27 Aralık 2016 Salı

2016 Yazılarından Seçmeler-2


2016 Yazılarından Seçmeler-2

 

Bu 2016 yılındaki son yazımız. Bu yazıda, önce kısa bir bu yılı değerlendirmemiz, sonrasında da bu yılki bazı yazılardan derleme bir kolaj yapmak istiyoruz izninizle…

 

2016 yılı ömrüm boyunca yaşadığım en acı yıldır. Kendi adıma söylemiyorum. Ben yatalağım ama emekli maaşım var, sıcacık evdeyim elhamdülillah. Milletçe zor bir yıl geçirdik. Kaç kez bu son olsun dedik, bit artık 2016 dedik.

 

Bendeniz özelde sevdiklerim sağlıklı ve mutlu olduklarında mutlu oluyorum. Fakat gerçek anlamda ülkemiz huzurlu olduğunda, herkes gibi çok huzurlu oluyorum.

 


Bütün yıl boyunca güzel ülkemizde 20’den fazla patlama ve terör eylemlerinde yüzlerce şehit verdik. Sırf hain darbe girişiminde ise, 250’den fazla insan şehit oldu.

 

2016 hem islam alemi, hem Türkiye’miz için çok zor geçti. İnşallah 2017 güzel geçer.

 

Bu yıl 53 yazı yazdık, Her pazartesi yeni yazı yayınlamaya Allah ömür verdiğince devam etmek istiyoruz. Bu yılın son yazısını dörde böldük sıkılmadan okunsun diye…

 

Pazartesiden Perşembeye yayınlayacağız. Şimdi, bu 53 yazının sadece bazılarından yaptığımız kısa kısa alıntıların 2. bölümünü paylaşmak istiyoruz, Buyrun:

 

ALLAH RAHMET EYLESİN (6 Haziran 2016)

 

Düğünden üç gün önce 16 Mayıs 2016 Pazartesi kuzenimin kızı Nisa Tekin’in vefat haberini aldık. Şubatta Lösemi tedavisi başlamış, dört ay sonra Hakk’a yürümüştü.

 

Annemin ablası Fadimana teyzemin torunuydu Nisa… 15-16 yaşındaydı. Birkaç yıl önce Karaman Ayrancı’da teyzemgile gittiğimiz bir bayram ziyaretinde görmüştüm.

 

Kuzenim Kadriye’nin kızı Nisa hayat doluydu. Kuzenleriyle bahçede koşturuyordu.

 

İstanbul’da yaşıyorlardı. Çokta zekiymiş, geçen sene Teog sınavında başarılı olmuş ve Denizcilik Lisesini kazanmış, orada okuyordu, şimdi ikiye geçecekti.

 

Hep gülümserdi. Kuzenim hastanedeyken Facebook’ta paylaştığı resimlerde hep gülümsüyordu. Zaten vefat ettiği ana kadar bilincini hiç kaybetmemiş.

 

Kuzenim Kadriye başında ağlarken gözünü açamıyor, konuşamıyor ama annesinin yüzünü okşuyor, adeta teselli veriyormuş. Doktorlar Nisa fenalaşınca odadan çıkarmışlar ve az sonra son nefesini vermiş.

 

Allah rahmet etsin. Daha onun imtihanı başlamamıştı. İnşallah şehittir, ailesine mahşerde şefaat eder ve cennetteki makamı yüksek olur.

 

Buraya göndermeden önce, cenazeyi İstanbul’daki evlerinin önüne getirmişler. Denizcilik lisesinden sınıf arkadaşları beyaz kıyafetleriyle evin önüne gelmişler.

 

Kuzenim o ȃnı telefonda annesine anlatıp ağlamış. Cenaze gelmeden annemgil Ayrancı’ya teyzemgile gittiler, orda teyzem bunu anneme ağlayarak anlatmış.

 

Kuzenim: “Anne beyaz güvercinler geldi, içinde benim güvercinim yok anneee…” :(

 

18 Mayıs 2016 Çarşamba Ambar köyünde toprağa verildi. Dayım kına gecesini iptal etti.

 


 

HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADI (13 Haziran 2016)

 

Bu haftanın yazısını 10 Haziran 2016 Cuma günü fakiri ziyaret eden ilkokul öğrencilerinden bahsederek bitirmek istiyoruz.

 

Karşı komşumuz öğretmen Hatice Keleş hanım, öğretmen arkadaşı Nesrin Özelakça Hanıma bendeniz fakirden çok güzel bahsetmiş. Cuma günü yirmiye yakın öğrencisi ile ziyarete geldiler. Allah razı olsun.

