20 Temmuz 2013 Cumartesi

Parola: Bismillah


Parola: Bismillah

 

   Çocukluğumuzda bir oyun vardı: Lades. Çoğunuz hatırlarsınız. Oyunun amacı karşımızdaki insanın bu oyunu unutup unutmadığını test etmekti. Karşımızdaki kişiye birşey verirdik. O da "aklımda" derdi.


 

   Yemek yemeye veya bir işe başladığım zaman "Bismillahirrahmanirrahim" diyorum. Bu kelime her işe başlarken Allah'ın aklımızda olduğunu, bizi heran gözetleyen meleklere beyan etmektir. Yapacağımız yada başlayacağımız bir işte Allah'ın yardımını istemektir.

 

   Yani Allah'ın hazinelerinin kapısının anahtarı Bismillah'tır. Nöbetteki askerler insanlara parola sorar. Veya internette bir email hesabımıza şifre girerek ulaşırız. Kuran-ı Kerim'in sırlarını açan anahtar ise Bismillah'tır...

 

Bismillah ile başlanan her iş bereketli ve hayırlıdır. Çünkü Allah'ın yardımı ve koruması vardır.

 

   Peygamber Efendimiz SAV diyor ki: Birşeye başlarken Bismillah demeyi unuttuğunuz zaman, aklınıza geldiği anda:

“Bismillahi fi evvelihi ve ahirihi” deyin.

Yani türkçesi: “Başına da, sonuna da Bismillah”

 


Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor ki: ”Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.” [Taberani]

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Ölümden neden korkmuyorum?


Ölümden neden korkmuyorum?

 

Amerikan sinemasının ruhlu, şeytanlı korku filmlerinden midir bilmem ama gençken ölüden ve mezardan çok korkardım. Ölüm, çok soğuk bir kelime.

 

Düşünsenize tüm sevdiklerinden, eşinden, çocuklarından, kankandan ayrılıyorsun.

 

Ama ölüme çare yok, bütün hayat sahibi canlılara Allah bir ömür tayin etmiştir. Vadesi dolan her insan ölmektedir ve ölecektir.

 


Tahkiki iman’a ulaşma yoluna girdikten sonra Bediüzzaman’ın Risale-i Nur kitaplarını okumaya başlamıştım. Orada ölümü o kadar güzel anlatmış ki, ölüm, imanlı müslümanlar için bir nimettir. Diyor ki:

 

***

“ Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat'î, şeksiz, şübhesiz bir surette, Kur'an-ı Hakîm'in verdiği nur ile isbat etmişiz ki:

 

    Ehl-i iman için ölüm,
 
  1. vazife-i hayat külfetinden bir terhistir;
  2. hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten (kulluktan) bir paydostur;
  3. hem öteki âleme gitmiş yüzde doksandokuz ahbab ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir;
  4. hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır;
  5. hem zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana (cennet bahçelerine) bir davettir;
  6. hem Hâlık-ı Rahîm'inin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir.

Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilakis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.

Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.

Evet ehl-i iman için ölüm, rahmet kapısıdır.

Ehl-i dalalet için, zulümat-ı ebediye kuyusudur. “

(25. Lema - Hastalar Risalesi 9. Deva )

***

Eskiden ölü görünce korkardım. Ama aslında ölüden değil, diriden korkulması gerektiğini öğrendim. Öyle insanlar tanıdım ki, vefasız, ahlaksız, kaba, küfürbaz, hain, menfaatçi, yalaka, vs...

 

Ölü beden milyon yılda geçse kıpırdayamaz, seni dövemez; konuşmaz, kalbini kırmaz. Ölüden değil, asıl diriden korkmak gerek.

 


Ben ölümden, Bediüzzaman’ın yukarıda saydığı nimetlere kavuşacağım için korkmuyorum. Çünkü elhamdülillah imanlıyım. Fakat kalpler Allah’ın elinde. Korkum ölümden değil, bu imanımı kaybetmekten...

 

O yüzden her namazımda Peygamber Efendimizin SAV ettiği duayı çok tekrarlarım: “Ey kalpleri eviren çeviren Allah’ım! Kalbimi dininde sabit eyle.“

 

Namazlarımda Kuran’da geçen Hz Yusuf’un duasını da çok ederim: “Allah’ım müslüman olarak canımı al ve beni salih kullarının arasına kat“

 

Salih kullardan olursam eğer, ölünce kabirdeki berzah aleminde benden önce ölmüş tüm iyi kullarla görüşebileceğim.

