15 Haziran 2017 Perşembe

Odamda İtikafa girdim


Odamda İtikafa girdim

 

Merhabalar Sevgili gönül dostlarımız,

 

Efendim Perşembe yazılarına ara vermiştik ama bugünü de boş geçmek istemedik:

 

Bugün Ramazanın 20. Günü. (15 Haziran 2017) Peygamber Efendimizin SAV “Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın.” Diye işaret ettiği son on güne girdik.

 


Peygamber Efendimiz SAV ramazanın son on günü mescidde itikafa girermiş. Belki de Efendimiz SAV Kadir gecesini ibadetle geçirmemiz için biz ümmetine örnek olmak istemiştir, Allah en doğrusunu bilir.

 

İtikaf ibadeti hakkında internetten çeşitli sitelerden derlediğim şu bilgiyi paylaşmak istiyorum:

 

İTİKAF HAKKINDA BİLGİ

 

İtikaf, bir camiye belli bir süre kapanarak ibadet etmektir. İtikaf eden kişi (mütekif ya da akif) bu süre içinde zorunlu olmadıkça camiden dışarıya çıkmaz. Peygamber Efendimiz SAV, Medine’ye hicret ettikten sonra her yıl Ramazan ayının son on gününü camide itikafla geçirmiştir.

 


İtikafın vacip, sünnet ve nafile olmak üzere üç türü vardır. Vacib itikaf, yükümlünün adak yoluyla girdiği itikaftır. Bu itikafta oruç tutmak zorunlu olduğu için bir günden az olamaz. Adaklarda belirlenen yer ve zaman bağlayıcı değildir. Bu nedenle adanan itikaf başka bir cami ve zamanda yapılabilir. Sünnet itikaf, Ramazan ayının 10 gününde girilen itikaftır. Bu sünneti bir yerdeki belli kişilerin yerine getirmesi durumunda öbürlerinin üzerinden yükümlülük düşer (kifa-i sünnet); yoksa bütün cemaat sünneti terk etmiş sayılır.

 

İtikâfa girmek nefsi yasaklardan korumada daha etkili bir yöntem olduğu gibi, ramazanın son on gününde olması tahmin edilen Kadir gecesine rastlama imkânı ve umudunu da arttırır. İtikâf, insanı dünyevî meşgalelerden uzaklaştırıp daha fazla ibadete vesile olması yanında, genel anlamda hayatın anlamı üzerinde tefekkür etme imkânı da sağlar.

 

İnsanların zaman zaman böyle derin tefekküre ihtiyacı vardır. İtikâf bu tefekkürü gerçekleştirmek için bir fırsat olarak kullanılabilir. Itikâf yapmak isteyen kişi, itikâf niyetiyle mescid veya mescid hükmündeki bir yerde kalmaya başlayarak itikâfa girmiş olur.

 

Vaktini namaz, Kur'ân tilâveti, dua, zikir ve tefekkür gibi ibadet ve taatlerle veya dinî bilgi ve kültürünü artıracak sohbet ve okumalarla değerlendirir. Doğal ihtiyaçlarını gidermek için mescidi meşgul etmeyecek ve kirletmeyecek şeyleri mescide getirebilir.

 

Mescidde yer, içer ve orada istirahat eder. Mescidin içinde giderilmesi mümkün olmayan zarurî ve doğal ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Ancak ihtiyacını giderdikten sonra hemen itikâf mahalline geri döner. Nafile itikâflar dışarıya çıkmakla bozulmaz. Ancak vacip itikâflar, zorunlu ihtiyaçlar dışında itikâf mahallinin terk edilmesiyle bozulur.

 

Tercih edilen görüşe göre, itikâfın asgarî süresi için bir sınır koyulmamıştır. Bu bakımdan bir mescidi ziyaret eden kişi, bu ziyaret süresinde bile itikâfa niyet edebilir.

