14 Mayıs 2014 Çarşamba

Engelli olmak bana Allah’ın hediyesidir


Engelli olmak bana Allah’ın hediyesidir


 

 

13 Mayıs 2014 Salı akşam üzeri 17-18 gibi Manisa Soma'da kömür ocağındaki faciada, helal kazanç için, bir avuç kömür uğruna ölen yiğitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz... (şu an 14.05.2014 saat 15:12 - 232 şehit) BAŞIMIZ SAĞOLSUN TÜRKİYEM

Babası maden işçisi bir kızın yarışma için çizdiği resim



Bu hafta, 10 - 16 Mayıs Engelliler Haftası olmasından engellilik ile yazdığımız yazılardan, aşağıdaki bu yazıyı derledik. Akıcıdır. Okuyunuz. Engelliler ile farkındalığınız artar inşallah...


 

 
1973 Konya Ereğli doğumluyum. 1993'te üniversite son sınıftayken Friedreich Ataksisi (FA) teşhisi kondu. Sarhoş gibi dengesiz yürümeyle başlayan hastalığım, o günden bugüne sürekli ilerlemekte...

 


1998’ten beri onaltı yıldır tekerlekli sandalyedeyim. Hastalığımın ilk zamanlarında kabullenememe ve benzer nedenlerle çok stresli dönemler yaşadım

 

Önceden engellileri görürdüm fakat görmezden gelir geçerdim. Bu hastalığın bana verdiği derslerden biri de “Empati” yapmasını öğrenmemdir.

 

Hani Nasreddin hoca damdan düştüğünde başına toplananlar hekimi çağıralım deyince, “bana damdan düşen birini çağırın” dediği gibi ben de şimdi tekerlekli sandalyedekilerin hislerini ve hallerini, sıkıntılarını anlıyorum. (Empati)

 

Ben engelli biriyle karşılaştığımda onun tuvaletini nasıl yaptığını, tekerlekli sandalyeden yatağa nasıl geçtiğini düşünürüm.

 

Hayatta en büyük nimetim, annem ve babamdır. Benim belden aşağısı, hiç çalışmıyor.  Hareket ettirilmem, bu yüzden çok zor.  Ama, babam -Allah razı olsun- klozet üzerine bir vinç sistemi icat edince rahat ettik.

 


Engelliler işe yaramaz insanlar değillerdir. 1993’te hastalığımın teşhisini koyan doktor babama bu çocuk çalışamaz, götür evine yatsın, demiş.

 

Babam, o doktoru dinlemedi. Rabbim nasip etti, işe girdim. Bilgisayarda tasarımcı olarak babamın yardımıyla, işe götürüp getirmesiyle 16 yıl çalıştım ve emekli oldum hamdolsun.

 

Trilyonlarca gezegenleri yaratan ve dünya dahil hepsini basket topu gibi döndüren Allah’ın elbette her şeye gücü yeter.

 

Engelli olmak haşa! Bir yaratılış hatası değil, dünyadaki bu imtihanın zor sorularından birisidir.

 

Gece olmasa gündüzün, soğuk olmasa sıcağın… vs değerini anlamayacağımız gibi hastalıklar da sıhhatin kıymetini anlamamızı sağlar.

 

Sağlıklı insanlar engellilere bakıp şükretmeliler. Ama, çok şükür deyip kulak memelerini çekmek değil de, ibadet ederek Allah’a teşekkür etmeliler.

 

İnsan, her koşulda kendisine, ailesine, yaşadığı topluma fayda sağlayan etkinlikler yapabilir. Ben engelliyim napalım kaderim böyleymiş dememeli…

 

Ben, ne yapabilirim sorusu ile dostum Efkan Vural hocamın teşvikiyle yazı yazmaya başladım. Hayatımı anlattığım bir kitap yazdım ve blog sayfası açarak hayata dair yazılar yazıyorum.

 

Hayata dair yazılarımı ve hayat hikayemi anlattığım kitabı okumak isterseniz GOOGLE’da “celalin penceresinden” diye aratınca çıkan ilk sonuç blog sayfamdır.

 


Engelliler, sağlıklı insanlara şükretmeleri için vesiledir evet ama aynı zamanda engelli insan sağlıklı insanlara ibretlik örnek olmalıdır.