 

Düşünsenize Hz Yusuf’un ne kadar güzel olduğunu bizzat göreceğim. İlk insan Hz Adem’le tanışacağım. Hz Ebubekir, Hz Ömer, Hz Osman, Hz Ali RA ve “Sen olmasaydın, kainatı yaratmazdım“ hitabının muhatabı biricik Efendimiz Muhammed Mustafa SAV ile görüşeceğim inşallah...

 

İnsan ölümden neden korksun ki... Barış Manço orada, Neşet Ertaş orada, Faik dedem, babannem, anneannem, Celal amcam orada...

 



Çanakkale gazisi olan babamın dedesi İsa dedemle tanışıp anılarını dinleyeceğim inşallah.

 

Ve en önemlisi, bütün lezzetlerin fevkinde Cenab-ı Allah’ın cemalini göreceğim. ÖLMEDEN GÖRÜLMÜYOR ARKADAŞLAR.

 

Bu yazıdan sonra inşallah toplu intihar vakaları görülmez :)))

 

Allah hepimizi kabire imanlı giren salih kullarından eylesin...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Tahkiki İman’a ulaşmak


Tahkiki İman’a ulaşmak

 

     Ben 2002’de yine böyle bir ramazan ayında günahlara tövbe ederek Kuran’ın Türkçe mealini okudum ve hakiki manada oruç tutmaya başladım.

 


Böylece Allah kalbimde iman nurunu yaktı ve her gün okuduğum yazı ve dinlediğim sohbetlerle imanım arttı ve artık hamdolsun Tahkiki İman’a ulaşma yolundayım.

 

Nedir bu Tahkiki İman diye sorarsanız:

Bizler hamdolsun müslüman bir ana babadan doğduk. Ezan sesleri ile büyüdük. Ama hepimizin imanı “Taklidi iman”

 

Yani ana, babadan, çevreden ve okulda öğrendiğimiz bilgiler ile gönüle inmemiş bir iman. Yani çoğumuzun bildiği, dinimiz islam, kitabımız Kuran, peygamberimiz Hz. Muhammed SAV, Bedir, Uhud savaşı, vs... yani taklidi bir iman

 

Tahkiki iman ise, bütün bunları çok iyi bilmekle kalmayıp düşünen, aklını, mantığını kullanıp araştırarak sorgulayan ve gerçeği bulan imandır.

 

Hidayete erdikten birkaç yıl sonra emekli olduğum şirkette öğle molasında ateist bir mühendis arkadaşla sohbet ederken namaz konusu açılınca dedi ki:

 

- “Sen bana dini, namazı anlatacağına şu konuda bana bir cevap ver:

Allah’ın varlığını, Kuran’ın Allah’ın sözleri olduğunu, Hz Muhammed’in peygamber olduğunu bana ispat et, delil göster. “

 

O an cevap veremedim. Sonraları radyoda dinlediğim sohbette imanın çeşitlerini anlattılar. Anladım ki, benimki taklidi bir iman. Çok okumalıydım.

 

İnternette yaptığım araştırmalar sırasında Bediüzzaman’a ait Risale-i Nur karşıma çıktı. Risale-i Nur’un dili biraz ağırdı. Yapılan tavsiye ile Youtube’da “Uğur Akkafa” ve “Fatih Yağcı” isimli gençlerin tatlı dilli Risale-i Nur sohbetlerini izledim.

 

Tahkiki imana ulaşma yoluna bu sohbetleri dinleyerek girdim. O ateist arkadaş işten ayrıldı, görüşemedik ama o sorulara cevabımı yine de yazmak istiyorum. Belki blog sayfamdan okur.

 

Şimdi Fatih Yağcı kardeşimin bir televizyon programında 2 dakikada Allah’ın varlığını ispat ettiği ilkokul talebelerinin bile anlayabileceği pilot kalem videosunu izleyelim:

 


Pilot Kalem İle Ateizmi Çökertmek

 

Bir pilot kalemde sanat var. Kapağı, mürekkebi, üzerindeki yazılar, renkler... vs. Bunu yapan biri var, değil mi?

 

Peki bir pilot kalem bile kendi kendine olamazsa, ondan milyon kat daha sanatlı olan insan, (bu sistemler, dokular, görme, duyma...) nasıl kendi kendine  olur?

 

Tamam Allah’a inandın diyelim, fakat peygambere nasıl inanacaksın değil mi?