 

EFKAN HOCAM OLUR DEDİ

 

Acizane bendeniz de son on gün itikafa girmeyi çok istedim. Fakat yatalak engelliyim, mescide veya camiye gidemem. Sevgili dostum ilahiyatçı Efkan Vural hocama bu isteğimi sordum. Dedi ki:

 

“Celal bence sen sürekli itikaftasın. Ama çok istiyorsun biliyorum, eğer ramazanın son on günü itikafa girmek istersen, burda yani odanda girebilirsin…

 

Biliyorsun on gün nefsani ve dünyevi arzuları bırakıp melekler gibi sürekli dua, namaz, zikir, tefekkür, Kuran’la meşgul olmak gerekiyor.

 

Senin nefsani tek zevkin sadece müzik dinlemek biliyorum. Buna on gün ara ver, ama istersen ilahi dinleyebilirsin. Aslında dini herşeyi yapabilirsin, hatta dini film bile izle.”

 



Evet dün akşam bendeniz odamda itikafa girdim. (14 Haziran 2017)


Kendime plan yaptım. Sabredeceğim ve on gün geceleri uyumayacağım ve sürekli namaz, dua, tefekkür, zikirle meşgul olup inşallah Kadir gecesini ihya etmiş olacağım.

 

Gündüzleri bol bol kaza namazı kılacağım. Arapça Kuran okumayı bildiğim için Kuran okuyacağım. 250 kişilik dua listeme gece gündüz baklavalı dua edeceğim inşallah…

 

Youtube’dan bol sohbet dinleyeceğim ve Çağrı gibi dini filmler izleyeceğim inşallah.

 


Niyetim hayır, inşallah akibetim de hayır olur. Allah dualarımı kabul etsin inşallah.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

12 Haziran 2017 Pazartesi

Beni Yükten Kurtardın Amca



Beni Yükten Kurtardın Amca
 
 
Günaydın sevgili gönül dostlarımız,
 

Bugün ramazanın 17. günü. (12 Haziran 2017) Evet ömrümüz gibi nasıl geçtiğini anlayamadan yarısı geçti. Bir ay açlığa sabretmenin sonu bayramdır. Allah bayrama da kavuştursun inşallah.

 

Tıpkı “Ömrü ramazan olanın ahireti bayramdır.” Sözü gibi Allah’ın takdiriyle başımıza gelen herşeyi rıza, aktif sabır (ibadetle) , şükür ve tevekkülle karşılarsak, cennette de bayram yaşarız inşallah.

 

Efendim, Artık orucun bedene faydalarını hepimiz ezberledik. Vücut, besin gelmeyince sindirim sistemini bakıma alır, bedenin tüm hücrelerini yeniler; Oruç, insana sabır antrenmanı yaptırır ve nimetlerin kıymetini anlayıp şükretmemizi sağlar, vs…

 


Fakat bendeniz Celalin Penceresinden bakarak oruçla ilgili şunu gördüm:

 

Düşünün bütün gün aç kalıyoruz. Hücrelerimiz yenileniyor ki gençleşiyoruz. Rabbimizin bizim aç kalmamıza ihtiyacı mı var? Bizi çok seviyor, çünkü sağlıklı olmamızı istiyor.

 

Teravih namazı ile iftardan sonra spor yaptırıyor. Zinde oluyoruz. Kabri aydınlatan seherlerde kılınan teheccüd namazıdır. Bizi bir ay o vakitte kalkmaya alıştırıyor.

 

Ki teheccüd kılalım, kabrimiz aydınlansın. Sonra bir de orucun mükafatını ancak ben veririm, diyor Rabbimiz ve bu aç kalmamıza -ahiretin para birimi- sınırsız SEVAP veriyor.

 


Böyle bir Rabbe secde edilir ve “Sübhane Rabbiyel Ala” denir. (Kusur, eksik, noksandan münezzeh olan Yüce Rabbimi tesbih ederim)

 

ZEKAT HAKKINDA BİLGİ

 

Ben her Cuma hutbesini akıllı telefonuma kaydediyorum. Geçtiğimiz yıl bir Hutbede; Zekat, malı yokeden ve eksilten bir ibadet değil, bilakis artıran ve bereketlendiren bir ibadettir…

 

Kişiyi cimrilik hastalığından koruyup cömertlik erdemine kavuşturan Zekattır, … 

 

Gönlü manevi kirlerden, serveti de ihtiyaç sahiplerinin haklarından arındırır, denildi.