 

Namaz kılan bir engelliyi gören veya evde oturmak yerine çalışan bir engelliyi gören boş oturup vakit öldüren sağlıklı insanlar, hallerini gözden geçirmeliler.

 

Engelli olmak bana Allah’ın bir hediyesidir. 

 

   Her toplumda muhakkak en az % 8-10 engelli insan vardır. İnsan bedeninde binlerce çeşit hastalık oluşabiliyor. Birçok hastalığın tedavisi mümkündür.

 

Zaten tıbben tedavisi henüz mümkün olmayan hastalık sahibi insanlara da “engelli” diyoruz.

 

   Bazı Engelliler: Görememek, işitip-konuşamamak, yürüyememek, felçli olmak, spastik olmak, zihinsel engelli olmak... vs...

 

Astım, tansiyon, şeker, kanser, kolesterol, verem, fıtık, romatizma, kalp, kansızlık, ... vs. Bunlar da hastalıklardan küçük birer örnek...

 

   Peki hiç düşündünüz mü, neden bu kadar çeşitli hastalıklar ve engelliler var?

 

   Elbette Allah her insanı mükemmel bir sağlıkla yaratabilirdi. Ama o zaman nüfusun yaklaşık % 90’ı olan sağlıklı insanlar haline şükretmeyecek ve bu dünyanın imtihan için olduğunu hatırlamayacaklardı.

 

Biz engelli insanlar sağlıklı insanların şükretmeleri için vesileyiz.

 

Karanlık olmasa gündüzün, soğuk/sıcak olmasa serinliğin, açlık olmasa gıdanın kıymetini anlamayacağımız gibi hastalıklarda sıhhatin değerini anlamamızı sağlar.

 


Allah elbette yarattığı bütün kulları çok seviyor. Yoksa kendisine inanmayan asilere, zalimlere bir yudum su vermezdi.

 

Bir baba oğlunu sevdiğini söylerken “Aslan oğlum benim” deyip sırtına bir tokat indirir. Tedbirsizliğimizden değil de, Allah’tan takdiri ile gelen ve benim hastalığım gibi henüz tedavisi bulunmayan hastalıkları, Allah’ın bazı kullarına şevkat tokatı olarak değerlendiriyorum.

 

Allah'ın milyonlar içinden seçip engellilik verdiği bizler, bu şansı iyi değerlendirmeliyiz. İsyan etmeyip ibadet ederek (Ben tekerlekli sandalyede teyemmümle namaz kılıyorum) sabır ve şükürle sevap kazanmalıyız. Yoksa –Allah korusun- kazanma yolunda kaybedenlerden olabiliriz.


Allah, evet insanları sabır ve şükür imtihanı olarak engelli yapıyor. Fakat Allah’ın bazı sevdiği kullarına engellilik vermesinin hikmetlerinden biri şudur:

 

Allah, bazı kullarını doğuştan güzel ahlaklı yarattığı için, Allah onlara, -Hızır AS’ın gemiyi delmesi misali- engellilik veya bir kusur verip o sevdiği kulunu evlilik açısından kötü huylu insanların şerrinden koruyor.

 

Allah güzel ahlaklı iyi kullarına engellilik vererek hem kötü insanlardan koruyor, hem de sabır ve şükürle cennetteki makamları yükselsin istiyor.

 

Evleneceklere tavsiyemiz güzel ahlaklı olanı tercih edin ama bu güzel ahlaklı kişi ENGELLİ biri olursa nur üstüne nur olur.  Engelli kişiye bakan kişi cenneti kazanmaya daha yakındır.

 


Şuna inanıyorum ki, Allah beni bir kıza aşık etti, yıllarca o aşkın hayaliyle yaşadım. Sonra bana engellilik verdi ki, zamanla o aşk ilahi aşka dönüştü elhamdülillah. Bu imanımı engelli olmama borçluyum.

 

Öncelikle şu tespitimi söyleyeyim ki Allah herkese engellilik vermiyor. Engellilerin hepsi seçilmiş özel insanlardır. Birilerinin dediği gibi engellilik bir (Haşa!) yaratılış hatası değildir. Allah mükemmeldir. Sübhandır. Eksiklik, kusur, noksan yoktur. Öyleyse neden biz engellileri yaratıyor?