 

Hediye getirdikleri yeşil tişörtü hemen anneciğim giydirdi. Güzel bir sohbet oldu. Öğrenciler hepberaber izci marşlarını söylediler, çok mutlu oldum.

 

Öğrencilere hepbirlikte ayağa kalkın ve oturun dedim. Şu olay bir saniyenizi aldı. Ben yirmi yıldır hasretim buna, çok çok şükredin, dedim.

 

Babacım, Celal abinizin göğsüne kemer bağlıyorum, şu vinç ile ayağa kaldırıyorum, klozete oturtuyorum, diye banyodaki vinçi gösterirken bir çocuk ağlamaya başladı.

 

Meğer anne ve babasında yürüme güçlüğü olan on yaşındaki Yusuf, hünhür hüngür ağladı. Annem ve öğretmeni Nesrin Özelakça hanım da ağladı ve sarılıp teselli verdi.

 

Anne ve babası engelli olan Yusuf, maşallah empati (kendini karşısındakinin yerine koyma) duyguları çok gelişmiş bir çocuk, Allah yardımcısı olsun.

 

Bazen hiç tanımadığımız insanlarla biraraya geldiğimizde paylaşacak çok şeyin olduğunu farkediyor insan. Yaşamak herşeye rağmen sevilince çok güzel…



 
(Soldan) Yusuf, Nesrin hanım, babam, annem ve en üstte Hatice hanım



 
Allah’ım, Yusuf’a ve ziyaretime gelen tüm öğrencilere güzel bir kader çiz. Amin…

 


 

ALLAH’A SÖZ VERDİ (21 Haziran 2016)

 

Babacığım yirmi yıldır deliksiz bir uyku çekemedi. Geceleri birkaç defa uyandırırım, (Babamın cep telefonunu uyanana kadar çaldırırım.)  lazımlık ördekle tuvaletimi yaptırır. Ya Sabır!

 

Babacığım ve anneciğim benim kıldığım namazların ve oruçlarımın sevabını aynen alıyorlar inanıyorum. Banyo, tuvalet, giyecek, yemek, çay olmadan ibadet edilmez çünkü…

 

Babacım hayatı boyunca hep sabretti. Ve hastalığımın teşhisi koyulup asla tedavisi yok, yatalak duruma kadar ilerleyecek denildiğinde 1993’te bir söz verdi. 

 

Allah’a verdiği sözü tuttu; engelli evladına sonuna kadar bakma sözünü tuttu. Yiğit oğlu yiğit aslan babacım… Allah razı olsun babacım.

 

Bu saydığım şeylerin hepsini kendi hastalıklarıyla beraber şikayet etmeden yapıyor. Babamda nefes darlığı astım, kalp, tansiyon, şeker, kolesterol, fıtık var.

 

Ya sabır! On yıldır berbere gidemiyoruz. Banyo yaptırırken saçımı sakalımı traş eder, -astım olduğu için- maraton koşucusu gibi nefes nefese kalıyor ve sırılsıklam terliyor.

 

Annem ve babam, kardeş, anne, baba acısına sabrettiler. Sakat bir evlada sadece sabırla değil, aşk ve sevgiyle kenetlendiler... Ya sabır!

 


Milyarlarca insanın içinden beni, Nuriye – İsa Çelik’in oğlu olarak, üstelik güzel Türkiye’mizin cennet diyarı Ereğli’de dünyaya gönderen Rabbimize binlerce hamdolsun.

 


 

ÖNYARGI (18 Temmuz 2016)

 

Fakat genlerimizdeki bu merhamet hissimizi önyargı ile kaybediyoruz. Dikkat edelim.

 

Hemşehrilerim kızmasın, kendilerini gözden geçirsin diye bir anımı anlatmak istiyorum:

 

Geçen sene ramazanda Ulu Cami’de Cuma namazını kıldıktan sonra çarşıya geldim. İftardan sonra çayla içeyim diye Ereğli’nin meşhur Tahinli Çörek’ini almak için bir fırının kapısına yanaştım.

 

Akülü sandalyemle fırına giremezdim. Giren çıkan epey kalabalıktı. Beklemeye başladım. Fırıncı beni görüyor, fakat görmezden geliyordu. 

