714
Ravi: Ebu Hüreyre
Tanım:Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah'a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur."

Kaynak: Buhari, Ahkam 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33, (1853); Nesai, Bey'at 27, (7, 154) 
 

Hadis No : 1715
Ravi: İbnu Ömer
Tanım:Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet (Allah'a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok."

Kaynak: Buhari, Ahkam 4, Cihad 108; Müslim, İmaret 38, (1839); Tirmizi, Cihad 29, (1708); Ebu Davud, Cihad 8 
 


        Celal Çelik    /    Ankara  ( Konya-Ereğli )