 

Ben bu konuda Risale-i Nur’da pek çok şey okudum. Ama pek çok delilden sadece Kuranı Kerim’in Allah’ın kitabı olduğu ispat edilirse otomatikmen bu peygamberliğine delil olmaz mı?

 

Kuranı Kerim’in Allah kelamı olduğunun bir kaç ayetle izah eden sohbet. Vaktiniz müsait olunca izleyebilirsiniz:

 


 Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın Kelamı Olduğunun Aklen İzahı
 

Kuran’ı Kerim 1400 yıl önce peygamberimize nazil olmuştur. Ve Peygamberimizden SAV bu yana 1400 yıldır tek bir harfi değişmemiştir.

 

Kuran’da öyle bir edebi belagat uslübu vardır ki, ilk defa okuyan veya dinleyenler hayran kalıyor. Böyle üstün bir belagat insan sözü olabilir mi? Okuma yazma bilmeyen, yani ümmi biri (Hz Muhammed SAV) yazabilir mi?

 

Kuran’daki pek çok ilmi örnekler sadece günümüzün bilimiyle ortaya çıkmıştır.

 

Mesela ALLAH kıyametten sonra tekrar diriltmeyi (HAŞİR) anlattığı ayette:

“İnsan, kemiklerini kesin olarak biraraya toplamayacağımızı mı sanıyor? Evet, parmak uçlarını dahi düzenlemeye gücümüz yeter.“ ( 75 Kıyamet Suresi 3-4. ayetler )

 

Peygamberimiz'in yaşadığı dönemin insanları için parmak uçları önemli bir şey ifade etmezdi. 1856 yılında Genn Ginsen adında bir İngiliz, parmak uçlarındaki çizgilerin her insanda farklı olduğunu keşfetti. 1856 yılına kadar insanlar parmak ucunun önemli özelliğinden haberdar değillerdi.

 

Tarih boyunca yaşamış tüm insanların parmak ucunun farklı olduğunun anlaşılmasıyla, parmak ucunun adeta bir kimlik kartı olduğunun farkına varıldı.

 

Kuran’da binden fazla bilimsel mucize ve gelecekten haber veriliyor. (Fatih Yağcı’nın sohbetinde dediği gibi) Eğer ateistlerin dediği gibi Haşa! Muhammed (SAV) onu uydursaydı tek bir yanlış çıkacak ayetle getirdiği din ve peygamberliği iptal olurdu.

 


Böyle mucize bir kitap insan sözü olamaz. Çünkü 1400 sene önce bu gerçekleri ancak Allah bilebilir. Ayrıntılı okumak isterseniz inceleyebilirsiniz:

 


 

Ey ateist arkadaşım! Böylesine mucize kitap gökten basılmış olarak inmedi.

 

Allah onu, en sevdiği kulu ve elçisi peygamberimiz Hz. Muhammed’e SAV ayet ayet yirmiüç yılda indirmiştir.

Kuran’ı Kerim Peygamberimizin SAV en büyük mucizesidir.

 


Yazıyı kısa tutmak için burada bitiriyorum.

ALLAH hepimize “Tahkiki İman” nasip etsin.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 


10 Temmuz 2013 Çarşamba

Şükretmeyi unuttuk


Şükretmeyi unuttuk

 

Geçenlerde çocukluğumdan itibaren şöyle bir hayatımı düşündüm de ne çok nimetlere mazhar olmuşuz.

 

Yetmişlerde, dedemgilin evinde Ereğli’de beraber oturuyorduk. O zaman zengin bir akrabamız sıfır Murat 124 otomobil almıştı. Hayran hayran bakardık.

 

İlkokulda okurken Ereğli’den Ankara’ya iki odalı, tuvaleti bahçede olan bir gecekonduya kiraya taşındık. Tuvaleti içerde olan ve kendime ait odamın olduğu kaloriferli bir ev hayal ederdim.

 

Arkadaşlarımın bisikletine imrenir ve ah benim de bisikletim olsa derdim. Bisikletim oldu. Üniversiteyi bitirirken hastalandım. Engelli kadrosuyla özel bir şirkete işe girdim.

 

İşe başlayınca babam rahatladı ve Serçe marka bir araba aldı. Serçemiz ile yetmişlerdeki zenginlerin arabasına bindik hamdolsun.

 



O zamanlar hala kiradaydık. Benim hastalık ilerleyince 1998’te babam elli yaşında bütün birikimiyle giriş kat bir daire alarak ev sahibi oldu.

 

1996’da şirketin patronu Opel Vectra marka siyah bir araba aldı. Doksanlarda hemen hemen herkesin Doğan, Şahin, Kartal, Reno Broadway gibi yerli montaj arabaları vardı.