 

Dünyadaki asıl amacımız Allah'ın rızasını, sevgisini kazanarak cennette ebedi bir gençlik değil mi? İşte engelli olmak, engelli çocuğu olmak, engelli yakını, komşusu olmak ise bu amaca hızlıca ulaştırır. Ama şartı isyan etmeden sabırla ve şükürle...

 

Allah'ın milyonlar içinden seçip engellilik verdiği insanlar, iyi değerlendirmeliler. İsyan etmeyip ibadet ederek sabır ve şükürle sevap kazanmalılar. Ama engelli evladının duasını alamayan ana baba çoktur. Haberlerde izledim. Zihinsel engelli kızını zincirlerle kömürlüğe bağlayan insan, kazanma yolunda kaybedenlerden olabilir.

Hastalık gafletten uyandırır

Hastalığıma hiç isyan etmedim fakat önceleri “Acaba neden Allah bana hastalık verdi?” diye çok düşünmüştüm. Ailede, hatta sülalede engelli biri yoktu.

 

Hidayetimle bu soru cevabını buldu. Çünkü Allah beni seviyor inşallah. Burası geçici bir imtihan yeri olduğu için dünyaya dalıp ahireti unutmamı istemiyor inşallah.

 


Bir büyük islam alimi olan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hastalar risalesi” ( http://hastalar-risalesi.blogspot.com.tr/ ) isimli eserinde hastalığın manevi kazanımlarını çok güzel anlatıyor. Defalarca okudum. Küçük bir kitaptır. Mesela bir yerinde diyor ki :

“ Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava (nefis rüzgarı) boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.

İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçı) ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ (şikayet) değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir. “


   Ben hayatı bilgisayar oyununa benzetiyorum. Sağlıklı yani normal insanların çoğu oyunun birinci level’indedir diye tahmin ediyorum.

 

   Engelliler ise, özürlerinin zorluğuna göre, oyunun yüksek level’indedir, yani yüksek seviyesindedir.

 

   Ama bilgisayar oyunlarından da bilirsiniz, oyunda seviye arttıkça oyunu kazanmak zorlaşır. Sonuçta, level-1 de on puan olan bir hareket , yüksek levellerde bin puana kadar çıkar.

 

    Engelli kardeşlerime sesleniyorum; Kısacık dünya hayatında rahat olmayabiliriz ama şükredin, sabredin. Sağlıklı bir insanın "Çok şükür Allah'ım" demesi ile özürlü bir insanın "Çok şükür Allah'ım" demesine Allah aynı sevabı vermez. Allah adildir.

 

   Eğer isyan etmezsek, sabredip şükredersek, üstüne bir de ibadet yaparsak, katlamalı sevaplarımız sayesinde cennette çok yüksek makamlara ulaşacağız inşallah...

 



“Ey sağlıklı insanlar! Sizin sahip olduğunuz nimetleri hayallerinde yaşatanlar vardır.”

 

Herkes sahip olduğu nimetleri düşünsün lütfen...

Hadi şöyle bir içten gelerek ELHAMDÜLİLLAH çok şükür diyelim....

 

 


 

 

8 Mayıs 2014 Perşembe

Annem için evlenmedim


Annem için evlenmedim

 

Bugün (7 Mayıs 2014 Çarşamba) kıymetli dostum Aydın Kaynarca bey bizi ziyaretiyle mutlu etti. Sohbet sırasında birde Facebook’tan İsmail Coşar’ın bir kasidesini dinledik.

 


Aydın bey, İsmail Coşar’la yaptığı bir sohbeti anlattı. Bu Pazar anneler günü olması hasebiyle anne ile ilgili bir yazı düşünürken, bu anı tevafuk etti, inşallah yazmak istedik...

 

Annesiz büyüyen dostum Aydın Kaynarca beyin babası da 2006 yılınca ölmüş. Aydın bey, ablası ve onu büyüten rahmetli halası (babasından 10 ay sonra yangında ölmüş) ile beraber babasına İsmail Coşar Hocadan mevlid okutmak istemişler.

 

Bir haftasonu Kocatepe Camiinde İsmail Coşar mevlid okumuş. Sonra Kocatepe’nin altında yemek vermişler. Aydın bey, yanına oturan İsmail Coşar’la o yemekte sohbet etmişler.