 

Fırına girenlerin hiçbiri buyur yardımcı olalım, ne alacaksan biz getirelim demedi. Hepsi fırının kapısına gelen dilenci sandı. Ah bu önyargı, genlerimizdeki merhameti bastırıyor.

 

Kaldıki dilenci olsam bile 3 TL’ye bir Tahinli Çörek alıp ramazanda sevap kazanırlardı.

 

Yirmi dakika sonra sırt çantalı bir turist yanıma geldi. Yarım türkçesiyle sana Tahinli Çörek alayım mı, dedi. Evet dedim ve parasını verdim. İsviçre’li turiste teşekkür ettim.

 


 

DARBE (25 Temmuz 2016)

 

Arabeskten zevk almaz oldum ve sanat müziğine meylettim. Artık Türk Sanat Müziği dinliyorum. Yine ağlıyorum ama bu kez merhametten… anlatacağım.

 

İmanın kalbe yerleşmesi için önce kalpteki putları kırmak ve temizlemek gerekir.

 

Para, kadın, şehvet, masiva (günah işlemek) , malayani (faydasız işler) gibi…

 

Ben öncelikle samimi tövbe-istiğfar ederek kalbimi gözyaşlarıyla yıkadım, sevgiyle boyadım ve artık kalbimin zirvesİne Allah’ı yerleştirdim. 

 

Bu yaptığım işi, konuştuğum sözü Allah beğenir mi diye hep teyakkuz halindeyim. Çünkü Allah herşeyi görür, duyar, bize şah damarımızdan yakındır.

 

Yani 2003’te darbe yaptım ve kalbimin idaresini nefis ve şeytandan geri aldım.

 

(Nefis vücutta hakim olursa kalp kuyudadır. Ve Kuran’ın ipiyle kuyudan çıkar. )

 

Kuran’ın Türkçe mealini bitirdikten sonra, Peygamber Efendimizin SAV hayatını merak ettim. Allah’ın en sevdiği kulu O’ydu ama ne çok çileler çekmiş.

 

Efendimizin SAV ve sahabelerin hayatını empati yaparak okudum ve gözlerim yaşlarla doldu.

 

Kainata iman gözlüğüyle bakınca her şey farklı görünüyor. Bu hastalığımda benim kusurum yokmuş. Bu hastalık bana Rabbimin bir hediyesiymiş.

 


Mesela, önceden görmezden geldiğim bir engelli çocuğun yerine kendimi koyarak (empati) onun duygu ve düşüncelerini hissetmeyi öğrendim.

 

Rabbim istediği için namaz kılıyorum, ibadet ediyorum. Allah sevdiği için Efendimizi SAV ve sahabeleri çok seviyorum.

 

Anne, baba, akraba, eş, dost, komşu sevgisini Allah istediği için daha bir içten seviyorum. Hatta bilirsiniz ki Allah, ana babaya öf! bile demeyin, diyor.

 

Namazla, iman kalbimde gitgide pekişiyor. Allah’ın yarattığı tüm kullarına sevgi, şefkat ve merhamet besliyorum.

 

Namazlarımda sadece ailem değil 250 kişiye ismen –bazen- ağlayarak dua ediyorum. Allah affedip bizi cennetine alırsa hiç ayrılmayalım istiyorum.

 

Dinden, oruç, namazdan uzak yaşayan sevdiklerime fırsatını bulunca yumuşak dille bildiklerimi anlatıyorum. Ama cehennemle korkutmadan sevdirerek… 

 

İçimde herkese öyle SEVGİM var ki, inşallah hep beraber direk cennete girelim, o alevli ateşe hiç uğramayalım, istiyorum. Bunun için çabalıyorum.

 

İşte ilahi aşk buna diyorlar. O kıza duyduğum aşk ilahi aşka yükseldi. Önceden herkese ondan bahsederken şimdi sözü hep sohbeti Canan’a bağlıyorum. Yani, Allah’a…

 


 

***

Evet 2016 hem islam alemi, hem Türkiye için çok zor geçti. İnşallah 2017 güzel geçer.

 

Allah hepimize sağlık huzur başarı versin.

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Yazılarından Seçmeler-1


2016 Yazılarından Seçmeler-1

 

Bu 2016 yılındaki son yazımız. Bu yazıda, önce kısa bir bu yılı değerlendirmemiz, sonrasında da bu yılki bazı yazılardan derleme bir kolaj yapmak istiyoruz izninizle…

 

2016 yılı ömrüm boyunca yaşadığım en acı yıldır. Kendi adıma söylemiyorum. Ben yatalağım ama emekli maaşım var, sıcacık evdeyim elhamdülillah. Milletçe zor bir yıl geçirdik. Kaç kez bu son olsun dedik, bit artık 2016 dedik.