 

Zenginle Fakir arasında sevgi, saygı ve kardeşlik köprüleri kurar.  Zekat, Rabbimize karşı şükür bilincimizin ifadesidir. Ona sevgi ve teslimiyetimizin bir tezahürüdür, diye eklendi.

 

Bir ilim aktarıcısı olarak bu bilgileri paylaştık, Araştırdık ve güvenilir bu siteyi bulduk. Zekatla ilgili merak ettiğiniz herşeyi bu yazıdan okuyabilirsiniz:

 


 

ULU CAMİDE CUMA NAMAZI

 

Geçen hafta piyasaya çıkan hayat öykümüzü hikayeleştirdiğimiz “İçimdeki Bitmeyen Özlem” isimli kitabımızın giriş kısmında 1. bölümde şöyle bir yazı vardı.

 


Önce bu yazıyı okuyalım, sonrasında ise yazıdaki amcayı ziyaretimizden bahsedeceğiz:

 

“Her hafta olduğu gibi erkenden Ulu caminin avlusuna girdim. Yine minarenin gölgesine durdum, çünkü güneş yakıyordu. Hoparlörle avluya verilen vaazı dinlemeye başladım.

 

Hava sıcaktı. Yüzlerce insan tam ezan okunurken geliyor ve avluya serilen hasırlar üzerinde namaza duruyordu ve mecburen güneş tepelerinde hutbeyi dinliyorlardı.

 

Ben minarenin gölgesinde vaazı dinlerken, yanıma benim gibi akülü sandalyede yaşlı bir amca durdu. Çünkü avlu henüz boştu. Amcanın bacakları battaniye ile sarılıydı.

 

Selamünaleyküm amca hayırlı cumalar, dedim. Ve aleykümselam yeğenim, dedi.

Amca adın ne, nasıl oldu bu, kaza mı, dedim.

Evet otuz sene önce iş kazası geçirdim, uzun hikaye, dedi.

 

Geçmiş olsun, Allah şifa versin amca, dedim.

Sağol yeğenim, Allah sana da şifa versin, maşallah çok gençsin, nur yüzlüsün, dedi.

 

Vaazda infaktan, sadakadan bahsediyordu. Amcanın akülü arabası epey eskiydi ve görünümü fakirdi.

Sordum: Amca devletten engelli maaşı alıyor musun, diye.

Yok yeğenim, senin emekli maaşın var diye vermiyorlar, dedi.

 

Emekli maaşın yetiyor mu amca, dedim.

Yetmiyor, aslında az olsa da hanımla  bana yeter ama üç yetim olunca yetmiyor yeğenim, dedi.

 

Hayırdır amca ne yetimi, dedim.

Oğlum sekiz sene önce trafik kazasında ölünce üç yetimi kaldı.

 

Üzüldüm, başın sağolsun, peki başka gelirin var mı, nasıl geçiniyorsun amca, dedim.

Allah razı olsun Eş, dost, akraba, komşuların desteğiyle işte... Bugünümüze binlerce hamdolsun.

 

Yanında hasırda oturan 5 yada 6. sınıfa giden oğlan bize bakıyordu. Yeşil gözlü çok tatlı bir çocuktu. Torunun mu amca, dedim.

Evet bu en küçük torun, babası öldüğünde dört yaşındaydı.

 

Maşallah efendi bir çocuk, okuyor mu?

Okuyor altıya gidiyor, dedi.

Amca Ereğli’nin neresinde oturuyorsun, diye sordum.

Gülbahçe mahallesinde..

 

Öyle mi, Bende aynı mahalledeyim, Gülbahçenin neresindesiniz amca, dedim.

… okulunun olduğu sokakta, dedi.

 

Amca, eğer evinizin önü müsaitse söz vermiyorum ama inşallah birgün çayını içmeye gelirim.