 


Aydın bey, nasıl böyle güzel bir sese sahip olduğunu sormuş. İsmail Hoca derinden bir iç çekmiş. Muhakkak bu ses Allah’ın lütfu, ama rahmetli anamın hem fiili, hem de kavli dualarının çok etkisi vardır.

 

Kavli (sözle) dua tamam da, fiili dua nasıl hocam? Ben çok küçüktüm. Rahmetli anacım hafız olmamı çok istediği için beni Kuran öğrenmem için köyümüzün camisinin imamına götürdü.

 

Sesimin gür olması nedeniyle imam, anneme bu çocuğun sesi pişerse çok güzel Kuran okur, demiş. Annem peki nasıl deyince, imam çok ağlayıp sesimin açılması için bir yol tavsiye etmiş.

 

Anacım geceleri, beni saatlerce bahçemizdeki bir büyük su fıçısının içine koyardı. Ben karanlıktan ve korkumdan ağlardım, sonra durur durur, saatlerce bağırarak ağlardım...

 



Tabi o zaman nedenini bilmeden sadece sabredip ağlıyordum. Yıllar sonra hafızlıktan mezun olup sesine hayran olunan ve aranılan bir delikanlı hafız olunca anacığımın değerini anladım.  

 

Evet arkadaşlar, hani Rabbimizin dediği gibi başımıza gelen şer gibi görünen nice olaylarda hayır gizlidir. Aslında başımıza gelen her musibette, çaresini arayarak aktif sabretmeliyiz.

 

Eminim, hastalıklarımıza sabretmemizin vesilesiyle Allah imanımızı arttırıyor, hamdolsun. Aktif sabır, şükretmektir. Şükretmenin en kestirme yolu NAMAZdır.

 

İnternette araştırma yaptık, İsmail Coşar’ın web sitesini bulduk. Orada kısaca özgeçmişi var, fakat bu su fıçısına değinmemiş. Sayfasındaki maile bu yazıyı gönderdik ve onay aldık.

 


 

Websayfasında annesinin ettiği duanın kabul olduğunu anlatıyordu: İsmail Coşar, bu yaşlarda Kandil günlerinde annesi Edibe Hanım ile radyodan Kuran-ı Kerim dinler ve sesini duyduğu hafızların “kendisine dost olması” yönünde anne duası alırdı.

İsmail Coşar ve annesi
 

Yine dostum Aydın bey, İsmail hocanın, uzun yıllar evlenmediğini söylediğini aktardı. Hanımı annesini üzebilir, kalbini kırarsa diye annesine duyduğu sevgi, saygı ve endişesinden dolayı yani annesi için evlenmemiş.

 
Annesi hayattayken oğluna ahlakını beğendiği bir kızla evlenmesini teşvik etmesi üzerine, geçte olsa otuzbeşli yaşlarında, yine annesi mürüvvetini görsün, mutlu olsun diye evlenmiş.
 

Websayfasında 1950 Bursa doğumlu, evli,  iki oğlu var diyor, ama sanırım geç evlendiği için olsa gerek sadece iki çocuğu var.

 

Geçen kasımda babam anjiyo oldu ve birsüre Cuma namazlarına götüremedi. İnternetten Diyanet TV’den Kocatepe camisinden naklen Cuma namazını dinledik.

 

İsmail Coşar hocanın okuduğu iç ezanla kaçkez gözyaşına boğulduk. Sadece bendenizi değil yıllarca binlerce kişiyi ağlatmıştır. Gözyaşı kalbin kirini  yıkar, temizler. Allah razı olsun.

 

İsmail Coşar şu an 64 yaşında, Allah sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür versin. Nice uzun yıllar hayırlı hizmetler nasip etsin. Mahşerde peygamberlerle beraber haşr eylesin.

 


Evet yazıyı uzatmamak için anne ile ilgili ayet ve hadislerle bitiriyoruz.


''Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik.''
(Lokman suresi , 14.ayet)

“Rabbin, Ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”
(İsra Suresi, 23.ayet)

 

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde (rızasını alıp da) Cennet’e giremeyenin.” (Müslim, Birr 9)

 

Onlar için istiğfar edip, amel defterlerini açık tutabilirsiniz?