 


Bendeniz özelde sevdiklerim sağlıklı ve mutlu olduklarında mutlu oluyorum. Fakat gerçek anlamda ülkemiz huzurlu olduğunda, herkes gibi çok huzurlu oluyorum.

 

Bütün yıl boyunca güzel ülkemizde 20’den fazla patlama ve terör eylemlerinde yüzlerce şehit verdik. Sırf hain darbe girişiminde ise, 250’den fazla insan şehit oldu.

 

2016 hem islam alemi, hem Türkiye’miz için çok zor geçti. İnşallah 2017 güzel geçer.

 


Bu yıl 53 yazı yazdık, Her pazartesi yeni yazı yayınlamaya Allah ömür verdiğince devam etmek istiyoruz. Bu yılın son yazısını dörde böldük sıkılmadan okunsun diye…

 

Pazartesiden Perşembeye yayınlayacağız. Şimdi, bu 53 yazının sadece bazılarından yaptığımız kısa kısa alıntıların 1. bölümünü paylaşmak istiyoruz, Buyrun:

 

DÜŞÜNCELER TOHUMDUR (2 Şubat 2016)

 

Hz. Mevlana “İnsan düşünceden ibarettir, gerisi et, kemik, kıldır.” Der.

 

H. Nur Artıran Hanımefendi bir sohbetinde diyor ki: İnsan topraktan yaratılmıştır. Her düşünce bir tohumdur. Her düşünce beden toprağına ekilir. Ne ekersen onu biçersin.

 

Hz. Mevlana, eğer ayağına diken battıysa, günün birinde sen ekmişsindir. Eğer sana gül verdilerse, onun tohumunu da sen ekmişsindir, der.

 


 

ŞEHİTLERE ÖLÜLER DEMEYİN (15 Mart 2016)

 

Şehit olduktan sonra elindeki silahı bırakmayan asker vardı. Sunay Civan

 

Silahını teslim etmiyordu, tıpkı Çanakkale şehidinin silahını vermemesi gibi…

 

Şehit’in elindeki silahı komutanı gasilhanede inanılması güç, bir o kadar anlamlı bir şekilde alıyordu. Canlandırma şeklinde filme almışlardı, babamla izlerken ağlamıştık.

 

Gasilhane’de elindeki tüfeği asker arkadaşı ne kadar zorlasa da elinden alamıyordu. Komutanı emretti, o anda şehidin elleri gevşedi ve silahı aldılar; dedi ki:

 

“Asker! Görev bitti, silahı bırak.”   Komutanı gözyaşını tutamıyordu.

 


 

EN TEHLİKELİ SİLAH (22 Mart 2016)

 

Televizyon hangi amaçla kullanıldığınıza bağlı olarak iyi bir eğitim aracı ya da bir silah olur.

 

Sonuçta 1915’te düşman bu iman kalesini topla ve tüfekle yıkamayacağını anladı ve çekildi gitti.

 

FAKAT, Çanakkale’den döndükten sonra İngiliz Lordlar kamarasında bir toplantı yapmışlar. O dönemin bir ingiliz gazetesinin yazdığına göre ingiliz komutan demiş ki: 

 

(Elindeki Kuran'ı havaya kaldırarak) “Beyler! Biz bu Kuran'ı yok etmeliyiz. Buna gücümüz yetmezse onları bu kitaptan soğutup ahlakını bozmalıyız... Türkleri ancak ondan sonra yenebiliriz."

 

Acaba söylenenler olmuş mu? Artık bu çağda maddi kılıç kınına girmiştir.

Şimdi en büyük ve tehlikeli silah: TELEVİZYON

 


 

DÜŞÜNCE (25 Nisan 2016)

 

Bazende o kadar düşünür ve başıma gelen musibetin manevi sebebini bulamazdım.

 

Son Mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendinin “Düşüncenin önemi” konulu TV sohbetini dinleyince işin hikmetini anladım:

 

“Düşünce o kadar önemlidir ki... Düşüncelerimiz tohum gibidir. İnsan topraktan yaratılmıştır. İrademizle düşündüğümüz her düşünce beden toprağına ekilir.

 

Eğer sana gül vermişlerse günün birinde onun tohumunu sen dikmişsindir. Eğerki ayağına bir diken batmışsa onunda tohumunu sen ekmişsindir.”

 

Evet aklımıza gelen vesveseyi gerçek kabul eder ve irademizle üzerinde düşünceler üretirsek, kanserden tehlikeli büyük günah Suizan’na dönüşür ve beden toprağına ekilir.

 

Tövbe etmezsek, o tohum çarçabuk büyür. Ve başımıza gelen musibetler, o kötü tohum yüzündendir. Bazen Rabbimiz bu negatif düşünceye anında da ceza verebilir.

 

Yine Nur hocamız : “Nice görünmez ilahi mahkemeler kurulur da, işlediğimiz hataların,  günahların faturasını bazen malımızla, bazen de canımızla öderiz, demişti..

 

O nedenle, Hz.Mevlana; Kaybettiğin bir şey için sakın üzülme, cana gelecek olan zarar Cenâb-ı Allah’ın lütfu merhametiyle malına gelmiştir, diye buyurmuştur.

 

Mesela yolda gördüğümüz bir mümin kardeşimiz hakkında suizan ederek düşündük, anında ayağımız taşa takılır, düşeriz. Veya daha başka musibetler…

 

Tabi Allah’ın sevdiği imanlı müslümanlar için böyledir. Yoksa her kötü düşünene hemen burda ceza  gelmiyor, ahirete erteleniyor.

 

Bazen anlayamadığım musibetler geliyor. Eğer düşünür ve hiçbir sebep bulamazsam, Allah bunu, cennetteki makamımı yükseltmek için vermiştir, der musibete sevinirim.

 

Bir sahih hadiste, 'İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre bela ve imtihanlara maruz kalır. Eğer salâbet-i diniyesi varsa, belası daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belalar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.' (Tirmizi, Zühd 57) buyuruluyor

 


 

Gülümseten bir anı (11 Temmuz 2016)   

 

Her sene yılbaşından bir hafta önce bir otelde, hem yeni yılı, hem de şirketin kuruluş yıldönümünü kutlamak amacıyla eğlence düzenlenirdi.

 

Yemekler, meşrubatlar ve isteyene içki servisi de yapılıyordu. Sanırım aralık 1997 idi. Yine böyle bir eğlenceye katıldık. Gecenin sonunda otelden çıkıyorduk.

 

Hastalığımı ilerlettiği için içki bana yasak, ben içki içmem ama iki arkadaşımın kolunda yürüyüp otelden çıkarken, otelin resepsiyon görevlilerinin aralarındaki şu konuşmasını duydum:

 

" - Yav adama bak amma içmiş. İki kişinin kolunda gidiyor. "   :)

 


 

ENGELLİ OLUŞUMA SEVİNİYORUM (9 Mayıs 2016)

 

Ben aslında engelli olduğuma bir bakıma seviniyorum. Çünkü çocukluğumdan beri alay edilirdim, çok kırıcı sözler işitirdim. Oysa ben hasta olduğumu bile bilmiyordum.

 

Dengesiz yürümem benim hatam değildi. O kırıcı sözler ok gibi kalbimi yaralıyordu.

 


Allah onları da öyle imtihan ediyordu belkide... Şimdi tekerlekli sandalyedeyim ama mutluyum. Herkes bende hata olmadığını gördü.

 

Artık toplumda engelli de olsam bir yer edindim. Hiç kimse bana artık, sarhoş musun, yamuk, daha ayakta duramıyosun, dik dur biraz, sen ne biçim yürüyon, dengesiz, içtin mi, vs. demiyor.

 

Binlerce Elhamdülillah bugünüme...

 


 

ÜÇÜNCÜ YORUM (30 Mayıs 2016)

 

Bendeniz, yatalak engelliyim, babam yatağım üstünde oturuma getirince, oturarak,
fakat eğer yatıyorsam da, (ki genelde yatıyorum) sırtüstü yatarak,


teyemmüm abdesti ile NAMAZlarımı kılıyorum.

 


Bazen aklıma geliyor, acaba Allah kabul ediyor mu diye...

Evet ediyor şüphem yok, yoksa içime böylesine huzur vermezdi.

 

Hem, Bakara suresi 286. ayette ;

"Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar." diyorsun Rabbim;
Benim ancak buna gücüm yetiyor.

 


 

***

Evet 2016 hem islam alemi, hem Türkiye için çok zor geçti. İnşallah 2017 güzel geçer.

 

Allah hepimize sağlık huzur başarı versin.

 

 

Celalin Penceresinden