Müsait, Müsait, müstakil ev, Tabi yeğenim çok sevinirim.

 

Başımızı öne eğdik, hoparlörden gelen vaazı dinledik. Namazı kılarken amcanın oğlunu düşündüm, benimle yaşıtmış. Yeğenlerim aklıma geldi. İrem de seneye altıya gidecekti.

 

Secdeye eğilince göz ucuyla amcanın torununa baktım. Bir an onun yerine İrem’i düşündüm. Kardeşlerime bişey olsa,  yeğenlerim de annesiz ve babasız kalacaktı. Secdede ‘sübhane rabbiyel ala’ derken yağmur gibi yaşlar dökülüverdi.

 

Namaz bitiminde amcaya baktım, cebinden para çıkarmış, torununa uzatıyordu.

Hadi git şurdaki fırından üç ekmek alıp gel de eve gidelim, dedi.

 

Amca bi dakika, dedim. Bel çantamdaki cüzdandan 20 TL çıkarıp kimse farketmeden amcanın avucuna sıkıştırdım.

Amca bugünlük ekmek paranız benden olsun. Kalanı torununa ver, dedim. 

 

Yüzünü gülümseme kapladı ve içten,  Allah senden razı olsun, dedi.”

 


 

Devamını ise çıkan kitapta değil, internetteki kitabımızda şöyle anlatmıştık.

 

***

 

“Ben bu olayı Ankara’daki iyiliksever dostum Aydın Kaynarca beye telefonla anlattım. İşyerindeki arkadaşlardan yardım mı toplasak, ne dersin dedim.

 

Celȃl kardeşim benim bir miktar zekat param var, bu sene daha veremedim. Yarın babanın hesabına havale edeyim, onu verirsin olur mu, dedi.

 

Kendisi de yetim büyüdüğü için yetim denilince dayanamıyor çünkü… Aydın bey madem öyle düşündünüz, şöyle bir teklif yapsam size.

 

Siz birkaç hafta sonra Ereğli’ye geleceksiniz ya, siz babama havale yapmayın. Geldiğinizde beraber o amcayı evinde ziyaret edelim.

 

Siz kendi gözünüzle görün, direk siz verin, içiniz rahat olsun, dedim.

 

Celȃl, o ne demek ben sana güveniyorum, dedi. Aydın beycim Peygamber Efendimiz SAV şeytan insanın damarlarında dolaşır, çok vesveseler verir, der.

 

Özellikle sadaka ve zekat konusunda… Uygun görürseniz dediğim gibi siz verin, dedim. Peki dostum, dedi.

 

Aydın bey Ereğli’ye gelince birgün ikindiden sonra evden çıktık. Hem o amcaya uğrayalım, hem de gezelim dedik. Ben akülü sandalyemle o ise yürüyerek gittik.

 


O okulun yakınına varınca, komşularına sora sora amcanın evini bulduk.

 

Amca bizi görünce çok sevindi. Epey muhabbet ettik. Amca, dostum Aydın Kaynarca bey beni ziyaret etmek için Ankara’dan geldi, dedim. Öyle mi, hakiki dostmuş, dedi.

 

Böyle dostluklar az şimdi. Sen de iyi dostsun, arkadaşınla bizi ziyarete geldiniz, Allah muhabbetinizi artırsın, dedi. 

 

Liseye giden yetim torunu bize çay demledi. Müstakil evin avlusundaki asmanın altında çay içtik. Çaydan sonra müsade istedik.

 

Amca ziyaretimizden ve sohbetimizden öyle memnun oldu ki, inşallah yine gelin diye ısrar etti.

 

Tam kalkacağımız zaman Aydın Kaynarca bey cebinden zarfı çıkarıp amcaya uzattı. Amca bu benim zekat param, inşallah kabul buyur, dedi.

 

Zarfı açınca bir tomar parayı gören amca, Allah razı olsun evlatlarım, yakında okullar açılacak, üç yetimim de okuyor, dedi. 