Ebu Üseyd Mâlik İbn Rebra es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam):

 

“Evet vardır” dedi ve açıkladı: “Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi yerine getirmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.” (Ebu Dâvud, Edeb 129)

 

Yukarıdaki anektod, ayet ve hadisler anne hakkında fazla söze gerek bırakmıyor.

 


Sayfamızı ziyaret eden ve maillerimizi okuyan tüm gönül dostlarımızdan anne olan, anne adayı olan tüm annelerin anneler gününü kutlar, yaşı ne olursa olsun, ellerinden öperiz.

 

Hakka yürümüş tüm annelerimizin Allah kabirlerini pür nur etsin. Makamlarını cennet, derecelerini yüksek eylesin...

 

 


 

 

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Ölünce Kabrinize Sevap gelsin ister misiniz?


Ölünce Kabrinize Sevap gelsin ister misiniz?

 

Geçtiğimiz Pazar akşamı, fakirinizi çok mutlu eden bir email aldık. Bu, hayata dair yazılarımızı ve çeşitli güzel yazı ve hikayeleri hergün email listemize gönderiyoruz.

 

Şu an email listemizde 256 kişi vardır. Ve çoğunu tanımıyorum. Yazılarımızı email ile almak isteyenler fakire mail adreslerini gönderiyorlar, tanımıyoruz fakat herkesi listemize ekliyoruz.

 

Bu listemizde olan ve hiç karşılaşmadığımız Ömer Sönmez isimli kardeşimiz bir email ile duamızı ve gönlümüzü aldı. İnşallah kısa ömrümüzde aldığımız en güzel hediyelerden biriydi.

 

Çünkü ölümümden sonra bile amel defterimiz kapanmayacak, sevap gelmeye devam edecek inşallah... Aşağıda, mailin ortasındaki bilgiyi internetten araştırdık.

 

Kardeşimizin belirttiği şey, ahiretimiz için çok önemli olduğu için, belki yazıyı okuyanlarda, aa bende yapayım, bu sevaplara bende kavuşayım, veya ölmüş yakınının adına yapmak isteyebilir düşüncesiyle bu emaili aynen paylaşıyoruz:

 

​

Kimden: omer sonmez

Tarih: 4 Mayıs 2014 20:51

Konu: Hediye ve Bir Rica

Kime: Celal Çelik celalcelik@gmail.com

 

Selamün Aleyküm Celal abi
Gönderdiğiniz yazıları çok severek okuyorum. Allahın izniyle, bizlere gönderdiğiniz yazılar, imanımızın kuvvetlenmesine vesile oluyor. Her gün büyük bir istekle maillerinizdeki iman hakikatlerini dikkatlice okuyorum. Bu yazılar ile siz, bizlere çok güzel hediyeler gönderiyorsunuz. Allah sizden razı olsun.

 

Celal abi, ben gönderdiğiniz değerli yazılar için teşekkür ederek ben de size bir hediye vermek istedim. Sizin gönderdiğiniz yazılar, yani bizlere gönderdiğiniz hediyeler, Allahın izniyle ahiretimizi güzelleştiren hediyeler olduğu için ben de size nacizane, kendi çapımda ahiret ile ilgili bir hediye vermek istedim.


Bu gün 4 Mayıs (4 Mayıs 2014) tarihinde sizin adınıza 4 tane meyve fidanı dikimini gerçekleştirdik. Ağaçların tamamı Ankarada Çiğdem Mahallesinde dikilmiştir.


1. fidan, kayısı fidanıdır ve evimizin bahçesine dikilmiştir.
2. fidan kiraz fidanıdır ve gene evimizin bahçesine dikilmiştir.
3. fidan kiraz fidanıdır ve mahallede boş bir alana dikilmiştir.
4. fidan kayısı fidanı olup, mahalle camisinin bahçesine imam ve bugünkü ikindi namazına katılan arkadaşlarla beraber dikilmiştir.

 

Bu meyve fidanlarının tamamı sizin adınıza temin edilerek dikilmiştir. Ağaç dikme konusunda uzman değilim ancak ağaçları takip ederek bakımlarını ve sulamalarını gerçekleştirerek İnşallah büyümelerine vesile oluruz.

 

İnşallah bu ağaçların çevreye kattığı güzellikler, bir kaç sene sonra inşallah meyve verirlerse, meyveden yiyen insanların, kuşların, diğer hayvanların sadaka sevabı Allahın izniyle size gelecektir.