 


Ben Opel Vectra’ya hayranlıkla bakar, vay be nasıl güzel araba derdim. Mütevazi bir yaşamı olan patronumuz o arabaya on yıl bindi.

 

2000’li yıllar ile Türkiye’mizde müthiş gelişmeler oldu. Hemen bütün arkadaşlarım evlendikten en geç sekiz-on yıl sonra ev sahibi oldular. Hatta bazıları ikinci ev veya yazlık bile aldılar. Biz de hamdolsun emekli olunca bir de memleketimiz Konya Ereğli’den bir ev aldık.

 

Tüm arkadaşlarım yerli değil, kaliteli yabancı arabalara biniyorlar. Kardeşlerim bile üçüncü arabayı değiştiler, en son sıfır araba aldılar.

 

Geçen Cuma Ereğli’de akülü sandalyem ile Ulu Cami’ye Cuma namazına giderken yol boyunca park etmiş arabalara baktım, hepsi yeniydi. O yol boyunca gördüğüm en eski araba Opel Vectra idi.

 

O an şunu hatırladım. Halamın eşi eniştem 2004’te yıllarca kullandığı motosikletini sattı ve ikinci el bir Opel Vectra aldı.

 

Geçen hafta halamın oğlu Ereğli’den geçerken bize uğradı. Konuşurken baban arabayı değiştirdi mi, dedim. Yok abi hala aynı, dedi.

 

Dedim ki, bu araba var ya, doksanlarda pek çok kişinin hayalini kurduğu otomobildi. Hatta ben; vay be serçe nerde, vectra nerde derdim. Çünkü patronumuzun arabasıydı. Şimdi bizim de son model arabamız var.

 

Biz her zaman, gecekondu da otururken de, parasız kalıp kuru ekmek yediğimiz günlerde de hep sabredip şükrettik. Bakın Rabbimiz ne diyor:

 

“Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size nimetlerimi arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim Suresi, 7. ayet)

 

Bizler şükretmeyi unuttuk galiba. Ama yine de Allah nimetlerini sağnak sağnak yağdırıyor. Sanırım ahirette hesabımız zor olacak...

 

Allah'ın vermiş olduğu bunca nimetler karşısında, namaz kılarak, oruç tutarak, maddi manevi iyilikler yaparak şükür borcumuzu ödemeliyiz...

 



Ve şükrümüzü sürekli hale getirmeliyiz.

Allah şükrümüzü artırsın. İşte ramazan başladı...

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

 

7 Temmuz 2013 Pazar

Allah'ın rızasını kazanmak


Allah'ın rızasını kazanmak

 

   Birgün mahallemizde Üniversite Sınavı (LYS-LGS-ÖSS)’ye hazırlanan bir gence sordum:

 
( Resimdeki o genç değil, halamın oğlu öğretmen Burak Serpek )


Ben: - Üniversitede hangi bölüme gitmeyi düşünüyorsun?

Genç: - Tıp fakültesini tercih edeceğim...  

Ben: - Neden peki tıp?

Genç: - Doktorluk çok saygın bir meslek, üstelik kariyerli ve branşınızda uzman olursanız çok para kazanırsınız...

Ben: - Diyelim ki uzman beyin cerrahı oldun ve güzel bir eşin, triplex bir villan, bankada çok paran, arabaların... vs oldu... ya sonra?

Genç: - Emekli olup eşimle tekneyle dünya turuna çıkacağız...

Ben: - Peki ya ölüm ve sonrası.. peki ya kabir?

Genç: - Abi böyle şeyleri aklına getirmeyeceksin... Dünyaya bikere geliyoruz. Ölüm diyerek ağzımın tadını kaçırma şimdi...

 

   Peki, o genç şöyle düşünse ne güzel olurdu :

 

Genç: - “Abi benim hayatımın amacı Allah'ın rızasını kazanmaktır. ÖSS, LYS de, Doktorluk ta, para da bu amacıma ulaşmam için araçtır.

 

   Ben inşallah beyin cerrahı olarak pek çok hastaya, Allah'ın izniyle şifa konusunda vesile olarak çok sevap kazanmak istiyorum.

 

   Kazandığım parayla, ben öldükten sonra adımı yaşatacak bir okul yaptırmak istiyorum inşallah. Ölünce Allah'ın razı olduğu bir kulu olarak, mezarımda kıyamete kadar rahat uyumak istiyorum.

 

   Böylece inşallah cennette nice köşkler, jeepler, güzel eş , sonsuz gençlik kazanmayı umut ediyorum. Abi dünyaya birkez geliyoruz. Allah’ın rızasını kazanıp cehennemden kurtulmak için başka şansımız yok... “

 


   Sizce de gençler böyle düşünmeli değil mi?

 

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )

 

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Her sabah bakıp dersimi alıyorum


Her sabah bakıp dersimi alıyorum

 

Ben engelli kadrosundan 2010 da emekli oldum. Memleketimiz Konya Ereğli’den bir ev aldık. Yazları dört ay memleketimizde yaşıyoruz.

 

Ben Ereğli’deki odama bir tablo yaptırdım. Tablodaki yazılar Bediüzzaman’ın Risalei Nur külliyatında geçiyor. Bu sözlerin kenarlarına ilgili resimleri google dan buldum ve bu tabloyu Word’de kendim hazırladım.

 

Sonra bunu Ereğli’de çarşıda baskı makinesi olan bir fotokopicide A1 (yaklaşık 70x40 cm) boyutunda baskısını yaptırdım. Bu baskıyı da bir çerçevecide çerçeve yaptırdım. Bana toplam 25 TL ye maloldu.

 

Odamda duvardaki namaz imsakiye saati ve bu tablodan başka birşey yok. Odama hiç resim astırmayışımın nedenini soranlara bir kitapta okuduğum Peygamber Efendimizin SAV şu Hadisi Şerifini söylüyorum.

 

Hz. Ali (radıyallahu anh)'den Ebû Dâvud ve başka kitaplarda rivayet edilen:

"İçinde köpek, resim ve cünüb bulunan eve (rahmet getiren) melekler girmez" (Ebû Dâvud Libas,129; Nesâî, Tahare,167)

 

Nitekim, Hattâbî, bu hadisin de sıhhatine kaildir ve ma'nâyı şöyle tevcih eder: "Buradaki cünübten murad yıkanmaktan hoşlanmayan ve terketmeyi âdet haline getiren kimsedir, yıkanmayı tehir eden kimse değildir."

 

Resim’den maksat ise manzara resmi değil, bir suret, sima olan resimdir. Ankara’da odamdaki tüm resimleri kaldırttım. Zira ben namazlarımda meleklerle beraber olmak istiyorum.

 

Ereğli’de her sabah uyanınca bu tabloya bakıyorum ve kıssadan hisse gibi gerekli dersi alıyorum. İsterseniz tablodaki sözlerden her sabah kalktığımda aldığım ibretleri anlatayım:

 

 
 
1. "Dost istersen Allah yeter."

Evet, O dost ise her şey dosttur. Allah’ı bulan neyi kaybeder, O’nu kaybeden neyi bulur ki? Elimi açınca beni dinleyen ve duama karşılık veren Rabbim var.


2. "Yârân istersen Kur'ân yeter."

Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder. Bütün sevgililer günün birinde çirkinleşir, yaşlanır, ölür. Gerçek aşk Allah aşkıdır. Seven sevdiğinin kitabında yazanları okur ve uygular. Namazı kılmayanın Allah sevgisine nasıl inanacağız?


3. "Mal istersen kanaat yeter."

Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir. Ziyafet için kebaplara gerek yok, inanın resimdeki gibi çıtır simit, peynir ve demli çay beni sevindirmeye yeter.


4. "Düşman istersen nefis yeter."

Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider. Her sabah uyanınca bu sözle ilgili resimlere bakınca elini mum ateşine tutan gencin hikayesini hatırlıyorum
( http://celal1973sevdikleri.blogspot.com/2013/07/hikaye-nefis-ile-mucadelenin-mukafaati.html )  ve kendime “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle.”  Diyorum.


5. "Nasihat istersen ölüm yeter."

Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır. Her sabah bu nasihati okuyunca belki bugün son günündür. Namazını ona göre huşu ile kıl ve ihlasla duanı et diyorum ki hergün gözyaşıyla uzun uzun dua ediyorum. Belki de bugün akşama ölebilirim diye...

 

Sizlere acizane böyle bir tablo olmasa bile bir hadis, ayet, dua bastırıp göreceğiniz yere asmanızı tavsiye ediyorum.

 

Mesela bir arkadaşımın hanımı mutfak aspritörü üzerine, bilgisayar yazıcısından bir dua bastırıp yapıştırmış. Yemek pişirirken duayı ezberlemiş.

 

Celal Çelik              Ankara  ( Konya-Ereğli )