 

Sevgili dostum Aydın bey; Allah asıl senden razı olsun amca, dedi. Zekatımı kabul ettin, beni yükten kurtardın.”

 


 

(Aydın Kaynarca bey bu yazıda isim vermesen dostum, dedi fakat örnek olsun diye paylaştım.)

 
5 Haziran 2017 Aydın beyle iftar sonrası çay faslı - Ankara Sincan-Fatih

*************

 

AĞAÇLAR HERSENE BUDANIR, SENEYE DAHA BOL MEYVE VERİR. SAÇIMIZI UZAYINCA KESTİRİRİZ. KÖKÜ BİZDEDİR, DAHA GÜR ÇIKAR.

 

ZEKAT VERMEKLE MAL AZALMAZ, KÖKÜ MALİKÜL MÜLK olan CENAB-I ALLAH’TADIR, DAHA BEREKETLENDİRİR, NASIL ÇOĞALDIĞINI ANLAYAMAYIZ…

 

PEYGAMBER EFENDİMİZ SAV; “VEREN EL, ALAN ELDEN ÜSTÜNDÜR” buyurdu.

 

ALLAH HEPİMİZİ ZEKAT VEREBİLECEK ZENGİNLİĞE ULAŞTIRSIN…

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

8 Haziran 2017 Perşembe

Hepsi Kuran’dan Uzaklaştırmak İçin Mi?


Hepsi Kuran’dan Uzaklaştırmak İçin Mi?

 

Merhabalar Sevgili gönül dostlarımız,

 

Allah’a binlerce hamdolsun, sağlık nedenlerim dolayısıyla sadece Pazartesi ve Perşembe oruç tutabilsem de ramazanı yaşamak çok güzel… Bugün ben de orucum.

 

Ramazan dışında da Peygamberimiz SAV her hafta pazartesi perşembe oruç tutarmış..

 

Bunun sebebini bir hadisi şerifte şöyle açıklamıştır:

 

"Kulların iyi ve kötü bütün amelleri Allah'a pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Amellerim arzedilirken oruçlu olmayı istiyorum."

 

(Değerli bir hoca, Kulun amelleri arzolunurken yani yaptığı ibadet ve günahların haftalık raporları sunulurken Allah sorarsa, peki kulum şimdi napıyor, melekler oruçlu desinler, diye dedi.)

 

Ramazan dışında sadece Perşembe günleri oruç tutuyorum fakat zorlansamda ramazanda iki gün tutuyorum. Allah oruçlarımızı kabul etsin.
Efendim Perşembe yazılarına ara vermiştik ama bugünü boş geçmek istemedik:

 

Efendim Hepimiz Çanakkale Savaşını kazandığımızı biliyoruz, ama ister istemez akla şu soru geliyor, ve acizane bu sorunun cevabını araştırarak bulmaya çalıştık:

 

SORU: "İyi de birkaç yıl sonra 1918’de düşmanlar Çanakkale’yi geçip İstanbul’a girdiler. 250 bin şehit boşuna mı öldü?" 

 

CEVAP: İngilizler İstanbul’a, Osmanlı 1. Dünya savaşını kaybedince mütareke, yani anlaşma ile girdiler. Yoksa bugün İstanbul’da hiç tarihi cami bulamazdık, hepsini yıkarlardı.

 

Çanakkale’de büyük moral bulan Türk milleti ve askeri, Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında İstiklal Savaşı’na başlamıştı, Müttefik güçlerin Rusyası da yıkılmıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının komutasındaki kahraman Mehmetçikler, ALLAH’IN İZNİ VE İNAYETİYLE vatanımızı bir bir, il il, belde belde düşman işgalinden kurtardı.

 

Anadolu tamamen işgalden kurtarılınca büyük kayba ugrayan müttefik güçler, Türklerin bu imanından gelen güce karşı tutunamayacaklarını anladılar, kurtuluş savaşı sonundaki Lozan antlaşmasıyla İstanbul’u terketmek zorunda kaldılar.

 

Sonuçta düşman bu iman kalesini topla ve tüfekle yıkamayacağını anladı ve çekildi gitti...

 

FAKAT, Çanakkale’den döndükten sonra İngiliz Lordlar kamarasında bir toplantı yapmışlar. O dönemin bir ingiliz gazetesinin yazdığına göre ingiliz komutan demiş ki: 

 

(Elindeki Kuran'ı havaya kaldırarak) “Beyler! Biz bu Kuran'ı yok etmeliyiz. Buna gücümüz yetmezse onları bu kitaptan soğutup ahlakını bozmalıyız... Türkleri ancak ondan sonra yenebiliriz."

 


Acaba söylenenler olmuş mu? Artık bu çağda maddi kılıç kınına girmiştir. Şimdi en büyük ve tehlikeli silah: TELEVİZYON 

 

Şu an televizyon insanı öyle bir esir alıp bağlıyor ki. Ancak nefsimizi yenip kapatma düğmesine tıklayınca sadece o anlık kurtulabiliyoruz.

 


AKLIMA TAKILDI

 

Şimdi ramazanda kanallara göz atınca aklıma şunlar takıldı:

 

* Neden bütün kanallar ramazan oldu diye ara vermiyorlar da dizilerin yeni bölümlerini yayınlıyorlar?

 

* Neden Maçların saatini hep teravih namazına denk getiriyorlar?

 

* Bendeniz en çok Türk Sanat Müziği dinlemeyi seviyorum. Hergün olmayan sevilen TSM şarkıları neden hep teravih vakti yayınlanıyor?

 

Neyseki çok sevsemde ben hemen televizyonu kapatıp yattığım yerde teravih kılıyorum.

 

* Fakat, Pekçok tanıdığım teravih namazından gelince hemen Survivor denen programı açıyor, VE ADETA oruçla namazla çok sevap kazandık, birazda gözlerimizle harama bakarak günah kazanalım, diyorlar malesef…

 

Evet o komutanın isteği oluyor, Acaba TV yöneticileri insanları Kuran’dan ve namazdan uzaklaştırmak için bilerek mi yapıyorlar. Hepsi Kuran’dan uzaklaştırmak İÇİN mi sizce?

 


Evet KURAN’DAN UZAKLAŞTIRAN ve AHLAKIMIZI BOZAN en büyük silah TELEVİZYON!

 

KEŞKE TÜM SENE RAMAZAN OLSA

 

Sevgili ilahiyatçı yazar sevgili Osman Nuri Topbaş Hocaefendi derki:

 

Rasûlullah (sav) buyurdular:

 

“Cennet seneden seneye Ramazan için süslenerek şöyle der: Allâh’ım! Bizim için bu ayda kullarından bizde kalacak insanlar kıl!..” (Taberânî)

 

Allâh rızâsına uygun düşmeyen bir hayat, çöllerdeki seraplara benzer. Hakîkatten nasîbsiz bir hayâlden ibârettir.

 

Allâh’ın sonsuz kereminden umulur  ki, mübârek Ramazan ayları, Hz. Peygamber (sav)’in buyruklarına riâyetle onun kıymetini biraz daha fazla bilmemize, ona daha fazla değer verip daha fazla sevap işlememize ve daha az günâha girmemize sebep olur.

 

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

 

“Eğer insanlar, Ramazan-ı Şerîf’in ne olduğunu lâyıkıyla bilselerdi,

senenin tamamının Ramazan olmasını arzu ederlerdi.”

 

(İbn-i Huzeyme, Sahîh, III, 190)

 
Amellere çokça sevap verildiği Mağfiret ve Bereket ayı ramazanda bol bol iyilik yapalım inşallah

Yazımızı Son Mesnevihan sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendinin geçenlerde attığı bir Tweet’indeki sözle bitirmek istiyoruz:

 

“Oruçlunun gülüşü oruçsuz kişinin secdedeki halinden iyidir !”   (Hz.Mevlânâ)

 

ALLAH ORUÇLARIMIZI KABUL ETSİN.

 

 

Celalin Penceresinden