Ağaçların resimlerini size ekte gönderiyorum. İnşallah ağaçlar Allahın izniyle dikildikleri yerlerde büyürler.

 

Cami bahçesine dikilen Kayısı fidanı
 

Ağaç dikmenin önemi
 
Sual: Dinimizde ağaç dikmenin önemi nedir?

CEVAP:
Meyveli, meyvesiz ağaçların ve ormanların insanlara olan faydaları sayılamayacak kadar çoktur. İnsanlığa böyle bir hizmet etmenin dinimizdeki önemi büyüktür. Bu hususta bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:

*** (Dikilen ağaçtan alınacak meyve sayısı kadar dikene sevap verilir.) [İ.Ahmed]

*** (Bir kimse, bir ağaç diker, ağaç meyve verene kadar onu koruyup bakarsa, bu ağaçtan
dökülen her meyve, Allah indinde, o kimse için, bir sadaka olur.) [İ.Ahmed]

*** (Bir ağaçtan, insanlar, hayvanlar veya kuşlar istifade ederse, o ağacı diken için bir sadaka olur.)
[Buharî]

*** (Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.)
[Müslim]

*** (Şu yedi şeyi yapan, öldükten sonra da devamlı sevap kazanır:
1-
[Dine uygun] ilmi bir eser yazan,
2- Bir çeşme yapan,
3- Bir su kuyusu açan,
4- Bir hurma ağacı diken,
5- Bir mescid bina eden,
6- Bir Mushaf yazan,
7- Öldükten sonra kendisine dua edecek salih bir evlat yetiştiren.)
[Beyheki]

*** (Dikilen bir ağacın gölgesinden de istifade edilse, ağacı diken için sevap vardır. O ağaçtan ne kadar istifade edilirse, sevabı da o kadar çok olur.) (El-Envar)

 

Bahçeye dikilen Kiraz fidanı
 

Bir de sizden nacizane bir isteğim var. Dost Tv kanalının çok güzel programları var. Özellikle ben Hikmet Arayışları programını ilgiyle takip ediyorum. Bu programda çok yararlı olduğunu düşündüğüm sohbetler yapılıyor. Her program yaklaşık 40 dakika sürüyor.

 

Aşağıdaki linkte programın yeni ve eski bölümlerini internetten izleyebilirsiniz.

 


 

Eğer uygun görürseniz, Listenizdeki insanlara Hikmet Arayışları sayfasının linkini gönderebilir misiniz? Bu programın çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

 

Allaha emanet olunuz.
Saygılarımla
Ömer Sönmez

 

 

Bu çok değerli hediyesi için Ömer kardeşime birkez daha teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. İsteğini maili kopyalarak yerine getirdik sanırım ama şunu eklemek istiyoruz izninizle:

 

Dost TV, uydu üzerinden dini yayın yapan bir televizyon kanalıdır. Çok güzel programları var. Pek televizyon açmadığımızdan yatakta radyodan Dost FM’den dinliyoruz.

 


Dost TV yayınını Ankara’da 89.2 Mhz Dost FM Radyosundan da dinleyebilirsiniz. Emekli olmadan önce babacım hergün 30 km Sincan’dan Bilkent’e işe götürür, getirirdi.

 

Bazen, özellikle Cuma sabahları arabada radyo Dost Fm’de Hikmet Arayışları programını dinlerdik. Allah o dinlediğimiz sohbetle çok bilgiler nasip etti, hamdolsun.

 

 "Varlık alemini tüm inceliği ile tanımak, varlığı alemin sahibi olan yaratıcının istediği gözle görebilmek için: kulluğun, şükrün ve tefekkürün anahtarı Hikmet Arayışları…


Hafta içi her gün sabah namazından sonra sorular ve cevaplarla, ilhamlar ve okumalarla, zihinleri ümitli ve manevi bir bakış açısına çağıran Hikmet Arayışları Ali Çetinkaya’nın yorumları ve Abdulmecid Demirci’nin sunumuyla haftaiçi hergün sabah 8:10 - 8:50 arasında tekrarıyla 22:00 da DOST TV ve DOST FM’de sizlerle…"

 

Hikmet Arayışları programının tekrar kayıtlarını buradan izleyebilirsiniz: